[Yönetmen] Yasujiro Ozu biyografisi, hayat hikayesi, filmleri (1903~1963)

1
73

Başlangıçta kameraman yardımcılığı yapan Yasujiro Özü, Japonyanın en büyük stüdyolarından biri olan Shöchiku’da yönetmenliğe 1927’de başladı. 1963’te 60 yasındayken öldüğünde geride neredeyse tamamı Shöchiku için yapılmış 53 film bırakan Yaşujiro Özü, Japonyanın en büyük yönetmeni olarak kabul edilmektedir.

1920 lerin sonlarına gelindiğinde Japon sineması ” modernleşme” sürecini yaşıyordu. Sudyo yöneticileri, birçok bakımdan Birleşik Devletler’dekine benzer dikey olarak bütünleşmiş bir oligopol oluşturmuşlardı. Japon izleyiciye cazip gelecek şekilde, parlatılmış kolaylaştırılmış yumuşak filmlerle birbirleriyle rakebet etme uğraşına girmiş olan yönetmenlerse Holywood sinemasının birçok bilimsel ve anlatısal geleneğini taklit etmekteydi.

Genç Özü işte böyle bir ortamda yetişmişti. Pek çok Japon filminden sıkıldığını itiraf edecek olan Özü, fiziksel mizahı toplumsal gözlemle birleştirebilecek komediler yaratmak için Chaplin, Lloyd ve Lübitsch gibi ustaların yöntemlerini özümsedi(Umarete wa mita kedero “Doğdum ama. . . “; 1932) . Okul yaşamı, sokak çeteleri (Hijosen no onna, “polis Kız”; 1933) ve aile içi gerilimlerle (Tokyo no onna, Tokyo’lu kadın, 1933) ilgili filmler yaptı. Bunların tümünde yakın çekim, kurgulama ve çekim tasarımı ustalığını gösterecekti. Onun ayrıksı üslubu, kamerayı alçak yerleştirmeye ve nesneleri karışık bir şekilde yüz sel tepkilerle kesmeye dayanıyordu. Bir çift eldivenin (Gençlik Günleri, 1929) ya da boş bir bozuk para kesesinin (Değigökoro, Hülyalı Geçiş, 1933) elden ele dolaşmasıyla nansensu(saçma) gaglar yaratabilen tuhaf bir mizah da sergileyen Özü, modern Tokyo’yu gizemli ve dokunaklı bir manzaraya dönüştürmeyi de başarmıştır. Bütün bir çekim, bir binadan aşağıya uçuşan bir kağıt parçası, bir sekreterin pencere eşiğinin üzerinde pudralığı veya boş bir kaldırım üzerine yoğunlaşabiliyordu. Tokyo’ya gelen ve oğlunun bir meslek edinemediğini gören taşralı bir kadınla ilgili ilk sözlü filmi “Hitori Muşuko”da (tek Oğul, 1936) bütün bu eğilimler bir odakta toplanmıştı ve o günlerde Özü, Japonya’nın en iyi yönetmenlerinden biri olarak görülmekteydi.

Savaş döneminde askerlik hizmeti yüzünden az sayıda film yaptı; sadece “Todake no kyödai” (Toda ailesinin erkek ve kız kardeşleri, 1941) ve Chichi arıkı (Bir baba vardı, 1942) gibi “cephe gerisi” filmleri çekecekti. Savaş sonrasında yaptığı ilk film, 1930lardaki çalışmalarını anımsatan bir “komusülük” olan “Nagaya shinshiroku”ydu. (Bir kenar mahalle centilmeninin günlüğü, 1947) ama en ünlü filmleri kuşaklar arasında çatışmaların yaşandığı ve kriz yaşayan geniş bir aileyle ilgili incelemeler yaptığı “Todake no kyödai”nin ayrıntılandırılmaları oldu.
Bu geniş aile filmlerinin en ünlüsü, “Tokyo monogatarı”dır. (Tokyo öyküsü-Tokyo story, 1953) . Bu filmde de, Tek Oğuldaki anne gibi, yaşlı bir çift Tokyo’ya giderler. Kendi işleri ve ailelerinin sorunlarına dalmış olan çocukları, onlara soğuk davranır; sadece gelinleri ve savaşta kaybolan oğullarının dul eşi Noriko yaşlı çift’e ilgi gösterecektir. Geri dönüş yolculukları sırasında büyük anne hastalanır ve evde olur. Büyük baba karısının saatini Noriko’ya verir ve yalnız bir yaşama çekilir. Bu çıplak anektot, Özü’nün ellerinde, insanların aşkı, sadakati ve sorumluluğu ifade etme biçimlerinin eşsiz bir açığa vurumu haline gelir.

Çocuklar büyüyecek ve bir gün gelip aileyi terk edicektir; dostlar zamanı geldiğinde ayrılmalıdır; bir oğul ya da kız evlat bir gün mutlaka evlenmelidir; dul bir kadın ya da erkek yalnızlığı terk edilir; yaşlanmış ebeveynler ölecektir. özü ve senaryo yazarı Noda, bu temel motifler üzerinde bir dizi değişiklikler yaparak pes peşe filmler çekeceklerdi. Bununla birlikte ürettikleri her film, temel malzemeyi yepyeni biçimlerde yeniden işlemenin bir yolunu bulmuştur. “Banshun”(Baharın sonları, 1949) , baba ile kızın birbirlerinden ayrılmak zorunda kalışlarıyla ilgili büyük ölçüde kasvetli bir incelemedir; Özü’nün son filmi Sammo no ajı (Bir sonbahar öğleden sonrası, 1962) konuyu tüketimcilik üzerine bir taşlamayla ve savaş öncesi değerlerin nostaljisiyle birleştirir. “Bakushu”(Yaz başlangıcı, 1951) işe evlenmek üzere olan bir kızı konu edinir; fakat burada eylem, aile için bir komedidir ve kenar mahalle yaşamı ağına gömülüdür. Bazı bakımlardan çocuk komedisi Doğdum, ama. . . énin izlerini taşıyan “Ohayo”‘da (Günaydın, 1959) Özü ile Noda, çocukların aralarında yaptıkları öşürma yarışını, yetişkin muhabetinin amaçsız şakalarıyla karşılaştırarak aile içi çatışmayı çok daha “kaba” bir biçimde ele alacaklardır.

Bu eserlerin tamamına bakıldığında Özü’nün üslubu seri, titiz ve büyük vurgu değişiklikleriyle dolu olduğu görülücektir. Çoğunlukla tam karşıdan konumlandırılan statik/ters çekimleri çerçeve içindeki karakterlere uyar; öyle ki, perde sanki inceden inceye değişen bir kütleler ve karşıtlar alanı haline gelir. 1930 lardaki çalışmalarda genellikle ustaca olan kamera hareketleri, setlerde dikkatli bir şekilde düzenlenen zayıf aksesuarların parlak rengini ortaya çıkaran renkli filmlerde kullanılmaz. Her şeyden önce, yaklaşık 40 yıl boyunca tek bir basit biçimsel tercihin sonsuz kompozisyon ve derinlik dereceleri üretebileceğini göstermeyi amaçlamışçasına, ünlü alçak kamera yükseliği -yere oturmuş bir insanın bakış düzeyinde- inatla varlığını sürdürecektir. Özü’nün görünüşte basit olan tekniklerde bulduğu inceliklerin karşılıkları, yalnızca sinemanın bize verebileceği ölçüde günlük yaşama yakınmışçasına gibi görünen filmlerin duygusal zenginliğinde yatmaktadır.

Seçme filmler:
Tokyo ni gassho (1931)
Umarete wa mita keredo (1932)
Tokyo no onna (1933)
Hijosen no onna (1933)
Değigökoro(1933)
Hitori Muşuko (1936)
Todake no kyödai (1941)
Chichi arıkı (1942)
Nagaya shinshiroku (1947)
Banshun (1949)
Bakushu (1951)
Tokyo monogatarı (1953)
Higanbana (1958)
Ohayo (1959)
Sammo no ajı (1962)

Kaynakça:
Bordwell, David (1988) , Özü and the Poetics of Cinema.
Burch, Noel (1979) , To the Distant Observer: Forms and Meaning in the Japanese Cınema.
Hasumi, Shıguehiko (1983) , Kantoku Özü Yaujiro (“Director Yaujiro Özü”) .
Richie, Donald (1974) , Özü.

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
Emin Sonmez
Ziyaretçi
Yasujiro Ozu bu ismi ilk defa 22.İstanbul film festivalınde duydum.tabi ki istanbulda yaşamadığım için bu zat-ı muhteremi tanıyamadım.ama ondan sonra sırf ismi ilginç geldiği için araştırmaya devam ettim ve bayağı yol katettim sayılır.{sinema dergisi sağ olsun.mehmet açar ın “Ozu için teşekkürler”yazısından}sonra tamen takibe aldım bu yazı bana çok şey öğretti aslında Ozu nun izinden giden yönetmenlere bakınca daha bir aşık oldum kendisine{nuri bilge ceylan,zeki demirkubuz,takeshi kitano,wim wenders,hal hartley,wong kar-wai ve daha nice usta yönetmenler} kendisinin başlattığı ilginç ve çok gerçekçi kamera tekniği {benimde favori kamera tekniğim bu}halen tüm saygınlıkla kullanılmaktadır ve kullanılacaktır da.ALMAN yönetmen WİM WENDERS OZU yu tanıdıktan sonra… Read more »
wpDiscuz