[Yönetmen] Terrence Malick biyografisi, hayat hikayesi.

0
21

Filmleri birer şiir olarak nitelendirilen, 1943 Texas doğumlu Terrence Malick, özellikle ilk iki filmi “Badlands” (1973) ve “Days of Heaven”da (1978) olayları olduğu gibi yansıtan, dolaylama yapmadan, lafı fazla dolandırmadan gösteren bir yönetmen. Ancak, 1998 yılında izlemiş olduğumuz son filmi “İnce Kırmızı Hat”ta “The Thin Red Line” durum önceki filmlerinden farklıdır. Bu filmde, senaryonun felsefeyle olan kısmen yakınlığı da yadsınamaz tabi ki. ikinci Dünya Savaşı sırasında, Güney Pasifik’in kontrolünü ele geçirmek amacıyla, Amerikan askerlerinin Guadalcanal Adası mevzisini Japonlar’dan almasını konu alan bir savaş filmi olmasına karşın, Malick bu filminde izleyiciye aksiyon vaat etmez. Bir savaş filmi izlemenize karşın, o ana dek izlediğiniz tüm savaş filmlerini unutur ve gördüklerinize, duyduklarınıza hayran kalarak filmin büyüsüne kapılırsınız. Kadrosunda Sean Penn, Adrien Brody, Ben Chaplin, George Clooney, John Cusack, Woody Harrelson ve Nick Nolte gibi büyük oyuncuları barından film, Spielberg’in “Er Ryan’ı Kurtarmak” (“Saving Private Ryan”) filmiyle sıkça kıyaslanmış ve 7 dalda aday olduğu Oscar’larda beklediğini bulamamıştı.

Uzun yıllardır sinemanın bir parçası olmasıyla birlikte, yönetmen olarak imzasını attığı ve beyaz perdeye taşınan filmlerinin sayısı, bir elin parmakları kadar bile değil. Fakat, bu küçük gibi görünen dev filmografi ile birlikte Terrence Malick, kendine ait tarzı ve izleyici kitlesini sağlam bir şekilde kazanmıştır. Asıl konusu insan ve insana dair duygular olmuştur. Filmlerine senarist ve yapımcı olarak da imza atan Malick için belki de en iyi tanımlama ‘tam bir auteur’ olmalı. Yönetmen her zaman, hamurunu yoğurup; suyunu, tuzunu kendisinin ayarladığı ekmeyi yemeyi tercih ediyor. iki filminde kullanmış olduğu özgün senaryoların yanı sıra, ikinci filminden tam 20 yıl sonra 1998’de “İnce Kırmızı Hat”ı çekmek için James Jones’un aynı adlı romanını tekrar kaleme alarak senaryolaştırmıştır. Bu filmin, az önce bahsettiğimiz gibi, yönetmenin üslubundan bir nebze ayrılmasının nedenlerinden birisi de bu olsa gerek. Yani, hammedenin kendisine ait olmaması.

Dönemin gençliğinin düştüğü durumu yansıtan sosyal içerikli bir film olan “Badlands”, yönetmenin ilk uzun metrajı. Sıradan bir çöpçü olan Kit (Martin Sheen) aynı kasabada yaşayan Holly’i (Sissy Spacek) gözüne kestirir. Kendinden emin hareketleriyle kızın gönlünü fetheden serseri, kızı alır ve birlikte kaçarlar. Kaçış, düzen karşısında hissedilen memnuniyetsizlikten ve tek düzelikten kaynaklanmaktadır. Malick’in doğaya sürüklediği karakterler, kendilerinin bile farkında olmadıkları bir kaçış içerisine girerler. Kit’in, fütursuzca ve soğukkanlılıkla art arda işlediği cinayetlerden sonra yakalanması ve polislerin onu James Dean’e benzeterek fotoğraf çektirmek istemeleri de Amerikan popülizmin etkisini açıklar nitelikte.

1978’e gelindiğinde, Terrence Malick yine kendine ait bir senaryoyu filme alıyor. “Days of Heaven”, doğa resimleriyle süslü, yer yer pastel boya, yer yer sulu boya tablolarını andıran bir film. Bugüne kadar çekmiş olduğu filmlerden anlaşıldığı üzere, Terrence Malick doğa ve insan temalarını birlikte kullanmayı seviyor. Ayrıca, filmlerindeki ortak bir nokta da silah ve ölüm. “Days of Heaven”da, sevgilisi, sevgilisinin kardeşi ve Bill (Richard Gere), bir çiftlik evine giderler. Bill, önceleri parasını yiyebilmek amacıyla sevgilisi Abby’i (Brooke Adams) çiftçiye (Sam Shepard) yamamaya çalışır. Fakat işler önceden planlandığı gibi gitmez. Bill vicdanı ile ciddi bir muhasebe içine girer. Duyguları ağır basar ve kıskançlık içinde git gide büyür. Bill için yapacak tek bir hareket kalmıştır: Çiftçiden kurtulmak. Maddiyat ve maneviyat arasında gidip gelen bu ikilem arasında maneviyat galip çıkar. Ama arkasında ciddi bir suç bırakarak.

Malick, sinemasını, basit hikayeye, sakin anlatıma dayanan bir üslup üzerine kurmuştur. Fakat, görünen hikayenin altından çıkacak dersler göz ardı edilmemelidir. Doğa ve insan kompozisyonlarını iç içe mükemmel bir şekilde harmanlar. Bir savaş filmi olan “İnce Kırmızı Hat”ta, yeşiller arasında bir derede yüzen yerli halk, askerlerin tırmanışına eşlik eden bulutlar; “Badlands”te gün batımının pastel dokusu üzerine düşen eli tüfekli adam; “Days of Heaven”daki alacakaranlık kıskançlık.., ve bu anlatım içinde oyunculara yüklenen halet-i ruhiye.., abartısız bir gösteriş, duygusal bir an…

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz