[Yönetmen] Pier Paolo Pasolini biyografisi, hayat hikayesi, filmleri (1922~1975)

1
36

Pier Paolo Pasolini, bir şair, romancı, sinemacı, denemeci ve muhalifti. Bologna’da doğan Pasolini’nin çocukluğu İtalya’nın en Kuzeyindeki Friuli’de geçti ve ardından üniversite eğitimi için Bologna’ya geri döndü. Gençlik yılları, 1945’te partizanlar arasındaki iç çatışmada öldürülen kardeşinin ölümü ve giderek daha fazla içen eski faşist babası yüzünden sıkıntılarla doluydu. Genç yaşta komünist partiye girdi;ama 1949’da genç erkek çocuklarla ilişkiye girdiği iddiasıyla ortaya çıkan bir skandal nedeniyle partiden atıldı. Komünist partiden atılmasına kızmaktan çok üzüntü duyan Pasolini, Parti ve sol kesimlerle anlaşmazlığa düşmesine rağmen yaşamının sonuna kadar komünist olduğunu her zaman sölyleyecekti.
Pier Paolo, 1950’de annesini yanına alarak Roma’ya gitti. Orada kısa sürede iki şiir kitabı, Le ceneri di Gramşçi(1957)ve La religone del mio tempo(1961);Roma lehçe ve argosundan yaratıcı bir biçimde yararlanan iki roman, Ragazzi di Vita(1955) ve una vita viölenta(1959)ile ünlendi. Yerel dildeki yetenekleri ona film endüstirisinde, en başta de Fellini’nin Le Notti di Cabiria’sının (1957)senaryosunda çalışma imkanı verdi. (Yaa Nighthawkçim filmi izlemiyorsun sen de ).

Yönetmenliğini yaptığı Accattone(1961) ve Mamma Roma(1962)adli ilk iki filminin konusu, Romadaki yoksulların yaşamıydı, bu filmlerin ayırt edici özelliği, Bach ve Vivaldi’nin müziklerinin kullanılmasıyla artan güçlü bir ütopik bir akıcılığa sahip olmalarıdır. 1962 tarihli derleme film RoGoPaG’in bir bölümünü oluşturan kısa filmi La Riçotta’da (Lor Peyniri), Orson Welles, Pasolini’nin (dublajlı)bir sözcüsü olarak rol aldı. Çarmıhtan indiriliş’in bir parodisi olan film, dine saygısızlık suçlamalarıyla karşılaştı. İl Vangelo secondo Matteo(1964)işe aksine Matta’ya göre İncil’in çarpıcı ve ağırbaşlı bir yeniden anlatımıydı ve Pasolini’ye gerçekçi olmayan bir Katolik-Marksist etiketinin yapıştırılmasına neden oldu.

Pasolini’nin din’e yönelk tutumu, aslında oldukça ikircikliydi. “Kutsal”(sacrale)dediği şeyin her yönüne ilgi gösterdi;ama bu kutsallık giderek ilkel din ve mitoloji üzerine konumlanmaya başladı. Kral Oidipus(Edipo re, 1967), Porcile (Domuz ahiri, 1969) ve Madea’da(1970), ilkellikten uygarlığa geçişin mitsel düşüncelerini ima yoluyla uygarlığın aleyhine araştırdı. Genel olarak, mitsel bir yuva arayışında aşağıya doğru (köylülüğe ve alt-proletaryaya), dışarıya doğru(Güney İtalya ve ardından Afrika, Arap dünyası ve Hindistan’a)ve zaman içinde tekrar geriye doğru(ortaçağ ve klasik-öncesi Yunanistan’a)umutsuzca hareket ederek, kendi ütopyalarını, üyesi ve kurbanı olduğunu hissettiği modern, kapitalist, burjuva dünyadan olabildiğince uzağa yerleştirdi.

Dil’e öteden beri var olan ilgisi, 1960’larda göstergebilim’e yönelmesine neden oldu ve sinemaya bakış açısını iki denemeyle, “The written language of Reality” ve “A Cınema Poetry”(Heretical Empricism’de yeniden yayımlandı, 1988)ile kurumsallaştırmaya çalıştı. Bu denemelerinde, film dilinin bizzat gerçeklikte doğal bir temele, sinemacı onu göstergelere dönüştürdüğünde anlam kazanan bir temele sahip olduğunu savundu. Kendi filmleri, natüralist olmaktan çok uzaktır. Anlatı sürekliliğinden kaçınan Pasolini, ifadeyi ilk bakışta olağan biçimde kavrandığı şekliyle, “gerçeklik”ten herhangi bir biçimde bağımsız gibi görünen tekil, güçlü imge üretimine yoğunlaşır. Bununla birlikte, bütün bunların temelinde yatan asıl şey, bir tür simge öncesi”hakikat”modern insanlık artık kavrayamayacağı duygusal bir gerçekliğin umutsuzca aranmasıdır aslında.

Teorema’da(1968) ve Porcile’nin “modern”bölümünde burjuva aile kavramını acımasızca didikledikten sonra Pasolini, tüm filmlerini tarihsle ya da tarih öncesi geçmişeyerleştirid. 1970’lerde Dekameron(1970), Canterbury Öyküleri(1971) ve Binbir gece masalları(İl fior delle mille e una notte, 1974)ile orta çağ masal derlemelerini temel alan bir dizi filme girişti. Karanlık yanları bulunmasına rağmen”yaşam üçlemesi”denilen bu filmler kayıp bir neşeli ve masum cinsellik dünyasının kutsanışı olarak görüldüler. Fakat Pasolini’nin niyeti bu olmuş olsa da bunu şiddetle reddedecekti. “Cinsel Özgürlük”denen şeyin(eş cinsel özgürlüğü de dahil)bir düzmece olduğuna giderek daha fazla inanan Pasolini, gazete yazılarında çağdaş cinsel törelerin zararlı yönlerini şiddetli bir biçimde yermeye başladı.

1968’in radikal öğrencilerine yönelik eleştirilerinden ötürü solcular tarafından dışlanmaya başlayan Pasolini, İtalyadaki eskimiş kürtaj yasasının serbest bırakılmasına karşı çıktı;dağınık ve telaşlı bir biçimde peş ederek geri çekilmek zorunda kaldı. 1975’te, De Sade’in romanını İtalyadaki faşist rejim’in son yıllarına konumlandırarak faşizm ile sadizmi ve cinsel özgürlük ile baskıyı açıkça ilişkilendiren muhteşem başyapıtı “Salo”yu(Bkz. üstteki resim)(Salo o le centöventi giornate di Sodoma)yaptı. Ölümünün ardından 19992’de yayımlanan bitmemiş romanı Petrolio dışında, bu ürkütücü belge onun son çalışması olacaktı. 2 Kasım 1975 sabahı, hırpalanmış cesedi, Roma’nın dışında Ostia Tatil sitesinin yakınlarında işsiz bir arazide bulundu. (İlişkiye girdiği 17 yasında bir erkek çocuk tarafından parçalanarak öldürüldüğü iddia edilir. . . )

Filmler(uzun metrajlı filmler)
Accattone(1961), Mamma Roma(1962), İl vangelo secondo matteo(1964), Uccellaccı e uccellini(1966), Edipo re(1967), Teorema(1968), Porcile (1969), Madea(1970), İl decamerone(1970), İ racconti di cantebury(1971), İl fior delle mille e una notte(1974), Salo o le centöventi giornate di Sodoma

-Dünya Sinema Tarihi-
(Salo veya Sodom’un 120 günü, Salo or 120 days of Sodom, Bu film sinema tarihinde final sahnesine kadar zor dayandığım;final sahnesinde de havlu attıran tek filmdir, sinema tarihindeki en ileri gitmiş filmlerin başındadır ve bana göre sinema tarihinin en sağlam filmleri arasındadır. Resimde gördüğünüz Criterion dvdsinin kapağında sahne filmin finalindeki sahnelerden birisidir ve en etkileyicilerden biridir, köylü çocuk, güç sahibi adamlar tarafından dili demir mengene bi şeyle çıkartılıp, ortasından bıçakla kesilmekteidir, artık gerisini siz düşünün yanı. . )

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
Emin Sonmez
Ziyaretçi
Pasolını kırkından sonra sinemaya bulaşmıştı vahşiyane bir cinayete kurban gittiğinde ise henüz 53 yaşındaydı. Yine de bu kısa süre zarfında bir hayli film çekti fakat açık sözlülüğü ve dürüstlüğü onu kaçınılmaz felakete doğru sürüklemişti. Cesedi İtalya’nın adını hatırlayamadığım ir sahilinde bulunmuştu; ölmeden önce fena halde dövülmüş, cinsel organıyla beraber anüsü paramparça edilmiş o da yetmezmiş gibi kafasının üzerinden otomobille geçilmişti. Susturulmuştu, hem de en trajik bir biçimde. Ve birilerinin de muhtemelen içine su serpilmişti. Kim bilir daha neler yaratacaktı ama olmadı işte. İşin ilginç yanı suçun faili olarak 17 yaşında bir çocuk gösterilmiş ve oğlanın çelişkili ifadelerine rağmen dava üstünkörü… Read more »
wpDiscuz