[Yönetmen] Michael Powell & Emeric Pressburger hakkında bilgi.

0
52

Michael Powell ve Emeriç Pressburger arasındaki işbirliği, sinema tarihinin en dikkate değer işbirliğidir. iki adam, 1930’ların sonunda Korda’nın London Films’ınde çalışırken tanıştılar. Düşük bütçeli”kotalık ucuz filmler”i yönetmekte olan Powell, “Dünya’nın eşiği”ndeki (1938)çalışmasıyla Korda’nın dikkatini çekmişti. Bir Macar mülteci olan Pressburger ise Almanya ve Avusturya’da senarist olarak çalışmıştı. İlk ortak çalışmaları, Siyahi Casus(1939)olacaktı.

1942’de kendi yapım şirketleri”Archers”i kurdular. Bu kuruluş altındaki ilk filmleri”Albay Blimp’ın hayatı ve ölümü”(1943)ile başlamak üzere birlikte yaptıkları tüm filmlerini ortak imzaladılar:”Yapan, yazan ve yöneten Michael Powell ve Emeriç Pressburger. ”
Bu jenerik, iş ilişkilerinin işbirliğine dayanan doğasını vurgulamaktan daha fazlasını yapacak ve işbirliklerinin benzersizliği, diğer stüdyoların seri yapım yöntemleri dünyasından bağımsız olan konumlarını pekiştiricekti. Aynı zamanda uzun metrajlı filmlerin yapımında büyük tüdyoların çok önem verdiği dikkatli işbölümünü de bulanıklaştırdı. Büyük yeteneklerin ve stüdyo teknolojisinin sunabileceği tüm kaynakları kullanmasına, filmlerinin oyuncu kadrosunu çoğunlukla önde gelen İngiliz sahne ve perde yıldızlarından oluşturmasına rağmen, The Archers savurganca da olsa bağımsız sinemacılar gibi çalıştı. Filmleri, aynı zamanda , biçime ve içeriğe gerçekçi bir yaklaşımın egemen olduğu dönemin İngiliz sinemasına aykırıydı. Powell-Pressburger filmlerini basit bir şekilde kategorize etmek kolay değildir;onlar zengin ve karmaşık bir biçimsel boyut ve gelenekler yelpazesinden yararlanırlar.
Powell-Pressburger filmleri, bizzat sinemanın kalbinde atan konuları tekrar tekrar ele alır:Gerçeklik ile yapaylık arasındaki ilişki nedir?Sinemanın, tiyatro, resim ve müzikle bağlantıları nelerdir?Bu en çağdaş ve teknolojik sanat biçimiyle en eski anlatım biçimleri arasında hangi bağlantılar vardır?Bireysel sanatçı bu konuları biçimlendirmede hangi rolü oynamalıdır? Eş zamanlı olarak, hem popüler;hem de elit bir izleyici topluluğuna seslenen bir eser yaratmak mümkün müdür?

Biçimsel ve görsel sofistikasyonlarına rağmen Powell-Pressburger filmleri çoğunlukla kökenindeki mit, fabl ve peri masallarıyla anlatıya eşlik eder ya da açıkça akla getirir. Bu tür mitlere ya da öykü anlatma yöntemlerine alıştırılan popüler izleyici topluluğu (özellikle İngiliz izleyici)için dlaysızca ulaşılabilir bir dünya yaratabilirler:Örneğin, Chaucer(Bir Canterbury Hikayesi, 1944), Hans Christian Andersen (Kırmızı Pabuçlar, 1948), E. T. A. Hoffman(Hoffman’ın Masalları, 1952). Powell ile Pressburger, mitsel ve mistik İngiliz tarihiyle var olan bağlantıların bastırıldığı ya da yadsındığı savaş sonrası endüstrileşmiş İngiliz kültürüyle ilgili kaygıları belgelemekle de ilgilenmişlerdir. Bu kaygılar, kadın kahraman Joan Webster’in (Wendy Hiller), yüz yıllık efsanelerin, lanetlerin ve mitlerin egemen olduğu, dünyayı, materyalist arzularına ve bu arzuları cisimleştiren orta yaşlı zengin bir erkek olan Torquil MacNeil’le(Röge Lİvesey)evsenmeye tercih ettiği”Nereye gittiğimi biliyorum”un(1945)çağdaş bezeminde oldukça belirgindir.

Powell ve Pressburger için mit’in ve fantezinin büyüsüne kapılış;anlatısal ya da toplumsal düzeyde son bulmaz. Mistik ve”Doğal Dünya”aşkının, görgü ve”iyi zevk”yoksunluğunun egemen olduğu dürtülerle harekete geçen eserleri tamamen romantiktir. Filmlerinin çoğunda çağdaş İngiliz kültürünün görüntülerini belgeleme arzusu ile ondan tamamen uzaklaşıp;bir iç eneyim ve sanat için sanat dünyasına çekilme arzusu arasında bir gerilim vardır. “Sanat için ölme”duygusu en ünlü ve ticari bakımdan en başarılı filmlerinde, örneğin duygusal aşırılıklar, stilize edilmiş histerik davranışlar, ve oldukça erotikleştirilmiş mazoşizmle dolup taşan Hoffman’ın Masalları ve Kırmızı pabuçlar gibi filmlerde kendisini hissettirir. Anlatı mekanı çoğunlukla parçalı ve fantastiktir. Klasik denge, düzen ve türdeşlik duygusuna meydan okur, aşırı stilizasyonuyla canlandırma sinemasına göz kırpar(Powell, Walt Disney’in büyük bir hayranıydı). Mit ve efsane, sinemaya büyüsel ve aşkın bir nitelik taşıyan, görüntüyle müzik arasındaki ilişkinin yakından bağlantılı olduğu bir araç haline gelmektedir. Bu yönelim, opera ve operet uyarlamalarıyla(Oh. . . Rosalinda!, 1955), Hoffman’ın Masalları)ve kurgulamanın, diyaloğun ve kamera hareketlerinden oyuncuların hareketlerine kadar tüm sinematografik hareketlerin güçlü bir biçimde önceden belirlenmiş ritmik ve kareografik bir boyut kazandığı ve Powell’in “bileşik film”dediği şeyle sonuçlandı. “Bir ölüm kalım sorunu”, Powell-Pressburger’in, aynı anda hem oldukça üsluplu bir fantezi hem savaş sonrası İngiliz kültürüyle ilgili bir çözümleme hem de sinematografik imgelerin anlamı ve kurgusu üzerinde derin bir düşüne olan film yaratma eğiliminin belki de en zengin örneğidir.
Powell, Pressburger’siz yaptığı en önemli filmi “Röntgenci”de sinemayla ilgili bu derin düşünceyi birkaç adım daha ileri götürecekti. Filmin unu, birçok Powell-Pressburger çalışmasında olduğu gibi, zaman içinde sürekli artmaktadır. O dönemin ana akım eleştirmenlerinin sık sık saldırısına uğrayan, denizaşırı dağıtımlar için makaslanan, değiştirilen ve genel izleyiciyle her zaman için bağlantı kuramayan Powell-Pressburger filmleri, Francis Ford Coppola, John Boorman ve Martin Scorsese’den (Powell’in ABD’deki ününü canlandırmak için çok şey yaptı)Derek Jarman, Sally potter ve Akı Kaurismaki’ye kadar yeni kuşak sinemacıları etkileyerek hak ettikleri benzersiz statüye ulaşmıştır.

En iyi filmleri:
Powell(Pressburger’siz)
The edge of the world(1938), The Thief of the Bağdad(1940), Peeping Tom(1960), Age of Consent(1969)
Pressburger(Powell’siz)
Twice upon a time (1952)
Powell ve Pressburger:
The Spy in black(1939), Contraband(1940), 49th parallel(1941), The life and death of colonel blimp(1943), A Canterbury Tale (1944), İ know where İ’m göing!(1945), A matter of life and death(1946), Black narcıssus(1947), The Red Shoes(1948), Gone to earth(1950), The elusive pımpernel(1950), The tales of Hoffman(1952), Oh. . . Rosalinda!(1955), The battle of the river plate (1956), İ’ll met by moonlight(1956)

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz