[Yönetmen] Elia Kazan biyografisi, hayat hikayesi, filmleri (1909~2003)

1
55

Elia Kazan 1909 yılında Kayseri’de(bazılarına göre İstanbul’da) ortodoks bir aileden dünyaya geldi. Elias Kazancakis’in ailesi daha ilk dünya savaşı patlak vermeden Amerika’ya göç etti. Elias orada hep bir yabancı, bir göçmen olarak dışlandı. Üniversitede de sürekli dışarıda bırakıldı. Bütün bu etmenler Kazan’ı sanata yönlendirdi.

Kazan Yale üniversitesi drama bölümünde eğitim gördükten sonra tiyatroya yöneldi. Yine bu dönemde görüş olarak sol cenahı benimsedi. Gençliğinde ki dışlanmaların da etkisiyle Amerikan Komünist Partisine girdi ve orada önemli etkinliklere katıldı(Daha sonradan buna çok pişman olacaktı). Kazan kısa zamanda fiziğinin oyunculuğa elverişli olmadığını anladı ve yönetmenliğe yöneldi. Tiyatro yaşamı oldukça başarılıydı. Tennesse Williams ve Arthur Miller oyunları onun uyarlamaları sayesinde Amerika’da tanındı. Bilindiği gibi yönetmen “Actor’s Studio”nun da kurucularından biridir. Başka bir önemli tiyatro adamı Lee Strasberg ile kafa kafaya vermişler ve 1947 yılında bu ünlü oyunculuk okulunu kurmuşlardır. Ve bu okulda geliştirilen “The Method” Amerikan oyunculuk tarzına büyük yenilikler getirecek ve başta Marlon Brando olmak üzere bir çok ismi star yapacaktır.

Kazan tiyatroda ki bu başarıları üzerine sinema dünyası tarafından keşfedilmekte gecikmez. FOX şirketinin patronu Darryl F. Zanuck tarafından popüler bir roman uyarlaması için teklif alır. Ve ilk filmi “A Tree Grows in Brooklyn”i çeker. Hemen ardından MGM’de Kathrine Hepburn-Spencer Tracy ikilisiyle “The Sea of Grass”ı çeker. Kazan bu filmden sonra bir daha asla kayıtsız şartsız stüdyo sistemine teslim olmaz.

Üçüncü filmi “Boomerang”tır. Gerçek olaydan yola çıkan ilginç bir polisiyedir bu film. Sonraki filmi “Gentlemen’s Agreement” ise Amerika’da ki ırkçılık sorununa değinir ve Kazan’a ilk oscarını getirir. ”Pinky”de ise Amerika’da melez olmanın zorluklarına değinir. Kazan bu döneminde gerçekçi bir sinema dili geliştirmişken, daha sonraki filmlerinde farklı bir yöne kayacaktır.

Bundan sonra Kazan bir çok ilgi çekici filme imza atar. Bu dönemin ilk filmi “Panic in the Streets”tir. Ancak Kazan asıl başarıyı daha önce Broadway’de yönettiği bir Tennesse Williams oyunu “A Streetcar Named Desire” ile yakalayacaktır. Bu film Jessica Tandy hariç tamamen Kazan’ın Broadway’de ki ekibine dayanır. Tandy’nin yerini Vivien Leigh alır. Muhtemelen oscarını da. . . Bu film başka birini, Stanley Kowalski karakteri ile Marlon Brando’yu da, zirveye taşır. Kazan artık Hollywood’un aranan yönetmenlerindendir. Bir sonraki filmi Jhon Steinbeck’in yazdığı özgün bir senaryoya dayanan “Viva Zapata” olacaktır. Film Brando’ya bir oscar adaylığı daha, Anthony Quinn’e ise bir oscar getirir. Ancak bütün bu başarıları için Kazan bir bedel öder. . .

1950’lerin başında ki o meşhur “Kara Liste” döneminde, gençliğinde komünizmle ilişkisi olmuş bir çok sanatçı gibi Kazan’da “Amerikan Karşıtı Faaliyetleri Araştırma Komisyonu”na ifade verir. Bir çok sanatçı mesleklerini kaybedip, yurtdışına kaçma pahasına konuşmazken;Kazan belki de kazandığı başarıları kaybetme korkusundan olsa gerek bütün arkadaşlarını ihbar eder. O artık Amerikan aydınlarının nefret ettiği bir “jurnalci”dir.
Kazan daha sonra sanki vicdanını rahatlatmak istercesine komünizmin kötülükleri üzerine bir demirperde öyküsü çeker:”Man on a Tightrope”Fakat kimseyi tatmin edemez. Bir sonraki ve en iyi filmi kabul edilen “On the Waterfronts” da bundan nasibini alır ve bir gammazık savunusu gibi algılanır. Ancak akademi böyle düşünmemiş olsa gerek filmi oscara boğar. Kazan ikinci oscarını alırken, Brando’da ardarda 4, adaylığından sonra oscarına kavuşur.
Kazan’ın bundan sonraki filmleri de hep ilginç filmleridir. Bir Steinbeck romanı uyarlaması olan “East of Eden” James Dean’e asi çocuk imajını kazandırıyordu. Kazan’ın bu filminden sonra ki filmleri genelde anlaşılmayan filmler oldu. ”Baby Doll, A Face in the Crowd, Wild River” gibi. . . ”Splendor in the Grass” ses getiriken, ”America America” ülkesinde hiç anlaşılmadı, bizde ise Türk düşmanı damgası yedi. Son filmi “The Last Tycoon” ise inanılmaz bir oyuncu kadrosunu bir araya getirmesine rağmen tam bir fiyasko oldu.

Sanatçı bugün muhtemelen huzur içinde yatıyor. Ve bugün McCarthy soruşturması değil, ”A Streetcar Named Desire”, ”On the waterfronts” gibi eserleri hatırlanıyor. Zaten bir sanatçıyı da görüşleri, yaptıkları, yapmadıklarıyla değil eserleriyle anmak en doğrusu. . .

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
Emin Sonmez
Ziyaretçi
Elia Kazan’ın doğum yeri Kayseri’dir, zaten kendi yaşamının ilk yıllarını anlattığı “Amerika” isimli kitabında kendisi de böyle olduğunu belirtmiştir. Osmanlı’nın son dönemleri, fırtınalı seferberlik yıllarıdır… Yüzyıllar boyunca İmparatorluğun en sadık tebalarından sayılan hatta “Millet-i Sadıka” diye nitelenen Ermeni’ler, tüm dünyada güçlenen milliyetçi akımların rüzgarına kapılmış, Anadolu’da ayaklanmışlardır. “Taşnak” çeteleri kadın-çocuk demeden toplu katliamlar yapmakta, savaş halindeki Türk askerlerine arkadan saldırarak büyük zayiatlar verdirmektedirler. O dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetiminde etkin olan İttihat’çılar Ermeni olayları karşısında kaçınılmaz bir yol ayrımına gelirler. Fuat Paşa Ermeniler hakkında “tehcir” (göç) kararı alır… Ancak bu göç kolay olmayacaktır. Anadolu’da olup biten korkunç olaylar iki millet arasında… Read more »
wpDiscuz