[Yönetmen] Douglas Sirk biyografisi, hayat hikayesi, filmleri (1900 ~ 1987)

0
14

Douglas Sirk (1900 – 1987)
DOUGLAS SİRK’İN filmlerinde araya giren veya filmin şurasına burasına yerleştirilmiş sabun reklamları var mıydı, bilmiyorum. Ama bu filmler kimi sinema yazarlarına göre, erken dönem Amerikan Tv’lerinde araya aldıkları sabun reklamları nedeniyle “soap opera” diye isimlendirilen pembe-dizilerin de atası sayılıyor. Ama öyle olsa da, bir şeyi ilk icat eden, kullanan veya uygulayan olmanın getirdiği kaçınılmaz onuru Sirk’e de çok görmemek gerekiyor!

Bu konuda ikna olmuşa benzemeyen ve Sirk’in son 10-15 yılda gördüğü ilgiyi açıklayamayan Leonard Maltin şöyle diyor onun için: “Birçok filminin, reçetelere göre yapılmış tümüyle ticari filmler olduğu açıktır ve kafası düzenli biçimde düşünüp yargılamaya alışık sinema tarihçileri, Sirk’in bu soap-opera’larına süregelen ilgiyi bir türlü açıklayamamaktadırlar.” Oysa kendi adıma Sirk’in ALL THAT HEAVEN ALLOWS adlı melodramını biraz önce videoda yeniden seyretmiş biri olarak bu ilgiyi pekala açıklayabilirim!…

Douglas Sirk’in kökenleri karışık: Danimarkalı bir aileden, ama Almanya’da dünyaya gelmiş. Asıl adı Claus Detlev Sierk. Bunu Almanya’da Detlef Hans Sierck “cermanize” ediyor. Ama Amerika’ya geldikten sonra da Dauglas Sirk yapıyor!… Bu ad değişikliklerinin ardında, gençlik yıllarında sanatın her türlü alanına ilgi duymuş, değişik konularda eğitim almış tam bir aydın kişiliği var. İlk seçimi tiyatro: Bremen, Leipzig ve nihayet Berlin’de sayısız oyun, özellikle de klasikler sahneliyor. UFA şirketine giriyor ve 1935’ten başlayarak Selma Lagerlöf, İbsen gibi yazarları sinemaya uyarlıyor. Sonra o dönemde ilgi çeken kimi müzikaller veya melodramlar çekiyor: PARAMATTA, LA HABANERA gibi…

Sirk 1937’de yükselen Nazi tehlikesine karşı her aklı başında sanatçı gibi ülkesini terk ediyor, uzunca süren bir Avrupa ve Afrika yolculuğundan sonra Amerika’ya kapağı atıyor.. Burda Almanya’dan gelen ve belli bir isim edinmiş sanatçılara o yıllarda gerçek bir ilgi gösterilmektedir. Sirk de bundan yararlanarak, ilk filmini yine ülkesiyle ilişkili bir konuya adıyor: HİTLER’S MADMAN, aynı dönemde Fritz Lang’ın çektiği CELLATLAR DA ÖLÜR gibi, Hitler’e karşı girişilen ve başarısız kalan ünlü suikastın öyküsüdür…

Sirk 1940’lar boyunca belli bir başarıya ulaşan filmler çekecek, SUMMER STORM’la Çehov’u uyarlayacak, LURED – KADIN TUZAĞI ve SLEEP MY LOVE – KATİL RUHLAR’la dönemin modası gereği psikolojik gerilim filmleri yapacaktır. Komedilerle dramları ve gerilim filmlerini karışık biçimde çeker sanatçı… Böylece Hollywood’da o dönemde her stüdyo yönetmeninin yaptığı biçimde, türden türe atlamak olanağını bulacaktır.

Ama Sirk’i Sirk yapan dönem, 1950’ler ve bu dönemde anlaşmalı olarak çalıştığı Universal şirketidir. Dönemin bu görece olarak küçük ve alçak gönüllü şirketi, Sirk’e bazı sınırlar dahilinde istediğini yapmak fırsatını verecek ve ona çok fazla karışmayacaktır. Önce birkaç hoş güldürüyle işe başlar sanatçı… Hatta HAS ANYBODY SEEN MY GAL – SONRADAN GÖRMELER’le başlayan ve MEET ME AT THE FAİR – FUARDA BULUŞALIM ve TAKE ME TO TOWN’la süren filmlerin, Amerikan kesim yaşamı üzerine bir üçleme oluşturan tutarlı bir bütün olduğu bile söylenir. Ama asıl Sirk filmleri, 1953’teki ALL İ DESİRE’la başlayarak gelen melodramlar dönemidir. Sirk, bu dönemde kimileri 1930’larda Holywood’da çekilen ve zamanında büyük sükse yapmış öykülerin yeniden çevrimi, kimileriyse özgün yeni senaryolar olarak 10 kadar melodram imzalar. Araya giren çoğu zaman belli ilginçlik düzeylerine erişen SİGN OF THE PAGAN – ATTİLA’NIN DAMGASI, CAPTAİN LIGHTFOOT – KAHRAMANLAR BELDESİ, BATTLE HYMN – SAVAŞ ŞARKİSİ gibi serüven filmlerine karşın, Sirk asıl gücünü ve esinini melodramda bulur.

Sirk melodramları çeşitli açılardan ilginçtir. Bir kez, ister uyarlama ister özgün senaryo olsun, Sirk bu filmlerde melodramın kendi yatağı boyunca akışını hiçbir biçimde engel olmaz. Tersine baştan beri kahramanların “kötü kaderi” sanki bellidir ve olaylar hızla kaçınılmaz finallerine doğru yol alırlar. Bu doludizgin gidiş, beklenebileceği gibi kaba veya gülünç kaçmaz. Çünkü Sirk, melodramın ateşli konusuna hep belli, daha doğrusu belli-belirsiz bir mesafeden bakar. Kimileri bunun Brecht’çi bir mesafe kavramı olduğunu bile ileri süreceklerdir. O denli bilinçli ve radikal olmasa da Sirk melodramlarında hiçbir zaman aptalca bir öykü izlediğinizi veya olayların son tahlilde gülünç, en azından inanılmaz olduğunu hissetmezsiniz. Sirk bunları kendi aydın ve kültür adamı kişiliğinden geçirir ve bize inceliklerele donatarak verir. Ve bunları inanılır, giderek yaşar kılar.

Melodramlar genelde aşırı, bağırgan denecek kadar parlak renklerle sunulur. Burda, hemen tüm bu filmlerde işbirliği yaptığı görüntü yönetmeni Russell Metty’nin katkısını da anmak gerekir. Oyuncular genelde parlak değildir. Ama Sirk onların zayıflıklarını ve oyun gücü eksikliklerini bile neredeyse bir avantaja dönüştürür. Elinde Bette Davis veya Joan Crawford olmayıp da Jane Wyman, Lana Turner, June Allyon veya Dorothy Malone varsa ne yapsın? Hollywood’un en yetenekli oyuncularından sayılmayacak olan Rock Hudson’la üst üste yarım düzine film çekmek durumunda kalınca ne eylesin? Sirk bu handikapları ustaca tersine çevirdi. Örneğin Hudson’un oyun gücünü değil, ama ondan çok daha yaşlı olan Jane Wyman’ın iki filmde ona delice aşık olmasını mazur göstermek için, onun yakışıklılığını kullanmayı bildi. Hatta bir adım daha öteye gitti. Bu filmlerde ilk ve asıl tutulan tarafı erkek tarafı, yani Rock Hudson yaparak, temelde kadınların oluşturduğu geniş bir seyirci kitlesine öyle rahatlık ve güven verdi ki… Tüm biraz geçkin kadınlar, günün birinde Rock Hudson gibi bir erkeğin iltifatlarına uğrayacaklarını – tabi biraz boşuna – beklediler!… Ve bu filmler, o yıllarda gişe şampiyonu oldular…

Aşıkların yaş, çevre, başka insanlar gibi engellerle kolay birleşemedikleri bu filmlerden THE MAGNİFİCENT OBSESSİON – MUKADDES ISTIRAP, gördüğü büyük ilgiyle bu filmlerin yolunu açar. Gerçekten de çok iyi oynanmış etkileyici bir filmdir bu… Jane Wyman-Ruck Hudson çiftini de bir süre sonra benzer temaları işleyen ALL THAT HEAVEN ALLOWS – HER ŞEY SENİN İÇİN’de yeniden bir araya getirir. WRİTTEN ON THE WİND – AŞK RÜZGARLARI, bir büyük aile dramını ve karmakarışık ilişkileri görkemli bir barok dille anlatırken, sanki günümüzün pembe-dizilerini haberler gibidir… THE TARNİSHED ANGELS – ŞAFAK BEKÇİLERİ, ilginç bir Faulkner uyarlamasıdır: kimilerinin nefter ettiği, kimilerininse perdedeki en iyi Faulkner uyarlaması saydığı… Aynı şey ünlü bir Erich Maria Remarque klasiğini uyarlayan A TİME TO LOVE AND A TİME TO DİE – SEVMEK ZAMANI, ÖLMEK ZAMANI adlı duygusal savaş filmi içinde söylenebilir. Sanatçı son filmi olan ve yine eski ve ünlü bir melodramı uyarlayan İMİTATİON OF LİFE – ZEHİRLİ HAYAT’la türün başyapıtlarından bir diğerini ortaya koyar. Bu filmden sonra Hollywood’u bırakır ve ana vatanı Almanya’ya döner. Orada büyük ilgi ve saygı görecek, dersler ve konferanslar verecek, oyunlar sahneleye koyacak ve bu arada ustalıkla yapılmış üç kısa-filme de imzasını atacaktır.

Sirk, özellikle Fransız Yeni-Dalgası ve de vatandaşı Fassbinder tarafından çok sevilmiştir. Özellikle Fassbinder onu göklere çıkarır ve büyük ölçüde ondan esinlendiğini söyler. Fassbinder’in KORKU RUHU KEMİRİR adlı ünlü filmi, sonuç olarak ALL THAT HEAWEN ALLOWS’un bir uyarlamasıdır. Fassbinder, Sirk’in melodrama mesafeli bakma tavrını alarak daha da ileri götürecektir. Ama esinin Sirk’ten geldiği kesindir. Douglas Sirk ise elbette “melodramlar ve pembe TV dizileri var oldukça anılacaktır!”

BAŞLICA FİLMLERİ:
“Das Madchen von Moorhof” (1935 – ilk), “La Habanera” (37), “Hitler’s Madman” (43), “Lured – KadınTuzağı” (47), “Sleep My Love – Ktil Ruhlar” ( 48 ), “Has Anybody Seen my Gal – Sonradan Görmeler” (52), “The Magnificient Obsession – Mukaddes İstırap” (54), “Sign of the Pagan – Attila’nın Damgası” (54) , “All That Heaven Allows – Her Şey Senin İçin”(56) , “Written on the Wind – AşkRüzgarları” (57), “İn turlude – Acı Aşk” (57), “The Tarnished Angels – Şafak Bekçileri” ( 58 ), “A time to Love and A Time to Die – Sevmek Zamanı, Ölmek Zamanı” ( 58 ) , “İmitation of Life – Zehirli Hayat” (59).

ATİLLA DORSAY
100 YILIN 100 YÖNETMENİ
4. BASIM – REMZİ KİTAP EVİ
ARALIK – 2003

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz