[Yönetmen] Brian De Palma biyografisi, hayat hikayesi.

0
22

Palma´nın tele-güçleri
Brian De Palma 11 Eylül 1944´da New Jersey´de doğdu, tam adı Brian Russell De Palma´dır. Bronxville´de Sarah Lawrence College´de ve Columbia´da Güzel Sanatlar ve Fizik eğitimi gördü. Psikolojik gerilim uzmanı olarak tanınmaktadır. Akıcı bir sinema dili ve yaratıcı bir stili vardır. Bazı eleştirmenlere göre Alfred Hitchcock´dan esinlenmektedir. De Palma´nın genç yaşlardaki tarzı gerçekten de bu eleştiriye uygundur ama sonralarda konuyu ele alış biçimi ve tekniği farklıdır. Bir diğer eleştiri ise, şiddet grafiğindeki eğrilerin yükselme hızıdır. De Palma, belki de Einsenstein’in anlaşmazlıklar üzerine kurulu montaj stilini kullanmaktadır, nitekim bu bağlamda “Film şiddettir” der. Buna karşın De Palma’nın şiddet stili daha çok görsel efektlerin, doğal detayların üzerine çıktığı anlarda dikkat çeker. 1960´larda Columbia´da okurken film çekmeye başlamıştı, 1962´de “Wotan´s Wake” ile ödüller aldı. 1970´e kadar üç film daha çekti ama 1976´da “Carrie”i çekene kadar tanınmadı. “Carrie” aslında Roberi De Niro ve Jill Clayburgh´un oynadıkları düşük bütçeli bir filmdi.

Palma’nın Oedipus Kompleksi
Bunu 1980´de “Dressed To Kill” ve 1981´de “Blow Out” izledi. 1989´da ise savaş eleştirisi olarak “Casoruties Of War”ı çekti, birçok filminde bir kadın karakteri kurtarmaya çalışan ama sürekli hata yapan erkeklerin portresini çiziyordu. Bu son filminde ödülü hak eden genç bir erkek karakteri kahramanlık çizgisinde kullanıyor (Michael J. Fox) ama Carrie ve 1978´deki “Fury”deki yabancılaşmanın üzerinde titizlikle duruyordu. Palma’nın vizyonunda savaşta ve ailede romantizmin ve Oedipal komplekslerin getirdiği anlaşmazlıkların altlarının kuvvetle çizilmesi vardı. Oedipal baba kompleksini araştırırken, bastırılmamış akraba arası cinsel arzuları ve çekişmeleri sergiliyordu. 1976´daki “Obsession” ve tabi “Fury” bu kavramların denenmesi olarak belirginleştiler. De Palma, sadomazihizmin dinamiğini keşfetmiş ve özgün bir dille anlatmıştı. Yanı sıra da, Amerikan mitlerindeki netleşmemiş sosyal ve etik gerilimleri vurguluyor ve paranoid komploları soruşturuyor, politik güçleri şekillendiriyor ve de gençlerin üzerine yığılan etik çelişkileri sorguluyordu “Blow Out Ve Casoruties Of War”. Palma yapısal çizgide çok büyük kurumsallaşmış, profesyonel ve politik sosyal değerleri de çürümüşlük açısından denedi “Scarface” (1983), “The Untouchables” (1987) ve “The Bonfire Of The Vanities” (1990) Bir yönetmen olarak kendisine saygı duyarken, bir film oyuncusu gibi davranıyor ve polemiklerden kaçınıyordu. Doğa ötesi bir senaryoya dayanan ve telekinetik güçleri anlatan “Carrie” de sosyal uyumlulukları ve bir gencin acıya ve zulme bağımlılığını vurgulamıştı, temeldeki özgün paradosi ise, karakteristik kara mizahtı.

Yine bir Stephen King romanı aşılıyor
Her ne kadar Palma´nın çalışmalarında temel faktör psikolojik korkuysa da, romantizm, korku ve gangster melodramları da serpiştirilmişti. Çekimlerde özellikle banliyö semtlerini kullanıyor ve perdeye ancak görsel bir hava katmak için büyük kentlerin görüntülerini getiriyordu, bunun için Chicago, New York, Philadelphia, New Orleans ve Florence gibi kentleri kullandı. De Palma´nın modern sinemaya en büyük katkısı görsel çizgideki dinamik stilidir. Özgün teknikler geliştirerek, görkemli oyuncalara kamerayı arattı, onun gözü ´Tanrı´nın Gözü”ydü ve görüntüyü inanılmaz bir hızla detaylıyordu. Günümüzde de ritmik bir kurgunun ustası sayılmaktadır. “Carrie”deki açılış sahnesinde kullandığı bülünmüş perde, yavaş çekim ve çapraz kurgu Palma´nın ustalığının en iyi örneği olarak kabul edilmektedir. “Carrie” korku romanları ustası Stephen King´in bir romanıydı ve bir genç kızı anlatıyordu. Sissie Spacek´in oynadığı Carrie, utangaç, sade bir kızdı, annesinin manyaklık çizgisindeki dinsel tutuculuğu altında eziliyordu ama Carrie’nin telekinetik güçleri vardı. Filmin devamında, kanlar içerisinde dolanarak okulunun yarısını öldürüyor ve sığınmak için evine dönüyor ama iyece sapıtan annesi bir bıçakla üzerine saldırıyordu. Carrie beyin gücünü kullanarak sofra takımlarını annesine yönlendiriyor ve annesini duvara çakılı bir ikona çeviriyordu. Ve sonunda Carrie cehennemi doğru bir ölümle karşılaşıyor, tüm ümitler kesilmişken filmin son sahnesinde mezara bir demet çiçek uzatan bir el görülüyordu, buluş basitti ama kabus kırılıyor ve dönüşüyordu.

Tele kinetik güçleri gençlerde aramanın doğruluğu
De Palma´nın stili Carpenter´in zıddıdır. Carpenter kendisini de etkilemeye çalışırken, De Palma dikkati kendisiyle beraber görsel tekniklere yönlendirir. Bu başarılı ve takdire değer bir stildir ama yanı sıra da dramatik öğelerin ortaya çıkmasına neden olma sorununu da beraberinde getirir. Ama Palma filmlerindeki sağlam yapı ve korku unsurunun sürpriz faktör olarak kullanılması sorunu çözümler. Oysa bu korku zirvesine çok uzun ve hazırlayıcı sahnelerden sonra geçilir. Carrie´de Spacek´in performansı olağanüstüdür fakat karakterin sinemafotografik çizimi kitaptakinden çok daha belirgin ve nettir. Çünkü Palma, Carrie´nin yüzünü çok iyi kullanır. Kitaptaki tiplemenin aksine, Carrie´nin yaptıklarından etkilenmediği ve hatta farketmediği izlenir. Sonuç olarak Carrie, psiko-korku sinamasının en önemli dökümanlarından birisi olarak kalırken, bastırılmamış seksüel duyguların düşünce yoluyla yıkıcı olabileceğini daima hatırlatacaktır. De Palma´nın öteki psiko-kinetik filmi olan “Fury”de de Andrew Stevens´in oynadığı dev bir zihinsel güce sahip olan bir çocuk vardır ve öldürmektedir. Antonioni´nin 1966´daki “Blow Up”ından yola çıkan “Blow Out”ta da John Travolta, ses kayıtları yaparak yani ses aracılığı ile öldürür, filmin sonu akla yakın değildir, Travolta bir kadının çığlıklarını öldürmek için kullanır, kayıtlar kadının ölüm anında yapılmıştır. Burada De Palma´nın kişisel nefreti ve tiksintisi çok belirginleşir. Sanki topluma yumruğunu sallamaktadır. Son sekiz yılda sadece dört film çeken Palma´nın son yapıtı “Mission İmpossible”ın yani “Görevimiz Tehlike”nin başarısızlığına rağmen Palma´nın umursamazlığı dikkat çekicidir. Oysa, doğaüstü güçleri içermeyen ama gerilim unsurunun doruğa çıkabileceği film ne yazık ki tv ekranındaki dizinin gerilerinde kalmıştır. De Palma umursamaz ama stüdyoların endişeli oldukları ve umursadıkları unutulmamalıdır. Brian De Palma sinemanın ilginç yönetmenlerinden birisidir, Carpenter kadar didaktik, Cronenberg kadar çizgi dışı olmamasına rağmen sürprizlerle doludur. Bu sürprizlerin ne olduklarını ise gelecekte öğreneceğiz…

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz