[Yazar] Johann Wolfgang von Goethe biyografisi, hayat hikayesi, eserleri (1749~1832)

0
19

JOHANN WOLFGANG VON GOETHE (Frankfurt 1749-1832 Weimar)

“Güzellik çizgisinin en arı duru noktası, aşk çizgisi üstünde bulunandır. Onun bir yanında zayıflık, bir yanında güçlülük vardır. Aşk, güçle zayıflığın birleştikleri noktadadır.”
“Bilim ve sanata sahip olmak bir dine sahip olmaktır.”

Yaşadığımız takvim yapraklarına bakılırsa, Türk aydınlarının çoğunluğu O’nu ilk kez bir “roman”la tanır “Bir Dehanın Romanı”, bir Türkün kristal avize kalemiyle, Haşan Ali Yücel’in elinden çıkmış… Hem de ölümünün 100üncü yıl dönümünde, solmaz bir çelenk armağanı olarak. Yani Goethe adı, basılan toprakla, zaman boyutlarına üçüncü bir boyut daha dikmiş üstün bir kişiliği simgeler. Nitekim Napoleon’la, ilkin Weimer’da görüşürler Mağrur imparatorun, kendisini “İlk Alman trajedi şairi” olarak tanıtmasına karşılık Goethe “Ekselans, ülkemize haksızlık ediyorsunuz. Biz başka büyük adamlar da bulunduğunu sanıyoruz, örneğin: Schiller, Lessing. Wieland gibi Görüşmeden ayrılırken Şair, egemen despota “Voilà Un Homme = İşte Bir İnsani.” dedirte bilmiştir (1809)
Fransız Büyük Devriminden kırk yıl öncesi. Avrupa karasındaki dingin toplumların yaşam ortamında; ılık bahar cemreleri uçuşur, kır kokularında… Lüks, görkem, güven coşturur çevreyi. Müzik konserleri, valsler, uzun etekli şuh kadın kahkahalarına karışır Hepsi de altın yaldızlı tahtların gölgesinde yaşarlar. Zamanın Almanyası yumuşak bir şefkatle, katı bir Prusya disiplininden oluşmaktadır,
Müzik de Haydn, Mozart, edebiyat ve felsefede Rousseau, Kant, Cariyle, Schopenhaur, Schiller sanat kubbesinin beneklerin den bir kaçı, özellikle Avrupa’nın toz pembesi romantizm çağı Sanki baygın bir yazın aşk mevsimini andırır. İlle de o mevsimde “Sevgi her şeyi temizler” kuralı geçerli ve yaygınca dır. İşte böyle bir ortamın tam ortalarında bulur kendisini…

Bir Yıldızın Doğuşu
Baba kıratlık bağlısı hukuk danışmanı, Ana Frankfurt Belediye Başkanının kızı Oğulsa, Yüzyılın ortalarına doğru gezegenimize ayak basan bir kutup yıldızı… Mosmor doğumu pek sancılı… Ay’la çelişkili güneş burçları arasında kalakalıvermiş. Yaşlı baba seri ve ciddi… Ana yem dokunmuş bir soylu kadifenin tazelik ve yumuşaklığında… Çocuğun ilk hocası ve ders yönetmeni babasıdır, özel hocaların verdiği derslerin bazısı şöyle Latince, Eski Grekçe, İbranice, İngilizce, Fransızca’dan sonra tarih, coğrafya, din, Doğa Bilimleri, Matematik, Güzel Sanatlar ve birincilik gibi Dahası her istenilenin bulunduğu zengin bir kitaplık ve yıllar geçer. Tek oğul yargıç babanın zoruyla hukuk öğrenimine yöneltilmiş, arzusu sorulmaksızın önce Leipzig sonra Strasbourg’dan hukuk doktoru diplomasını alır, sırf babasının gönlünü hoşnut etmek için… Ama o arada ilk sevgiyi Katchen’le tadar. Ayrıca piyasanın ünlü yazar ve düşünürlerinden haberlidir de (1770 – 1771).
Burada Goethe’nin tablosuna bir gözetsek yararlı olur çağın modası şık bir giyim, koyu kara kaşlar altında delici, etkili bir çift iri, koyu göz duyarlı, romantik kalın, kıvrımlı dudaklar… Ortasında kemerli koç bir burun, geniş alnın üstünde, düzgün taranmış saçlar, sanki adı konmamış bir taç gibi oturur. Sanırsın şans da kendini böyle bir görüntüyle ödüllendirmek istemiş…

Milyonla Weriher’in Acıları
Genç avukatın içinde coşkulu bir ruh kaynar… Frankfurt’un sevda bahçelerinde gezinir Türlü çiçeklere konar, kalkar, arılar ve kelebekler örneği, Çelişik arzu ve özlemlerinin karşısında nice trajediler yaşar. Hani dehalar kendilerini herkesten önce sezinlemezler mi? Zaten özlemlerinin olgunlaştırmak için yakıcı sıcaklara da gerek yok mu ki? Tam o sıralardadır ki meslektaşı ve arkadaşı Kestner’in nişanlısı Lotte Buff’a tutuluverir. Hani kendinden sonraki kuşakların da ağlayarak okudukları, “Genç Weriher’in Acıları” var ya İşte o bu aşkın çaresiz yangınının yıkıntılarıdır. Belki soğumamış külleri hala üstümüze serpilircesine… Yine de sevgili Charlotte nişanlısıyla evlenir çoluk çocuğa karışır, O salt gerçek dramdır, sadece adları değişik. Sonu da yaşamdan aynen alınmıştır Umutsuz vurgun gencin canına kıyışla noktalanır. Kitabı 4 haftada yazar (1774). Enikonu şairin tutarsız, çapraz davranışları ve topluma ters düşüşler sergilenir. Hatta mavi ceket, sarı yelekti Weriher modası alır, yürür. Sonunda Weriher, platonik, yüce sevgisiyle canına kıyar. Ama Goethe kurtulur. Oysa 1773 güzünde dostu Röderer’e, “Deha bir insana taşlardan ve ağaçlardan canlı çocuklar yaratmazsa, o yaşam sevilmez”, yollu mektuplar yazıyordu ki, yaşamında yine din, ahlak, yasa ve geleneklere aldırmaz, ölümsüz bir Weriher’i simgeler. Çılgınca duyguların, gemlenmez düşüncelerin eli hep yasak meyvelere uzanır.., ta ki durulana dek… Müzik, şiir, aşk ateşli gençliğin kutsal kanatları.. Weriher’in yayını hemen yazarın adını dört bir yana duyurur Napoleon bile 7 kez okur. Araya pek çok şiir, dram kitapları girer. Hazla-hüznün ortası yok gibi, yazıları dergilerde yayınlanır.

Weimar Sarayı
Weimar sarayı, doğanın yeşillik, ağaçlık, sulak bir köşesinde adeta masal ülkesini andıran bir köyde kurulmuştur Küçük Weimar’m Dük’ü. Büyük Frederik’in dul yeğeni Düşes Amalia’nın oğludur. Düşes iki oğlu, gelini ve uysal, çalışkan halkıyla mutlu yaşamaktadırlar. Çocuklarının eğitimini edip Wieland’la Yzb. Knebel üstlenirler. Dük kendisi gibi 18 yaşında bir başka Düşes’le evlidir. Bir de Barones von Stein’i unutmamalı… Çünkü o kadın, ilerde Şairin ayaz gecelerim aydınlatan bir dolunay gibi ömür gölgesinin üstünden ayrılmayacaktır, çoluk çocuklarına karşın bile… Ünü yaygın Weriher yazarı işte bu sırada saray danışmanlığına çağrılır üstelik şair yaratılıştı genç Dük’le pekiyi anlaşırlar. Değişik bir deyişle siyasi prensle, sanat prensi saygın bir eşitlikle yan yana geliyor (1775). Bugün de hala yaşayan ölmez eserlerinin doğum yeri, beşiği, mutlu Weimar’m sağ esen yılları böyle başlar.
“İphigenie” yazılıp sahnelenir. Adım başında bayan Stein’ın karmaşık ve sarmaşıklaşan sevgisi de uzun eteklerinin ardından filizlenir, durur…
Artık genç avukat “Von” Unvanıyla çeşitli Bakanlık ve Müdürlüklerle görevlendirilir Yem Bakan bu sımsıcak çevreye ve halkına tüm gücünü harcar. Temsiller, konserler, balolar birbirini kovalar “Wilhelm Tell” yazarı büyük şair dostu Schiller’i Jena Üniversitesine tarih hocası olarak atandırır. Uğraşıları arasında hukukdan, San’ata ve hatta siyasete değin her şey vardır. Önceki Harz ve İsviçre gezilerini, uzun İtalya turu izler. Ne ki bu gezinti iki yıllık bir inceleme tatiline dönüşür. Latin ve Grek bilim, kültür ve sanatlarına doyamaz. Venedik. Napoli, Sicilya ve Roma’nın cennetle cehennem arasında bütün anlattıklarını dinler. Kendi fırçasıyla ilginç resimler yapar. Hasılı güneşli güney, puslu kuzey’i büyüler sanki… Galiba “yalnızlık” en soylu ruhların kaçınılmaz bir alın yazgısı oluyor, derken bile fırçalı şair gerçekte insana aşıktır. İlerde Dük’le birlikte. Prusya güçleri safında Napoleon ordularına karşı savaşa katılıp yenilse de. O yine bu kanlı devrim karşıtlığını, insanlığını bozmaz.
İnsanlığın Dramı FAUST
Kaçmak ! Şairin huyudur. Leipzig’de Katchen’den, çevresinden, Sesenheim’de Frederika’ nin önünden, Wetzlar’da Charlotte’un elinden. Weimar’da Stein’ın gözünden, tek nişanlısı Jena’lı Minna Herzlieb’in yüreğinden savuştuğu gibi yine kaçmak! Ve yeniden taze sevgilere koşmak… Ülkenin komşularından devrim yangınları bulaşsa da, yine şiirsel yaşamın kuralı sevmek olur. Şiirlerini, dramlarını ve Metamorfoz gibi bilimsel eserlerini, ne de sayıları dokuzu geçen sevgililerini sayacak değiliz. Yalnız Von Stein’a yazdığı mektupların toplamı 1700 ü aşar. Ancak eserlerinin içinde son doruk olan birini atlamak tablomuzu eksik, gedik bırakır. Altmış iki yıllık duyu, düşün, tasarı ve çabalarının diktiği anıt son Faust’tur Gerçi Fausfun konusu eskilerden beri bilinmektedir Hatta Alman kukla tiyatrolarının belli bir halk oyunudur Ama Goethe’den sonra bir daha yazılmadı. Varsın kanlı savaşlar taç ve tahtları çatırdatsın O dingin yuvasında güzel, taze Christiane’ın şen, şakrak şarkılarını dinlemektedir ki o sevgilisini 18 yıl sonra ancak nikahına bağlar. Besbelli o bir sıradan adam değil… O türler hangi sıra ölçülerine sığabilir? Biz yine Doktor Fausfa dönelim ömür boyu öğrenmeler ve kafa tutmalarla yaşamış bir doyumsuz doktor vardır Soylu bir hakikat araştırıcısı olarak ruhunu şeytanca bir pazarlıkla yine kör şeytana satar Mefisto adlı şeytan Tanrıdan izinlidir. Doktorun amacı, onun yardımıyla bütün bilgileri, sanatları, dünyanın tüm hazinelerini ve zevklerini elde etmektir ta sonunda kendim bir süre için Tanrı gibi duymak da ister. Serüven şeytanın elinden, gücünden geldiğince olanaklaşmaktadır. Birlikte tüm yeryüzünü dolaşırlar. Keskin bir büyücülükle bütün istediklerine kavuşur En sonunda bezgin ve bıkkın pişmanlıklara sürüklenir Bir ara dua ile Tanrıya yönelir ki şeytan ona. “Her tapınak bir aç midedir, doyuracaksın !” der. Ardından saf aşkın sembolü güzel Helena’yı getirir. Üstüne atılır büyülü kızın… Saf sevgili birdenbire cin olup kollarından uçar, gider. Böylece Doktor, hem dünya zevklerinde, hem de Tanrısal mutlulukta aldatılmış olarak cehenneme yuvarlanır, şeytanın çılgınca kahkahaları arasında… Bahsi Faust kazanır, şeytan yenilir Ama Mefisto’yla anlaşmalarına göre serüvenin hiç bir anında ve zevklerinin en doruğunda bile “Aman ! Ne güzel, zaman dursun!” diyemez.
Bu ağır felsefi piyesin konusu bir bakıma Goethe’nin yaşantısının ta kendisidir Hele öte yanda insanın, insanlığın sürüp giden sonsuz dramının bir öyküsü sayılır da Galiba O hep yaşlı bir Weriher olarak yaşadı… Hani tıpkı doğada Tanrı, Tanrı’da Doğa birliğini tanımlayabilmek üzere… Günahlarının ateşinde yanarak arınmak için…

Yaşlı Weriher, Olgun Faust
Yaşlı Weriher, hep ustası Spinoza’nın ahlakına sığınır ve “Ben Spinoza ahlakında bütün yaşamıma uygun bulduğum doğuştan “kavrayış sezgisi”ni yakaladım. O, bana Tanrıyı doğada. Doğayı Tanrı da bozulmaz bir şekilde görmeyi öğretti.” derken, kendisi de çağdaşı ve dostu Hegel gibi, “Sanatı, ruhun en yüce bir anlatım aracı sayar Ruhu, sonlu-belirli bir eylem içinde en yüksek sanat musiki değil, şiirdir.” sözleriyle bağlar. Ama Beethoven’le pek anlaşamazlar. Oradan güzelliğe ulaşmak için karakteristikten yola çıkacaktır. Nesnel, öznel görüşler çığırındaki her adım başında “Sezgim bir düşünce ve düşüncem bir sezgi olur.” çizgisinde birleşirler Amaç-Erek kavramıyla da tüm ikilik değer yargıları sökünederler : Mükemmel-kusurlu, güzel- çirkin, haklı-haksız v b. Meğerse “şiir, üzerine resim yapılmış bir pencere camına” benzetilirken, “Yalnızlık, tek sözcük, söylenişi kolay. Fakat ne yazık, taşınması o denli zor ki…”yle yakınılır Başka bir eşdeyişle şair, “Zaman benim sahibimdir, benim tarlam ise yine zamandır ” bilgeliğini gösterir. Adeta Konfüçyüz gibi, “Bol ışık olan yerde daima koyu gölgeler bulunur” u, bir doğal yasa gücüyle, “özgürlük de yaşam gibi kendisini, Her gün savaşarak elde etmek zorunda olanlara gülümser.” le sona erdirir. Ne var ki bu yeryüzü doğası tüm nakışlarıyla Tanrının el yazısı olmasın ? İşte hiçbir aşırı akımdan, uçarı esinden etkilenmeyeni bir bağımsızlık tacı Giyebiliyormusunuz Yiğitler… ?
Goethe’nin lirik ve Almancanın destansı şiirleri yanında tarihsel trajik piyeslerle ötekiler şöylece sıralanır: Egmont, Prometheus, Ceasar, Muhammet. Doğu-Batı Divanı, baştan ikisi için dostu Beethoven üveriürler bestelemiştir.
Ortak sevgili ateşli Bettina’nın tanıştırdığı müzik dehası Beethoven’le dostluktan hiçbir zaman istenilen düzeye çıkmaz. Ne yazık ki gerek onunla, gerekse müzikle olan ilişkilerine sayfalarımız pek dar gelir. Ayrıca İran şairlerinden Hafız’ın etkisi altında kalmış, onun örneği şiirler kaleme almıştır, bir “Divan” dolduracak kadar…
Şair son yıllarını jeolojik, biyolojik konulara harcar Oysa filozof, hatta yetmiş beş yaşındayken bile 17 yaşındaki nefes kesici bir güzele tutuluverir. Karısı erken öldüğü için onu nikahlamak bile ister. Zira hala, “İşe varamayan bir yaşantıyı sürdürmek vaktinden önce ölmektir. Yaşamımızdaki bir olayın değeri, gerçek olmasında değil, bir anlamı bulunmasındadır. ” O bunları söylerken belki de insanlığa yakışan “Tekbir dünyayı” hayalliyordu, kimbilir… Demek ola ki kendi kendini yeniden yaratan şairin felsefesi İyiliği ruh yüceliğinde. Güzeli doğada. Doğruyu bilimde aramasıdır. Bu kadarıysa bizlere yeterli…

Son Soluğun Son Sözleri
Filozof’un ömrünün son ilkbaharındayız.. Dostu Humbolt’a yazdığı şu satırlarla sona eriyor. “Bu alem üstünde, karmakarışık bir faaliyetin yolunu yitirmiş bilgisi egemendir. Ben, kendimde var olanı ve kalanı olabildiğince çoğaltmak ve seçkin yeteneklerimi düzenlemekten daha iyi yapılacak bir şey bulamadım. Geciken bu kağıdı bağışlayınız.”
Yaşantısının son basamaklarında sessiz köşesinde kozasını örer. Biraz da dış aleme küskündür. Ama yine de doğa bilimleri üstüne incelemeler yapar Yeryüzündeki süreklililiğin canlılığına uyularak değişimle gelişime varıldığını saptar. Hatta Darwin’den daha öncesi önemli bir “evrim teorisinin” ilk temellerini attığı söylenmektedir.
Weimar’da 1832 ilkbaharının bir öğle üstü . Güneş bütün ılıklığıyla toprağa inerken, evlerin bir penceresinden son bir soluk göğe yükselir: “Biraz daha ışık”… İşte o, sahibinin bitmeyen baharının son özlemidir.

YAZAR : HALİL İBRAHİM GÖKTÜRK

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz