[Yazar] İbn-i Sina (Avicenna) biyografisi, hayat hikayesi, buluşları.

0
95

İbn Sina, 980’de Buhara yakınlarında bulunan, Afşana’da doğdu. Türk boylarından birine mensuptur. Babası uyanık bir insandı. Oğlunun iyi eğitilmesi ve yetişmesini istedi. Bu konuda ona yardımcı oldu. İbn Sina küçüklüğünden beri öğrenme tutkusu içindeydi. Abdullah an-Natılı’den felsefe öğrendi. On yaşındayken Kur’an’ı ezberledi. Kısa zamanda felsefe, mantık, astronomi, matematik ve doğal bilimlerde bilgisi derinleşti. Ayrıca doktorluk alanında da eğitildi, İbn Sina, hastalanan Buhara Sultam Nuh B. Mansur’ iyileştirdi. Bunun üzerine Sultan onu Sıvan al-Hikme adlı saray kitaplığının başına getirdi, İbn Sina burada bilimsel çalışmalarına hız verirken on yedi yaşındaydı.

Nuh’un ölümü üzerine Rey Emiri Mecd ad-Devle’nin yanına gitti. Hastalanan bu Emiri de iyiyeliştirdi. Daha sonra Düşünürümüzü Hemedan’da görüyoruz. Hastalanan Hemedan Emiri Şemsad-Devle’yi de İbn Sina tedavi etti. Emir de onu bakan olarak atadı, ibni Sina’dan yakınanlar oldu. Bu yakınmalar nedeniyle düşünür, hapsedildi. Emir Şems ad-Devle hastalanınca İbn Sina onu iyileştirmesi için serbest bırakıldı. Emiri yeniden sağlığa kavuşturdu ve yeniden bakan oldu.

Daha sonra Emir Şems ad-Devle öldü. İbn Sina bakan olarak çalışmak istemedi. Yine hapsedildi. Nihayet onu Heneedan’ı alan Ala ad-Devle kurtardı. İbn Sina 1037 yılında hayata gözlerini yumdu. En tanınmış yapıtları arasında şunlar vardır: Al-Kanun fi’t Tıb, aş-Şifa, an-Nacat, al- İşarat va’t-Tenbihat, Aksam al-Ulum al- Akliye, at-Tabliyat Min Uyum al-Hikme, Hayy b. Yekzan, Risale fi’l-Aşk, Kitab fi’s-Siyaset, Risalet al-Ahlak.

İbn Sina akılcı bir filozoftur. Temelde Kur’an’a bağlı olmakla birlikte Aristo felsefesinden yararlanmıştır. Ayrıca Eflatun ve Plotinos,‘un felsefesini de bilirdi. Onun bağlı olduğu felsefi ekole Meşşaiye diyoruz. Bu ekolün filozoflarına Meşşailer ya da Yürüyenler adı veriyoruz. Bütün Meşşailer gibi İbn Sina da dinle felsefeyi uzlaştırmak istemiştir. Daha doğrusu felsefi sorunların Kur’an’da bulunduğunu vurgulayarak akli yorumlara girişmiştir.

İbn Sina “varlık” sorunu üzerinde düşünmüştür. Varlığın, Tanrı’dan coşkuyla çıkıp doğduğunu söylemiştir. Bu görüşte, Plotinos’tan beri bilinen “Birden bir çıkar” ilkesinin etkisi vardır, İbn Sina, Tanrı’dan ilkin Birinci Aklin çıktığını, birinci akıldan ikinci aklin, Tümel Nefsin ve en uzak felekin meydana geldiğini söylemiştir. Ona göre oluş devam etmiş, her akıldan bir sonraki akıl felek ve nefis meydana gelerek evren düzene girmiştir.

İbn Sina, Evren’in var olma nedeninin Tanrı olduğunu, ancak zaman açısından varlığın Tanrı’dan sonra bulunamayacağını söylemiştir. Başka bir deyimle Tanrı, evrenden zat bakımından öncedir, zaman açısından değil.

İbn Sina bu düşüncesini şöyle açıklamıştır:
Tanrı, evreni meydana getirmek için önce sizde, iradi etmezken sonradan karar vermiş sayılırsa onun iradesinde değişiklik olduğu anlamı çıkar. Oysaki Tanrı değişmeyeni bir varlıktır. Tamdır. Olgundur. Onun iradesinde değişiklik bulunduğunu söylemek hafiflik olur.
Sonra, evrenin belli bir zamanda mey dana getirildiği düşünülürse, daha önce içinde yokluk olan bir zamanın bulunduğu anlamı çıkar. O halde bu zamandan önce zaman vardır. Bu da bizi zamanın önce sizliğine götürür. Zaman öncesiz olunca, hareket ve nesne de öncesiz olur. Çünkü zaman hareketin sayısıdır. Hareket de nesnenin yer değiştirmesinin sonucudur.
Kısaca, İbn Sina’ya göre insanın gölgesi nasıl bedenle birlikte hareket ederse varlık da öncesiz de öylece Tanrı’dan meydana gelmiştir. Bu durumda Tanrı, zat açısından evrenin nedenidir ve fakat /aman açısından varlığın oluşu önce sizdir.
Kuşkusuz İbn Sina’nın bu yorumunda bunalımlar vardır. Nitekim bu yüzden onu Gazzali’nin suçladığını görüyoruz.

ibn Sina, ‘Tanrı tümelleri bilir, tikelleri bilmez” anlamına yorumlanan sözleri dolayısıyla da suçlanmıştır. Ona göre Tanrı evrende genel yasaları yaratmıştır. Ayrıntılarla Tanrı uğraşmaz. Çünkü diyor İbn Sina, olaylar değişmektedir. Tanrı her ayrıntıyı bilirse, bilimi değişir anlamı çıkar. Bu, Tanrı’nın bilme niteliğinde değişikliği gerektirir. Oysaki değişiklik Tanrı’ ya yakışmaz. Bu konuda İbn Sina’ya yanıt verenler, bilinenin değişmesiyle, bilenin değişmeyeceğini söylemişlerdir.

ibn Sina, Tanrı’nın evreni meydana getirirken her şeyi neden-sonuç bağı içinde yarattığını söylemiştir. Böylece nedenselliği ve bilimselliği kabul etmiştir. Çalışmalarında akla ve deneye önem vermiştir.

ibn Sina’nın ruh görüşü de çok ilginçtir. Boşlukta yetişkin bir insan hiç bir duyum olmadan dursa, kendi varlığının farkına varır. İbn Sina, insanın bu yetisine ruh diyor. Ona göre ruh, bedenden farklıdır. Ruhun bedenden önce bireysel varlığı yoktur. Ruh bedene karşı istek duyar, beden de ona alettik eder. Beden yok olunca, ruhun bireysel varlığı sonsuz olarak sürer.
ibn Sina, insan ölünce bedenin biçim değiştirmesini örnek göstererek, ruhun bedenden farklı manevi bir töz olduğunu vurgulamıştır.

ibn Sina’nın ruh sözüyle, insanın bilen yönünü de kastettiğini anlıyoruz. Ona göre bir insanın aklı olmasa, duyumları algı yapamaz. Hayal gücü çalışmaz. Akıl da ruhun bir yönüdür.
Bedenin organları çok çalışınca yorulur, ruh ise yorulmaz, insan yaşlandıkça beden eskir. Ruh ise olgunlaşır. Kırk yaşından sonra, insan daha tecrübeli olur.

insan çeşitli fiziksel davranışlarda bulunur. Güler, ağlar, konuşur. Bunlar değişik davranışlar olduğu halde, aynı ruhun yansımasıdır. Beden değişir, ruh ise aynı ruhtur. Bir insan kimi organlarını yitirse, ruh yine kendi varlığını bilir.

İnsan, ruh sayesinde kavramlar meydana getirir. Bilinenlerden bilinmeyenleri çıkarır. Deneyler yapar. Elde ettiği bilgileri kuşaktan kuşağa aktarır. Nihayet, insan ruh sayesinde inanca ulaşır ve Tanrı’nın varlığına inanır.

ibn Sina, ahlakda cüzi iradeyi kabul ederek insan özgürlüğüne yer vermiştir. Ona göre insanın, davranış özgürlüğü olduğu için, sorumluluğu da vardır, insan başkalarında gördüğü kötü davranışlara bakarak kendine çeki düzen vermelidir. Sonu mutlulukla bitecek eylemler yapmalıdır.

ibn Sina tıp alanında da çok tanınmıştır. Hatta 17, yüzyıla değin onun al-Kanun fi t-Tıbb’ı kimi Batı Üniversitelerinde okutulmuş tur.
ibn Sina, kişilerin kalıtımla geçen özellikleri üzerinde durmuştur. Kıl kurdunun bağırsaklarda yerleştiğinden söz etmiştir. Mide ülseri, karaciğer hastalıkları ve özellikle sardık hakkında fikir yürütmüştür. Cıvanın hekimlikte kullanılışına dikkat edilmesini, çünkü buharlaşarak zehirleme yapabileceğini anlatmıştır. Genel sağlık kuralı olarak iyi beslenme, dinlenme ve uyku üzerinde durmuştur, ibn Sina, spora, yıkanmaya ve oymayla tedaviye önem vermiştir. Yaşlıların akşamları az yemelerini, yemeklerine az tuz koymalarını ve yürümelerini öğütlemiştir. Ruh hastalarına iyi davranılmasına salık vermiştir. Beden hareketlerinin, müzik dinlemenin ve yolculuğun olumlu etkilerinden söz etmiştir. İdrar ve dışkıyı çözümlemenin önemine değinen İbn Sina, kadın hastalıkları üzerinde de araştırma yapmıştır.

Görülüyor ki İbn Sina, felsefede, psikolojide ve tıpta unutulmayacak araştırmalar yapmıştır. Onun felsefe alanında Kitab aş-Şifa’sı ve an—Neeat’ı, psikoloji alanında Kitab an-Nefs’i Latinceye çevrilmiştir.

ibn Sina ve benzeri İslam düşünürleri Batı’da ilkçağ felsefesinin daha iyi tanınmasında etkili olmuşlardır. İbn Sina’nın Alberius Magnus’u ve Saint Thomas’ı etkilediği bilinmektedir.
ibn Sina’nın akılcılığı, deneyciliği ve çeşitli metafizik yorumları İslam felsefesine unutulmaz sayfalar kazandırmıştır. Onun ve benzerlerinin açtığı bilimsel çığır devam ettirilseydi, İslam uygarlığı dünya kültürünü daha çok etkilerdi. Doğumundan sonra bin yıl geçmesine karşın İbn Sina hala varlığını sürdürüyor. Dünyanın çeşitli yerlerinde anılıyor, konferanslar veriliyor ve hakkında yapıtlar yapılıyor. Bin yıllık kültürümüz içinde önemli bir yeri olan İbn Sina’ya bizim de hakettiği önemi vermemiz gerekir sanırım.

Yazar : Prof. Dr. İbrahim Agah ÇUBUKÇU

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz