Yaşlı psikolojisi, yaşlılara nasıl davranılmalı. Kötü insanlar neden daha uzun yaşar?

0
24

Geçimsiz ve huysuz yaşlılar daha uzun yaşama şansına sahipler…

Küçük kasabadaki huzur evinde Mary Frances’i herkes severdi. 70 yaşlarını çoktan geride bırakmış, yaşamdan fazla bir şey beklemeyen, neşeli ve yardımsever bir kadındı. Eklem iltihabından dolayı parmaklarını bükmekte zorluk çeken bir kadının dikişlerini diker, gözleri iyi görmeyeni bir başkasının mektuplarını yazardı. Kuruluşun dışında da oldukça geniş bir çevre edinmişti. Daha önceden kalçasından geçirdiği bir ameliyatın sonucu dizlerinde yerleşen eklem iltihabından dolayı hafif topallamasına rağmen hiç yakınmazdı.

Kuruluşu işletenler, huzur evinde bulunan 45 Kişinin, daha geniş ve daha iyi olanaklarla başka bir yere yerleştirileceği haberini verdiklerinde, konu ile ilgili bilgileri çoktan edinmişti bile.. Kendisi ile görüşen bir ilgiliye bu konuda şunları söylemişti: “Aslında bundan memnun olmadım ama yeni yerde eski yere göre daha iyi şartlara sahip olacağımıza eminim.” Ancak yeni yere taşındıktan kısa bir süre sonra yatalak olmuş ve halsizleşmiş, altı ay sonra da ölmüştü.
Yeni yere yerleştiklerinde Mary Frances durgunlaşmıştı. Psikologların ilk-ay belirtisi tabir ettikteri, çevre değişikliğinin neden olduğu bir hastalığa yakalanmıştı. Derin bir depresyon geçirdi, matsal ağrılarından şikayet etmeye başladı. Aslında yeni çevreye uyum gösterebilen sakinlerden depresyon hali kalkıyor, yavaş yavaş ağrılardan yakınmalar azalıyordu. Mary Frances için bu durum söz konusu olmadı. Depresyon şiddetlendi, eski neşeli, canlı ruh haline dönmesi mümkün olamadı ve kasvetli bir günde hayata gözlerini yumdu.

Harry ise 81 yaşında, bambaşka bir karaktere sahipti. Huzurevine geldiğinin daha ilk gününde kurum personelini şikayete başlamıştı. Birkaç hafta sonra, gönüllü yardımcılardan birini, takma dişlerini çalmakla suçlayarak “onları belki de sen yürüttün” diyerek azarlamış ve odasından kovmuştu.
Etrafındakilere, 60 yıl önce askerdeyken baş çavuşunu nasıl dövdüğünü övünerek anlatır, “İstersem aynı şeyi yine yapabilirim” derdi. Muntazaman yıkanmayı reddder, üzeri çok kötü sidik kokardı. Bu yüzden, diğer sakinler yanına pek yaklaşmazlardı. O ise diğerlerinin kendisinden uzak durmasından gurur duyar, fiziksel kuvvetinden kaçındıklarını sanırdı. Ciddi kalp rahatsızlığı ve anfizemi vardı. Onu huzur evine tek akrabası, genç bir kadın getirmişti. Politika konusunda çıkan bir tartışma sonucu kendisini sık sık ziyarete gelen bu kadına bir daha gelmemesini söylemiş, onunla bir daha hiç konuşmamıştı.
Harry gibi, hasta, şüpheci, düşmanca tutumları olan biri, çevre değişikliği karşısında nasıl hayatta kalabiliyor da Mary Frances gibi daha sağlıklı, umut dolu, iyilik sever biri bunu başaramıyor?
Chicago Üniversitesi psikologlarından Morton Lieberman ve Sheldon Tobin bu konu ile ilgilendiler. Çalışmalarını gerilimler ve ölüm nedenleri eserinde sürdürdüler. Alınan sonuçlar çok ilgi çekiciydi: Aksi, kaba, haşin, evhamlı, geçimsiz karakter sahipleri ölüme karşı koyabildikleri halde, neşeli, canlı, yardımsever, hoş görülü geçimli karakterler ölüme yeniliyorlardı.
Bu iki psikologun yönetiminde birçok araştırmacı, ortalama yaşları 78 olan yüzlerce yaşlı insanla görüştüler. Bu yaş serisinde yapılan ilk sistematik çalışma sonucunda elde edilen bulgular, sosyal bilim adamlarının bakış açısını değiştirecek nitelikteydi. Lieberman ve Tobin’in başlıca bulgusu şu oldu: Yaşlılık, çocukluk devresinin gençlik ve olgunluk devresinden farklı olması kadar farklı özellikler gösteren bir devredir. Bu devre, bizim gözardı ettiğimiz, yaşamın ayrı ve bağımsız bir sahnesini teşkil eder.
Yaşam zincirinin önemli bir halkasını teşkil eden çocukluk devresinin ayrı olarak ele alınması gerektiği görülmüş, çocukların büyüklerden farklı davranış özelliklerini inceleyen “çocuk psikolojisi” kurulmuştur. Ancak, batı dünyasında bunun anlaşılması oldukça uzun zaman almıştır. Bugün, çocuklara gösterilen muamelenin büyüklerle aynı olması fikri akılcı gelmiyor artık.. Peki öyleyse bu anlamsızlığın anlaşılması neden uzun sürmüştür? Lieberman ve Tobin yaşlılık devresinin anlaşılması konusunda da aynı noktaya gelindiğini ifade etmekte, yaşlılığın da kendine has bir psikolojisi bulunduğunu dile getirmektedirler.
Liberman ve Tobin’in bulgularına göre gençliğinde ruh sağlığı olumlu olanların yaşlandıklarında bu iyi huylarının yaşamlarını güçlendirecek bir etkisi olmamaktadır. Örneğin, taşınma nedeniyle, yerlerinin değiştirilmesinden dolayı rahatsız olanlar artan gerilimlere karşı güçlü olamıyorlar. Bununla birlikte, heyecanlar ve karşı tutumlar, gençlikte yıpratıcı bir faktör olmasına karşın, yaşlılıkta yararlı bir güç haline geliyor.
Gerilim dolu durumlarla karşı karşıya kalanlarda heyecanlar parçalara bölünmektedir. Tobin, “eğer umutlar çok büyükse çok kolaylıkla parçalanabilir” demektedir. Yerleri değişecek yaşlı insanların yeni dünyalarında eşdeğer umutlar kurmaları gerekmektedir. Ancak bu insanlar beraberinde gerçekleşmesi olanaksız beklentiler taşıyorlarsa, durum yenilgiyle sonuçlanıyor. Örneğin Harry’nin geçmişi ile ilgili kurduğu efsane bir dünyası vardı. Bu öylesine güçlüydü ki hangi durumla karşılaşırsa karşılaşsın fark etmeyecekti. Harry, ne çok umutluydu ne de umutsuzdu. Mary Frances ise eski çevresinde kurduğu dünyanın umudunu taşıyordu ama gerçek görüntü onun hayallerini yıktı.

Yaşlıları hayatta bağlayan en önemli etkenlerden biri de, kişiliklerinin, zamanın yol almasına rağmen halen devam etmesi inancıdır. Yaşlıların dış dünya ile ilişkilerinin azalmış olması ve dış uyarıların bulunmaması, kendilerini hala gençlikteki kişilikleri ile görmelerine neden oluyor, bunu göstermek için değişik stratejiler uyguluyorlar. Harry gibi yıllar öncesinde olmuş olaylar hafızalarında berraklaşıyor, kendilerini kahraman gibi görüyor ve ne kadar önemli biri olduklarını, hala aynı durumda bulunduklarını ispatlamaya çalışıyorlar. Araştırmacılardan biri 80 yaşlarında bir kadına kendisini anlatmasını istemişti. Kadın 40 yıl önce mayolu çekilmiş bir resmini göstermişti. Kendisini daha yakın bir zamanda çekilen resmi sorulduğunda, isteksizce bir yıl önce çekilen resmini vererek “çok kötü, bu asla benim resmim olamaz” demişti.
Newyork Mt.Sinai Hastanesinden Roberi N. Butler, To-bin ve Lieberman’ın 20 yıl önce yaşlılık psikolojisi ile ilgili ilk adımları attıklarını ifade etmektedir. Butler, kendi klinik çalışmalarında, yaşlılık davranışlarını değiştirmeye çalışmaktansa onların toplum içinde anlaşılmalarını sağlayacak girişimleri sürdürmektedir. Yaşlı insanlardan çoğunun davranışları tuhaf görünebilir. Doktorlar bu davranışları bastırmak için bazen ilaç kullanmayı denerler. Halbuki yaşlıların psikolojik açıdan ele alınması gereken davranış şekilleri vardır. Butler, toplumun genellikle, yaşlıların olumsuz davranışlarını sergilemeye yatkın olduğunu ifade etmektedir. Onlar aciz, külüstür, bunak, koca karılardır. Bir-iki istisna dışında romanlar. TV dizileri ve filmler hep genç duygulardan ve aşklardan söz ederler. Halbuki nüfusun önemli sayılabilecek bir oranını 60 yaşın üzerindekiler oluşturur. Butler, bu yaşlı kesime, toplumun daha fazla ilgi ve yakınlık göstermesi gerektiğine işaret etmektedir.
Psikologların belirledikleri noktalardan biri de, yaşlıların huzur evine yerleşmekle artık ölümü beklemekten başka yapacak işlerinin kalmadığı duygusuna kendilerini kaptırmalarıdır. Yapılan testlerde, ruh sağlığı olumlu görünenlerin huzur evine uyum göstermekte genellikle zorluk çektikleri, daha hızlı bir çöküntüye uğradıktan izlenmiştir.
Başka bir araştırmada psikologlar huzur evlerinde, dört değişik gruptan 693 yaşlı erkek ve kadınla görüşmüşlerdi. Huzur evine yerleştirilen yaşlıların burada ortalama yaşayabildikleri süre altı yıl kadardı. Araştırmada, yaşlıların başka bir yere yerleştirilmeden önceki en az bir yıl içinde durumları ile, yerlerinin değiştirilmesinden sonraki bir yıl içindeki durumları izlenmiştir. Her dört grupta da, yaşlıların yarısı yeni yerlerine yerleştirildikten bir yıl sonra, ya ölmüş, ya da büyük bir çöküntüye uğramıştır.
Bir huzur evinden diğerine yerleri değiştirilen 427 yaşlıyı kapsayan bir başka büyük araştırmada ise yerleştirilen yaşlıların yüzde 18’i bir yıl içinde ölmüş, buna karşı benzeri özellikleri taşıyan, yerleri değiştirilmemiş yaşlılardaki ölüm oranı bir yıl içinde yüzde 5’i geçmemiştir.
Lieberman’m ziyaret ettiği huzurevlerinden birinde, bir-gün başhemşire Lieberman’a yaşlılardan birini çok yakında kaybedekeceklerini söylemişti. Gerçekten de sözü edilen yaşlı, iki hafta sonra ölmüştü. Lieberman, hemşireye, hiçbir tıbbi belirti bulunmamasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş, hemşire de “Beyin dalgalarından” cevabını vermişti. Gerçi cevap mantıklı sayılmazdı ama hemşirenin bunu bazı ince ipuçlarından gözlediği bir gerçekti. Psikoloğlar, yaşlıların durumlarını izlemek üzere birkaç test uyguluyordu. Örneğin, yaşlılardan kendilerine verilen tasarımların kopyalarını çizmeleri, ya da çeşitli pozlarda insan figürleri yapmaları isteniyordu. Bu testler her üç veya dört haftada bir tekrarlanarak iki buçuk yıl sürüyordu, ölüme yaklaşmış olanların çizdiği kopyaların orjinallerine artık benzemedikleri, figürlerin küçüldükleri, çizgilerin ise birbiriyle kesişmedikleri ve anlaşılmaktan uzak olduğu gözlenmiştir. Ölümüne kadar 1 yıldan fazla zaman olanlarda ise kopyalar ve çizgiler her seferinde daha iyiye giden bir durum gösteriyordu.
Ölüme çok yaklaşmış olanlarda aşağıda sıralanan kişilik farklılıkları da ortaya çıkıyordu. Hemşirenin “Beyin dalgaları” diye atatmak istediği şey buydu:
— Huysuzluğun azalması, uysallığın artması,
— Sosyal ilişkilerin zayıflaması, aile ve arkadaş çevresinden uzaklaşılması,
— Ardı sıra yapılan testlerde yeteneğin gittikçe azalması.
— Kendi duygu ve düşüncelerinden uzaklaşması, ilgisizlik,
— Testlerde gösterilen resimlerin yorumlamasındaki karamsarlık…
Sanılanın tersine, yaşlılar ölümlerine yakın hatıralarına pek dalmıyorlar, ölümden korkulan gençlere, özellikle 50 yaşındakilere oranla çok daha az oluyor. Liberman ve Tobin’in çalışmaları, aynı zamanda huzurevlerinin daha dikkatle düzenlenmesi gereğine de işaret ediyor. “Yaşlıların, kendi evlerinde gereksinim duyabilecekleri her türlü ortamın , buralarda sağlanması yararlı olacaktır Huzurevlerinde bu ortamın sağlanmasına ne kadar dikkat edilse de, buralarda yaşayanların psikolojik gereksinimlerine yine de yetmeyecektir” diyor Tobin. Ona göre bakıma muhtaç yaşlılar evinin biraz otel, biraz hastane ve biraz da sosyal eğlence tesisi niteliklerini bir arada taşıması gerekmektedir.
Eğer Mary Frances yaşasaydı ve şimdi yerleştirilmek işlenseydi Tobin ona ne tavsiye ederdi?. “Ona, karşı çıkması için yardım eder, hakları için direnmesini öğütlerdim. Yaşlılara hep. “Aman bakıcılara hemşirelere, yöneticilere, doktorlara karşı iyi olun, sakin ve yumuşak davranın” gibi sözler söylenir. Neden? Kaynanam hastaneye yattığında evdekiler ona iyi bir hasta olmasını doktorların sözünü dinlemesini tenbihlemişlerdi. Onu yanıma çağırdım ve evdekilerin sözlerine boş vermesini doktor ve hemşirelere karşı dilediği gibi hareket etmesini, hastaneden çabuk kurtulmak istiyorsa, isteklerinde ısrarlı olmasını kimseyi takmamasını söyledim” demişti Tobin. Kaynanası. Tobin’in dediği gibi yaptı ve hastaneye girdiğinden daha sağlıklı olarak kendini daha iyi hissettiğini belirterek çıktı oradan.
Tobin, “Bu insanlar daha önceden hiç 80 yaşında olmamışlardı. Birının onlara bu yaşları nasıl geçireceğini göstermesi gerekir, öyle değilmi?” demektedir.

Science 85’den

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz