VOLKANİK ŞEKİLLERİN GÜZELLİKLERİ

0
38

Doğayı sevenler için aktif volkanik olayların incelenmesi, doğanın hayret uyandıncı ve heyecan verici olaylarının en önemlilerinden sayılır. Püskürtmeler sonucu oluşan maddelerin cinsleri ve şekilleri veya morfolojik değişikliklerin doğurduğu gelişmeler, çapı yaklaşık olarak 10 cm., kalınlığı ise sadece yarim mm, gelen bir elma kabuğu ile kıyaslıyabileceğimiz yer kabuğunun çok yönlü, birbirini etkileyici fiziksel ve kimyasal olaylar sonucu oluşmasından ilgi çekici örnekler de verebilmektedir.

Aşagıda açıklanan birkaç olayın anlaşılmasını kolaylaştırmak amacıyla, günümüzde Rittman’a göre yer yuvarlağının katı kabuğunun oluşumundaki mekanizmayı nasıl kanıtladığımızı burada kısaca hatırlatmak faydalı olacaktır. Aslında, kızgın ve sıvı kıvamında bulunan magma, ısı yansıtması ve uzaydaki enerji yönünden çok zengin olan gaz partıküllerinin yok oluşu ve ayrıca sürekli soğuma sonucu yüzeydeki ısısından son derece kaybetmiştir. Bu ısı kaybı kristalize merkezlerin meydana gelmesini; bu merkezlerin yeniden eriyerek değişikliğe uğramaları ise, sürekli akıcı püskürtmeler süresince gittikçe serileşen katı yer kabuğunun oluşumunu sağlamıştır.
İlk zamanlarda yaklaşık olarak 10 km.’lik mesafede yüzey ısısının 700°C dereceye kadar ulaştığı tahmin ediliyordu. Daha sonra bazalt, kuvars, ender rastlanan madenler ve radyoaktif
bileşiklerden oluşan pegmatik görünümdeki üst kabuk teşekkül etmiştir. Bu gelişme yaklaşık 400°C’de belirli bir noktaya ulaşmıştır. Bugün dahi yer kabuğu % 95 katılaşmış kristal kayalar ile % 98 bazalt ihtiva eden volkanik taşmalı fırlantılardan oluşmaktadır. Geri kalan az miktardaki kısım ise çoğunlukla kayalaşmış bitki ve hayvan artıkları (örneğin : Üçüncü devirde
oluşan öd taşı, kireç, maden kömürü, turba kömürü) ile havanın ve zamanın etkisiyle değişikliğe uğrayan maddeler ve gene erime sonucu meydana gelen metamorf kayalardan oluşan sediment taşlarıdır.
Buna rağmen tarihi çağlarda volkanik maddelerin üretimini hızlandırıcı örnekler nısbeten azdır. Sapper tarafından tahminen M. S. 1500 ile 1914 yılları arasında hacimleri, lavın 64 km3 ve yumuşak maddelerin 328 km3 olarak açıklanmıştır. Bu arada ancak geçen yüzyılda yapılmış olan ölçmeler sonucu büyüklük sırası halen değerlendirilmekte olan denizlerin dibine akmış, gerçekte çok geniş çaptaki lav taşmaları muhtemelen gözönünde bulundurulmamıştır. Bununla beraber yukarıdaki rakam ve gerçeklerden yer yuvarlağının yakın çağlardaki oluşum ve değişim evresinin saptanmasında yararlanılmaktadır. Volkanik yeni görüntüler her eski ve aktif yanardağda göze çarpmaktadır Volkanik kaynaklardan kükürtlü gazların püskürtülme evresi, özellikle çeşitli anorganik kimyevi tuzların ayırımı sırasında çok hoş görüntülerin oluşumuna sebep olmaktadır. Az miktarda ısı ve konsantrasyon farkları gibi uygun şartlar altında, tedrici gelişme sırasında renk nüansları genellikle başka elementlerin kirletmeleri veya bileşimler sonucu değişebilen, dikkat çekici büyüklükte kristalleşmiş madenlerin oluşumunu sağlamaktadır.
Çoğu zaman kükürtlü volkanik akıntıların kenarlarında oldukça muntazam, genellikle halka şeklinde gelişen parlak sarı renkteki elemanter kükürtten oluşan kristallere rast lan d maktadır Maalesel ziyaretçiler bu çabuk parçalanabılen şekilleri beraberlerinde hatıra olarak götürmek isterlerken onları tahrip etmekte ve tabu kı kırılmalarına sebep olmaktadırlar.
özellikle Gayzer yörelerinde ve yem volkanik toprak yığınlarının yüzeylerindeki muhteşem renklerin kaynakları daha başkadır. Bu yeni volkanik toprak yığınlarının yüzeylerinde rastlanan renkler, volkanik yeraltı süreçlerinin değişik kimyasal bileşimleri ve oksitlenme derecelerine bağlı olarak toprak sarısı, kırmızı ve siyahımsı menekşe tonlarını muhafaza ederlerken, hidro termik alanlarda görülen değişik mekanizmalar renkleri fazlasıyla etkilemektedir. Derinlerde kaynamakta olan su, yüzeye şiddetle fışkırmasıyla her defasında civardaki yumuşak maddeleri de yalıya yalıya aşındırmak amacıyla beraberinde sürükleyip götürmektedir Sıcak su kaynaklarındaki stalaktitlerin ayırımı daha verimli ve bir tablo kadar cazip olmaktadır Sıcak ve yüksek basınçlı derin sularda eriyik haldeki madenler ve bileşikler basınç düşüklüğü ısı değişimi veya gazların, esas itibariyle karbon-dioksitin kaybolması sonucu tahrip olurlar Bunların neticesinde oluşan genellikle silisli kütleler çoğu zaman çeşitli renklerde, parıltılı desen ve şekillerde görülmekte, su havzaları ve ışıldayan nehir yataklarında sürekli olarak değişen ve birbirini kesen dar geçitler meydana getirmektedirler. Stalaktit terasların en güzellerim Amerika’da Yellow – Stone Milli Parkında. Türkiye’de Pamukkale’de. Yeni Zelanda Adalarında ve Japonya’da görmek mümkündür.

Bu tür sıcak su kaynaklarının bulunduğu bölgelerde ve akıntıların olduğu yerlerde göze çarpan renklerin nedeni bir başka sebebe daha dayanmaktadır. Sıcaklığı seven organizmaların, genellikle alglerin ve bakterilerin bu bölgelere geniş çapta yayılmış olmaları bunu etkileyici olayların başlıcası sayılmaktadır. Genellikle çeşitli türleri aynı bölgede görmek mümkün olabiliyorsa da. Bitkiler yaşamlarını ihtiyaçları olan ısının belirli dereceye eriştiği yörelerde sürdürebildiklerinden, çoğu zaman pas kırmızısından yeşilin çeşitli tonlarına kadar değişebilen, tamamen zıt renklerde görülmekte ve o bitki türünü tanımakla bölgedeki ısı derecesi hakkında fikir de vermektedirler.
45°C ile 55°C arasında yeşil ve mavimsi renkteki algler görülmektedir Kahverenginden turuncumsu kırmızıya kadar giden cinsler daha çok yüksek ısıyı tercih ederler, 75°C ise sadece sarımsı renkteki türleri yetişmektedir Sarıdan pembeye kadar göze çarpan tonlardaki bakteriler, ısının suyun kaynama noktasının biraz aşağısında olan 90°C’ye kadar ulaşabildiği yerlerde yaşıyabilirler.
Sıcak su kaynakları yeterli derecede verimlilikleri ve kendilerine öz ısıya sahip olmaları nedeniyle, çoğu zaman araziyi değişik renklerde parıltılı şeritler görünümünde baştan başa kesen ve kilometrelerce uzağa akan belirgin derelerin ve akıntıların oluşmasına sebep olurlar Kenarlarında kışın dahi korunabilen ve çabuk üreyen bitkiler türeyebilir.

Magmanın püstürtmesi sonucu meydana gelen lav taşmalı kayalar ile yer kabuğunda yapışıp kalmış magma kitlesinden oluşan platonik taşlar görünümündeki volkanik maddelerin, daha az etkileyici olmamakla beraber, katı ve seri görünümleri vardır.
Hızla yükselen ve çok gaz kapsayan lavlar, yanardağ bacasında basıncın azalmasıvla lav artıklarının, bombaların, küçük parçacıkların ve küllerin parçalanmasına sebep olur. Bir taraftan da yumuşak kütlelere dönüşen civardaki kayaları da birlikte fırlatarak tipik krater konileri oluşturur, gazdan fakirleşen lavlar ise genellikle ısı gerilimi yüksek olan lav yatakları ve kalkan görüntüsündeki volkanların meydana gelmesine yol açar (Hawai. İslanda. Kalifornia). Burada çeşitli akıntı şekillerine rastlanabilir : örneğin; İp – halat – yuvarlak – ve kıvrıntılı lav görüntüleri, Lavların ağdalaşmaları genellikle çıkıştaki akışkanlığa, billürlaşma durumuna, soğuma derecesine ve arazinin eğimine bağlıdır.
Obsidian, çok yapışkan, silisli ve fazlaca alkali ihtiva eden lavlardan oluşan kabarcıksız, ağdalaşmış koyu renkte volkanik bir cam maddesidir. Tarihte taş devrinde dahi araç ve gereçlerin yapımında kullanılmış, bronz devrine kadar da ticarette çok tutunan bir hammadde olarak yararlanılmıştır. Cünümüzde ziynet ve hediyelik eşyalarla, çok faydalandığımız bazı maddeleri süslemek üzere az sayılamıyacak miktarda kullanılmaktadır Obsidian’ın en fazla bulunduğu yerler özellikle. Lipari’de Monte Pelato ve Vulcano’da Pietre Cotte’dir. Muazzam büyüklüğü sayesinde Wyoming’deki Obsidian kayalarının yanı sıra Kalifornia’nın doğusundaki İnyo – Krateri yakınlarındaki Obsidian akıntıları olağanüstü görüntüleri ile ziyaretçileri fazlasıyla etkilemektedir. Bu akıntı yöresi 8 km uzunluğu ve binlerce metre genişliği ile bir zincir görünümündedir, özellikle görülmeye değer olanı ise, 100 metrenin üzerindeki haşmeti ve 1 milden fazla uzunluğu olan Obsidian kubbesidir. Bu kubbenin en az 1000 ile ençok 5000 yıllık mazisi olabileceği tahmin edilmekte ve halen aktif durumda olan Sierra Nevadalarında benzer iç yapısı nedeniyle Obsidian kubbesi ile aralarında oluşum tarihi açısından fazla bir zaman farkı olmadığı anlaşılmaktadır . Kubbenin akışkan lavın yüzeye püskürtüldüğü dar bacayı andıran ve mantara benzetilen çapraz görüntüsü, özellikle görülmeye değer. Lavın yüzeye çıkışından sonra çeşitli yönlerde kümeleşmesi, onun daha sonra mantar tepesi şeklindeki siyah camdan oluşan muhteşem çatısını meydana getirmiştir.
Obsidian gibi aynı temel püskürme mekanizmasıyla oluşan sünger taşı da, çoğu zaman açık renkte, fazlasıyla gaz ihtiva eden ve yüzeye çıkışta veya uçuşurken soğuyarak çabucak katılaşan volkanik bir camdır. Çok sayıdaki oyulmuş boşluklar, delikler ve kafesler kayalardaki seri elementlerden yaklaşık 20 misli daha büyüktür. Bununla beraber sünger taşları su üzerinde kalabilmekte ve denizin akıntılarına kapılarak çok uzak sahillere kadar sürüklenebilmektedir (Krakatau 1883). Geniş çapta bulundukları yerler 3 mt, kalınlığındaki tratik sünger taşlarından oluşan Neuwıeder havzaları ile baştan başa sünger taşından meydana gelen Lipari’de Canneto yakınlarında 239 mt yüksekliğindeki Monte Rosa’dır. Çok yönlü parlatma, cilalama ve bileme aracı olarak, ayrıca inşaat ve izolasyon maksatları için kullanılması taşın ekonomik değerini daha da artırmaktadır.
önceki volkanik olayların bir başka delili de yaklaşık olarak 20 milyon yıl olduğu tahmin edilen çoğunlukla 3. Devrin oluşu yer kabuğuna doğru yükselmeye çalışan, ancak yüzeye ulaşamıyan, magmadan taşmalı kayaların çeşitli artık maddeleridir Yaklaşık 6 milyon yıl önceki Rhön erozyon bölgesi örnekleri ve buzul yıkıntılarının sonradan ortaya çıkarılması günümüzde yer yuvarlağının çeşitli bölgelerdeki oluşumu hakkında açıklayıcı bilgiler verebilmektedir, özellikle ağdalaşmış kayalar, çekmeden doğan yarıklar veya daha sonraki konsantrasyon ve erozyon olayları sonucu hemen hemen her yerde rastlanan yassı, kabuklu, sütunlu veya yuvarlak şekillerde oluşurlar.
Doğayı sevenler için, genellikle Doğayı Koruma Kanunları ile muhafaza edilen bazalt taşından oluşan sütunlar, herşeyden önce heykelcilikte çarpıcı nitelikleri ile fazlasıyla önem taşımaktadır. Bu tür sütunları Sicilya’nın birçok bölgelerinde. Afrika’da, (Kongo. Tibesti, Habeşistan) Kuzey Amerika’da, (Kalifornia. Wyoming) Kanarya Adalarında, (Teneriffa, Palma) Cüney İzlanda. (Vik) İskoçya. İrlanda’da (Antrim), Auvergne ve Yüksek Rhön bölgesinde görmek mümkündür
Avrupa’nın sınırında yaklaşılması oldukça güç olan Mull’un batısında Yahudilere ait adalardan Staffa’da Fingal mayarası adı ile bilinen bazalt sütunlarından oluşan stalaktit mayarası (Sarkıt mayarası) hemen hemen çok az kişi tarafından tanınmaktadır. Mağaranın tabanı deniz yüzeyinden sadece birkaç metre aşağıdadır. Muhteşem sütunlardan oluşan girişinin denizin çekilmesiyle 36 mt yükseklikte ve 16 mt, genişlikte olduğu, buna karşılık iç kısmın 69 mt, derinliğe ve 20 mt, yüksekliğe ulaştığı tesbit edilmiştir.

Bizlere fikir verebilecek bir başka örnek te Kaliforniya’daki Milli Parklar ile aynı adı taşımakta olan 100 metreden daha fazla genişlikteki kubbe duvarları ile bazalt sütunlarından oluşan muhteşem “Devils Postpile” yapıtıdır Burada da cografik duruma uygun olarak nisbeten çabuk soğumuş ve yayılma alanına oldukça dikey yerleşmiş olan yaklaşık 10 km, uzunluğunda bazalt taşından oluşan lav örtüsü meydana gelmiştir Bunun yanı sıra 12 ile 18 mt, arasında serbestçe yükselebilen ve 4 – 5 ve 6 yüzeyli sütunların oluşmasını sağlıyan tipik sayılabilecek

yarıklar teşekkül etmiştir. Tüm uzunlukları yaklaşık 70 mt, olarak tesbit edilmiştir.
Henüz ağdalaşma devresinde iken, bünyesindeki elementlerin eğrilmiş olması günümüzde dahi ziyaretçilerin dikkatlerini çekmektedir Tablo kadar muhteşem bazalt sütunları, bizlere taşın seri bir maden oluşunu unutturmakta ve adeta yaz rüzgarında sağa sola sallanan buğday tarlalarındaki başakları hatırlatmaktadır.
Bu muazzam doğa yapıtı. 6 Temmuz 191 Tde Amerikan Cumhurbaşkanlarından Başkan Taft tarafından milli heykel olarak ilan edilmiş ve ağır koruma kanunları ile muhafazası sağlanılmıştır. Uzaklığına rağmen yılda yüzbinlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir Almanya’da Yüksek Rhön bölgesinde Gangolfsberg civarındaki “Steinerne Haus” (Taş Ev) aynı derecede kıymetli ve görülmeye değer bir yapıt olmasına rağmen, 1950 ve 1962 yılları arasında doğayı koruma ile yetkili organların tutumları yüzünden oradaki madenin işletilmeye kalkışılması sonucu tamamen tahrip edilmiş ve böylece doğayı sevenler ile uzman kişiler ziyaretten mahrum bırakılmışlardır.

Sadece Rhön Klübünün koymuş olduğu tarihi tabelada, Rhön’ün bu ilginç kayalık denizinde, yer yer 12 mt yüksekliğe ulaşan 5 – 6 yerde keskin köşeli, çoğu zaman da top namlusu gibi heybetle yükselen sütunların bulunduğu açıklanmıştır “Taş Evin” o zamanlar hiç değilse bir resminin çekilmiyerek ihmal edilmiş olması, bugün için bu değerli doğa yapıtının o günkü durumunu belgeliyerek gözümüzde canlandırmamıza bile imkan vermemektedir.
Yakın bir tarihte VVüstensachsen’nin güneyinde Roten Moor” bölgesindeki bazalt sütunlarından oluşan son kalan büyük duvar da, civardaki halkın çöp, enkaz v b, yığmaları ve ayrıca gezinti güzergahı olarak halka açılan yerlerdeki henüz bozulmamış yatay durumda bulunan sütunların korunması gerekirken bunun yapılmaması sonucu tahribe uğramış, böylelikle yukardakı örneğe bir yenisi daha eklenmiştir.

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz