Tütünün tarihçesi, keşfi, tütünün osmanlıya gelişi.

0
87

Tütünün anavatanı neresidir? Tütünün bulunuş tarihi
İlk kaşif, fatih ve göçmenler, tütünü Amerika yerlilerinden görüp öğrendiler. Bu madde örneğin törenlerde, barış piposu olarak kullanılıyor, tedavi edici özellikleri olduğuna inanılıyordu. Tütünün 16, yüzyıl ortalarında Fransa, Portekiz, İspanya ve İngiltere’ye ulaştığını biliyoruz. Fransa’nın Lizbon’daki elçisi Jean Nicot, tütün tohumlarını. Kraliçesi Catherine de Mediçi’ye göndermişti. Tütündeki zehirli ve keyif verici madde olan nikotinin, adını bu elçiden aldığını da biliyoruz, öz olarak şunu belirtmek isteriz ki, tütünü Amerika’dan getirenler, Amerika’da ve Avrupa’da onun tarım yöntemlerini geliştirenler ve dünyaya yayanlar Avrupalılardır.

Tütünü, uygarlık tarihinin şeref sayfalarında yer alan türlü gelişmeler arasında değerlendirmeye elbette olanak yoktur. Tarihte İnsanlığın yükselişinin, gelişmesinin yanı sıra, onu maddi ve manevi düşkünlüğe sürükleyen gelişmeler de olmuştur. Her türden keyif verici zehir burada karşımıza çıkıyor: Afyon, kokain, morfin, esrar, LSD, marihuana vb, gibi. İşte tütün ancak, insanlığa ve uygarlığa dadanan bu İlletlerin listesinde yer alabiliyor. Yazımızda, her türlü abartmadan uzak kalmayı amaçlayan bir gerçekçilikle belirtmek isteriz ki, tütünün kişiye zararı, adlarını yukarıda sıraladığımız keyif vericilerin hepsinden daha hafif kalıyor gibi görünebilir. Ama tek bir açıdan bakarak onun zararını küçümsemek çok yersiz bir gaflet olur. Çünkü zehir olarak hafifliğine karşın tütün, ötekilerin toplamını kat kat aşan bir oranda yaygındır. Zengin, fakir, kadın, erkek, genç ve yaşlı, kısacası, İnsanlığın bütün kesimlerinde yaygındır ve gittikçe de yayılmaktadır. Bu görünüş İçinde, büyük üzüntü ile belirtmek zorundayız kİ, kişi başına tütün tüketimi bakımından. Türkiye dünyada birinci gelmektedir. Bu tüketimde ABD ikinci sırada yer alıyor. Amerika’nın durumu, bu ülkenin her alanda en çok tüketim yapan dev ölçülerde bir ekonomiye sahip olmasıyla kısmen açıklanabilir. Genel tüketim bakımından, Avrupa’nın kişi başına en düşük sayılarına sahip ülkesi olmamıza karşılık, tütün tüketiminde dünyaya adeta meydan okuyuşumuz, üzücü olduğu kadar düşündürücüdür de.Tütünün yurdumuza no zaman ve nasıl geldiği hakkında kısa ama açık seçik bilgiye sahibiz. Bunun. Osmanlı tarihinin büyük bilgini Katip Çelebiye dayanması, bilgimizin sağlamlığı üzerinde kuşkuya pek yer bırakmamaktadır. Çelebi’ye göre, tütün bin on tarihinde (1601 yılında) in-gilizler eli ile İstanbul’a gelmiş ve bazı göğüs hastalıklarına iyi geldiği söylentisinden de destek görerek, hızla yayılmıştır. Devrin aydın çevrelerinde günün konusu olarak yıllarca tartışılmış, hakkında, özellikle aleyhinde çok söz edilmiştir. Zamanın Cerrahlar Şeyhi İbrahim Efendinin, tütüne karşı mücadeleye önderlik ettiği anlaşılıyor. Hakkında çok az şey bildiğimiz bu hekimin genel ve özel toplantılarda, en çok da Fatih Camlinde vaaz ve öğütler verdiğini, tartıştığını, tütün aleyhinde fetvalar ve fetva suretilerini cami duvarlarına asarak ve her yola başvurarak mücadele ettiğini Katip Çelebi’den öğreniyoruz. Ama Katip Çelebi onun bu çabalarının başarısız kaldığını da belirtiyor: “Çok himmet ve dikkat gösterip boşuna zahmetler çekti. O söyledikçe alem halkı daha çok içip direndi; gördü ki olmaz, vazgeçti.”
Katip Çelebi, tütünle mücadele konusuna şöyle devam ediyor: “.., sonra rahmetli Sultan Murad’ı Rabı, asrının sonlarında kötülüklerin kapısını kapamak İçin kahvehaneleri kapatığı gibi, yangınlar çıktığı İçin tütünü de yasak etmişti. Halk yasağı dinlemediğinden padişahlık gayreti ve hünkar buyruğuna aykırı gitme suçu ile içenleri cezalandırmak gerekti.., giderek kişi yasak nesnenin üzerine daha çok düşer’ dediklerince içmeye hırsı ve rağbeti artıp bu suçtan nice ödem yokluk ülkesine gönderildi…”
Tütünün 17, yüzyıldan sonra yurdumuzda ve dünyada yayılmakta devam ettiğini. 19, yüzyılda İnce kağıda sarılarak, yani sigara biçiminde tüketildiğini biliyoruz.
önlemler konusunda akla ilk gelecek kaynak kuşkusuz bilimdir. Sigarrnın zararlarını, bireye, topluma ve İnsanlığa nelere mal olduğunu en açık ve yetkili biçimde önümüze serecek olan elbette ki bilimsel bilgidir. Konu sigara ve insan üzerindeki etkileri olunca tıp, kuşkusuz bütün öteki alanlardan önce gelmektedir. Kimi konularda mucizeler yaratan çağımız tıbbının konumuzu aydınlatmakta ve önlemler önermekte de en büyük yardımcı olacağını düşünmek ve beklemek hakkımızdır. Ancak bu inancın karcısına dikilir gibi görünen bir gerçek de şudur: İngiltere, Amerika gibi İleri ülkelerde yapılan birtakım anketler, doktorlar arasında sigara tüketim oranının toplumun öteki kesimlerindekinden daha aşağı olmadığını göstermiştir. Demek ki, zararlarını hekim düzeyinde bilmek bile sigara kullanımına karşı yeterli olmamaktadır. Bu da her şeyi tıptan ve hekimlerden beklemenin çıkar yol olmadığını göstermektedir. Başka hangi alanlarda, hangi bilimden, hatta hangi sanat dalından yardım görebiliriz?

Bu konuda edebiyat ve edebiyatla ilgili sanatlardan önemli yardımlar umulabilir. Ama bir öğretmen olarak sorunun beni burada asıl ilgilendiren yanı, eğitimle ilgisidir. J.J. Rousseau, “Eğitimle ilgili olmayan sorun yoktur” demiştir. Buna göre konumuzu şu biçimde ortaya koymak uygun olur sanırım: Yaşayan ve gelecek kuşakları bu afetten korumak İçin, eğitimden ve öğretmenden neler bekleyebiliriz?
1 — öğretmenin her şeyden önce konu üzerinde yeterli ve sağlam bilgiyi kazanmış olması ve gerektiği zaman çevresini doyuracak bir düzeyde konuşması gerekir.

2 — Çevreye etkllil olabilmek için kendi yaşayışı İle de İyi bir örnek vermenin değerini kimse inkar edemez. Sigara İçmemek, öğretmeni en azından ‘Siz niçin içiyorsunuz?” sorusunun kendisine yöneltilmesinden korur, ona sigaranın zararlarını rahatça sayıp dökmek olanağını sağlar.
3 — öğretmenin alışkanlığı varsa ve sigarayı bırakamıyorsa, hiç olmazsa öğrenci karşısında İçmemeye dikkat etmelidir. Özellikle sevilen, sayılan ve beğeniler, bir öğretmenin, her hareketi öğrencileri tarafından kolayca benimsenir ve taklit edilir. Değerli ve sevimli bir öğretmenin elindeki sigara, en etkili biçimde reklam ediliyor demektir, özendirici etkisini düşünmek ve sigarayı öğrencilerinin göreceği yerlerde içmemek. öğretmenin hiç unutmaması gerektiği çok ciddi bir konudur.
4 — öğretmenin sigara alışkanlığı olması, onu asla sigaraya karşı savaşın dışına atamaz, içen öğretmen, alışkanlığına gülünç özür uydurmak gibi, inandırıcı olmayan bir yola saparsa elbette küçümsenir. Tam tersine, bu gibi durumlarda öğretmen, cesaret ve içtenlikle konuşabilmelidir. “Ben içiyorum. Ailemin hakkı olan aylığımın bir bölümünü bu dumana vererek boşluğa savuruyorum Bu yüzden öksürüyorum. İstatistiklere göre arkadaşlarımdan beş yıl önce ölmem gerekir. Bütün bunları biliyorum, düşünüyorum ama bırakamıyorum. İşte İçtiğim şey böyle bir bela: İçerseniz sizler de benim gibi olacaksınız; benim gibi olmanızı ise istemiyorum. Benden örnek değil. İbret almanızı İstiyorum. Ben öğretmenim, kusurlarımın öğrencilerimde devamını elbette istemiyorum…” diyebilmelidir. Hiç bir pedagoji kitabında, sigarayı veya bir başka kötülüğü önleyecek sihirli bir formül yoktur. Ama şunu kesin olarak söyleyebilirim ki, insanları gerçekten etkilemek istiyorsanız söylediğinize inanmanız. inanarak konuşmanız gerekir. İnsanlar çıkar ya da zor karşısında veya nezaket gereği olarak bir yalana boyun eğebilir. Ama bir yalana saygı duymasını hiç kimseden bekleyemezsiniz. Kısacası. öğretmenin içten ve gerçekçi olması şarttır.
5 — Bu kadar yaygın bir afetle mücadele, insana umutsuzluk verebilir. Ama bu, yersiz bir duygudur. Sigaranın yaygınlığına karşılık biz de çok sayıdayız, yüz binleri aşıyoruz. Dünyada ve yurdumuzda yeterince tanınan Dr. Alexis Carrel’-in, çok sevdiğim şu sözlerini burada anımsatmakta yarar buluyorum’
“Ne kadar küçük olursa olsun, hiç kimse İnsanlığın kurtuluşundan elinden geleni hizmeti küçümsememelidir.”

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz