Tabiatın Yedi (7) Harikası

0
10

Mühendisliğin çeşitli tanımları arasında bir tanesi çok güzeldir :”Mühendislik,
Tabiatın malzeme ve kuvvetlerini, insanlığın yararına inşatta, imalatta ve tesislerin işletilmesinde bilimsel olarak kullanmaktır”
Tabiatın malzeme ve kuvvetlerini kullanabilmek için onu tanımak ve sevmek gerekir. Çoğumuz tabiattan kaçmış ve ürkmüşüzdür. Bunun sonunda sağlığımız bozulmuş ve bunalımlar çoğalmıştır Unutmamalıyız ki, bizler tabiatın bir parçasıyız Ancak onun içinde yaşadıkça mutlu ve sağlıklı olabiliriz Bu duygu ve düşüncelerle aşağıdaki yazıyı derleyip sevgili okuyucularımıza sunuyoruz.
Milattan önce ikinci asırda Helen yazarı Antipater “Dünyanın yedi harikası”nı seçerken, tabiat harikalarının hiç birinden bahsetmemiş, yalnız insan oğlunun yaptıklarını saymıştır. Fakat mütevazi gerçek şudur ki, insan oğlunun en güçlü eserleri bile, tabiatın şaheserlerine yaklaşamamıştır. Bundan dolayı, bir ömür boyu dünyamızı dolaşırken bulduğumuz heyecanlı, heybetli ve ilham verici tabiat şaheserleri üzerinde sizleri düşünmeye çağırıyoruz.

Grand Canyon : Yeryüzünde En Büyük Yarık
Uzaktan baktığımızda Kuzey Arizona’da ki dev yar kadar heybetli bir şey asla göremezsiniz. O, tabiat bilgini John Muikin müşahade ettiği gibidir. “Onun mimarisinin rengi, heybeti ve kalitesi bu dünyanın değil, sanki başka alemlerden gelmiştir”.
Uzunluğu 280 mil, genişliği 4 ile 18 mil, derinliği bir milden fazla olan Grand Canyon harikulade yamaçların, dorukların ve yarların bir fantezisidir. Onun kenarında durduğunuzda, hiç bir ressamın yapamayacağı bir renk cümbüşünü seyredersiniz. Saat de saat değişen muhteşem görünüşler.

Victoria Şelalesi : “Gürleyen Sis”
Büyük bir çağlayan çok kimseye esrarlı ve sihirli görünür. Yere doğru hızla düşme esnasında, gürleyerek enerji toplayan nehir sularının azametle dökülüşü gerçekten tabiatın en büyüleyici manzaralarından biridir.
Ünlü çağlayanların tümünü gördükten sonra, bizim tercihimiz Zambia ile Rhodesia sınırı üzerindeki muazzam Victoria şelalesidir. Bu çağlayanın yüksekliği Niagara şelalesinin iki katından daha fazla, genişliği bir buçuk katı kadardır. Niagara şelalesinde nehir dik bir yamaç üzerinden geniş, açık bir alana dökülürken, Victoria şelalesinde. 1600 mil uzunluğundaki Zambi nehrinin suları (dakikada 75 milyon galon) dik bir yamaç üzerinden karşısındaki yamaca, oradan da köpüren havuz diye bilinen 100 Feet genişliğindeki yarığa

dökülür. Bu havuz içindeki muazzam anafor ve basınçtan dolayı, parlak güneş ışığında kilometrelerce uzaktan görünen bir gökkuşağı fantezisi yaratarak, keşif su zerrelerinin bulutları gürler. Bu olaydan ötürü Afrikalılar bu çağlayana “Gürleyen Sis” diyorlar.

Glacier Bay : Alaska’nın Buzlu Hayal Alemi
Çöl kumlarında ve rutubetli ormanlarda güçlükle yol açıp ilerlemek için bize ayrılan zamandan fazlasını geçirirken, içimizde serin iklimlere bir özlem belirdiğini itiraf edebiliriz Bundan dolayı tercih ettiğimiz tabiat harikalarından birinin, yer yüzünde denizden başlayan dağların en yükseklerinin bulunduğu Alaskanın az tanınan Glacier Bay’i olmasına şaşmamalı.
Rüzgarların aşındırarak meydana getirdiği Glacier Bay’in 4400 mil karelik latif hava Vadisi, güneşte ışıldayan azametli dik buz duvarları ve muhteşem fiyorları ile buzulların donmuş hayal alemidir. Bu körfezin sularında buz blokları ve bilginlerin söylediğine göre Mısırdaki piramitlerden önce yaşamış olan ağaçların fosilleşmiş gövdeleri yüzüyor.
Burada kutup hayvanlarının her çeşidinden bol miktarda bulunur. Bir kimse mesela, insandan ürkmeyen ve yakınında gayzer gibi soluyan balına balıkları, yüzen buz dağları üzerinde duran ayı balıkları, çeşitli ayılar, kara kuyruklu geyikler, moose geyikleri, kurtlar, porsuklar, muazzam ispinoza kuşu ve diğer su kuşları sürülerini görebilir.
Glacier Bay’de sabit ve statik hiç bir şey yoktur. Burası, bilginlere eşsiz bir yer yüzü olayları

laboratuvarı vazifesi gören seyyal bir alemdir. Büyük buzullar yavaşça oluşur, büyük boyutlara ulaşır,- sonra ormanlar üzerinden geçerek ve arkasında taze toprak bırakarak denize doğru haşmetle kayar ki, bu toprakta yemden bir varlık deveranı başlar. Bir bilim adamının dediği gibi, “Bu değişmeleri gözlemek yaradılışın içinde olmak gibi bir şeydir”

Dev Mağara : Kentucky’nin Antik Bal peteği
“Dev”, bu vasi yer altı dehlizler şebekesine yaraşan tek kelimedir. Mağara asırların renklendirdiği karmaşık bir hayal şehirdir. Envai çeşit kocaman mağaralar, şato gibi bölmeler, kubbeler, hücreler, kademe kademe dökülen sular, berrak gölcükler. Yılbaşı ağacının süsleri gibi tavandan asılmış sarkıtlar ve koca mağaranın tabanından fırlamış resim gibi dikitler. Sonsuz zaman içinde yer altı sularının kireç taşlarına etkisi ile meydana gelmiş çiçek biçimindeki teşekkülat ve şelaleye, ağaca, hayvana benzeyen acaip şekiller mağaranın duvarlarını ve tavanını süslüyor.
Bu dev mağara acaba kaç yaşındadır ? 240 milyon yıl önce oluşmaya başladığı sanılıyor içindeki kızıl derili sanat eserleri mağaradan Milattan 500 yıl öncelerinde insanla meskün olduğunu ispat ediyor. Ziyaretçiler için en ilgi çeken şey 2400 yıllık bir kızıl derili mumyası dır. 1800 yıllarında bir avcı yaralı bir ayıyı kovalarken mağaranın girişini keşfetti ki bu vasi yer altı alemi hakkındaki çağdaş bilgi bu tarihten başlar.
Bütün bu uzun ömrüne rağmen. Dev mağara cansız bir kalıntı değildir. Yeni araştırmalar, sürekli olarak yeni dehlizler bulmaktadır.


Everest Dağı : Dünyanın Doruğu
Tabiattaki faal kuvvetlerden ötürü, dağlarda öyle bir şey vardır ki insanın ruhuna zevkle akar ve doruk yükseldikçe bu etki de artar. Bütün yer yüzü dağlarında, Himalya silsilesindekiler en yüksek olup, ortalama 20 000 feet’dirler. En sivrisi olan Everest dağı, Nepal ile Tibet arasında deniz seviyesinden beş buçuk mil göğe yükselir.
Everest ihtişamının bir kısmı, onu fethetmeyi 1920’ler de gaye edinmeye başlayan yürekli adamların menkıbeleridir Sekiz tırmanış yapıldı, ki bunların bazılarında can kaybı oldu. Ancak 1953 yılında aylarca hazırlık ve tırmanıştan sonra 33 yaşındaki New Zelland’lı arıcı E. Hillary ve onun dağcı hemşehrisi T Norgay tarafından tamamen fethedildi. Onların başarı haberi taç giyme merasiminin arifesinde Britanya Kraliçesi Elizabeth’e ulaştı; bu müjdeye o kadar çok sevindirdi ki, iki olaydan hangisinin dünyada daha çok heyecan yarattığını kestirmek güçtü.


Baykal : Sibiryanın Dev Gölü
Hayalinizde Belçika’dan daha büyük. Yüksekliği 8500 feet’e varan sık ormanlı dağlarla sarılmış ve çevresindeki tundra, yabani çiçeklerle bezenmiş bir tatlı su gölü canlandırınız. İşte Sibirya’nın güney doğusunda İrkutsk’dan 40 mil uzaklıkta Baykal gölü budur.
Bazı yerlerde derinliği bir mili aşan Baykal’da (yeryüzündeki tatlı suların beşte biri) Birleşik Amerika’daki bütün büyük göllerin toplamı kadar su vardır. Gölde ve çevresinde 1800 çeşit çiçek ve hayvan yaşar ki bunların üçte ikisi dünyanın hiç bir yerinde bulunmaz Mesela golomyanka adındaki bir balık o kadar şeffaf (saydam) dır ki, bir yandan bakıldığında öbür yandaki gazetenin harfleri seçilebilir. Bu balık yumurta yerine yavrularını doğurur Yine Baykala mahsus 40.000 tane ayı balığı vardır. Bu ayı balıkları 1000 mil uzaktaki tuzlu sulardan buraya nasıl gelmişlerdir? Tarihten önceki devirlerde Baykal gölü ile Arktik okyanusu birbirine bağlı iken, bu balıkların gölde mahsur kaldıkları tahmin ediliyor.


Yellowstone Milli Parkı : Ayrı Bir Alem
Yer yüzünde tabiat güzelliklerinin ve şaheserlerinin bulunduğu bütün yerlerde Yellowstone Milli Parkından daha çok hatırlanacak neresi olabilir ? Wyoming, Montona ve İdaho eyaletleri içinde 3470 mil karelik bir alana yayılmış.
Yanar dağlardan meydana gelip, buz devri buzulları ile biçimlenen Yellowstone ayrı bir alemdir. Görülecek yerler şaşılacak kadar çoktur. Sarp dağlar, 1000 feet’lik uçurumlara dökülen çağlayanlar, rengarenk çukurlar içinde fıkırdayan ve duman tüten 10.000 kadar kaynak ve saat dakikliği ile sıcak suları havaya fışkırtan dünyanın en büyük gayzer topluluğu.
Yellowstone’nun bütün sakinleri titizlikle korunan envai çeşit vahşi hayvandır, 16.000 tane elk geyiği, 1000 tane moose geyiği, 600 tane bizon, 5000 kara ayı, 300 gri ayı, aralarında nadide kuğuların da bulunduğu sayısız çeşitli küçük hayvanlar ve kuşlar
Yellowstone yılda 21.4 milyon ziyaretçisini büyülemek için hiçbir şeyi eksik değildir. Oraya kış ortasında gitmeyi severiz, zira o zaman gayzerler ve vahşi hayvanlar ile baş başa kalırız. Fakat, o her mevsimde nefesleri kesecek kadar güzeldir. Parkın şahane güzelliklerinin halka açılmasını isterken söylediği aşağıdaki sözlerde. John Muir’in vadettiklerini ziyaretçilerin ancak en vurdum duymazları fark edemez “Tabiatın süküneti içinize dolacaktır. Üzüntüleriniz sonbahar yaprakları gibi dökülürken, rüzgarlar tazeliklerini, fırtınalar enerjilerini içinize üfleyeceklerdir” Bu sözlerin doğruluğunu biz bütün tabiat harikalarında bulduk.

avatar
  Subscribe  
Bildir