Sümüklü böcekler hakkında ilginç bilgiler.

0
23

Kısa bir süre önce çalışmalarımla ilgili olarak Fakülteden sümüklü böcekleri toplamakta görevlendirilmiştim. Bu işi yaparken, böcek numunelerinin özellikle zedelenmemiş, çeşitli türlerden olmasına dikkat etmem gerekiyordu. Ancak mevsimin kış oluşu bazı sorunların doğmasına neden olmuştu. Buna rağmen havaların oldukça yumuşak geçmesi, bana bitki örtüsünün verimli olduğu yerlerde incelemelerime yardımcı olabilecek deney alanlarını keşfetmeme yaramıştı. Buralarda, daha çok kuru otların veya ona benzer bitki türlerinin oldukça fakir görünümdeki örtüsü altında iyi bir şekilde korunmuş sümüklü böcek kabuklarını bulabilmiştim. Bulmuş olduğum kabukları sınıflandırmam için, pek fazla zamanım olmadığından, bunları reçel kavanozlarına yerleştirmeyi uygun görmüştüm, Bu işi yaptıktan birkaç gün sonra kabukların içersin de barınan kiracıları yakından izleyebilmem mümkün olmuştu. Odanın sıcaklığı bu hayvancıkları yuvalarından dışarıya çıkmaya zorlamıştı Birden gözümün önünde örümcekler, böcekler, kırkayaklar ve eklem bacaklılar belirmişti.

Bu hayvanlar arasında bazıları hayret edilecek derecede bir düzenlilik içersin de kabuklarından sıyrılmaktaydılar. Bu nedenle onları sümüklü böcek kabuklarında kış uykusuna yatan tipik hayvanlardan saymamız yerinde olurdu örümcekler arasında en göze çarpanı sıçrayan örümceklerdi. “Habitus” familyasından olan bu türlerin yanı sıra, birkaç kez kendini yenileyip, şaşılacak derecede karıncaları andıran “Myrmarachne formicaria” türü örümceklere de rastlanılmaktaydı. Örümceklerden başka “Neobisium” türünden, yaklaşık 3 mm, büyüklüğünde olan akrabalarından, kitap akrebi olarak tanıdığımı; akrep türü de göze çarpıyordu. Fırça bacaklılar “Polyxenus lagurus” arasında en küçüklerinden sayılan kırkayakta dikkati çekiyordu. Çeşitli renkler içerisinde parıldayan bu hayvancık, herkes tarafından kendi soyu içerisinde en güzeli olarak benimsenmişti. Oldukça değişik sayılan bu güzellik daha irice olan kırkayaklar arasında daha belirgin bir biçimde ortaya çıkmaktaydı. Ancak büyüklüğünün 3 mm.’yi geçememesi ne kadar üzücüydü. Bu hayvancıklardan başka gözüme daha başka böcekler de çarpmaktaydı. Bunlar arasında kulakaçanları, sivrisineklerle, tek bir sümüklü böcek kabuğu içersin de saltanatlarını sürdüren yüzlerce karınca türünü sayabilirim. Bunlardan en aceleci olanları Şubat ayı sonuna doğru yuvalarından dışarı çıkmaktaydılar.

Gürültülü kanat çırpıları ile arılar oldukça dikkat çekiyorlardı. Bunlar daha çok “Osmia biloior” türünden, yakından tanıdığımız çift renkli eşek arılarının birileriydi. Bu arılar boş buldukları kabuklarda yuva kurmaktan hoşlanıyorlardı. Arıların bu tür davranışları oldukça yaygın bir davranış tarzı olduğundan, bu hayvanları görevleri başındayken yakından izliyebilmek en büyük arzumdu. Bu olanağı elde etmiş olmakla son derece mutlu olmuştum.
Mart başında sümüklü böcek kabuklarını toplamış olduğum yerleri yeniden keşfetmek üzere yola koyulmuştum. Bu kez rastladığım eşek arılarının tümü erkekti. Bu hayvanlar buldukları kabuklara doğru hızla uçarak yanaşıyorlar, delikten sıyrılarak içeri girmeye çalışıyorlardı. Ancak bir başka kabuğu hedef aldıklarında bir an önce ona ulaşmayı arzularcasına kendilerini bu defa dışarı atıyorlardı. Erkek arıların bu tutumu çok doğal sayılardı Şöyle ki, havaların gittikçe ısınmaya başlaması bu yaratıkların erkeklerini dışarıya çıkmaya zorlarken, dişileri bir süre daha emin buldukları yuvalarında kalmayı ve erkeklerini özgür bırakmayı tercih etmekteydiler Bu nedenle dişi arıları ancak Martın sonuna doğru görebilmem mümkün oldu. Göz alıcı siyah kırmızı renkteki dişi arıların oldukça sık görüldüğü yeri keşfedebilmem birkaç haftalık bir zaman almıştı. Pek dikkati çekmeyen gri kahverengi karışımı renkteki erkek arılar ise bu zaman zarfında ortadan yokotmuşlardı. Daha önceden keşfettiğim yere”Osmia Bicolor” türleri için yuva kurmaya elverişli olabilecek otuz adet kadar sümüklü böcek kabuğunu yerleştirdim. Bu arada yirmi dakikalık kısa bir gezintiye çıktıktan sonra geri döndüğümde, yere sermiş olduğum kabuklardan birinin içersine girmeyi başaran ilk “Osmia’ yı görünce hayret etmiştim. Onların bu işte bu kadar çabuk davranabileceklerini düşünememiştim Bu olaydan beş gün kadar sonra, havaların pek iyi gitmediği günlerde, daha önce arılar tarafından ziyaret edilmiş kabuk üzerinde çiğnenilmış yeşil bitkilerden oluşturulmuş noktacıklara rastlamıştım. Bu bende noktaların arılar tarafından sanki kendi malikanelerim simgelemek istedikleri için işaretlemiş olabilecekleri kanısını uyandırmıştı.
Daha sonra bu konuda yanıldığımı anlamıştım Arının her şeyden önce yuvasının çevresini yakından tanıyarak evinin yolunu yemden bulabilmesi için onu belirlemesi gerekmekteydi. Evinin dış görünümü onun için ikinci planda kalan bir husustu. Ancak, yuvanın işaretlenmiş veya işaretlenmemiş olması arının evim bulup bulmamasını engellememekteydi. Demek ki, işaretin yapılmış olmasının nedeni daha değişikti. “Osmia bicolor”un davranımları şüphesiz ki atalarınınkinden farklı olmayacaktı. Onlarda ya topraktan veya çiğnenmiş bitkisel maddelerden yararlanarak çanaklar yapmayı başarmış, çiçek tozu ile bal özünü burada toplamaya çalışmışlardı. Sayıca az da olsa. “Osmia Bicolor”un bazı akrabaları bu yaşam tarzlarını hala sürdürmektedirler. Ancak günümüzde arılar bir aşama yaparak bu işten kendilerim kurtarıp, sümüklü böcek kabukarı gibi, hazır yuvalar arayıp gayelerini burada gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Böylece çanak yapımı gibi ağır bir görevden kurtulmaktadırlar Ru işten yoksun kalmış oluşlarının kalıntılarım yukarıda sözünü ettiğimiz işaretlerde görmemiz mümkün olmaktadır. Nitekim kovan gözlerinin yapımıyla meşgul olmaları beklenirken, boş zamanlarını kısmen bu şekilde değerlendirmeye çalışmaktadırlar.
Şimdi yine konumuza dönelim. Tetkik gezimin altıncı günü öğleye kadar bizim yetenekli “Osmia”mımız karnının üzerindeki tüylerle çiçek tozunu, boyun kısmında da bal özünü yuvasına taşımaktaydı. Dışarıdan sümüklü böcek kabuğunun üst kısmındaki kıvrımları arasında besin maddelerinin depolandığını görmek mümkündü. Ancak zamanımın dar oluşu nedeniyle gözlemlerime o gün ara vermem gerekiyordu. Ertesi gün aynı yere geldiğimde kabuğun ağız kısmının tamamen kapatılmış olduğunu görünce sükütu hayale uğramıştım. Fakat bu şaşkınlığım uzun sürmemişti. Çünkü arılar kısa bir süre sonra tekrar ortalıkta görünmeye başlamışlardı Kabuklarla toprak arasında sırtlarını yere değdirerek, ayaklarıyla durmadan hareket halinde bulunuyorlardı. Böylece sümüklü böcek yuvalarını kabuğun ağız kısmını toprağa yatay bir biçimde getirene kadar seri hareketlerle döndürmeye çalışmaktaydılar (Kabuğun ağız, kısmı daha önce yukarıda bulunmaktaydı). Eşek arıları bu arada kendileri için en uygun olan pozisyonu sağlamak üzere çaba sarf ediyorlardı. Ancak bütün bu uğraşılarından yeterince tatmin olmuş değillerdi. Çünkü kabuğun ağız kısmının açık bulunduğu taraf, toprağa tamamen yapışık bir şekilde bulunmamaktaydı. Bu nedenle yuvasını yeniden döndürmeye çalışan arılar, toprak ve bitkilerden yararlanarak kabuk altına destek sağlamaya çalışmaktaydılar. Bu defa yeni bir deneye geçilmekteydi, fakat nedense yine arzu edilen şekli elde etmişe benzemiyorlardı. Demek ki kabuğu yine yuvarlamaya ve eşelemeye devam edeceklerdi. Bu çabaları bir saatten fazla sürmüştü. Sonuçta o gün fevkaladeden herhangi bir olayın oluşamayacağına kanaat getirerek uzaklaşmayı uygun görmüştüm Fakat sonradan yanıldığımı anlamıştım.
Ertesi gün aynı yere geldiğimde sümüklüböcek kabuğunun gezintiye çıkan herhangi biri tarafından toplanarak götürülmüş olabileceğim sanmıştım. Çevreye biraz daha dikkatlice baktığımda kabuğu yemden bulmuştum Kabuk keskin gözlü olmayanlar tarafından kolay kolay farkedil-meyecek şekilde oldukça kalın kuru ot saplarının altına gizlenmişti. Bu yine bizim becerikli arımızın eseri olmalıydı Maalesef bu defa yine olanları yakından İzliyebilmekten yoksun kalmıştım Hayal kırıklığına uğramış bir kişi olarak kabuğu çatısının altından alarak, daha yakından inceleyebilmek gayesiyle beraberimde evime getirmiştim. Bu olaydan bir kaç gün sonra, o derece şaşırmıştım ki, aynı yerde yine cılız ot sapları yığılmış bulunuyordu. Halbuki yuya daha önce belirttiğim gibi, çoktan ortadan yok edilmişti. Anlaşılan eşek arısı yuva yaptığı yeri daha sonra yeniden kontrol ederek, yuvasının hala yerinde olup olmadığını bilmeden otların zarara uğramış kısımlarını onarmaya çalışmıştı Bu olayın üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra, memnuniyet verici yeni bir keşifte daha bulunmuştum Muhtemelen bir önceki hafta izlemiş olduğum eşek arısı, yine yakın bir yerde yeni bir sümüklüböcek kabuğunu yeşil noktacıklarla simgeletti işti. Bu defa şansım ve sabrım o güne kadar kaybettiklerimi yakından görüp izleyebilmeme yardım etmişti
Eşek arısı yeterince çiçek tozu ve bal özünü depolayıp yumurtasını bıraktıktan sonra kabuğa sıkıca kilit vurma işine girişmekteydi önce çevresindeki çeşitli bitki türlerine doğru uçarak boynuzlarıyla yapraklarını kontrol etmekteydi özellikle çayır düğmesi (Sanguisorba minör) ile beşparmak otunun (Potentllla tabernaemontani) yapraklarından ufak parçacıklar koparıp bunları salgı bezlerinden gelen sıvı maddenin yardımıyla çiğneyerek yuvasına doğru beraberinde götürmekteydi Bu yapı malzemesinin sayesinde içeride ince bir duvar örmeyi başarmaktaydı. Bu duvar daha sonra ilave edilen ufak parçalarla tamamlanarak kabuğun içinde arı larvalarının yaşamlarına uygun olan oluşturmaktaydı. Bu arada hayvancık büyük bir çeviklikle ufak taş parçacıklarını, toprak yığınlarını ve daha birçok ufak maddeleri içeriye taşıyarak üst üste gelişigüzel yığmaya devam ediyordu. Böylece arı sümüklü böcek kabuğunun dış çevresini bir iki cm uzunluğunda doldurmaktaydı. Daha sonra çiğnenmiş yapraklardan oluşan barikat dışarıya olabilecek sızmaları önlemekteydi. Her şey mükemmel bir konstrüksiyon ile ısı izolasyonu için düşünülmüştü. Sonunda daha önce izlenmiş olan yuvanın döndürülmesi işlerini uygun duruma gelmiş oluyordu. Ancak bu işlem yaklaşık iki saat kadar sürmüştü.
Bu sürenin bitiminde arı, ilk ot saplarını taşımaya başlamıştı Birkaç saniyeden daha kısa aralıklarla arının genellikle uzunluğu beş cm.’yi aşan saplarla uçtuğunu izlemek mümkün olmuştu Yarım saat geçtiğinde sümüklü böcek kabuğundan herhangi bir iz görmem artık imkansızdı. Bir sonraki yarım saatin sonunda yuvanın yapıldığı yerde yumruk büyüklüğünde bir ot yumağı oluşmuştu. Bilgisi olmayan herhangi birisi burada bir arı yuvasının bulunduğunun farkına bile varamayacaktı.
Bu olayı takip eden günlerde bu güzel arı türünün ilginç çabalarını izlemek olanağını elde etmiştim. Diğer ortamlarda izlenen hayvancıkların sümüklü böcek yuvalarını döndürmeyi ve ters çevirmeyi, ilk izlemiş olduğum arıdan daha kısa bir zaman zarfında başardıklarının farkına varmıştım Anlaşılan “Osmia Bicolor” türünde göze çarpacak derecede bireysel davranım değişiklikleri bulunmaktaydı.
Birkaç hafta içersinde ondan fazla yuva keşfetmiştim. Bunların her birinde sadece bir tek yumurta bulunuyordu. Demek oluyordu ki, dünyaya her yeni gelen yavru için tüm çalışma süresinin yeniden tekrarlanması gerekliydi. Her yuvanın yapımı yaklaşık bir haftalık bir zaman almaktaydı Kötü hava koşullarının arıların çalışmalarını engelleyeceği düşünülecek olursa, arının dört beş yavrudan fazla çıkaramıyacağı tahmin edilebilir. Ancak türlerini koruyabilmek için komplike bir şekilde kuluçkaya yattıklarında gösterdikleri özen ve bakım sayesinde arılar oldukça düşük olan üreme katsayısını yeterli duruma getirebilir ve neslin devamını sağlıyabilmektedirler. Mayıs sonu ile Haziran başında arılar dişilerini kaybetmektedirler. Birkaç hafta içersin de larvalar gelişerek yazı pup halinde geçirirler Yaz sonuna doğru yeni bir arı nesli türemektedir. Ancak yaşamlarını garanti altına alabilmek için hayvanlar kışı sümüklü böcek kabuklarında geçirerek ilk kez onu takip eden ilkbaharda güçlü bir şekilde örülmüş olan duvarı aşmayı başararak özgürlüğe kavuşmaktadırlar. “Osmia Bicolor” sümüklü böcek kabuğunda yuva kuran tek eşek arısı türü değildir Akrabası olan “Osmia aurulenta” bağlarda görülen sümüklü böcek kabuklarını yuvaları olarak benimseyenler arasındadır Bu tür. “Osmia Bicolor”dan daha sonra Nisan sonuna doğru görülmeye başlar. Bu arıları da boşaltılmış sümüklü böcek kabuklarıyla avlamaya çalışmıştım Ancak sadece bir tanesini cezbedebilmeye muvaffak olmuştum, öncelikle tercih ettiği sümüklü böcek türünün büyüklüğüne uygun olarak Osmia aurulenta” yuvanın içme çok sayıda gümeç gözü bırakmaktaydı Tek bir yuva içerisinde on veya çok daha fazla sayıdaki hücreye rastlamıştım. Hücreler tek tek olarak birbirlerinden çiğnenmiş bitki maddelerinden oluşan bölmelerle ayrılmışlardı. ilginçtir ki, yuvanın girişine rastlayan hücre her zaman boş bırakılmaktaydı. Bu yuva hücresi bir yandan mükemmel bir ısı izolasyonu oluşturmaya yaramakta, diğer taraftan da parazitlere karşı etkili bir koruyucu faktör olabilmektedir. İzlemiş olduğum deney hayvanımda, yuvanın simgelenmesiyle ilgili olarak ilginç bir keşifte daha bulunmuştum “Osmia aurulenta” da. “Osmia bicolor” gibi her şeyden önce boş bir kabuk aramakta, ve bunu daha sonra simgeleme yoluna gitmekteydi. Kabuk içersin de birçok hücreler oluşturduğundan, yuvayı dıştan aynı şekilde her yeni hücre oluştukça işaretlemek için çaba sarf ediyordu Bir başka deyimle, her defasında, hücre yapısına bağlı kalarak çalışmalarını “keyfince” yürütmekteydi Üçüncü hücrenin yapımının bitiminde dıştan bu güzel manzarayı belirgin bir şekilde görmem mümkün olmuştu. İlk hücrenin oluşumunu simgeleyen kahverengi noktalar bir tarafta, ikinci hücrenin oluşumunu simgeleyen açık yeşil noktalar bunların aksi yönünde ve yine üçüncü hücrenin oluştuğunu aksettiren koyu yeşil renkteki noktacıklar pırıl pırıl parlamaktaydılar. Ancak bu güzel manzarayı daha fazla seyretmem mümkün olamamıştı, çünkü sümüklü böcek yuvası birden ortadan yok olmuştu Muhtemelen onu bir başkası almış olmalıydı Her ne kadar birkaç gün sonra onu büyük bir titizlikle sınıflandırılmış, bağlarda görülen sümüklü böcek kabukları arasında bulduysam da, başkaları tarafından çalınmış olan yuvasına anının aynı özeni göstermediğini fark etmiştim.
Her güzel şeyin, bir inanca göre üç tane olması gerektiği hatırlanacak olursa, burada kısaca sümüklü böcek kabuklarına yuva kurmuş olan bir üçüncü “Osmia” türünden daha söz edeceğim. Sadece üç cm uzunluğundaki “Osmia spinulosa” Helicella türünden olan çayır sümüklüböceklerine karşı ilgi duymaktadırlar. Toplamış olduğum kabuklarda bu tür arıların çok sayıda yuvalarına rastladıysam da dikkati pek çekmeyen bu hayvancıkları iş başında izlemem mümkün olamamıştı Yukarıda kısaca bahsettiğimiz üç arı türüne de hemen hemen kuru otlar veya buna benzer yaşamlarını sürdürebilecekleri bitki türleri arasında rastlanabilmektedir. Bu üç türün yayılma alanları Almanya’nın kuzeyine Hannover’e kadar uzanmaktadır. Dördüncü bir tür olan “Osmoa rufohorta” ise sadece güney Almanya’ya özgü olan türdür.
İçimizden bazıları boş bulunan sümüklü böcek kabuklarını gördükçe bu böceklerin talihsizliklerini düşünerek üzüntüye kapılabilirler Bu hayvancıkların hayatlarını kaybedişlerine hava koşulları, örneğin beklenmedik don olayları veya sıcak haya dalgaları neden olmaktadır Bunların yanı sıra, fazla olmamakla beraber düşmanlarının saldırılarına da uğrayabilmektedirler. Bu konudaki gözlemlerin sırasında ilginç sonuçlar elde etmiştim.
“Osmia” türünün görüldüğü zamanlarda toplamış olduğum kabukların bir çoğundan acayip görünümlü solucana benzer altı bacaklı yaratıklar “Drilus unicolor” ortaya çıkfrııştı. Genellikle eklembacaklılara özgü ağ gözlerin dışında, bu yaratıkların bokböceklerini andıran tarafları pek yoktur Kanatlarının izlerine bile rastlavamamıştım. Bu böceklerin akrabaları sayılan ateş böceklerinde de, aynı şeyler görülebilmektedir. Bunların dişileri larvalara benzemektedir “Drılus” dişileri oldukça tembel yaratıklardır Kendilerinden daha ufak yapıdaki erkekleri ise çok hareketli ve bu tür böceklere özgü olan canlılıktadır. Drllus dişisinin çok sayıdaki yumurtalarından, hemen sümüklüböcek avına çıkmak için çırpınan, seri hareketli larvalar çıkmaktadır Bu böcekler boş bir kabuk bulur bulmaz buraya yerleşmekte ve burada deri değiştirmektedirler. Larvaların gelişmesiyle yerleştikleri kabukların sayısı da artmaktaydı. Bu gelişim birkaç yıllık bir zaman almaktadır. Larvalar kışı ilk buldukları kabukta geçirmeyi tercih etmektedirler. Daha sonra tamamen sakin geçen bir devreden sonra ilkbaharda yeniden iştahları açılarak deri değiştirmeye çalışmaktadırlar.
Cinsiyetlerine bağlı kalarak değişiklik gösteren erkek ve dişiler, sümüklüböcek kabuklarında birbirlerinden farklı olarak gelişmektedirler. Çok sayıdaki dişilerini “Cepaea”. “Bradybaena” ve yine “Helıcella” türü kabuklarda bulabilmiştim. Buna karşın erkeklerine, oldukça ender olarak “Helicella” türünde görülen büyüklükteki kabuklarda rastlamıştım. Bunlar genellikle çok daha küçük sümüklüböcek kabuklarında büyümekteydiler. Bu kabukların toplanması çok zordur. Bu nedenle Helicella’dan iki adet erkek arı elde edebilmek beni son derece mutlu etmişti. Bunlardan biri deri değişimi sırasında hayatını kaybetmiş, diğeri ise hemen yakaladığı bir dişinin üzerine saldırmaya kalkmıştı iki ayrı cinsten olan bu yaratıkların görünümü gerçekten çok ilginçti Kabuğun helezoni kubbesi arılar için uygun yerleşim alanları oluşturmaktaydı.
Yukarıda sözünü ettiğimiz ve halk arasında ateş böceği olarak bilinen böcekler karınlarını genellikle sümüklüböceklerle doyurmayı tercih ederler. Diğer bokböcekgl türleri de. özellikle zehirli olanları, sümüklüböcekleri avlamak üzere tuzak kurmaktadırlar. Bunlar arasında “Chychrus” türünden olanlar bu konuda en yetenekli olan böceklerdir. Gözleri oldukça geride bulunan uzun ballarıyla kabuğun derinliklerine doğru girerek, daha sonra yumuşak gövdelerini içeriye çekmektedirler Diğer zehirli böcek türleri oldukça seri olan boynuzları ile kabuğun daire şeklindeki kıvrımlarını zedelemekte, bu nedenle de arıların bu barınaktan yararlanmalarını engellemektedirler Sümüklüböcek kabuklarını ustaca tahrip eden bir başka hayvancık ta “İschyropsalis helwıgi’ dır Ancak doğada bu türe ender rastlanıldığından bunların kabukları zarara uğramakta pek o kadar etkili olmadıkları saptanmıştır.
KOSMOSdan

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz