Sevginin ve duygusallığın en güzel tanımı

0
109

Bir mücadele veren insanın mutlak zalim olması mı gerekir? Birçok harp kahramanlarında zalimliğin zerresine rastlanmamıştır. Zulme harpte bile gerek yoktur. Düşman karşısında gevşememekle zalim olmak tamamen farklı şeylerdir. Gerçekte düşmana zulüm uygulayan ordular harbi daima kaybetmişlerdir. İkinci Dünya Harbi kaçınılmazdı, fakat bu harp biz insanları kurtlara döndürmedi. 1940larda Ruhr, Kolonya vs.’ye bombalar düşerken karartma uygulanan birçok başka ülkelerin kentlerinde hala konser salonlarında Bach ve Beethoven çalınıyordu. Duygusal olabilmek ve aşk insanlara özgü en yüksek erdemlerdendir örneğin Charlie Chaplin’in filmlerini alalım, bu filmlerin çoğu duygusaldır ve hatta ağlatabilir. Chaplin’e dökülen gözyaşları mı? Bu yaşlar temiz bir kalbin ve asil bir ruhun işaretidir. Unutmayalım ki bu “duygusal gözyaşları” onun Büyük Diktatör filmini çevirmesine engel olmamıştır, bir de engel olmamıştır diyorum, bu gözyaşları onun ömrü boyunca barış ve ilerleme yolunda cesur bir savaşçı olmasına yardım etmiştir. Bu gözyaşları o çağın hüznünü, heyecanlarını, kara mizahını ve öfkesini aksettiriyordu. Nazik ve duygusal insanlar da güçlü ve cesur savaşçılar olabilirler. Nazik ve duygusal olmak irade zayıflığı ile karıştırılıyor, oysa bunlar çok ayrı şeylerdir. Nazik ve duygusal olmak “savaşçı” bir ruh taşımaya ve kuvvetli bir iradeye engel değildir. Ne yazık ki bazı (ilkelerde hala “sert adam” ideali yaşıyor. Oysa bugün herzamandan çok tutarlı, inançlı, ahlaklı ve hem hassas hem de sorumluluk taşıyan ruhlara ihtiyaç vardır. Gönüllü olarak yol yapımında çalışan gençlerin son moda gömlekler giymeleri onların yaptığı işi küçültmez. Gençlerin kendi arabaları olmasını istemeleri de doğaldır ve bunlarda antisosyal bir taraf yoktur. Yarının gençleri uzay gemilerinde ‘ anti-dünya”yı keşfetmekle cesaretlerini gösterecektir. Hiçbir zaman çocuğu serde büyütür gibi yetiştirelim demedim, fakat herşeyi kas gücüne ve kaba kuvvete indirgemek ve insanların değerini aldıkları yara ve berelerle ölçmek çok yanlışdır. Ya böyle bir eğitim sonucunda ortaya gerçek bir savaşçı değil de hayattaki bazı güzel şeylerden mahrum kaldığını hisseden ve “bileğinin gücüyle” diğer insanları kenara iterek o güzel şeylere zorbalıkla sahip olmak isteyen biri çıkarsa ortaya. Amaçlar kadar araçlar da önemlidir örneğin. Suç ve Ceza’daki Raskolnikov halkın yararına asıl bir amaca ulaşmak üzere insanların kınadığı bir şeyi ömründe bir kez uygulamak istemişti, sonuç ne oldu? Hiçbir “yarar” yoktu, yalnızca suç sözkonusu idi. En büyük suçu da kendi kişiliğine karşı işlemışti, hiç de basit olmayan bu karakter çürüdü gitti, işte size “halkın yararına” demagojisi ardına gizlenmiş bir “sert karakter”. Hiçbir aile çocuğunu bilerek suça yöneltmez tabi, herkes evladının bir Raskolnikov değil, bir Jeanne Darc olmasını ister, ne var ki büyük insanları aileleri değil, içinde yaşadıkları çağ ve toplum yaratır. Aileye düşen daha mütevazi bir görevdir: namuslu insanlar yetiştirmek. Bir gencin Voynich’in Atsınegi kitabını okuyarak bir kahraman kesileceğine inanmak saflıktır. Şurası mutlak ki edebiyatın büyük trajedileri karşısında duygusuz kalan bir insan kahraman değil, hiçbirşey olamaz. Ozaman dünya edebiyatını okumamıza ne gerek kalırdı, Shakespeare’i bir kenara atmamız gerekirdi, öyle ya. Ophelianın yaptığı sertlikle bağdaşır mı hiç. Ama hangi insan Ophelia’ya kızabilir bunun için? Her insan diğer insanların sırları ve trajedileri karşısında belli bir saygı duyabilmelidir. Tarihte bir devrimciye olan aşkı nedeni ile devrime katılmış kadınlar vardır, bu da gösteriyor ki insan duyguca nekadar zenginse kötülüğe ve nefret ettiği şeylere karşı o kadar kararlı ve cesur savaşmaktadır. Cephelerde çok görülmüştür en büyük kahramanlar sokakta kedileri, köpekleri, güvercinleri seven, geceleri şiirler okuyan, askerliğe hiç de uygun düşmez gözüken “ana kuzularımdan çıkmıştır. Duygusalııklarını yitirmedikleri içindir ki bu insanlar kendi insanlarını ve topraklarını sevebilmiş ve saldırgandan nefret edebilmiştir. Onlar ıstırap çekebilen ve ağlayabilen insanlardı, fanatik değillerdi ve zaferlerinin gerçek nedeni buydu, fanatik olmamak. Yüzyıllar önce büyük hümanist Giordano Bruno Engizisyon’un emriyle kazık üzerinde yakılırken galıpdi aslında her çağda insanların bir kısmı ıstırabı, aşkı ve ağrıyı tattı ve mücadelede sonuna kadar kalanlar da bunlar oldu. Diğer bazı insanlar meşin at gözlükleri takmış gibi yanlız görmek istedikleri şeyleri gördüler ve “sonuna kadar direnseler” de amaçlarına varamadılar. Bir ideale kendini vermekle geri kafalı bir fanatik oluş tamamen ayrı şeylerdir.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir