[Şair] Yunus Emre biyografisi, hayat hikayesi, sözleri (1240 ~ 1XXX)

0
14

Yunus Emre kimdir?
Doğumu, ölümü kesin sayılarla belli değil, ama bir ömrün ışık kuşağı çift yüzyıla kol atmış pırıl, pırıl uzanıyor … Mezarı bile tam belirlenememiş beş ayrı yöre halkı kabrini paylaşamıyor Karaman, Bursa, Manisa, Erzurum, Keçiborlu ve Porsuk Suyu’nun Sakarya’ya kavuştuğu Sarıköy gibi galiba sonuncusu akla ve kanıtlara uygun düşüyor. Her halde asıl Yatırı 600 yıldır aynı coşkuyla çarpan Türk Ulusu’nun yüreklerinde olmalı.. Acaba Yunus Emre’siz Nobel Ödüllerinde bir eksik yok mudur?

Altında yatan yedi eski uygarlıkla Anadolu topraklarında. On üç ve On dördüncü yüzyıllar-arası neler olmuştu? Doğu’dan Moğol saldırıları, iç ve dış kargaşalıklarla Küçük Asya altüst olmaktadır. Çatışmalarla savaşlar, peşi sıra yoksullukları, kıtlıkları sürüklemektedirler. Yarımada üzerinde savaş ve anarşizm’den kalan bir yığın yılgın ve bezgin insan .. Toplumlar sancılı, tasalı, ağrılı ve yarınından güvensizdir. İşte O bungun ortam ve dönemde insanlar, dış’tan iç’e dönmek gereği duyarlar. Dahası, Tanrı’nın kullarını teselli edecek, yanan bağırlarını sulayacak serin, duru ırmaklar aranır ., böylece “İlk Mutasavvıflar” da çağdaş komşu yüzyıllarında ortaya atılırlar. Beklenen kutsal görevi üstlenerek her biri kaynaklaşırlar. Hedef: Acılı insanoglu’na birazcık mutluluk sunmak)… Hangi hümanist şair şu dizileri bırakabilmiş ki:

“Nazar eyle ıtırü, bazar eyle götürü
Yaradılanı hoş gör, Yaradan’dan ötürü”

Yunus’umuzun gerçek kişiliği ile anlam dünyası alaca karanlıklara, masallara karışıp gider. Hatta okuma – yazması bile tartışmalara yol açar. Hal o ki Derviş için “Bilim”, kendini öz amacına götürecek türlü araçlardan biridir oysa övünç payı değil ama şurası bir gerçek: (Dünya Bilimleri) ve (Metafizik Bilimler) bilimlerine erdiğinden şüphe yok… Kaldı ki şeyhi Tapduk Emre tekkesine kul olmuş, her yol ye yordam için bir kılavuz gereği duyarak … Tekkesine yıllarca odun taşımış, çile doldurmuş ve sonunda nasıl da ermiş.

“Tapduk’un tapusunda, kul olduk kapusunda.
Yunus miskin çiğ idik, piştik El-hamdüli’llah“…

Konya’da Mevlana’mız; ‘Çıktığım her yücelik aşamasında önümden geçmiş bir Türkmen Koca’sının izlerini gördüm.” derken. Yunus da Ona, onbinlerce satırlık Mesnevi’sine değinerek “Ben olsam,

Ete, kemiğe büründüm,
Yunus diye göründüm.

demiş ki (Tek Varlık) teorisini toparlayıvermiş.

Şimdi elimizdeki taş basması “Yunus Emre Divanı”nın XIV. Yüzyıl başlarında iki kez yayınlandığını inanılır kaynaklar bildiriyor Ayrıca “Risalet-ün Nushiyye” adlı bir kitabı da vardır. Halk dilinin tüm yalınlığı ve içtenliğiyle yazdığı hece ve aruz şiirleri “İlahi”, “Nutuk” ve “Nefesle”ler şeklinde çağrışarak günümüze kadar ulaşmıştır. Filozof şair, mistik Ozan Türk dilinin özünü ve gönül sesim en güç beğenirlere bile engin bir alçakgönüllülükle sevdire geldi. Zira, o değişmez ve değer yitirmez ilkesiyle:

“Sen, sana ne sanursan ayrü’ya hem anı san,
Bir mana, Dört-Kitap’tan budur eğer var ise”…

Hele, hangisini yazsak:

“Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan,
Halka müderris olsa hakikatte asidir”.

diye haykırarak, insanlık yolunda, göğsünde hak ateşi, gözünde hoşgörü gözlüğüyle, aklı mistizme katıştırarak aymazlara, yobazlara, bencillere, kincilere, hasılı insan düşmanlarına hala böyle seslenmektedir. O’na göre ahlak kanunu, ihtiyat, cesaret ve ılımlılıkla başlar sonra adalet, bilim ve aşk’la bütünleşir.

Yunus denizinde yıkanırken hangi dalgaya dokunacağını şaşırır insan… Nitekim Yunus dili, Türk yurdunu yıllarca sel gibi basmış Arapça ve Acemce’ye de kalın bir baraj olmuş, korumuş onu…

San’atta temel taşının Kişilik olduğu besbelli, en güçlü kişilikler ise, ister “Söz”, ister “Anlam” alanında olsun arı, duru ve içten sıcaklığını zamanla yitirmiyenlerdir. Hele onlar öylesine çağların üstünden aşarak yarınlara akarlar ki, insanoğlu “Kendini Bildikçe” yürekten yüreğe geçerler, ses ve nefes olarak…

Yunus’un edebi dehası, salt Türk’e özgü, ulusal akımın tipik soy gelişiminden eskimez bir örnektir. Her gönlümüz daraldıkça, ona ve öğütlerine başvurabiliriz hala. Kaldı ki O’ndan büyük birleştirici, tümleştirici mistik bir şairin bir eşini de duymuş değiliz.
Artık sözlerimizi, Sarıköy’deki Mezarın yazıtlarını ekliyerek:

“Sevelim, sevilelim”
ve
‘Hak’tan inen şerbeti içtik El-hamdüli’llah”, diyerek bitirelim..

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz