Rüya nedir, Rüyalar hakkında bilgi

0
26

Tarih sözcüğünün anlamı nedir

“Gerçek”, “hayal” ve “rüya” hep yanyanadır. İnsan, bir “gerçeği” yaşarken, ulaşmayı umduğu “gerçeği” hayal dünyasında biçimlendirmeye çalışır. Rуya ise gerçeğin sınırları dışında, fakat ona benzeyen bir görüntü ve ses alemidir. Bu alem insanları sürekli olarak ilgilendirmiştir. Çoğu kez, “gerçek”le “bilinemeyen” arasındaki sınırlara ışık tutan bir alan olarak değerlendirilmiştir. İnsanlar, rüyaların yorumlanması gereken bir “sır” taşıdığına inanmak eğilimindedirler. Bir tarihçi için hep karşısına çıkan “rüya” motifinin anlamı nedir? “Osman Gazi niyaz etti. Uyku galib oldu. Yarttı, uyudu. Gördü ki aralarında bir aziz şeyh var idi. Osman Gazi düşünde gördü ki bu azizin koynundan bir ay doğar, gelir. Osman Gazi’nin koynuna girer. Bu ay kim Osman Gazi’nin koynuna girdiği demde göbeğinden bir ağaç biter. Dahi gölgesi alemi tutar. Gölgesinin akında bağçeler suvarır ve kimi çeşmeler akıdur. Anında uykudan uyandı. Sürdü, geldi. Şeyhe haber verdi. Şeyh dedi: Oğul Osman! Sana muştuluk olsun kim, Hak Te’ala nesline padişahlık verdi.” Bu alıntı, XV. yüzyılda “Tevarih-i Al-i Osman” adlı bir eser yazmış, Aşık paşazade’ye aittir.
Osman Gazi gibi, XV. yüzyılda Fransa kralı Cesur Charles, XVIII. yüzyılda Prusya Kralı Büyük Frederick’in gördükleri rüyalar da tarihi eserlere geçti. Bu hükümdarların uyruğu olan, sıradan insanların rüyaları tarih kitaplarına geçmedi. Fakat rüya hiç kuşkusuz onlar için de açıklanması gereken bir beyin faaliyeti ürünüydü. Onlar da çeşitli biçimlerde uykularında gördüklerini yorumladılar.

“Tarihçi”nin anlatımında yer alan “rüya” motifi, insani bir davranışın sonu­cudur. Bu davranışı güdüleyen etmenler nelerdir?

Bilindiği gibi, “tarih” sözcüğü iki boyutu olan bir kavramı açıklar. Bu kavramın bir boyutu, geçmişteki bir dönemde, bir mekanda yaşanmış olan “gerçek”le ilgilidir. İkinci boyutu ise, bu “gerçeğin” daha sonra, tarihçi tarafından, kendisine ulaşan bilgilere dayanarak yorumlanması ve açıklanmasıdır. Bu iki boyut, yaşanan “gerçek” ile açıklanan “gerçeğin” aynı olup olmadığını hep tartışma alanında tutmuştur. Diğer bir deyişle, tarihçinin içinde yaşadığı ortamın kendisine kazandırdığı değerlere ve davranış kalıplarına bağlı olarak geçmişe bakması, geçmişte yaşanan gerçeği kendi gözlüğü ile görmesine neden olur. İşte bu aşamada, tarihçi geçmişe bakarken, içinde bulun­duğu kültürel ortamın değerleriyle açıkladıklarını tarihi yapanların daha başlangıçtaki “düşünce” evresinin moti­fleri olarak mı algılamaktadır?

Tarihçi değerlendirmelerinde bu motifi çeşitli açılardan gözden geçirmek durumundadır. Belki de rüyalar, onları görenlerin, gerçek yaşamda olmasını istedikleri etkiyi yaratmaya yönelik beyin faaliyetleridir. Ya da bir “iktidar sahibi” karşısında bir güçsüzün, yaşadığı gerçek içinde dile getiremediklerini söyleyebilme olanağı bulduğu bir “alem”dir. Rüya aleminde kişi, kimi zaman “aklın sınırsız gücünün” harikalarının peşinde koşarken, kimi zaman da “bir büyük korkunun” eziciliği altında kalır. Acaba beyni uyanıklık halindeki hangi etkileri uyku dünyasının sınırları içine taşımaktadır? Rüya belki de gerçek yaşamın boyutları içinde bunalan, sıkılan birey için bir emniyet sübabıdır. İktidar sahiplerinin yanında “irrasyonel olan”ı temsil edenleri görmek, bu açıdan değerlendirildiğinde belki de anlam kazanabilir.

Özetle, rüyanın kendisinden çok, insanın ona verdiği anlam ve ondan bek­lentisi önem taşımıştır.

avatar
  Subscribe  
Bildir