Rönesans nedir? Rönesans döneminin düşünürleri.

0
34

Rönesans döneminin özeliği. Hermetizm nedir?

1350 yılından 1550 yılına dek devam eden döneme Röne­sans adı verilir. Her bakımdan bunalımlı ve çalkantılı olan ve Ortaçağla Modern Dönem arasında yer alan bu dönemin en temel özelliği, din (kilise) baskısı yüzünden karanlık ve kısır bir çağ olarak düşünülen Ortaçağa başkaldırmak ve o çağa bir alternatif geliştirebilmek için ya eski Yunanlıların ve Romalı­ların fikirlerini canlandırmak ya da yeni seçenekler ortaya koymaktı.

Örneğin, Rönesans hümanistleri Ortaçağa karşı şiddetli bir tepki göstererek edebiyat, sanat, mimarlık ve tanrıbilim alanlarında Yunan ve Roma dönemlerine ait fikirleri yeniden canlandırdılar, felsefe alanında ise Aristotelesçiliği yadsıyarak ona bir seçenek olarak Yeni Platonculuğu ve Hermetizmi ge­liştirdiler.

Hermetizme göre insanlar evrenin merkezinde olağanüstü ve gizli güçlerin insafına bağlı olarak yaşıyorlardı ve evrendeki gizli güçler arasında hiyerarşik bir düzen vardı. İşte hümanist­ler, aydınlar ve hatta bilim adamları bu gizli güçlere ve bu güçleri kontrol ettiğini iddia eden büyücülüğe tam olarak inandılar. .Aristotelesçiliği izleyen Ortaçağdaki düşünürlerin doğayı kontrolleri altına almak gibi bir amacı yoktu. Bu nedenle onlar pratik konularla ilgilenmediler. Örneğin, makineler icat etme­diler ve kadavralar üzerinde çalışmadılar. Oysa ki Hermetistler doğaya egemen olmak istediler ve dolayısıyla doğaya daha çok önem verdiler.

Rönesans düşünürlerine göre fiziksel evreni yani doğayı anlamak ve hatta kontrol edebilmek için de Francis Bacon’ın deneyimsel yöntemini kullanmak ve bu şekilde bilimsel bilgi­lere ulaşmak gerekiyordu.

Ortaçağda kuram ile pratik yaşam arasında var olan ko­pukluğu Rönesans sanatçıları bilimle sanatı birleştirmeye çalı­şarak ortadan kaldırmaya çalıştılar. Salt kuramsal bir uğraş ola­rak niteleyebileceğimiz bilim alanında ise pratik yaşamla bi­lim arasındaki ilişkileri ilk kez Galileo başarıyla kurdu.

Rönesans döneminde kentleşmenin bir sonucu olarak nü­fus artışıyla birlikte zenginlik de arttı. Çok geçmeden kilise eğitim alanındaki tekelini yitirdi. Laik okul sayısının artması­na paralel olarak halk arasında okur yazar oranı da hızla arttı.

Ayrıca basımevinin kurulmasıyla fikirler hızla yayıldı, yeni ya­şam biçimleri belirdi, yeni değerler benimsendi ve Medici, Visconti ve Sforza gibi soylu ve zengin aileler sanatçılara para­sal destek sağladılar. İşte bütün bu gelişmeler Brunelleschi ve Leonardo da Vinci gibi sanatçı-mühendislerin ortaya çıkması için gereken atmosferi yarattı. Bu sanatçı-mühendisler ise perspektif ve optiğin yasalarını incelerken bilime ve matema­tiğe önemli katkılarda bulundular, çok büyük mimari kubbe­lerin ağırlığını destekleyebilmek için gereken geometrik yön­temleri buldular ve insan vücudunun anatomik ayrıntılarını öğrendiler. Böylece bilimi daha pratik ve deneyimsel bir uğraş haline getirdiler.

Leonardo da Vinci (1452-1519)’nin pek çok yetenekleri arasında ressamlığını, mimarlığını, müzisyenliğini, matematikçiliğini, fızikçiliğini, mühendisliğini ve mucirliğini sayabiliriz.
O Aristoteles’in yaklaşımı niteliksel olduğu için ya da mate­matiğe gereken önemi vermediği için Aristotelesçiliğe karşı çıktı. Hatta matematiksel bir temele dayanmadığı ve özellikle doğaya egemen olmak istediği için gününün doğa felsefesini (Hermetizmi) de eleştirdi. Ona göre matematiksel bilimlere dayanmayan ya da matematiği uygulamayan bir alanda kesinlik olamayacağı için matematikçi ile sanatçı arasında çok yakın bir ilişki vardı ve bu nedenle matematikçi de sanatçı da kesin nicelikler, bağlantılar ve oranlarla uğraşmak zorundalardı.

Leonardo güvenilir bilimsel bilginin sonuçlarını ve önemi­ni anlayan biri olarak doğanın kontrol edilmesi ve sırlarının öğrenilmesini hoş karşılamadı, çünkü ona göre insanlar, Hermetizmin amacını gerçekleştirmek (doğaya egemen olmak) is­tedikleri takdirde, dünyada el atılmadık yer bırakmayacaklar ve her şeyi tahrip edeceklerdi. Böylece Leonardo günümüz­deki çevrecilikle ilgili sorunları da önceden görebilen nadir dehalardan biri idi.
Ona göre bir ressamın görevi, güzelliği betimlemek yani doğayı aynen olduğu gibi resmetmekti. Kendisi de resim yaparken ayrımdan gözden kaçırmayan gözlemlerine dayandı.

Bilindiği üzere, o, yasak olmasına rağmen, kadavralar üzerinde pratik incelemeler yaptı ve anatominin en ince ayrıntılarını matematiksel olarak saptadı. Topladığı bu bilgileri de resim yaparken ya da not defterlerine şekil çizerken kullandı.

avatar
  Subscribe  
Bildir