[Rönesans hümanisti] Dante Alighieri biyografisi, hayat hikayesi. (Floransa 1265 ~ 1321 Revenna)

0
18

SANATI FLORANSA’DAN SOR
Bugün de hala İtalya’nın Floransa’sı başka hiçbir kente benzemez. Nedense “Yer ve göğün birlikte, koyun koyuna işlendiği bir kutsal şiir” ülkesi gibi. Hani gökyüzünün altı duru, durağan, büyülü bir san’at atmosferiyle örtülmüşçesine. Kendine özlemle uğrayanları, güzel severleri sessizce sarıverir. Renkli tarih, boyalı fırça hünerleri süslü mermer heykelleri, esmerleşmiş taş mimarı yapıları hala gördüklerine hayran tanıklık ederler. Artık geçmişin gezisi başlar arkada kalmış yıllar, yollarda. Hemen adım başı Leonardo da Vinci’ye köşebaşı Rafael’e, ve Köprübaşı Beatrice’yle Dante’ye rastlar gibi olursunuz. Sanki gerilerden kat kat dalgalanarak gelen eski zaman rüzgarlarıdır. iki yanınızdan renkleri, sesleri ve hayali varlıklarıyla gölgesiz görüntüler akıp geçerler. Şimdi Şair’in içine doğduğu, yani Dante’nin Floransa’sına bir göz gezdirelim. Roma Kilisesinin zorla sahiplendiği Avrupa devletleri üzerindeki siyasal egemenlik çökmeye yüz tutmuş. Kiliseyle taçlılar arasında kıyasıya kavgalar kopmuş. Cübbeyle tahtlar kanlı bıçaklı kapışmışlar. Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu Vatikan kulelesine başkaldırmış. Buna karşı, İtalyan çizmesindeki küçük krallıklar, siteler örgütlenir. Ama bu parçalanış içer de türlü komünlere, senyörlüklere, devletçiklere ve hatta aile kümelerine dönüşürler. İç kavgalar körüklenerek kan davalarına kadar dayanırlar. Hatta duygulu, tutkun şair Dante bile bir iç savaşa katılır? (1269). Kısaca Ortaçağın Floransa’sı karmaşık, korkulu olduğundan, zengin ve renklidir de. Belki bir serüven yaşamına değer.

KÜLLERİ GERİ VERİLMEYEN OZAN
Dante, sonradan yoksul düşmüş soylu bir aileden gelir. Küçük yaşta anadan öksüz kalır. Avukat babası yeniden evlenir. Ozan’ın yaşam gölgesi. On üç ve On dördüncü Yüzyılların son ve ilk yarılarına doğru, bazı sislerle karışık düşer. Elbette “her olayın bir başlangıcı vardır”. Ülkenin parçalanması, eyaletlerin de bölünmesine yol açar. Dante’nin kentinde de iki aileden iki siyasal parti oluşur. Birinciye kilise yandaşı olarak kara cübbeleri yüzünden karalar denir. ikinciye Papa’nın ruhaniyetini kabul, ama dünyalık işlevini itişlerinden dolayı Aklar adını verirler. Şair ikinci partiden genç bir politikacıdır. Üstelik aşık da .. Partisinin iktidarında Floransa’dan kaymakamlık’ (kimine göre yargıç, noter) yaparken yine iç savaş kızışır (1296). Çekişmeler ardarda dizilirken. Biz Şairin ünlü aşkının kaynağına bir göz atalım: Dante, Beatrice’yi üçün karesi dokuz yaşındayken görmüştür inci yüzlü sevgiliyi ikinci dokuz yaşında yine görünce o sevginin ateşine kendini büsbütün kaptırır.

Tadına “tatlı, yeni üslup” dediği, sade dille, coşkun fikirlerini sıralamaya başlar. Ünü yayıldıkça sevgisinin şansı söner. Zümrüt gözlü sevgilisini başkasıyla evlendirirler Kendisi de öyle.. Ama bu doyulmamış sevdanın alevi yanar da yanar.. Hele Beatrice’in genç yaşta ölümü, mistik aşkın ülküleşmesine değin varır (1290).

Akların iktidarı 1300 yılına dek uzanırken, Roma’da Kutsal Yılın Mayıs şenlikleri kutlanmaktadır. Şair de geçici bir görevle Roma’da bulunur. Tam o sırada Papa oyunlarını sürdürerek bir buyruk yayınlar. Akların liderleriyle beraber Dante’de tutuklanır Ve hepsi ölüm yargısına çarptırılarak, sonsuz sürgüne gönderilirler. Büyük düşünür ve yapayalnız Ozan, tam 20 yıl “öcünden, dehasından ve Tanrısından” güç alarak kentten kente avare dolaşır durur. Ta ki Ravenna gurbetinde kemik külleri saklanıncaya kadar. Ama Floransa sonraları şairin küllerini geri isterse de o hazineyi artık geri vermezler.

İÇ VARLİĞİN DENETLENMESİ
Dante’nin sürgün yaşamı aralıksız 20 yıl sürer. Siyasal görüşlerini billurlaştıran Monarşi’ o ağır ve sancılı yılların çocuğudur. Latince “Monarşi de yine Aklar, Karaların savunduğu Papa nın dünyasal işlevine karşı çıkarlar. Demek ki o tarihle Dante, din ile dünya işlerinin kesinlikle birbirinden ayrılmasını savunmuş. Belki o aradığı adaleti, hayal dünyasıyla gökyüzünde gerçekleştirmeyi dilemiş. Ne var ki özlediği salt adaleti yeryüzünde bulamamış, görememiştir ille de ömrünce tatmadığı öç alma, ceza ve ödüllendirmeyi ancak lirik şiirlerinde yaşatmak yolunu bulabilmiş. Bütün kurtuluş umutları, VII Hanri’nin Ölümüyle büsbütün suya düşer. Artık Ozan, çaresiz, şaşkın ve yorgundur. İçi, ten kalesine sığmaz. Zaman ve mekanın dışına taşar. Yücelir, kendini tümüyle hayal evrenine fırlatır, atar. “Komedya” adlı ölmez şaheser böylece boy verir “İlahi niteliği çok sonraları hayran okuyucularınca eklenmiştir. Tanrısal Komedya” Orta çağ felsefesi ve dünya görüşünün en tipik bir belgesi sayılır. Kendinin adalet anlayışını tanımlar. Kötülerden, duygusuz siyasetçilerden Öcünü alır. Adil savaşçıları över insanlar arasında kuramadığı dirlik ve düzenliği, kafasında düşlediği adaletle sonsuzlaştırır. Karışmış hak ve görevlere karşı, layiklik ilkesini ortaya koyar. Dini devlete, Devleti dine karıştırmayı yasaklar. O’nun adıl düzeninde cezalar işlenen günahlara göre verilir. Hem de ilişki ve türleriyle orantılı olarak örneğin Cehennemin en dibinde bulunan üç başlı şeytan, üç arzıyla, üç ayrı kıyıcıyı (hain)yemektedir. Baştan ikisi, devleti simgeleyen Sezar’ın nankör kötü katilleri Brutus ile Cassius u kıtır kıtır yok ederlerken Üçüncüsü ise Din temsilcisi Tarın’nın oğlu İsa’yı ele veren ham Yuda yı ezmektedir.

Acaba “Tanrısal Komedya nın bazı sayı simetrileri ve geniş simgeleme motifleriyle bezenmesi rastgele bir san’at uygulayıp sayılabilir mi? Yoksa şairi besleyen başka bir kaynak var mıydı? Sade dilli şiirsel eser, eşsiz bir ilginçlik akıcıyla süzülüp gider.

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz