Robert Boyle (1627-1691) kimdir, biografisi, hayat hikayesi, buluslari

0
58

Robert Boyle (1627-1691)

Modern kimyanın kurucuları olarak genellikle Priestлey, Lavoisier ve Dalton bili­nir; ama onları önceleyen ilk büyük adımı Böyle’un attığı gözden kaçmamalıdır.
Böyle’un içine doğduğu dünya büyücülüğün, falcılığın, batıl inançların kol gezdiği bir dünyaydı. Bıraktığı dünya, olgusal deneye, ussal ve eleştirel düşünmeye, doğal güçleri anlama ve denetlemeye yönelen bir dünya olmuştu.
Öldüğünde çağdaşları onu, “Gerçeği soluyan Robert Bоyle” diye anmışlardı.

Böyle, pek çok maddenin, kendi içinde değişmeyen birtakım basit elementlerin bileşiği olduğu dü­şüncesini işleyerek yüzyılların öğ­retisi simyayı geçersiz kılar. Simyacılar, özellikle Ortaçağ boyunca, “iksir” de­nen gizemli bir sıvıyla yaşamı ölümsüzleştirme, bayağı madenleri altına dönüştür­me yolunda yoğun uğraş içindey­diler. Onlara göre, bir madde nitelik bakımından istenen başka bir maddeye çevri­lebilirdi.

Boyle’un yaşadığı dönemde elementle­rin sayısı bilinmiyor­du, kuşkusuz. Ama Böyle ilk kez, en az iki elementi içinde taşımayan her mad­denin bir element sayılabileceği savını ileri sürmekteydi; öy­le ki kimyacı, inceleme konusu her maddenin kimliğini, elementlere çözümleme yöntemiyle belir­leyebilirdi. Onun buna koşut bir savı da, element ya da bileşik    olsun her saf maddenin kimliğini koruduğuy­du: Herhangi bir örneklemin değişik görün­mesi temsil ettiği maddenin değiştiğini değil, olsa olsa yabancı bir madde ile katıştığını gös­terirdi.

Boyle’un, kimyasal çözümleme yöntemini sağlam bir temele oturttuğu söylenebilir, ama onun ilgi alanı kimya ile sınırlı değildi. Elektrik konusundaki çalışmaları da, bir başlangıç olarak, umut verici bir düzeyde idi. Pozi­tif ve negatif elektrik yü­kü ayırımını ona borçlu­yuz. Ayrıca, sesin tersi­ne ışık gibi elektrik çekiminin de bir boş­luktan geçebileceği­ni ilk gösteren o dur.

Deneysel çalış­malarıyla kısa za­manda tanınan Boy­le’un bilimdeki en büyük atılımı hava basıncı üzerindeki çalış­ması ve bu basınca iliş­kin “Boyle Yasası” diye bilinen ilişkiyi bulmasıdır. Daha sonra matematiksel ola­rak dile getirilen bu ilişki, gazların basınç altında nasıl dav­randığını açığa vurmakta­dır. İrlanda kökenli Robert Boyle bilimsel yaşa­mını öğrenim gördüğü İn­giltere’de sürdürür. Zen­gin ve kültür düzeyi yük­sek bir ailenin tüm olanaklarıyla büyüyen Robert daha küçük yaşında Latince, Yunanca ve Fransızca öğrenmişti. Onbir yaşına geldiğinde Av­rupa’nın başlıca bilim ve kültür merkezlerini gez­me ve tanıma olanağı bu­lur. Ondört yaşında İtal­ya’ya gider. Canlı ve renkli yaşamıyla bir çok yönden göz kamaştıran bu Akdeniz ülkesinde gezip tozup eğleneceğine, Galileo’nun çalışmalarını incelemeye koyulur. Sonunda öylesine büyüle­nir ki, İngiltere’ye döndüğünde ya­şam planı çizilmiş, hedefi belirlen­miştir, artık! Delikanlı için bundan böyle yaşam bilime verildiği ölçüde anlamlıdır. İlk işi Oxford Üniversitesi’nde kimi seçkin öğrencileri çev­resinde toplayarak “Görünmez Ko­lej” dediği bir dernek oluşturmak olur. Derneğin amacı, deneysel bi­lim etkinliklerini teşvik etmek, bi­limsel yönteme tanışarak açıklık ge­tirmekti. Görünmez Kolej çok geç­meden saygınlık kazanır, 1660’da kralın onayı ile belli sayıda seçkin bilim adamına üyelik olanağı tanı­yan “Royal Society” adı altında ku­rumsallaşır.

Boyle’un yetiştiği dönemde tar­tışılan konuların başında hava basın­cı geliyordu. Onyedinci yüzyıl baş­larında kullanılmaya başlanan su çekme pompası bir sorun ortaya koymuştu: Suyun kuyudan yaklaşık 10 m’den daha yukarı çekilmesi ne­den olanaksızdır Galileo bile bu so­ruya doğru bir yanıt verememişti.
Soruna aranan açıklamayı Galileo’nun öğrencisi Torricelli getirir.
Torricelli analojiden yararlanarak havanın da su gibi içindeki nesneler üzerinde basınç etkisi olabileceği düşüncesinden yola çıkar. “Hava Denizi” denen bu hipotezin 10 m’lik su sütunuyla yoklanması pra­tik olarak kolay değildi. Torricelli deneysel yoklamasını içi cıva dolu 1 m’lik bir tüple gerçekleştirir. Deney basittir: Tüp açık ucu parmakla ka­patılarak ters çevrilip, üstü açık, cıva dolu bir çanağa daldırılınca cıva sü­tununun tüpün kapalı üst ucunda bir boşluk bırakarak 76.2 cm düzeyi­ne düştüğü görülür (Bilindiği gibi cıva sudan ondört kat daha ağırdır).

Torricelli cıvanın bu düzeyde kal­masını, çanak üzerindeki hava ba­sıncı ile açıklar. Bu açıklama daha sonra Fransa’da Blaise Pascal. Al­manya’da Otto von Gııerickc tara­fından değişik deneylerle doğrula­nır.
Bu deneyleri duyan Böyle de “Hava Denizi” hipotezini deneysel olarak yoklamaya koyulur. O cıva tüpünü üstü açık cıva dolu çanağa değil, havası boşaltılmış kapalı bir kaptaki cıvaya daldırır. Hava basıncı desteğinden yoksun cıva sütunu tü­müyle çöker: ancak kaba yeniden hava verildiğinde cıva sütununun yükselerek 76.2 cm’lik düzeyi bul­duğu görülür.
Roval Socicty’nin kurucusu Bоy­le kendi adıyla anılan bilim yasasıy­la da ünlüdür. Bu yasa yukarıda da belirttiğimiz gibi bir gazın oylumu ile üzerindeki basıncın ilişkisini dile getirmektedir. Şöyle ki sıcaklık sa­bit tutukluğunda, bir gazın oylumu üzerindeki basınçla ters orantılıdır (Matematiksel olarak: V= sabit bir sayı X 1/P. ya da, PV= sabit bir sayı
V oylumu, P basıncı simgelemekte­dir). Buna göre, örneğin, bir gazın üzerindeki basınç iki katına çıkarıl­dığında oylumu yarıya inmekte, ter­sine basınç yarıya indirildiğinde ojlumu iki karına çıkmakta­dır. Gazların pek çoğu bu ilişkiyi tam, küçük bir bö­lümü ise yaklaşık olarak yansıtmaktadır.

Gazların fiziksel teori­sinin gelişmesinde önemli bir adım olan Böyle Yasa­sı, gazların kimyasal yapı­sını anlamaya da yol aç­mıştır. Özellikle, molekül ve atomların saptanmasın­da, bunların oluşturduğu bileşiklerin incelenmesin­de yasanın oynadığı rolün önemi yadsınamaz.

Boyle’un çalışması iz­lenerek, sıcaklık değişikliğinin basınç ve oylum üzerindeki etkisi de incelenmiştir. Onsekizinci yüzyıl sonlarına doğru, biribirinden bağımsız olarak iki Fransız bilim adamı (Jacques Gharles ile Gay Lussac), ısıtılan bir gazda basıncın sabit tutulması isteniyorsa, sıcak­lığın artışı ile orantılı olarak oy­lumun artışına olanak verilmesi gerektiğini belirler. “Gharles Yasası” diye bilinen bu ilişki  “Sabit basınç altında bir gazın oylumu, mutlak sıcaklığıyla doğru oran­tılıdır” diye dile getirilebilir: V= sabit bir sayı X T. (T sıcaklığı, V oy­lumu simgelemektedir.).

Böyle gibi Charles da yasasını deneysel olarak ortaya koymuştu. İki yasanın da matematiksel olarak temellendirilmesi ondokuzuncu yüzyılda oluşturulan gazların kinetik teorisini bekler.

Francis Bacon’u izleyen Boyle da uygarlığın geleceği bakımından bilime büyük umutla bağlanmıştı. Yaşadığı dönemi bilime yönlendir­me yolundaki çabasının anlamını yansıtan şu sözleri ilginçtir: İnsanlığın gönenç ve mut­luluğu, doğa bilginlerinin düşün yaşamımıza getirdiği yeni anlayışla koşut gidecektir.

İçine doğduğu dünya büyücülü­ğün, falcılığın, batıl inançların kol gezdiği bir dünyaydı. Bırakrığı dün­ya, olgusal deneye, ussal ve eleştirel düşünmeye, doğal güçleri anlama ve denetlemeye yönelen bir dünya ol­muştu. Öldüğünde çağdaşları onu  “Gerçeği soluyan Rohert Boyle” diye anmışlardı.

avatar
  Subscribe  
Bildir