Piri Reis kimdir, biyografisi, hayatı, Piri Reis haritası (1465~1553)

0
22

Piri Reis Biyografi (1465-1470, Gelibolu – 1554, Kahire)

Bir Reis’in Doğuşu
Başlık altındaki iki dizenin şairi belli değil… Ama yeri bellidir: Amerika’nın Boston Kitaplığı… Oradaki el yazması bir kitabın kenarından seslenir. Üstelik seçkin bir kamış kalem, kara mürekkep ve nefis bir talik yazıyla… Türkçe el yazması kitabın adı: “Eşkali Cezairi Bahri Sefid” yani “Akdeniz Adaları” demektir. Yazarı: “Kitab-ı Bahriye” sahibi Piri Reis”dir. Ne var ki yazarla şair’in dizeleri arasında garip bir benzerlik oluşmaktadır.

Yabandan gelen bazı söylentilere göre, çok uluslu görüşmelerde “Türklerin dünya uygarlık ve kültürüne neler kattıkları?” sorusuna sık sık rastlarımadadır. Onlara verilen cevaplarda ise: “Piri Reis’in dünya haritasının sizce değeri nedir?” sorusuyla karşılaştığından da haberliyiz.
Denizci ve haritacı Piri Reis’in doğum yılı kesinkes bilinmiyor. Ama Corpernicus ile Barbaros Hayreddin yaşıtları arasında sayılabilir. Tarihsel, şirin bir deniz kıyısı kasabasında doğar. Gelibolu (1465-70) zamanında bir Türk deniz üssüdür. Çocuk Hacı Mehmet’in oğlu olup doğunca adına Muhiddin Piri koyarlar. Akdeniz filosu amirallerinden Kemal Reis de amcası olur. Bu yakınlıktan dolayı denizcilikle ilgili bir aileden geldiği sanılmaktadır, İbni Kemal vaktiyle, bu üs kasabası çocukları için, “Gelibolu’da doğan çocuklar timsah gibi su içinde büyürler. Beşikleri ecel tekneleridir”, der ki, hani kaderlerini de bu tekneler belirler deyişi gibi bir şey… Muhiddin Piri’nin çocukluk yılları sislere, karanlıklara karışıyor. Oysa çocuk Piri, doğduğu kıyının mavi ötelerine, özge kara parçalarına merak sarmış biri olmalı.. Hele gömgök suların ve tüllü ufukların bilinmez çekiciliğine kapılmış bulunmalı. Zira bıraktığı yazılı, çizili eserleri, o araştırıcı karakterin başlıca tanık ve kanıtlarını oluşturuyorlar. İlle de böyle yetenekli bir çocuğun denizci sayılan bir aile yuvasından ya da kasaba ilk okulundan öğretim payını almaması akla uygun gelmiyor. Zaten sonrasını kendi kitabında ayrıntılarıyla anlatıyor ya… Yine kalemiyle amcası “Gazi” Kemal Reis’in buyruğuna 11-16 yaşlarında girdiği anlaşılmaktadır. Ayrıca amcasına “Gazi” Ünvanını kendisi verir.

Coğrafyada denizler öğesi, kara ve toprak olaylarından apayrı özellik, yan ve yönler gösterirler. Çünkü karalara savaşla ayak basılır, alınır. Ama denizlere el koymak olurlu değil… Deniz, yapısı yüzünden dünkü gibi gelecekte de açık bir rekabet alanıdır, türlü tutkuların yarışma meydanı niteliğini sürdürecektir. Ta ki suyollarının ucuzluk ve ekonomik önemi ayakta kaldıkça. Hele coğrafyasız, haritasız tarih ve olaylarını anlatmak körlerin el yordamıyla konuşmasına benzer, özellikle üç yanı denizlerle çevrili bir ülkenin yarını, geleceği için bu konuya ne denli emek ve çaba verilse azdır.

Tayfa Piri’nin kurt bir denizci amca yanında açık denizlere açılması tarihsel Ünlü keşifler dönemine rastlar. Macellan Ümit Burnu’nu dönerek doğunun kaynaklarına yönelir (1486). Kristof Kolomb Doğu Amerika karalarına ulaşır. (1492). Doğulardan eski dünyaya servet akmaya başlar. Gitgide ekonomik etken altında gelişen keşifler, geleneksel kıyı denizciliğini engin denizciliğine çevirirler Doğrusu tarihçi Welİs’in değişiyle “XVII.y.yıl dünyada Genç İmparatorluklar çağıdır” artık…

Fatih’in İstanbul’u almasıyla Asya’da Akdeniz içinde “Osmanlı”, Avrupa’nın batısında ve Akdeniz ötesinde “İngiltere” imparatorlukları gelişir, yayılırlar. Hani tarihe çağ değiştiren deniz limanı İstanbul’un elegeçirilmesi, devletin ömür takviminde en önemli bir köşebaşını da tutar. Bu şehir, Türk-Osmanlı ömür grafiğinde benzersiz dönem çizgilerine de yol açmıştır. İşte tarih, Osmanlının doğuş-çöküş evrelerini ibretli dört mevsimde şöyle sıralar:
I — ”1299-1453″ Devletin kuruluşu: 154 yıl
II — “1453-1579” Fetihler ve İmparatorluğun gelişmesi : 126 yıl
III — “1579-1792” Duraklama ve Çekilme: 213 yıl ve
IV-“1792-1920” Çökme dönemi 128 yıllık araları kapsamaktadır. Garip bir vurguyla
“Yükseliş” ve “Çöküş” dönemlerinin hemen birbirine eşit sayılarla bitişi düşündürücü değil mi?
Bu ilginç ömür tablosunda Piri Reis’in öz yaşam gölgesi devletin en parlak altın yılları üstüne düşer. Bizans yıkılmış, Mısır Fethi olunmuş, halifeliğin de eklenmesiyle Osmanlı, teokratik bir cihangir devlet olma yolundadır. Açık denizler politik, ekonomik üstünlük için yarışma, kavga alanlarıdır. Nitekim Türk denizciliği de İngiliz ve Cenevizlilerin ki gibi devrinde saygın güç ve yiğit korsanlıktan doğar. Belki yağma, vurgun, savaş amaçtır, ekmektir yabanda. Ama aynı zamanda korsan filoları devletin deneyli birer akıncı donanması oluverirler. Korsanlara gerektiğinde devlet hizmetine çağrılan bir hazır güç ve eğitim kaynağı gözüyle bakılır. Ta Westminister Müze-Kilisesinin duvarına kadar yükselen bir kaç kadırga batırmış bir İngiliz korsanını da anımsıyoruz, bir kahraman gibi.

Artık Osmanlının üç ana kara üzerinde geniş sınırları uzanmaktadır. (6 milyon km ). Zamanın eski, güçlü denizcileri olan Venedik ve Cenevizliler bu karalar arasında yelken koştururlar. Onlara karşı Osmanlı da güçlü bir donanmaya sahip olmak ve onu sürekli geliştirmek zorunluğu duyar.

Bir Kitabın öyküsü
Piri Reis küçük yaşlardan amcasının korsan filosunda, taze bir levent olarak yetişir. Bu özel filo yiğit leventleriyle Kuzey Afrika kıyılarını, İspanya, Fransa, Adriyatik kıyı şehirlerini, Ege ve Akdeniz Adalarını dolaşır. Tıpkı aynı amaçlı yolda Turgut Reis, Kurdogğu Muslihiddin Reis, Hızır Reis, Kılıç Ali, Burak Oruç Reis ve ötekiler gibi Hatta Mısır’ın zaptından sonra Osmanlı Donanması Kızıl Deniz, Hind Okyanusu gibi deniz aşırı denizlere de çıkmak zorunda kalır. Hele Batı’nın gözünde Müslümanlar, İpek-Baharat Yolu”nu kapatmış “Din düşmanları” demektir. Elbette rakipler de boş durmazlar. Ümit Burnu’nu ilk dolaşanlar “Ünlü Yol”un tekelını Portekizlilere verirler. Gerçi Osmanlı’nın da yol politikası aynıdır. Yani dünya başlıca ticaret yollarını elde bulundurmak. Böylece amaçlar çatışırlar. Osmanlı devletine daha güçlü bir donanma gerektikçe Türk korsanları hizmete çağırılır. Çağın gemileri sayılan kadırgalar bu zorlu gemicilerle donatılır. Nitekim Karadeniz, Marmara, Akdeniz sularının egemenliği, Atlas ve Hind Denizine açılmalar böylece seğlenir. İşte Piri’nin Bahriye” Kitabındaki bazı dizeler o güvenli şanlı dönemi şöyle dile getirirler.
“Akdenizde seyrederdik o zaman, Kafirlere vermez idik hiç aman.” (S. 106)

O “Bahriye” kitabında anlatılan bilgiler, on dört yıllık sürekli deniz, ada ve kıyı gözlemlerine dayanırlar. Başka yabancı dilleri de bilir ötede Kolomb Amerika-İspanya arasındaki “Hind Adaları seferlerini sürdürmektedir. Piri, Kolomb’un Amerika üstüne haritasını hemen de bu sıralarda ele geçirir. (1493-1498) Hatta Kolomb’un üç Batı seferine katılmış bir tayfası da tutsak alınarak filoda çalıştırılır. Piri bu eski tayfadan da gerekenleri öğrenir. Nihayet “Gazi” Kemal Reis bir deniz kazasında ölür (1511). Yeğeni Piri Gelibolu’daki evine çekilir. İşte tam bu sırada ilk eseri olan dünya haritasını çizer, hazırlar (1513) ki bugün elimizde olan bir bölüm deri parçasıdır. Sadece Atlas Okyanusu ile Kuzey Amerika’nın bir bölümünü gösterir. Kalanı yitiktir. Onun yanı sıra ‘Bahriye” adlı (bir deniz kılavuzu) kıtabının derlitoplu notlarını düzene koyar. Bir kaç yıl sonra da Yavuz Selim Mısır’ı fethe gider. Beraberindeki Osmanlı donanmasında Piri Reis’e de bir filo komutanlığı verilir. (1516-17) Reis bu çok seferlere katılır. İskenderiye’den sonra ayrı bir filo ile Nil yolundan ta Kahire’ye ulaşır. Orada Mısır Fatihi Hükümdar Yavuz Selim’in huzuruna kabul olunur. Yeni tamamladığı ceylan derisine çizilmiş dünya haritasının ilk kopyasını kendisine sunar. Ayrıca devletçe bilinmesi gerekli stratejik bilgileri ilk ağızdan aktarır. Böylece de devlet hizmetleri aralıksız sürer gider. Kanuni devrinde yapılan Rodos ve öteki seferlerde de yer ve görevini alır. Bir ara Saray yakını Pargalı İbrahim Paşa’nın dostluğunu kazanır. O’nun aracılığıyla bu kez “Bahriye” kitabını Padişah Kanuni’ye sunar. Eserin son sayfasının son beytine ebcetle düşürülen tarih 1526’ya rastlar. Ayrıca ilk haritasının bir kopyasını da ona ekler (1528).

Arkasından Saray, kendisini Hind Beylerbeyi veya Kaptanlığına atar. Bu kez Kızıl ve Umman Denizleri ile Basra Körfezi Donanmalarının başında görülür. Yine kadırgalar kırmızı mavi zemin üstü, kılıç ve hilalli bayraklarını oralarda dalgalandırırlar. Reis’in gür saç ve sakalı o tuzlu denizlerde ak pak olur. Tıpkı yaşlı bir deniz “Koca”sı gibi en önemlisi Piri’nin haritası incelendiğinde; zamanına ve benzerlerine oranla çok ileri bir teknik yapımcılık göze çarpar. İnce bir ölçütü de vardır. Denizlerde pusulanın yanındaki yerini hemen alır. Özellikle değerli kitabının hazırlanması daha uzun bir zaman çabasını içerir. İlkin gezdiği, gördüğü yörelerin tarihsel, coğrafya ve denizcilik bakımından bilgi ve koşullarına ilişkin notlarını tuta gelir. Derlediği notların yanı sıra her bölümün gözlemlere dayanan haritalarını da birlikte çizer, rüzgar güllerini de ekleyerek… Artık yeni limanları tanıtan, haritalarla donatılmış bir Deniz Kılavuzu ortaya çıkar. Bunlara devrinin haritacılık tekniğine uyularak “Portulan” derler. Reis’in eseri hem düz yazı, hem de türlü dizelerden toplaşır. Üstelik ana konusu, 85 sayfalık ön söz ve dizeler halindeki genel bilgilerden oluşmaktadır. Bütün dünya kitaplık ve müzelerinde 29 nüshasının yerleri saptanmış bulunuyor şimdi..

Bir Denizci Bilginin Acı Sonu
Kanuni fermanıyla Osmanlının genişleme politikasına uygun buyruklar verilir. Görev: “Portekizliler, Hind sularından kovuluncaya kadar sürekli savaştır.” Bahriye Sancakbeyi (ki o zaman amirallik yok) Piri Reis, Hind Derya Kaptanlığı ve 30 kadırga ile Süveyş’den denize açılır. (1448) Aden’deki baş kaldırıyı bastırır. Yeniden yönetime bağlar. Umman Denizine çıkar Maskat, Hürmüz Adası ve Basra’ya uğradıktan sonra Süveyş’e geri dönerse de sonuç başarılı değildir. Ne yazık ki filosu, bilinmeyen sıcak denizlerin korkunç fırtına ve tehlikelerine tutulur. Gemilerinden bir bölümünün batmasına engel olamaz. Mısır Beylerbeyi Mehmet Pasa, Kanuni’nin bir akrabası; hala oğludur, Piri’nin eksik gemilerle üsse dönüsünü soruşturma konusu bile yapmaz. Olayın Kaptanı’nı şiddetle suçlayarak durumu yakını olan Padişah’a jurnal eder. Bunun üzerine İstanbul’dan bilgisiz, soruşturmasız bir ferman yollanır. Ve seksen yaşını aşmış çok yaşlı bir Piri fani’nin sorgusu ve savunması alınmaksızın boynu vurulur. Hani O savunmasız, soruşturmasız “Bas”ın vuruluşu, belki de o “Bilgin”in sonraları verebileceği en olgun mesleki meyvelerinin de vurğunu olmuştur.

Sonuç olarak; örneğin herhangi bir “Üst’ün bir “Yanlış”ının, savunmasız bir “Ast”ın kaçınılmaz bir “Yazgısı” gibi sayılması, hala insanlığın haksız bir “Yargısı” olarak sürüp gidebilir mi? O Üst bir “Kanuni” olsa da…

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz