[Oyuncu] James Cagney biyografisi, hayat hikayesi, filmleri (1899 – 1986)

1
124

James Cagney (1899 – 1986)

PERDENİN İDEAL GANGSTERİ, enerji deposu, en dinamik ve ateşli oyuncusu… Bir kadının yüzüne kahve attığı zaman da, şarkı söyleyip dans etliği zaman da aynı enerjiyi dışavuran olağanüstü kişilik…
1930’ların bir avuç ünlü oyuncusu gibi, James Cagney de ününü gangsterlere borçluydu. Onlarla ilişki kurup yardım aldığı için değil!… Ancak gangsterlerin Amerikan toplumsal yaşamında birden etkili biçimde ortaya çıkarak toplumu allak-bullak etmeleri ve bu olayın sinemada da sıcağı sıcağına ele alınması, nasıl Little Ceaser’la Edward G. Robinson’u, Scarface’le de Paul Muni’yi birer yıldız yaptıysa, The Public Enemy ile James Cagney’i yıldız yaptı. James Francis Cagney Jr, aslında Norveç kanı taşıyan annesi ve İrlanda kanı taşıyan babasının dört oğlundan biriydi. Değişik fiziğinin bir özelliği olan ve bir dönemde ‘red-kızıl’ diye anılmasına neden olan kızıl saçlarını, olasılıkla annesine borçluydu. New York’un o dönemde yoksul semti Lower East Side’da büyümüş, çocukluğu sokaklarda geçmiş, gençliğinde garsonluktan havuz cankurtaranlığına çeşitli işler yapmıştı. Colombia Ünüversitesi’ne girmesine karşın bitiremedi, Broadway’e gelerek koro ve rövülerde kendisine şans aramaya başladı. 1920’de başlayan sahne hayatı, bir ara onu ABD boyunca turneye çıkardı. Sonradan ciddi tiyatro rolleri geldi. 1920’lerin sonlarında Joan Blondell’le birlikte aranan bir sahne ikilisi oluşturdular. Ve 1930’da sinemaya geçti.

Cagney, sinemada ilk birkaç filminden sonra, The Public Enemy – Halk Düşmanı ile, klasik deyimiyle bir gecede yıldız oldu. İçki yasağı döneminde Chicagolu kaçakçı Tom Druggan’ın gerçek öyküsünden esinlenerek sıcağı sıcağına yazılmış bir senaryoydu bu… Artık sinema tarihinin malı olan bilgilere göre, filmde Cagney, hikayenin iyi kahramanı Matt Doyle’u, Eddie Woods adlı bir aktör ise kötü çocuk olan Tom Powers’ı oynayacaktı. Ama, artık tarihin cilvesi mi, Cagney’in ısrarı mı, yönetmen William Wellman’ın sezgileri mi, nedendir bilinmez, çekimlerden bir kaç gün önce roller değişti. Ve Cagney, gerçekten de insanın tüylerini kaldıran sinirli, hırçın, manyak bir gangster kompozisyonu çizdi. Hele bir yerde, sabah kahvaltı ederken bir geryfurtu alıp kadın oyuncu Mae Clark’ın yüzüne sıktığı sahne, müthiş etki yaptı. Kadınlar ve kadın dernekleri ayağa kalktı. Ve Cagney bundan ancak yararlandı.

James Cagney, bundan sonra ard arda aynı tür filmler çevirdi. Ganster ve polisiye filmlerde kimi zaman iyi, kimi zaman kötü adam oluyordu. Ama enerjisi, bu filmlere kattığı gerilim, o girer girmez perdede yaratılan elektrik, olayı değiştirmiyordu. TİME dergisi şöyle yazıyordu: “Bir telefon alıcısını yerine korken bile sahneye bir kıvılcım eklemeden yapamıyor!” Daha 1932 yılında bir eleştirmen şöyle diyordu: “Cagney’in çok iyi bir zamanlama duygusu, kendini beğenmiş bir tavrı, bedenini çok iyi denetlemekten gelen bir gururu ve öz güveni var. Ki bunlar, bugünkü Amerikan sineması çölünde çok nadir şeyler!” Graham Greene şöyle yazmıştı: “Seyre değer olmayan hiçbir şey yapmaz o.” Ve Cagney’in kendisi de daha 1931’de şöyle demişti: “Silah taşımaktan ve kadın dövmekten bıktım!” Ne var ki dönem gangsterler dönemiydi ve halk perdede onları görmek istiyordu. Böylece filmler ard arda geldi. Lady Killer – Kadın Katili; Jimmy the Gent – Centilmen Jimmy: The Frisco Kid – San Fransisco Çocuğu; Angels with Dirty Faces – Kirli Yüzlü Melekler; Each Dawn İ Die – Her Şafakta Ölürüm; The Roaring Twenties – Kükreyen Yirmiler; City for Conquest – Fetih Şehri. İyi adamı da oynasa kötüyü de, sonuç olarak seyirci onu çokluk dengesiz, hırçın, aşırı enerjik, egosantrik kişilerde görmekten hoşlanıyordu. Ama bu karakterlerin içinde yer aldığı hikayeler, serilikleri kadar içerdikleri gangster romantizmi ile de dikkat çekiyorlardı. Kirli Yüzlü Melekler’deki gangster Rocky Sullivian, elektrikli sandalyeye gitmeden önce, semt papazının önerisini dinliyor ve mahallenin çocuklar üzerindeki efsanevi etkisini sıfıra indirmek için korkmuş gibi davranıyordu. Kükreyen Yirmiler’in finalinde, filmin kahramanı gangster bir kilisenin önünde ve sevdiği kadının kallarında polis tarafından vurulmuş olarak yatıyordu. Ganster veya haydut, denetim yasalarına göre kötüler, filmin sonunda mutlaka cezalarını bulmalıydılar. Ama bunu da duygusal ve romantik biçimde yapmasını çok iyi biliyordu Hollywood…

Öte yandan, Cagney filmlerinde Broadway deneyimlerinden gelen şarkı ve dans yeteneğini de kullandı. Daha ilk filmden başlayarak, özellikle Footlight Parade; Here Comes the Navy ve de ünlü Yankee Doodle Dandy filminde Amerikan müzik ve sahne kişiliği George M. Cohan’ı canlandırırken bol bol dans etti, bu sonuncu filmle bir Oscar ödülü aldı. (1942). Strawberry Blonde – Çilek Güzeli ve Betty Davis’le oynadığı The Bride Came C. O. D. – Kaçak Gelin gibi filmlerde komedi yeteneğini gösterdi. Johnny Came Lately – Geç Kalan Adam ya da Blood in the Sun – Güneşteki Kan’da gazeteci oldu. 1940 sonları / 50 başlarında gangster filmleri yeniden gözde olunca, o da türe dönüş yaptı. White Heat – Cehennem Alevi, en etkileyici filmlerinden biri oldu. “Time Out”a göre “Scarface ve Pyscho’nun bireşimi idi” bu… Ve finalde Cagney’in canlandırdığı psikopat gangster Cody Jarrett, sığındığı binanın tepesinde kendisini havaya uçurmadan önce aşağıdaki kalabalığa şöyle bağırıyordu: “Başardım anne… Bak, dünyanın tepesindeyim anne!”

Öte yandan Cagney gerçekten çok iyi ve incelikli bir aktördü. Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası’nın Max Reinhardt tarafından yapılan ünlü uyarlamasında ki Bottom kompozisyonundan, Lon Chaney’in hayatını canlandırdığı Bin Yüzlü Adam’daki oyununa, Doris Day’in karşısında yine gerçek bir ganster olan Martin Snyder’ı canlandırdığı Love Me or Leave Me – Öldüren Aşk’tan, Billy Wilder güldürüsü Bir, iki, Üç’e kadar, oyun galerisi hayli zengindi. 1961’deki Bir, iki, Üç’ten sonra sinemayı bırakarak yıllardır hayal ettiği çiftlik yaşamına başlamış, sakin bir yaşam sürmüştü. Ancak tam 20 yıl sonra, yönetmen Milos Forman’ın ısrarıyla dönüş yapmış ve onun Ragtime filminde yaşlı komiser Waldo’yu oynamıştı. Nedeni, ona göre, “Biraz hareket etmesi gerektiğini söyleyen doktorun öğüdü!” idi.

Cagney, bir kez yönetmenliğe heves etti: Short Cut to Hell (1957). Kirli Yüzlü Melekler; Yankee Doodle Dandy ve Öldüren Aşak’la üç kez Oscar adayı olmuş, ödülü ikinci filmle almıştı. Ayrıca Amerikan Film İnstitute’ün 1974’te verdiği Yaşam Boyu Başarı ödülünü almış, yapılan törende Amerikan halkına “kendi filmlerini unutup Cagney’in filmlerini izlemelerini” tavsiye eden California valisi Ronald Reagan’ı bol bol alkışlamış ve sonra yaptığı Cary Grant taklidiyle ortalığı kırıp geçirmişti. Oyunculuk üzerine şöyle demişti: “Söylenecek çok şey yok. Ancak belki şu: asla boş verme. Kendini kapıp koyverme. Ve söylediğin her sözcüğü benimse.” Roberi Redford, şöyle demişti: “Ona özellikle tam zamanında çekilmesini bildiği için hayranım.” Sanatçı öz yaşamını 1976 yılında yayınlamıştı: “Cagney on Cagney”.

BAŞLICA FİLMLERİ:
“Sinner’s Holiday” (1930 – ilk), “The Public Enemy – Halk Düşmanı” (31), “Smart Money” (31), “The Crowd Roars” (32), “Footlight Parade” (33), “The Lady Killer – Kadın Katili” (33), “A Midsummer Night’s Dream – Bir Yaz Gecesi Rüyası” (35), “The Frisco Kid – San Fransisco Çocuğu” (35), “Angels with Dirty Faces – Kirli Yüzlü Melekler” (38), “Each Dawn İ Die – Her Şafakta Ölürüm” (39), “The Roaring Twenties – Kükreyen Yirmiler” (42), “Blood on the Sun – Güneşteki Kan” (45), “White Heat – Cehennem Alevi” (49), “Kiss Tomorrow Goodbye – Yarına Veda” (50), Run for Cover – Kanlı İntikam” (55), “Love me or Leave Me – Öldüren Aşk” (55), “Mister Roberis – Belalı Kaptan” (55), “Man of A Thousand Faces – Bin Yüzlü Adam” (57), “One Two Three – Bir, iki, Üç” (61), “Ragtime” (81).

ATİLLA DORSAY
100 YILIN 150 OYUNCUSU’ndan alıntılanmıştır…

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
Emin Sonmez
Ziyaretçi
Favori aktörler topiğinde de yazdım, hatta daha önce de yanlış hatırlamıyorsam “suç filmleri” topiğinde en unutulmaz gangsterlerden bahsedilirken baş köşeye koymuştum Cagney’i… 8) Çok severim. Hacannes’in dediği gibi, kısa boylu ve çirkin bir adamdır Cagney. Ama “kamera” onu çok sevmiştir. Siyah-beyaz pelikülün üzerine muhteşem kontrastlıkta bir görüntüyü kazıyan ve efsaneleşen unutulmaz bir yüzdür onunki. Zekice, keskin bakışlar, şeytani değil “diabolic” bir yüz ifadesi… Çocuksu bir hınzırlıkla derin nefesler çektiği sigarası elinden eksik olmaz. Fötr şapkasının gölgesi yüzünün yarısından çoğunu örttüğü, sadece dudaklarını görebildiğimiz zamanlarda bile o ifade hiç eksilmeden yerli yerinde durur. Şaşırtıcı bir şeydir bu. James Cagney perdeye geldiği… Read more »
wpDiscuz