[Nörolog] Sigmund Freud biyografisi, hayat hikayesi, buluşları (1856~1939)

0
21

DR. SİGMUND FREUD (Moravia 1856 – 1939 Londra)

Kaoslar Yüzyılı mı ?
Hani dahilerin de birer öğrenci olmadığı nasıl düşünülebilir ? Ne var ki önce değişik türlerine karşın, ortak bir yan ve yönleri daha yok mu? Toplumların o tür beyin güçleri, geleneksel değer yargılarına, kurulu düzenlere kafa tutar, meydan okur ve hatta başkaldırı da ! Henüz girişime geçmeden, oluşabilecek karşıt tepki cephelerini de hesaptan uzak tutmazlar. Böylece türlü saldırılar önünde caymaz, ödün de vermezler. Birer inatçı değil, ama “ısrarcı”dırlar. Tekil adamın bu inancı direnç gücü nereden geliyor? Herhalde adına hakikat, gerçek ne denirse densin. “Bilinmez”e ilişkin bir belirti yar bulgular’dan çakan Tanrısal bir kıvılcım güvencesi olmalı… örneğin, böylesi en tipiklerinden birinin ilginç kişilik ve kuramına (Teori) kısaca değinelim, bir biyografinin yeteri ve çerçevesince…
Dr. Freud’ün yaşam ortamı, pek çok buluş ve yeniliklerin gebelik sancısı çektiği, yüklü bir dönemin yolçatalıdır. Öyle ki çağlar takvimi, XX. Yüzyılın tam eşiğine basıyor.., ki Röntgenin ilk ışınları fiziği delerek bedeni saydamlaştırır… Psikanaliz (Ruh çözümlenmesi), ruhun kapkaranlık köşelerine ilk kez bir ışıldak tutmaktadır. Bunlarla. ötekilerin birlikte ortaya çıkışları acaba nasıl bir rastlantıydı? Yoksa bir Kaoslar dönemine hazırlık mı? Dahası yaşadığımız yüz yılın köprü başı, aynı zamanda iki büyük dünya savaşı’nın da arifesidir Yani bir çeşit kaoslar (karışık durum) öncesinin belirtilerini gösterirler. Demek ki son çağ, bireysel ve toplumsal insan öğesinin sonsuz çabaları toplamıyla; sonuçlarının ortak sentezi oluyor Her ikisinin kaçınılmaz birikimlerini, patlayış koşullarını da beraberinde getirmektedir Tüm savaş tohumlarının da insan ruhunda yattığı gibi… Keşke o dönemin ruh ve sinir hastalıklarını gösterir veriler elimizde bulunabilseydi. öyleyse adına psikanaliz koyduğu öğretisiyle, kuramcısının başına gelenler pek sıradan şeyler değildir.. Bilimsel uzmanlıklara saygımız sonsuzdur, ama onların dışındaki kişilere de seslenmek görevimiz.. Evet Dr. Freud bir dahi kişidir, tek tek canlı deney konusu yaptığı iç dünyamızın öz denetim hakkını da yine bizlere bağışlayan…Ama tıp tarihinde Onun teorisi kadar üstünde yoğun, sürekli tartışılan başka bir teori olup olmadığını da salt uzmanları bilirler Nasıl ki zaman değirmeninde “doğrular benimsenir, yanlışlar itelenir ” hepsi o kadar Zira hiçbir etki sürekli değildir, “Doğa” – dan başka.. Kendim bileli beri adam oğlu, karanlığın koynunda yatandan, adsız bir “İç-Ben” lik varlığından haberli değildi. Tüm yaşamı boyunca özlem istem, içgüdü, tepkiler ve daha nelerden oluşan umursanmaz bir uçurumun ötesini tanımamıştı Açıkçası eski pılı, pırtılı kalıntılar ülkesini bilemiyordu. Kısacası İç-Benliğin belirgin kaşifi Freud’dü ve tamamlanmamış bulguları nerelere değiniyordu ?

Bir Dahi’nin Yaşam öyküsü

Freud, Kırım Savaşını noktalayan Paris Antlaşmasıyla yaşıttır. Tam Pakt’ın imza yılının ilkbaharında, Moravia’nın Freiberg kasabasında doğar. Ne gariptir ki bu yaşam çizgisi, yine başka büyük bir savaşın hemen başucunda son bulacak. Orta halli yün tüccarı. Yahudi bir aileden gelir Daha dört yaşında iken ailesinin geçim zorluğu yüzünden Viyana’ya taşınırlar. Artık Viyana’lı doktor 82 yaşına değin orada kalır. Çocukluk yılları, aile yoksulluğu içinde, çetin koşullar altında geçer. Ama bu durum öğrenci Sigmund’u sınıflarının birincisi olmaktan alıkoyamaz. Nitekim İlerde, sivrilerin puan sıralamasında. “Çok iyi veya olağanüstüler” kümesinde yerini alır. Epeyi kararsız bocalamalardan sonra Viyana Tıp Fakültesine yazılır Sekiz yıl sonra hekim çıkar (1881). Viyana örnek Hastanesinde “Beyin Anatomisi” üstünde uzmanlığa başlar Ertesi yıl nişanlanır. Kokainin, klınıklerde uyuşturucu olarak kullanımı O’nun ilk buluşu olur Sınır hastalıkları doçentliğine atanır. Bir süre Parıs’de Dr. Charcot’un yanında histeri ve hipnoz (uyutulmaz hali) olgularını gözlemler yine bir ara Naneye de Dr. Berheim’la telkin tekniğinin geliştirilmesi üstünde birlikte çalışırlar. Günün asıl güncel olgusu histerinin hipnozla tedavisinde Dr. Beuer’le sımsıkı işe kovulurlar Hatta aynı konuda ortak bir inceleme eseri de yayınlarlar. Ama sonraları Beuer, O, belalı konuların uyandırdığı çevresel tehlikelerden ürkerek ortağından ayrılırlar. Freud’de ertesi yıl nişanlısı Martha’yla evlenir. Burada hikayeye ara vererek, günümüzün karmaşık curcunasına bir göz atalım: Gerçeklere göz yumularak insanoğluna sadece. “Sendeki doğal ırmağı tersine akıt ve nefsine egemen ol ” öğüdü verilirse, hele sonuçları nerelere varır? Artık durum odur ki; Nur- topu çocuklarına gebe çağlar, ancak ruhsal – içten ananın ağrılı geçmişinden alacağı taze derslerden doğabilir Çünkü o bilimsel yolla, şimdi de sağlıklı gençliği, verimli yeni yetmeleriyle kendilerine imrendiren nice ülkeler az değildir. Bir ölçüde bağımlılık, kısıtlı darlık demektir. Kısırlılık ise, sürekli toplum yüküdür Bu çizgideki yaşamda, toplum katıyla-içgüdüsel varlık elbette çatışırlar Ondan da türlü bozukluk, aksamalar ürer, beslenirler. Tersine toplumlar cinsellik eğilimine karşı, öylesine kaskatı din, gelenek, ahlak adına kalın yasak-duvarları çekerler ki işte o sırada toy bir doktor ortaya atılır. Çırılçıplak soyduğu konusunu, kapalı klinik odalarından sokağın ortasına uzatıverir Yahudi Freud’ün teorisi seri tepkiler uyandırır. Bu atak çıkış, belli Yahudi egosuna karşı var olan eski öfkeyi de karşısına alır. Sevenlerinin öğütlerini de dinlemez. Teorisi, zamanla doğrulanmasa bile, büsbütün de dışarı itelenemez, bazıları, kendini lanetleyerek toplum dışı ilan etse bile… Şükür ki engizisyon dönemi değildi, yakılabilirdi de
Baba Freud, sekseninde ten kalıbını dinlendirirken doktor oğul, kırkında Ruh-Bilim ailesine Psikanaliz adlı ilk afacan çocuğunu evlatlık verir. Hanı Yunus Emre’nin “Bir Ben var, benden içeri” değişinden nice karanlık altı yüz yıl daha geçmiştir.

Karanlık Bir Dehliz Penceresinden

İlkin öykü, Dr. Breuer’in klınığindaki histerik kız Anna ile başlar. Ardından hipnozla tedavi olgusundaki gözlemleri kendisini, sezintiyle yeni ufuklara götürür. İşte Freud, el yordamıyla tuttuğu ipin ucunu bırakmaz, öteki ucu boşlukta kalsa da… Nedense sonraları küçük kızının da adını Anna koyar ilerde üç oğlu, üç de kızı olacaktır.
Ona göre, Bilinç-dışı, bir ömrün yaşantısında anı, iz, duygu, istek, korku, tepki ve bilinmeyen daha bir şeylerin tıkıştırılıp bastırıldığı kapalı bir tavan arasına benzer. Hani bunların zamansız ve yersiz türlü biçim ve görünüşlerde ortaya çıkması “Belirtileri” oluşturuyor. Yine bunların sebep ve kaynaklarını açığa vurmak, yani İtiraflarla bilinçli kılmak esas yöntemin ana bölümüdür. Belli günah- çıkartmaların, gönüllü itirafların boşalışındaki rahatlayın halleri anımsayabiliriz. Varsın öteye, “kişi dışı, benlik, benlik-üstü, ego” gibi adlar takılmış olsun “Bilinç-dışı” boş, kof bir kavram değildir. İstemeyerek yaptığımız sayısız “yanılgı” lar, yersiz davranışlar, dil sürçmeleri, dalgınlıklar ve türlü “düş”lerimiz yok mu? Freud, bunların kaynağını, hep geleneksel yasak ve ahlak ilkeleriyle bağdaşamadığından öteye itelenmiş özlemlere. öfkelere, sakınca ve düşüncelere bağlar Onların anahtarını da o yitik eski depoda arar. Ta ki bu arayış, onları normal yaşamdaki yerlerine, öz kişiliklerine oturtuncaya kadar sürer gider Amacı, gizli birikim ve tıkanmaları yordamınca akıtmaktır. Gerçekten düğüm ve tıkanıklıklar çözülünce, gerilimlerin gevşediği görülür. Freud’ü, asıl kötü kişi yapan eğilim su ilkesiyle ilgilidir: “Cinsiyet, genel olarak insan yaşamında ve özel olarak nevrozların (sinirsel ve ruhsal bozukluk) incelenmesinde çok önemli bir rol oynar. “Bu rol çocukluktan başlayıp ömür boyunca sürer. Başka bir deyişle, “Libido” (hoşlanım, haz) cinsel yaşamı kımıldatan istek ve enerjidir. Deneylerde bu, doyurulmaksızın bastırılmış hastanın ahlaksal kişiliğinden (Ego’su) doğuyor. O, hem ahlaksal, hem de estetikle çatışan güdülere dayandığını savunuyordu. Koşut olarak da hipnoz yerine “arıtma” metodunu geliştirmeye uğraştı. Ama ateist doktorun kuram ve uygulamasının ayrıntılarına girmeksizin sonuçlarının tam ve kesin olmadığını söyleyebiliriz.
Ayrıca konunun bizim gibi sıradan kişilere çapraşık, bulanık ve karmaşık göründüğünü de belirtmeliyiz. Ancak meslektaşlarının kendisini çekemediğini, başkalarının ise O’nu hiç anlamadığını söyle kaleme alır: “Beni dürten ve yöneten daha çok bilme arzusu, ama Doğa üstüne değil de insanlar-arası ilişkiler üstüne bilmektir.” Evet, ak pak saçlı, sakallı hekim, yaşamını duraksız bir saat düzeniyle sürdürmektedir. Bilimde seri, katı ve uzlaşmaz bir görüsün sahibidir de… Aile yaşamı mutludur. Uygulamalı düşünce ve kanıları üstüne etiketi, etiketsiz hiçbir soruyu umursamaz Bir kez de yardımcısı Dr. Adlerle yeni dünya Amerika’ya geziye çıkarlar. (1909) Sonra herkes kendisini konusuyla baş başa, yapayalnız bırakır. Sadece iç gözünün el feneriyle bir sınır çizgisine varır ki, oraya: “Bilinç-ötesi” derler Sanki içgüdülerin, içtepilerin ve bireylerin bilinç-dışına atıldığı pusuk, karanlık, sinik çatı- altı gibi bir yer İlk kez toz duman arasından boz bulanık bir geçit bulunarak adına “Yanılgılar Psikolojisi” takılır. Çünkü her etkinin bir etkeni varsa, her ruhsal olayın da bir nedeni olmalıydı. Freud’ün hızlı döneminde verdiği bir konferans sonu: dinleyicilerinden yaslı bir bayan kendisine Su soruyu yöneltir: “Bay Freud, siz bizim Tanrımızı elimizden aldınız. Yerine neyi koyacaksınız?” Ne yazık ki Bu konuşmanın yerini ve Doktorun cevabını saptayamadık.
ikinci bulgu, tatlı uykularımızda gördüğümüz çeşitli düşler üstündedir. Çok eski zamanlardan beri insanlar düşlere düşkündür. Onların anlamlarını yorumlayarak, bu yoldan “yarın”) öğrenmeye uğraşırlar. Giderek olay, “Düş Yorum Sanatı”ne kadar gelişir. Ovsa, teori derki, uykunun kara dalgalarına kapılarak su yüzüne çıkanlar, yalnızca geçmiş olaylar ve duyulardır. Yani geçmişte kişinin özlem, öfke, korku, sakınca ve çekincelerinden kopmuş kırıntı ve döküntülerin kalıntısıdır. “Rüyalar, histeri belirtilerindeki gibi bir biriyle çatışan iki ruhsal eğilim grubu arasındaki uzlaşmadan doğuyordu ki en özlü tanımıyla ‘bastırılmış’ bir isteğin ‘kılık değiştirerek’ gerçekleşmesidir.” Düşler bir ölçüde doğal sayılırlar. Her düşün bir anlamı, isteği, amacı olmalı ki kısıtlı Dış-Ben’le sınırsız İç-Ben’in tam birleşiğinde düşsel bir ulakla hemen buluşuveriyorlar. Belki düşler, zamansız Dün’den Bu-Gün’e haber ulaştırarak ancak ŞİMDİ’nin yapısını anlamaya yanar. Ama YARIN’ı değil Türkçe’deki “Düş”ün de nereden, nasıl düştüğü meraka değer sanırız. Acaba Goethe’in acılı, sevdalı iç yaşantısına, WERTHER kendini kurban vermeseydi, insanlık Faust’u kazanabilir miydi? İşte bu, içgüdülerin, cinsel içtepilerin cinsellikten kurtularak topluma, sanata, kültüre yönelik yüceleşmesinin en tipik örneklerinden biridir. Evet teori ve uygulaması eksik kimileri adına “bilimsel roman” bile derler. Onu tüm-cinsellik damgasıyla suçlamak biraz da kendimizi suçlamak olmuyor mu? Kuramın konusu, özdenetimcisi biz değil miyiz?
Zıvanasından sapmış bir hasta, için içteki o Derinlik-Psikolojisinin tedavisinde ne bir tıbbi aygıt, ne de bir ilaç ve benzeri var. Uzun deneyler sırasında çoğunlukla doyurulmadan bastırılmış içgüdüler, cinsel istekler, coşkular, tutkular çağrısız birer konuk gibi birden çıkageliverirler. İşte onların bu sökünedişi, bulguları açıklamaya tek yardımcıdır.
Bilim, cinsel ahlakı tanımak istemeyince, zamanın karşıtları. Freud’un başına taşlar, ateşler yağdırırlar. O da Libido (haz) adlı cin gibi bir çocuğu ortaya atıverir. Ama durumu kurtaramaz. Dostu Viyanalı soydaşı ve akranı Stefan Zweig de yardımına koşar. Ünlü biyografi ustalarından Zweig “Freud ve öğretisi + Psiko-Analiz” adlı eserini yayınlar Kitapta, kuramcısının kişiliğiyle öğretisini, bireysellik ve insanlık açısından işleyerek açıklar. Gününün kaygılarını da şöyle kaleme döker “Her doğan bebek, ruhunda ilk ve ilkel atamızın izlerini de birlikte taşıyarak gelir. Çağın kültürel, ahlaksal, teknolojik gelişmeleri, ilk insan atamızın bireysel ruhunu değiştirsin mi? Bunu (İnsanın kendi özel haklarını kısıtlamak) pahasına dileyebilir miyiz?”
Çok küçük yaşlarda uykuyla başlayan cinsel duygu, yaşantıyla gelişmektedir. İlkin emici belirtideki “Libido” giderek atılgan bir haz açlığına dönüşür. İçerdeki dinmez zonklama, türlü biçim ve kanal değiştirebilir. Bakarsın kör bir anarşist olur. En doğalı, körükörüne bir boşalışla alçalışıdır. Yahut seçkinleşerek yüceleşebilir de… Tezci hekim, tüm umudunu içgüdülere bağlar Kendine göre gerçeksever bir inanç adamıdır. Ne yazık ki kuramı, bulguları, uygulaması ne tümüyle benimsenir, ne de yabana atılır sadece eksiktir örneğin OİDPUS Kompleksi gibi: O Oğul ki doktor’dur, babasına karşı beslediği duyğunun adına “kin” der.
Aslında tüm değerlerin şaşmaz ayarcısı zamandır işte. O’nun ve öğretisinin de sivriliklerini yontarak kendine yaraşır asıl yerine oturtmamış mı ? Hele yasaklarla örtbas edilenlerin açıklığa, güne çıkışları, belki Doğu’nun ve Batı’nın bağrıazlık duvarlarını nicesine yıkmıştır Nerdeyse O’na göksel reform diyesi gelir sağduyunun. Hem ruh yapısının ana kurallarını, yasasını bulup sap- .tarken, kanıtlı-tanıtlı bilimlerden hala evrenin kapkaranlık gizlerine bakılmıyor mu? Kimbilir bir gün savaşçı toplumları da psikanaliz koltuğuna oturtacak hekimler çıkabilir belki…

Akıl Çağının Çağrısı

Doktor’un basılı eserlerinin toplamı kimi kaynaklara göre 17-23 arasında değişir. Böylece de düşmanı az değildir. Kimilerince, “Freudçülük, çağrışımlardan medet uman ve tahminlerle iş- görmeye çalışan öznel (subjektif) ve bilim dışı bir yöntem ” olarak nitelenir. Bütün karşıtlarına rağmen Viyanalı Doktor, tüm insanlığa sorar: “Saldırma ve çiftleşme içgüdüleri” gibi iki canavar egemen gücün varlığı belli… “Acaba onlar gelişen aklin ve ahlakın gücünü yenebilecekler mi?” Bu soruyu yönelttiği zaman yaşlı doktor, Birincisini gördüğü Dünya Savaşından geçerek, henüz ikincisinin de eşiğine varmıştı Ama az sonra kopacak korkunç kavganın vahşetini göremiyecektir artık.. Ancak şu umudunu da yitirmeden açıklar: “Geçte olsa bir gün akıl belki üstün gelebilir de.
Gerçekçi tutum, ne söz verir, ne avutur.. Hatta asık, soğuk yüzlüdür de. Ne var ki adamoğlu kazanç terazisini nasıl dengeliyecek? o belli değil İnsanoğlunun “Put”u ister “Tekil Birey”; isterse çağın toplumsal, ekonomik, teknolojik v b ülküsel üstünlükleri yarışması olsun, psikanaliz görevim yapar Bir bilinmez bütünü çözer, dağıtır, lif lif açar. Ama bir dünya görüşüyle onları tümleştiremez aslina, Çünkü psikosentezi yoktur.
Sağduyu, Doktoru ölümünden dokuz yıl önce Goethe ödülüne layık görür. Son yıllarına doğru sağlığı iyice bozulur Hitlerci Naziler, 1938 de Avusturya’yı çiğnediği zaman O’nun kitaplarını da meydanlarda yaktılar Kendisini zor bela Londra’ya atabildi. Ne garip bir rastlantı ki. ölümünden 22 gün önce de yine Hitler Polonya’ya saldırarak ikinci Dünya Savaşını başlatıyordu bile. (23 Eylül 1939)
Sanat, içyüzümüzü, kişilik portremizi çizip boyamaya uğraşır. Tekil yaşanan kişilik; insanoğlunun ömür yazgısı yolunda bir yumru, yani “açık sır” dır. Çözülmesi gerekir. Nasıl ki insan kişiliğine saygıyı, kardeşe şefkati, sevgiyi ısrarla kim önerdi? Dahası Okul’a, Kilise’ye, Mahkeme’- ye ve bütün bu katı, donuk, seri binalara ve salonlara ilk kez yukarıdaki kutsal duyguları kimin soktuğunu unutabilir miyiz? Varsın bilimsel tartışmaları nice yıllarla süredursun.. . Uluslar arası ilişkilerde “İnsanseverllk” ilkesinin, bu karmaşık öğretiye ve O lanetli doktora neler borçlu olduğunu gözden ırak tutamayız.
Zira. “Gerçeklik verimli olandır.”

YAZAR : HALİL İBRAHİM GÖKTÜRK

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz