Neden Göz Yaşı Dökeriz ? İnsan Neden Ağlar ?

0
25

Köpeğiniz ölür. Coşkuyla alkışlanırsınız. Aşkınız biter. Kızınız evlenir. İşinizi kaybedersiniz. En iyi arkadaşınız ciddi bir kaza geçirir.
Bu olaylar dizisini nasıl karşılarsınız? Ağlamayı mı denersiniz? Gözyaşları ruhsal bir boşalımı sağlar görünür. Ama nedenini, kimse kesinlikle söyleyemez.
İnsanoğlu görünüşte değişik biçimlerde ağlar. Sürekli olarak salgıladığımız gözyaşları vardır ki, gözlerimizin uygun bir şekilde ıslak kalmalarına yardımcı olur. Bundan başka, soğan soyarken veya dumanla uğraşırken döktüğümüz yakıcı gözyaşları vardır. Son olarak ıstırap, aksiliğe çatma, sevinç ve diğer gerginlik hallerimiz de yanıt olarak döktüğümüz ruhsal gözyaşlarımız var.

Dünyadaki yaratıklardan yalnızca insanların ruhsal nedenlerle ağlaması ilginçtir. Böylesi ağlama evrimsel gelişmenin sonlarında kazanılmaktadır. Ruhsal gerginliklerde gözleri yaşararak ağlama, bebek gelişiminin son dönemleriyle ilişkili görülmektedir. Rahatsızlık duyan yeni doğmuş bebek, doğumundan birkaç gün, hatta birkaç hafta sonraya kadar gözyaşı olmaksızın ağlar. Fakat gözü rahatsız eden herhangi bir şeyle karşı karşıya bırakılırsa, doğumda da gözyaşı dökebilir.

İlk kez Charles Darwin, ruhsal gözyaşlarını açıklayıcı yaklaşımda bulundu. 1873 te yayınlanan “İnsan ve Hayvanlarda Duygulanımın Açıklaması” adlı kitabında; Darwine göre acıyı hafifleten ve kişinin kendini daha iyi hissetmesini sağlayan ağlama, davranışın tümüydü, yoksa gözyaşı dökmek değildi. İddiasına göre bu rastlantısal olup, kasıtsız bir durumdu.

20 yıl kadar önce diğer bir teori ortaya atıldı. Bu seferki Ashley Montagu adlı bir antropolog tarafından yayınlandı. Mantagu’ya göre, hıçkırarak ağlayınca döktüğümüz gözyaşlarının, hastalıklara karşı korunmamızda yardım eden yaşamsal değeri vardı. Montagu, yalnızca hıçkırmanın nefesin kesilmesi burun ve boğazın koruyucu zarlarının kurumasına, o suretle bakterilerin istilasına daha uygun bir duruma gelmesine neden olacağını savundu. Oysa ağlarken burun pasajına da akan gözyaşlarımız kurumaya eğilimi durduruyordu.
Her iki teori de karşıt tartışmalara neden oldu. Darwin teorisindeki büyük aksaklık şudur. Anlamsız bir fonksiyonun gelişimini sağlayan evrimi hayal etmek oldukça güçtür. Darwin’den sonra, evrimin akışı içinde anlamlı doğal seleksiyonu gözleyeni birçok kişi, böyle bir teoriye bütünüyle karşı çıkar. Mantagu’nun teorisiyse, sessiz sessiz ağlayan birçok kişiyi hesaba katmamaktadır. Burun boğaz pasajının kurumasına neden olacak şekilde solunumda fark edilir değişiklik, hıçkırma söz konusu bile değilken niçin gözyaşı dökmektedirler. Ve yüzme ya da koşu gibi zorlu egzersiz yapan böylece oldukça fazla soluyup burun-boğazları kuruyan atletler, niçin gözyaşı dökmezler?

Minnesota’daki St. Paul Ramsey Tıp Merkezi Psikolojik Araştırmalar Laboratuvarı şimdiki başkanı ve aynı zamanda bir biyokimyacı olan William H. Frey, her iki, teoriyle de yetinmeyip, son günlerde başka bir hipotezi ileri sürdü. Ona göre, ruhsal sıkıntılarda oluşan bir takım kimyasal maddelerin vücuttan atılmasında, gözyaşlarının yardımı olabilmektedir. Frey; idrar, ter, dışkı nefes verme gibi tüm salgılama işlevlerinin vücuttan zehirli madde veya attıkları uzaklaştırdığını savunuyor. Neden aynı durum gözyaşları için de geçerli olmasın?

Görünüşe göre, Frey’in teorisi en akla uygun. Fakat, şimdilik yalnızca spekülatif kalmakta, Darwin ve Montagu’nun postülatları gibi… Hiçbiri ne ispat edildi ne de reddedildi. Ama Frey’in teorisi deneylere en uygun görünüyor. Nitekim Minnesota’lı araştırmacılar, son günlerde tezin geçerliğini sınamak üzere bir seri deneye başladılar. Bir düşünce; gönüllülere acıklı olaylar seyrettirmek ti. Favori, yenik bir boksör ile küçük çocuğunu konu alan Şampiyon filmiydi. Duygulanımın neden olduğu bu gözyaşlarıyla, soğan soymakla elde edilen yakıcı gözyaşları karşılaştırıldı. Frey’in teorisi geçerliydiyse, bu iki değişik gözyaşının kimyalarının farklı olması gerekirdi. 80’den fazla gönüllüsü olan bir gruptan ilk sonuçlar elde edildi. Ruhsal gözyaşları, yakıcı gözyaşlarından daha fazla protein konsantrasyonu içeriyordu.

Fakat henüz, bu farkın nedenini açıklayacak herhangi bir kanıt yok. Acaba proteinlerin niceliği gibi cinsleri de farklı değil mi? Duygulanımla ilgili özgül protein mi var? Eğer öyleyse hormonlar veya duygulanmamız da ara ürünler olan diğer maddelerle ilişkisi nasıl aydınlatılacak? Yoksa her bir duygulanım için özgül bir madde mi var? Bir madde bizi örneğin kızgın ya da sevinçli veya kederli mi kılıyor? Ve tüm bu farklılıklar gözyaşlarına yansıyor mu?

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir