[Müzisyen] MADONNA Kimdir, biyografisi, hayat hikayesi (1958~XXXX)

0
177
MADONNA BİYOGRAFİSİ


1969…
 Madonna ilk kez Tommy adlı bozuk dişli bir çocukla öpüştü. Manastırda!
1971… Madonna, babasının zoruyla aldığı piyano derslerini bıraktı ve dans okuluna gitmeye başladı. O zamanlar Rochester’daki Old Perch Caddesi’nde oturuyorlardı.
Cici anne evin tüm kızlarına aynı kıyafeti aldırdığından, Madonna, okuduğu katolik okulu Holy Family Regional School’un (Kutsal Aile Din Okulu) formasına neredeyse
sempati duydu!
İlk sahne performansını da ailesinin bağlı bulunduğu St. Andrew Kilisesi’nin yıllık kutlamalarında gerçekleştirdi. Fosforlu yeşil bir mayo giymişti. The Who’nun “Baba O’Reilly” parçası eşliğinde siyah ışıklı sahneye çıktı. Bütün ilgiyi vücudu çekiyordu. Kendi hazırladığı bu gösteri yüzünden sonraki iki haftasını
evde tutsak olarak geçirdi)
1976… Madonna RochesterAdams Lisesi’nden mezun oldu. Aynı yıl, sıkı bir katolik olan babası, evlilik öncesi cinsel ilişkiye öcü gözüyle baktığı ve kızlarının erkeklerle yakınlaşmasına izin vermediği için evi terketti Madonna. Bu sayede ona 88 dolara patlayan ilk uçak yolculuğunu yaptı. Henüz 17 yaşındaydı ve New York sokaklarında yapayalnızdı.
1977… New York’ta da dans dersleri almaya devam etti. Partileri de kaçırmıyordu. Bir partide tanıştığı Dan Gilroy ve grubu Breakfast Club’la bir yıl takıldıktan sonra (davul çalmayı da orada öğrendi) Patrick Hernandez adlı bir şarkıcının arkasında dans etmesi ve vokal yapması için teklif aldı. Paris’ten! Uça uça gitti.

Paris’te beş ay geçirdikten sonra Amerika’ya geri döndü ve yeniden Breakfast Club’la çalışmaya, şarkılar yazmaya başladı.
1978… Breakfast Club günleri sona erdi. Artık New York’taki bir sürü stüdyolu Musie Building’te uyuyordu. Çaktırmadan… Karnını patlamış mısır, günde bir elma ile falan doyuruyordu. Kurduğu grup için davulcu ararken Steve Bray’le tanıştı. Madonna grubun adının “Madonna” olmasını istiyordu. Steve onu vazgeçirdi. Sonra sırasıyla Millionaires, Modern Dance ve Emmy isimlerini aldı grup.
1982… Kaydettikleri demo, özellikle “Everybody” parçası, Danceteria adlı diskoda DJ’lik yapan Mark Kamins’in çok hoşuna gitti. Yeniden kayda girmeleri için onlara para buldu. Ve Madonna solo olarak Sire Records’la anlaşma İmzalamanın eşiğindeydi. Kalp yüzünden hastanede yatan Sire’ın patronu Stein, Madonna’yla hastanede görüşmeyi kabul etti. Sonuçta 5000 dolara üç single’lık bir anlaşma yaptılar. Yit sonuna doğru “Everybod/’yi tekrar kaydetmek üzere stüdyoya girdi Madonna. Ayrıca Danceteria’da üç dansçıyla birlikte Stein’in de izlediği bir şov yaptı. Artık tüm barlarda, gece klüplerinde ve diskolarda çalınıyordu şarkısı. Ardından yine disko single’ı olarak “Burning Up”ı kaydetti. Bu şarkının düşük bütçeli bir videosu da yapıldı. Sire Records, Madonna’ya kendisiyle bir albüm hazırlamak istediklerini bildirdi.
1983… Madonna’nın kendi adını taşıyan ve babasına ithaf ettiği ilk albümü Temmuz’da Amerika’da çıktı, ilk single’ı “Holiday’di. “Borderline” ve “Lucky Star” radyolarda bol bol çalınıp listelere girdiler.
1984… ilk albümü çıkalı neredeyse bir yıl olmuştu, ama Madonna hala ünlü olamamıştı. Daha fazla beklemeye hiç niyeti yoktu. Endüstrının en başarılı kişisinin, Michael Jackson’ın menajeriyle çalışmak istiyordu o. California’ya gitti ve Freddy DeMann’i buldu. Sonuç ne oldu dersiniz? DeMonn o günden beri Michaella değil, Madonna’yla çalışıyor. Ve ikinci albümü “Like A Virgin” çıktı. Madonna istediği üne kavuştu. Her yerde onun şarkıları çalıyordu. Herkes onu görmek için çıldırıyordu. Öç gecelik konser biletleri 35 dakikada tükendi. Bu bir rekordu. Aynı anda altı şarkısı Amerika listelerinde ilk kırka girdi. Bu da bir rekordu. Hemen ardından film teklifi aldı. Ve Kasım ayında
“Desperately Seeking Susan” filminin çalışmalarına başladı.
1985… Virgin turnesi 24 şehirdeki 400 bin hayranıyla buluşturdu Madonna’yı. Onca işin arasında aktör Sean Penn’le evlenmeyi de becerdi. Bu arada Penthouse ve Playboy’da yayınlanan ünlü değilken verdiği çıplak pozlar ününe ün kattı.
1986… Üçüncü albümü “True Blue”yu çıkardı. Ve ikinci filmi “Shanghai Surprise”* kocası Sean’la birlikte çevirdi.
1987… “Who’s That Girl” albümü çıktı. Aynı adı taşıyan filmi, albümü ve turnesi kadar başarılı olamadı.
1989… Bu zor ve yorucu bir yıl oldu. Çünkü büyük aşk yaşadıkları halde, Sean’la ayrıldılar. “Like A Prayer” albümü çıktı. İsa’yla seviştiği video clip yüzünden afaroz edildi. Ayrıca Warren Beatty ile birlikte, üç Oscar alan “Dick Tracy” filminde oynadı, aynı zamanda oynaştı da. Filmin soundtrack’ı *İ’m Breathless” aynı yıl çıktı.

1990… “Dick Tracy” filmini desteklemek için Blonde Ambition turnesine çıktı. Seçme parçalarından oluşan ‘The İmmaculate Collection” albümü yayınlandı.
1991… Olay yaratan film “İn Bed With Madonna”yı çevirdi.
1992… “A League Of Their Own” filminde Geena Davis’le birlikte güzel bir oyun’çıkardılar. Sonbaharda “Erotica” albümü çıktı. Bu erotik albümü daha da erotik bir kitapla destekledi: Sex… Bu kitap sayesinde Madonna’nın vücudunun her bir santimetrekaresini ve cinsel fantazilerini de öğrenmiş olduk…
1993... Bol bol aşk sahneleriyle dolu filmi “Body Of Evidence” gösterime girdi.

KENDİNİ ANLATİYOR

AİLE
♦ Babam çok katı ve otoriterdi, her sabah okula gitmeden önce kiliseye gitmek zorundaydık. Eve döndüğümüzde, günlük işlerimizi, ev ödevlerimizi yapar ve yemek yerdik. Nerdeyse yirmi yaşıma kadar televizyon seyretmeme bile izin verilmedi. Birazcık olsun tembellik yapmamızdan hoşlanmazdı.
♦ Ev ödevimiz olmadığı zamanlar, evde kendimize yapacak bir şeyler bulurduk, çünkü babam sürekli üretken olmamızı İsterdi.
♦ Gücümüzün yettiği en iyi eğitimi almamız onun için çok önemliydi. Michigan Üniversitesinden burs kazanmıştım ama babama, üniversiteye gitmek yerine New York’ta dansçı olmak

istediğimi söyledim. Hiç önem vermedi söylediklerime. Ona göre dans bir hobiydi, beni geçindirecek bir şey değil.

♦ Çok küçükken büyükannem, erkeklerle çıkmamam, İsa’yı sevmem ve iyi bir kız olmamı öğütlerdi. iki kadın imajıyla büyüdüm, hayatta ya kutsal bakire olunur ya da fahişe!
♦ Annem korkularını saklar, bize belli etmemeye çalışırdı. Bir defasında o koltukta otururken sırtına tırmandım ve benimle oynamasını söyledim. Oynamadı.: oynayamadı. Çok sinirlendim ve ona yumruk atıp, “Neden böyle yapıyorsun?” diye bağırmaya başladım. Ağladığını sonra farkettim.
♦ Eğer babam katı olmasaydı, ben bugün olduğum insan olmayacaktım. Sanırım bana, kariyerimde ve hayatımda yardımcı olan disiplının önemli bir kısmını onun kuralcılığı öğretti.
♦ 17 yaşımda evden ayrıldım ve bir daha da eskisi kadar sık gitmedim. Aileme yeniden yakınlaşmam birkaç yıl aldı. Çok az konuştuğumuz zamanlar oldu. Çok sonralar babamın beni gerçekten anladığını ve takdir ettiğini hissettim… Artık ben kabul
lenilmiş bir sanatçıyım, sanırım babam da ne yapmaya çalıştığımı anlıyordur.
♦ Madonna annemin adı. Ben çok küçükken öldü ve onu o kadar seviyordum ki… Şimdi bile benim için çok şey ifade ediyor bu sevgi. Tatlı, güzel ve çalışkandı. Bazen ona ne kadar benzediğimi düşünüyorum. Bir katolik İtalyan annenin kızına kendi ismini vermesi garip karşılanır. Belki de bu, annemi çabuk yitireceğimin bir işaretiydi. Bugüne kadar üstesinden gelemediğim tek olay onun ölümü… Beni duyabiliyor mu bilmiyorum, ama bir kızın yalnızca annesine anlatabileceği şeyleri anlatıyorum ona.
♦ Okulda çok çalışkandım. Çünkü babam karnemizdeki her “A” için bizi ödüllendirirdi. Yani öğrenmeyi de sevmemle çok fazla ilgili bir şey değildi bu.4.. Her “A” 25 sent demekti ve bu büyük parayı kazanmaya çalışıyordum.

♦ Küçük bir kızken hep zenci olmayı isterdim. Bütün kız arkadaşlarım zenciydi. Pontiac/Michigan’da yaşıyordum ve mahalledeki azınlıktandım. Orada beyaz yok gibiydi. Bütün arkadaşlarım zenciydi ve “black” müzik djnlerdim. Zenci kız arkadaşlarımı inanılmaz derecede kıskanmamın nedeni saçlarını örebilmeleriydi. Ben de saçlarımın arasına tel takıp inanılmaz işkence çekiyordum ve onları istediğim şekle sokuyordum. Eğer zenci olmak, ruhunu taşımak demekse, o zaman evet, öyleyim.
♦ Ailede herkes bir müzik aleti çalardı. Bir yıl boyunca piyano dersi alırken hep dans etmenin hayalını kurdum. Sonunda babamı ikna ettim. Piyano dersinin sıkıcılığından kurtuldum. Ama evimizde her zaman müzik vardı, kaset, radyo, ya da küvette şarkı söyleyeni biri., ses, bir sürü ses.
♦ Dansa başladığımda erkeklerin çoğu homoseksüeldi ve yine yalnızdım! İçimin derinliklerinde bir yerde hep sinirli küçük bir erkek çocuk belki de bu yüzden var.
♦ Babam ve ben artık çok iyi geçiniyoruz. Zaten inişli çıkışlı bir ilişkiydi her zaman. Babam hala kendinden söz etmez. Bu benim hayal kınklığımdır. Kabul etsem de etmesem de onun onayını almak isterim. O her zaman sevecen oldu. Ona karşı bir milyon tane değişik hissim var, ama çoğunlukla onu ölümüne severim. Babam için zor olan, benim ona ihtiyacım olmadığını düşünmek. Ama ona ihtiyacım var.
ARAYİŞ
♦ Sanırım aileleriniz size yaşamla ilgili doğru bilgiler vermiyor. Hepimiz yaşam hakkında tamamen yanlış yönlendirilerek büyüyoruz ve bunu gerçek yaşama girinceye kadar değiştiremiyoruz. Bu, birinin aşkı ve evliliği anlatması gibi bir şey; onları yaşayıncaya kadar nasıl olduklarını bilemezsiniz ve o güç yoldan geçmeniz gerekir.
♦ Dans etmeyi kendi kendime öğrendim. Küçükken çok fazla TV izler ve Shirley Temple’ı taklit etmeye çalışırdım. Teybi açar, içimden geldiği gibi dans eder ve beş yaşındaki aklımla kız arkadaşlarıma dans dersleri verirdim. Büyüdükçe erkeklere de ders vermeye başladım. Hatta ilk ders verdiğim erkeği hatırlıyorum. Rolling Stones’un “Honky Tonk Women”ı çalıyordu çok seksiydi.
♦ Tanıdığım dansçıların çoğunun basit bir dünya görüşü olması beni hep rahatsız etmiştir. Erken kalkar, bütün gün dans dersi alır, sonra provaya gider ve sağlıklı yiyecekler yerler. Sonra da eve gider ve erkenden uyurlar., her gün bunları yaparlardı ve ne müzikten ne de sanattan haberleri yoktu.
♦ Bütün bu kızlar sınıfa siyah mayolar ve pembe taytlarla, saçlarını çiçekli topuzlar yaparak gelirlerdi. Ben de saçlarımı çok
kısa kestirdim ve birbirine yapışmış gibi briyantinledim. Taytlarımın her tarafını yırttım ve mayomun ortasında kocaman bir
delik açtım ve bunları çengelli iğneyle tutturdum. Onlardan farklı olmak ve “Sizin gibi değilim. Tamam, sizin öğrendiğiniz her şeyin aynısını öğreniyorum, ama sizin gibi buraya takılıp kalmış değilim” diyebilmek için her şeyi yapıyordum. Sonra kendi kendime dedim ki, “Tamam Madonna, eğer bu işten hoşlanmıyorsan, istediğin şeyi yap”.

♦ Onuncu sınıftayken çok ciddi bir balerinle tanıştım. Ortalama kızlardan daha zeki görünüyordu ve ilgi çekici bir yanı vardı. Onunla dost oldum. Beni bale sınıfına soktu. Christopher Flynn adında bir özel öğretmenle tanıştım. Böylece okul kargaşasından kurtuldum. Ona aşık oldum. O benim için bir kılavuz, baba ve düşsel bir aşıktı… Beni New York’a gitmem için cesaretlendirdi. Bana istedikten sonra her şeyi yapabileceğimi söyleyen ilk kişiydi.
♦ New York’ta dans etmek istiyordum, ama bütün iyi şirketler doluydu. Beş yıl boyunca bekleyemezdim, müzikal tiyatro eğitimine başladım. Beni Paris’e götürüp çirkin Fransız erkekleriyle tanıştırdılar. Pahalı restoranlara götürdüler ve arkadaşlarına New York sokaklarından bulup getirdikleri şeyi, beni göstermek için sürüklediler. Tepemin tası atacakken para verdiler. Kendimi çok zavallı hissediyordum.♦ Evi terkettiğimde hiç param yoktu. Patlamış mısır yiyerek yaşadım, bu yüzden patlamış mısın hala çok severim. Harcayacak tek bir dolar bulduğumda hemen patlamış mısır, yoğurt ve fıstık alırdım.
♦ Gerçi New York’a hemen alışmıştım, ama çok yalnızdım. Başka bir yere gitmeyi düşündüm. Derin bir nefes aldım, dişlerimi sıktım, gözyaşlarımı tuttum ve şöyle dedim: “Bunu başaracağım. Başarmak zorundayım, çünkü gidebileceğim başka bir yer yok!”
♦ Babam benim için New York’a geldiğinde çok mahçupoldu. Kaldığım yer hamamböcekleriyle kaynıyordu. Koridorda ayyaşlar vardı ve giriş bayat bira kokuyordu.
♦ Giyinip kuşanıp sokaklarda dolaşmayı çok seviyordum. Taksi tutacak param olmadığı için çoğunlukla metroya biniyordum, insanlar üzerinde bıraktığım garip etkiyi görmek çok hoşuma gidiyordu. Ama artık farklılığım beni hiç eğlendirmiyor. Çünkü zaten herkesin dikkati üzerimde. Sokakta yürürken insanların artık beni ilginç bir insan değil, yalnızca Madonna olarak gördüklerini hissediyorum.
ELDE ETMEK…
♦ Bugün sahip olduğum yere gelinceye kadar kıçımı yırttım, sefalet çektim, sokaklarda yaşadım ve çöp kutularından beslendim.
♦ Yedi yıl boyunca deliler gibi çalıştım. Sahip olduğum her şey için uzun süre ve çok çalıştım. Onları elde ettiğimde, onlan hak ettiğimi düşündüm. Bunun böyle olacağını hep biliyordum.
♦ Ben hep ünlü olmak istediğimi söyledim… Zengin olmak istediğimi değil!
♦ Yedi yıl boyunca kendimi boşlukta çırpınır gibi hissettim. Ne param, ne de bana yardım eden biri vardı. Bütün bunlarla uğraşmak ve hayatta kalabilmek için savaşmak zorundaydım! Çoğu insen bu yüzden beni orospu olarak değerlendirdi.
♦ Dünyaya hakim olmak istiyorum. Her zirveye çıkışımda bir başkasına tırmanmak istiyorum. Belki ara vermeli ve manzarayı seyretmeliyim hayranlıkla, ama yapamıyorum. Sanki devam etmeliyim. Neden? Bilmiyorum. Beni neyin motive ettiğini bilmiyorum. Yalnızca yapmak zorundayım, biliyorum.
ŞÖHRETİN BEDELİ
♦ Para önemli değil. Hiçbir laman milyonlarca dolar kazanmayı düşlemedim. Ama para konusunda sıkıntı çekmeyi de istemem. Hiç param yokken birden çok fazla para kazanmaya başladım. Bu da bana sorundan başka bir şey getirmedi.
♦ Daha çok param var, telefonum daha çok çalıyor, yürürken yere bakıyorum, insanları yemeye çıkarıyorum ve bazen o korkunç duyguya, istediğim her şeyi yapabileceğim duygusuna kapılıyorum.
♦ O çıplak fotoğraflar sekiz yıl önce çekilmiş olsaydı, hiçbir dergide yayınlanmazdı. O adamlar sergiler için çekmişti o fotoğrafları. O sıralar tanınmıyordum ve kendimi gelecekteki bir skandala attığımın da farkında değildim. Yıllarca sanat okullarında canlı çalışmalar için modellik yaptım. Dansçı olduğum için biçimli bir vücudum vardı ve çok zayıftım. Öyle ki, kaslarımın biçimi ve iskeletim ayrıntılı olarak görülebiliyordu. Beğenilen bir modeldim. Çünkü beni çizmek çok kolaydı.
♦ Bir süre sonra evde özel olarak modellik yapmayı bıraktım. Fotoğrafçılarla bağlantı kurdum. Çıplaklığı bir sanat olarak görüyordum, hala öyle. Michelangelo’yu pornografik bulmuyorum. Aslında ilk fotoğrafların yayınlanmamasını tercih ederdim. Yine de insanları şaşırtmak hoşuma gitti.
♦ Playboy fotoğrafları ilk başta benim için çok yıpratıcı olmuştu. Şimdi geriye baktığımda, üzüldüğüm her an için kendimi aptal gibi hissediyorum. Belki bazı şeyler özel kalmalı… Bu şuna benziyor; bazen öğretmenler gelir ve herkesin önünde sizi elbisenizden çekiştirirler, çok utanırsınız. Aslında bu korkunç değildir. Ama böyle bir şeye hazırlıklı olmadığınız için çirkin görünür ve kendinizi çok korunmasız hissedersiniz. Penthouse da çok çirkin bir şey yapıp derginin bir kopyasını da Sean’a gönderdi.
♦ Japonya’dayken biri beni aradı ve sırf telefona çıkmamı sağlamak için babamın öldüğünü söyledi. Çok korkunçtu. Halka mal olduğunuz için insanlar sizi tanıdıklarını hissediyorlar. Daha önce hiç görmediğim bir sürü erkek sokakta beni öpmeye çalışıyor.
♦ Amerika gerçekten olumsuz bir toplum. Bütün gizli şeylerinizi, kirli çamaşırlarınızı görmek istiyorlar. Basının benim hakkımda olumsuz ya da çirkin olarak sunduğu şeylere “kirli çamaşırlar” denemez. Yine de onlar skandal bulma umudunu hiç yitirmezler.
♦ Paparazzilerin beni bulunduğum yere getirdiklerine inanmaları çok kötü. Çekilen bütün fotoğrafları onlara borçlu olduğumu düşünüyorlar. Ne kadar saçma!
♦ İngiltere sokaklarında yürürken yüksek sesle gülersem, yanlış bir şey yaptığımı düşünüyorum. Daha kapalı ve ağırbaşlı İngiliz insanı genç, atak ve cesur tavırdan nefret ediyor. İngiltere’de insanlar çoğu zaman beni hoş karşılamıyorlar.
♦ Basın sık sık hakkımda kötü şeyler yazıyor, insanlar başarılı bir kadına hoppalığı ve hafifliği yakıştırıyor. Ama seksi erkekler hiç bu tür eleştiriler almıyor.
♦ Bir sürü genç kız hayranım metroda beni görünce aralarında mırıldanıyorlar, insanlar gelip bana “Madonna’ya ne kadar çok benziyorsunuz” diyorlar, ben de teşekkür ediyorum. Bazen de “Sen Madonna mısın?” diye soruyorlar, ben de “Evet” diyorum. O zaman da “Hayır, değilsin” diyorlar.
♦ Aslında iki tur çılgın var. Birincisi iç çamaşırlarımdan bir parça isteyen seks manyakları. ikincisi de beni cehenneme yollamak İsteyen ahlak zabıtaları!
♦ Taklitlerim ilk çıktığında çok kızmıştım. Bir stil yarattığınızda onda hakkınız olmasını istersiniz. Ama sonra bundan gurur duydum. Bazen radyoda bir an bir şarkı duyuyorum ve karıştırıp ben zannediyorum. Bazen de çok tuhaf oluyor. Bir kız var, adı Alisha, birkaç şarkısı var. Daha yüksek bir oktavda söylediğim zaman sesi benimkine çok benziyor. Şok oldum. Beni şaşırtan tek kişi o oldu.
♦ Warner Brothers yaşlı erkeklerden oluşan bir hiyerarşi ve şovenist bir çalışma ortamı. Orada küçük seksi kız muamelesi yapılıyor bana. Bunun yanlış olduğunu onlara kanıtlamak zorundayım. Yani hem hayranlanma, hem de plak şirketime kendimi kanıtlamalıyım. Bu yalnızca kadınların başına gelir. Prince ya da Michael Jackson’ın böyle bir sorun yaşadığını sanmam.

♦ Sanırım ilk başlarda, beyaz olduğumu öğrenmek bir suru insanı kızdırdı. Özellikle de zenci radyo programcılarını. Şarkıları bilinmeyen o kadar çok siyah sanatçı varken, beyaz birine yer vermek istemiyorlardı. Onları suçlamıyorum. Siyah olmadığım için kendimi suçlu hissetmiyorum. Hatta zenci olmadığım için daha da büyük olacağımı düşünüyorum.
♦ iki disko kaydım başarılı olduktan sonra menajer aramaya boşladım. Ve şöyle dedim: Müzik endüstrisindeki en başarılı kişi kim? Michael Jackson’ın menajerini istiyorum. New York’a geldi ve bir şovumu izledi. Çok sinirliydim. Çünkü az önce Prince’i izlemiş ve korkunç bulmuştu. Ama benim şovumu beğendi.
♦ Paranız veya toplumsal yeriniz ya da eğitiminiz olmasa bile, bir stile ve niteliğe sahip olmak yeterli bir güçtür. Ben alt sınıf terbiyesi aldım. Ama yaşamlarının herhangi bir noktasında hayatta kalmak için mücadele vermiş insanlar arasında bir fark yoktur. Bu karakterinize ayrı bir renk katar.
♦ Gerçekten materyalist biri olduğumu mu düşünüyorsunuz? Değilim. Paraya değil, sevgiye ihtiyacım var.
♦ Eğer bir gün bilgilenme tutkumu ve daha fazla öğrenme açlığımı kaybedersem, şarkı yazmayı ve söylemeyi bırakırım.
ERKEKLER
♦ Çok güzeldi. İsmini spor ayakkabılarımın üstüne ve oyun alanına yazdım. Formamın üstünü çıkartıp onun etrafında dolanırdım. (İlk tutkusu Ronny Howard isimli çocuk hakkında; beşinci sınıftaydı)
ilk yıllar
♦ ilk erkek arkadaşım., ben, sanırım., eee, sanırım 14 ya da 15 yaşındayken oldu. Russell isimli bir çocuğa aşık olmuştum. Okulda benimle dans eden tek çocuktu, çünkü ben lise partilerinde çok garip dans ederdim, tamamen delicesine. Ve çocuklar beni dansa kaldırmaya korkarlardı, onları utandırdığım için. Ama Russell vahşi bir dansçıydı. Benden iki yaş daha büyüktü ve daha sofistikeydi. Cesurdu. Hemen kalbimi kazandı, çünkü benden korkmuyordu…
Sonraki aşkları
♦ Bütün erkek arkadaşlarım kariyerime yardımcı olmaya çalıştılar. Onlarla beraber olmamın nedeni bu değildi tabi. Hepsini çok sevdim. Ben Dynast/nin Alexis’i değilim.
♦ Zirveye ulaşmak için basamak olarak kullandığım bütün erkekler., hepsi yeniden benimle birlikte olurdu, çünkü beni hala seviyorlar ve ben de onları seviyorum.
Tercihleri
♦ Tene, dudaklara ve Latin erkeklerine bayılırım.
♦ Sanırım, en sıcak ve tutkulu deneyimlerimin çoğunu İtalyanlar yaşattı. Kaba tabiatlı karamsar erkeklerden hoşlanırım. İtalyan erkekleri hükmetmeyi sever ve ben de bazen itaatkar rolünü oynamaktan hoşlanıyorum.
♦ Çok fazla kadın arkadaşım yok. Çünkü bilgili ve zeki olanlarına fazla rastlamadım. Zaten erkeklerle daha iyi anlaşıyorum.
♦ Seks pis midir? Yalnızca banyo yapmadığın zaman.
♦ Erkeklerle, inanılmazları kadar, bazı acı verici deneyimlerim de oldu. Belki “like A Prayer”da sonrakilerinden çok, daha eskileri anlatıyorum. Kesinlikle erkeklerden nefret etmiyorum. Hayır, hayır, hayır. Onlarsız yaşayamazdım.
♦ Yumuşak bakışlı erkekleri ve genç oğlanları tercih ederim. Yaşadığım yerde bir suru tatlı Puerio Ricolu çocuklar var. Eğer onlarla çıktığımda insanlar bozuluyorsa, benim için hiç fark etmez. 15-16 yaşındaki çocuklar en iyisidir ve ben, duygularını göstermekten ve ağlamaktan korkmayan yumuşak erkeklerden hoşlanırım. Hoş, yumuşak bir vücudu okşamak isterim, hantal birini değil.
EVLİLİK
♦ Bir insanla sonsuza kadar ya da uzun süre mutlu yaşanacağına aklım ermiyor. Ben çok değişiyorum ve ihtiyaçlarım da değişiyor.
Eski moda görüşler
♦ Asık olduğunda başka bir insan için fedakarlıklar yapmak istediğini düşünüp ona bir şeyler vermek istersin. Kendin üzerinde tam olarak yoğunlaşamazsın. Anne babaların çocuklarına duyduğu sevgi gibi…
♦ Bir çocuğum olmasını isterdim. Bir çocuğum olduktan sonra da yeni bir tane isteyip istemediğime karar verirdim. Yeni doğmuş, taze, mis gibi kokan bebekleri olan çifler görüyorum. Bu tamamen kusursuz ve mükemmel bir şey. Kendi çocuğuma sahip olmayı gerçekten istiyorum. Bunu istiyorum!
Düğün (16 Ağustos 1985)
♦ Sabah egzersizlerimden birini yaparken yatakta zıplayıp duruyordum, ve birden Sean’un gözlerine o ifade geldi ve ben de,
onun ne düşündüğünü anladım. “Kafandan her ne geçiyorsa, cevabım evet olacak,” dedim. Bu onun için bir şanstı ve o da kullandı.
♦ Kafamda uçan 13 helikopterle evleneceğimi hiç düşünmemiştim. Sirke döndü. Artık sonunda gülüyordum, ilk başta feci halde bozuldum ve sonra gülüyordum. Bunu bir filmde kullanamazdınız. Çünkü kimse inanmazdı. Tam olarak inanılmazdı. Bir Busby Berkeley müzikali gibiydi.
♦ Evlendiğimiz andan itibaren insanlar kafalarını toparlayamadılar; hamile kalmamı istediler ya da boşanmamızı. Bir süre
sonra bunlar da ilişkimizde izler bıraktı. Bütün bunları atlatabilmek karakter kazandırıcı bir tecrübe ve aşkımız için bir sınav oldu.
♦ Basın çoğu zaman, hiç yapmadığımız iğrenç şeylerden, hiç etmediğimiz kavgalardan söz elti. Bazen kavga ettiğimizde bu-
nu bir de gazetelerden okumak gerçekten korkutucu olurdu. Sanki kahinlermiş ya da telefonlarımızı veya yatak odamızı dinliyorlarmış gibi.
♦ Secin, mahremiyet için savaşacak. Beni korumak istiyor., metodları etkili olmasa bile, o, inadığı şeyleri koruyor.
♦ Sean adına asla konuşamam. O daima basınla kendi yoluyla anlaşacaktır.
♦ “Who’s That Girl” turnesindeyken, kafamda hep aynı şey vardı: “Acaba Sean ne düşünecek?”. Onun düşüncelerinin doğruluğundan çok eminim ye o gerçekten yüksek standartlara sahip. Bazen beni, başka bir zaman hayatta vermeyeceğim kararlar vermeye itiyor. O eleştrici ve destekleyici. Onun düşüncesine gerçekten inanıyorum. Harika bir zevki var ve çok parlak bir adam.
1987
♦ Şiddetten hoşlanmıyorum. Bir insana vurmaya asla anlayış göstermedim ve asla şiddetin yer alması gerektiğini düşünmedim. Ama öte yandan Sean’un kızgınlığını anlayabiliyorum. Çünkü benim de gazetecilere vurmak istediğim öyle çok zaman oldu ki! Asla yapmadım biliyorsunuz, çünkü bunun her şeyi daha da kötü hale getireceğini biliyorum. Bunun yanında, kızgınlığımın acısını tartışmak yerine daha başka yollardan çıkartma şansım hep oldu, insanlara, kavga etmiyormuşum gibi hissettirip kavga ediyorum ve bundan hoşlanıyorum.
Boşanma
♦ Kimsenin beraber olmamamızı istemediğini hissediyordum. Beraberliğimizi kutladılar. Sonra da ayrılmamızı istediler. Evlendikten bir hafta sonra boşanıyor olduğumuza dair dedikodular çıktı. Ama biz savaştık. Çok güçlü ve dayanıklı olmak zorundaydık., kendimizden çok emin!
♦ Sonuç olarak pişmanlıktan kıvrandım. Her şeyden çok üzüntü hissediyorum. Pişmanlık duymak çok yıpratıcı. Evliliğimden çok şey öğrendim. Her şey hakkında, en çok da kendim hakkında.
♦ Ben çok eski kafalı bir kızım. Doğru seçim yapıldığında evlilik harika bir şeydir. Onu kutladım ve herkese göstermek istedim. Butun dünyanın, onun her şeyden çok sevdiğim adam olduğunu bilmesini isledim. Ama bunun için ödenecek bir bedel varmış, şimdi anlıyorum. Liseden bu yana, birine delice aşık olduğumda, o insanla çok gurur duyarım. Onu sevdiğimi butun dünya bilsin isterim. Ama bunu bir defa dünyaya yaydın mı, halkın gözü sende demektir; boşverirsin ve o artık sana ait de-
ğildir. Mahremiyetin ve bazı şeyleri mümkün olduğu kadar kendine saklamanın önemini anlamaya boşladım.
MÜZİK
♦ Müziğe ilk başladığımda dansım konusunda kendime gerçekten güveniyordum. Şarkılar yapmaya başladım. Ama, bir sürü insanın önüne çıkıp bunları söylemek zorunda kalınca, ilk dans etmeye başladığım zamanki aynı acemilik ve belirsizlik korkusunu hissettim. Hep yeni bir şeye başladığımda dizlerim titrer ve öğrenmek isterim.
♦ Harika bir davuku olmuştum. Gerçekten güçlüydüm. Dans eğitimini aldığım için enerji doluydum. Gönde sekiz saat dans etmektense, gönde dört saat davul çalışıyordum. Herkesi deliye döndürdüm.
♦ Her zaman için ritmik müziği, parti müziğini sevdim. Ama Gotham (eski acentası] bu tür şeylere alışkın değildi. Kalbimde başka bir şey olsa da rockVroll yapmayı kabul ettim. Soul benim en çok etkilendiğim müzikti ve “sound”umun da her zaman hoşlandığım müzik türünde olmasını istedim. Onu çok basit bir açıdan yakalamak istedim, çünkü inanılmaz bir müzisyen değildim. Direkt olmasını istedim. Dans etmeyi hala seviyordum ve bütün yapmak istediğim, benim dinlerken dans ede-
ceğim ve insanların radyoda dinlemek isteyecekleri bir albüm yapmaktı.
♦ Bale eğitimi alırken hep klasik müzik dinledim, çünkü ders alirken dinlediğin müzik bu. Ve gerçekten çok ilgimi çekti. Ama daha sonra yeniden dinlemeye başladığımda, onu kaybetmiştim. Başka bir gün kocam Brahms dinliyordu, onu hiç bu kadar çok dinlememiştim ve sevdim. Bir konçerioydu. Mozart ve Chopın’i severim. Müziklerinin çoğunda bazı gerçek, tatlı bir kadınsı nitelik var.
♦ Ben, daha gençken Lulu gibi kadın şarkıcıları seviyordum, masum, melek yüzleri… Marianne Faithful ve onun gibiler.
♦ Sanat ve müzik asla çok özgür olamaz. Özellikle de fteagan ve ahlak zabıtalarının gerici tavırlarına alternatif olduğu zaman.
♦ Müzik, ünün ana vektörüdür. Başarıya ulaştığındaki vurucu gücü, merminin hedefi vurması kadar güçlüdür.
♦ Müzik çok kişisel bir durumdur, ama ben daima planladığım değişik karakterleri canlandırmaktan hoşlandım. “Like A Virgin” için çok özel bir karakter kuruyorum düşündüm, sonra da üçüncü albümüm için çok daha farklı bir karakter yarattım. Problem şu, halkın gözünde sen, imajınsın, müzikal imaj, ve bence tüm bu karakterler yalnızca benim birer uzantım.
♦ Şarkı sözleri fikirlerimin çoğu günlük hayattan gelir. Bazıları ideal ilişkilerle birlikte daha çok fantazi üzerinedir. Genelde şarkılarım her ikisini de kapsar.
♦ Şarkı söylerken kendimi çok incinebilir bir hale sokarım. İnsanların önünde ağlamak gibi bir şey bu. Rol yapmak da bunun gibi bir şey. Yalnızca bunu yapmanın daha değişik bir yolu.
♦ Bana müzik yapma konusunda ilham verenler, dikkatimi çeken ve beni hayatta mutlu eden şeylerdir. Her gün bir gazeteye yazmayı deniyorum, düşüncelerimi kaydediyorum ya da belki okuduğum ve beni etkileyeni bir şeyleri… Her şey bana ilham verir; harika bir kitap ya da film, birinin gözlerindeki ifade, yolda yürüyeni bir çocuk ya da yaşlı bir adam. Partiye gittiğimde en çok neyin hoşuma gittiğini biliyor musunuz? Uşaklarla, odacılarla, çalışanlarla konuşmak hoşuma gidiyor. Onlar en

komik insanlar, bana ilham veriyorlar.
♦ insanların benim çalışmalarımın master mix’ini yapmalarından nefret ediyorum. Şarkılarımın bu şekilde değiştirilmiş halını duymak istemiyorum.
Etkilendikleri
♦ Ella Fitzgerald’ın inanılmaz bir sesi var. O, en büyük. Joni Mitchell… Patsy Cline… Chaka Khan – sesini çok seviyorum. Bütün eski soul’cuları seviyorum; Marvin Gaye, Frankie Lymon, Sam Cooke. Belafonte ve Mathis gibi gerçekten yumuşak sesleri seviyorum. Babamda bütün albümleri vardı. Birde, çatallı sesler var; Joe Cocker, Tom Waits ve Prince. Prince’in inanılmaz bir sesi var.
♦ Önce kimi seyrettiğimi hatırlayamıyorum, Elton John ya da David Bowie. Ama her ikisi için de cezalandırılmıştım, çünkü Arena (konser yeri) Detroit’in en tehlikeli yerlerinden biriydi ve kesinlikle genç kızların yanlarında güvenilir biri olmadıkça, (biz öyleydik) gidebileceği bir yer değildi. Babama, geceyi bir kız arkadaşımın evinde geçireceğim yalanını söyledim ve her iki defasında da babam oraya telefon edip konsere gittiğimi öğrendi. Galiba hapsedildim ya da öyle bir şey. Bir yaz, uzağa
kampa gitmek ya da öyle bir şey istedim ve izin verilmedi, çünkü David Bowie konserine gitmiştim. Ama buna değerdi. Arkadaşımdan uzun siyah bir pelerin ödünç almıştım, onun içine ne giydiğimi kim bilir! Büyük bir giriş yaptım. Bu, en önemli şeydi.
♦ Dinlemekten en çok hoşlandığ’Ti müzik barok, Vivaldi ve Bach ve Pachelbel… Diğerleriyle şarkı yazmak
♦ Birçok zaman Pat Leonard, “Oh Father” gibi bir parçayla gelir. Müzikal olarak onu çok az değiştirdik. Müziği bana devreder ve ben onu defalarca dinlerim. Her nasılsa müzik bana sözleri sunar ve ben de onları kağıda dökmeye başlarım. Diğer zamanlar ben kafamda sözel ya da duygusal bir fikirle Pat’e gider, “hadi bunun gibi bir şeyler yapalım” derim. Ya da kafamda bir melodi vardır, ona biraz söylerim, o da akorlara döker. Steve Bray’le de aynı şey. Bazen bana bir parça getirir, sözler ve koro arasındaki köprüyü yazamamıştır, biz de oturup o köprünün müziğini yazarız beraber.
♦ Kariyerimdeki birçok şeyin kontrolüm altında olmasını isterim, ama zorbo da değilim. Bunu albümümde yapmak zorunda değilim; yazarı, aranjörü, prodüktörü, yönetmeni ve yıldızı Madonna. Bence, tüm kontrolü elinde tutmak, tarafsızlığını kaybedebilirsin demek. Benim istediğim, çevremde gerçekten yetenekli, zeki, güvenebileceğim insanların olması. Onlardan tavsiye istemek ve yararlanmak.
Prince’le ortaklık
♦ Beraber yazmak konusunda hep konuşurduk. Onun Minnesota’daki stüdyosuna gittim ve ortaklığımızın nasıl bir şeyler ortaya koyacağı hakkında bilgi sahibi olmak için biraz çalıştık. Beraber bir şarkı yazmak çok özel bir şey. Birçok insanla denedim ve her zaman işe yaramadı.
♦ Bir sürü şey üzerinde çalışmaya başladık. Yapabildiğimiz kadar çok şeye başlamaya gayret ettik. Birkaç gün çalıştıktan sonra, halletmem gereken başka şeyler yüzünden ben ayrılmak zorunda kaldım. Ve o zaman, onunla birlikte bir müzikal yapmak istemediğime karar verdim.
♦ O (Prince) gerçekten güzel kokuyor! İnsanların kokusuna
gerçekten dikkat ederim. Esans ve parfümleri severim. Prince’le tanıştığımdan beri ona bir koku yakıştırmışımdır; neden bilmiyorum ama, lavanta. Ona çok uyuyor. Eminim o da benimle aynı fikri paylaşırdı. O çok özel, bilirsiniz, çok utangaç. Onu tanıdığımda harika biri olduğunu gördüm. Kendi çapında güleryuzlü ve komik biri. Her şey bir yana, çalışırken canlanıyor.
Albümler
“Madonna” (İlk albümü)
♦ Şarkılar oldukça zayıftı. Kayıtlar sırasında İngiltere’ye gittiğim için başında olamadım. Kontrolümde değildi
“Like A Virgin”
♦ insanların “Like A Virgin”a verdikleri tepki beni çok şaşırttı. Çünkü ben bu şarkıyı yaptığımda, bazı şeylerin bana kendimi nasıl hissettirdiğinden bahsediyordum; yeni ve taze. Herkes bunu “Artık bakire olmak istemiyorum. Beynimi şeyedin!” olarak yorumladı. Benim söylediğim şey kesinlikle bu değildi.
♦ Şarkıda olduğu gibi “bakire” dediğimde, cinsel bekareti kast etmiyorum. “Yenilikten bahsediyorum.
♦ “Like A Virgin”, birinci albünxJen çok daha hard, çok daha agresif. Onlar oldukça zayıftı. Bu albüm için bütün parçaları ben seçtim ve hepsinin hit olmasını istedim, yer doldurucu değil. Kendi altı şarkımın dışında bana ait olmayan şarkılar yapmamın nedeni de budur… Bütün şarkıların güçlü olmasını istedim.
“True Blue”
♦ Çok aşıktı. Bu çok açıktı., eğer aşıksa, aşk şarkıları yazar. Eğer aşık değilse, kesinlikle aşk şarkılarına yer yoktur. Bu yüzden uzun şarkılar albümde yer almadı. O anda ona gerçek gibi gelmediler Cov/riter Steve Bray
“Like A Prayer”
♦ Diğer şarkılarda, bana çok şey ifade eden özel şeylere yer veriyordum. Onlar, yaşamım boyunca ve ilişkilerimde kazandığım deneyimlerin asimilasyonu hakkında. Annem, babam ve ölümün sancısı hakkında, ailemle ilişkim ya da büyümek ve yoluna gitmek hakkında.
SAHNE
♦ Bir an geliyor bitkin düşüyorum., ama özel bir şey üzerinde çalışmıyorsam geceler boyu uyumayabilirim. Eğer turnedeysem ya da bir film üzerinde çalışıyorsam, aklım başımda olmalı. O zamanlar mutlaka erkenden uyurum. Eğer eriesi gün kendimi iyi hissetmek istiyorsam, en az altı saat uyumam gerekiyor. Olur da sekiz saat uyuyabilirsem, buna inanamam!
♦ Ne kadar üzgün olsam da mutlaka sahneye çıkarım. Ne olursa olsun, bunu yapmak hoşuma gidiyor. Sahneye çıkmadan hemen önce insanlarla kavga ettiğim oldu. Sonra da gözlerimde yaşlarla sahne aldım. Gerçekten çok korkunç bir olay olmadığı sürece sahneye mutlaka çıkarım.
♦ Son turnemden sonra bir daha asla turneye çıkmayacağıma yemin ettim. Bütün hayatın bir bavulun içine giriyor. Bruce Sprıngsteen’in bunu nasıl yaptığını bilmiyorum. Asla bir yıllığına turneye çıkamam. Menajerime, ancak kendim için ilginç hale getirirsem turneye çıkabileceğimi söyledim.
♦ Sahnede olmoyı seviyorum. İnsanların gözlerindeki ifadeyi, coşkuyu ve dehşeti seviyorum, ama güvenlik nedeniyle bir bodyguard edinmek zorundayım. Nereye gitsem kendimi otel odalarına hapsedilmiş gibi hissediyorum.

♦ “Who’s That Girl” turnesinden sonra, bir daha şarkılarımdan hiçbirim duymak istemediğimi söyledim kendi kendime. Ve bir daha şarkı yapacağımdan da hiç emin değildim. Kendimi tükenmiş hissediyordum ve bir süre müzikten uzak kalmam gerektiğine inanıyordum. Ama Pat Leonard o yeni stüdyoyu yapmıştı ben de görmeye gittim. Bir saat içinde bu harika şarkıyı yaptık. Çok şaşırdım.
SİNEMA
♦ Müzik benim için hala çok önemliydi, ama filmlere karşı da her zaman büyük ilgi duymuştum ve ömrümün sonuna kadar albüm yapmak fikri, beni dehşete düşürüyordu.
♦ Rock videosu ya da filmi birbirinden farklı değil. Ama insanlar bunlar, farklı algılıyor. Onlara göre, videoda oynadığ.m roller benim. Bana göreyse, onlar içinde benden bir parça bulunan karakterler.
♦ “Siesta”nın senaryosunu çok beğenmiştim, ama o çıplaklığı kabul edemezdim. Oysa “Betty Blue”yu çok sevmiştim ve oradaki çıplaklığı çok doğal ve hikayenin anlatımı için gerekli bulmuştum.
♦ Bence Amerikalılar için filmlerde tutkuyu ve arzuyu ifade etmek çok zor. Mutlaka kotu bir şey olmak zorunda, mesela şiddet, yoksa ilişki sürmüyor. Şiddet içeren filmler yapmaktan hoşlanmıyorum.
♦ Bir aktris olarak tanınmayı gerçekten isterdim. Öğrendim ki, eğer etrafınız iyi yazarlar, iyi aktörler, iyi yönetmenler ve iyi kostümcüler tarafından sarılmışsa, yanlış bir şey yapmanız çok zor. Ben geçmişte bir film yapmak için çok acele ettim ve bu elemanların yeterince iyi olduğundan emin olacak zamanım yoktu. Vasat bir şey yapmak zaman kaybıdır. Yapacağınız işin her şeyine tamamen inanmadığınız sürece, boşuna zaman harca ma malısınız.
♦ Film yapmak, albüm yapmaktan daha çok zaman istiyor. Senede bir, hatta iki film bile yapsam, ikiden fazla albüm yapacak kadar zamanım kalıyor.
Aslında ben film yönetmek istiyorum»
♦ Oynadığınız her karakterde bizden bir parça vardır. Sanırım “Umutsuzca Susan’ı Arıyorum”daki Susanla ortak bir yanım vardı. “Who’s That Girl”deki Nikki Finn’le ise, birçok ortak yanım vardı, ama o ben değildim. Yine de, benzer taraflarımız olmasaydı onu bu kadar sevmezdim.
Filmleri üzerine…
♦ Evet, ben Susan’ım. Vahşi, özgür ruhlu ve maceracı. Ve herkes umutsuzca beni arıyor, e “Shanghai Sürprizi” bir macera filmi olarak yazıldı. Bütün önemli sahnelerimi kuşa çevirdiler, böylece kişiliksiz, boş kafalı bir kız oldum.
♦ “Who’s That Girl” Avrupa’da çok beğenildi. Amerika’da kötü gitmesinin nedeni, aynı anda dünya turnesine çıkmamdı, sanlar albüm, turne ve film arasındaki bağlantıyı çözemedi.♦ Nefes kesen Moloney bir gece klübü şarkıcısı ve Dick Tracy’ye aşık. Ben onun doğuştan şeytan olduğunu düşünmüyorum, ama hainlik konusunda çok becerikli. Aslında iyi bir insan.
VIDEO
♦ Konser vermeyi seviyorum, ama yollara çıkmak ve otobüsle seyahat etmek çok korkunç! Video, turneye çıkmadan geniş kitlelere ulaşma olanağını getirdi.
“Like A Virgin”
♦ Arslan, kendinden beklenen hiçbir şeyi yapmadı ve ben sonunda o sütuna yaslanıp, arslanın başını kasıklarıma dayadım… Benden bir ısırık alacağını düşündüm ve taktığım peçeyi çıkarttım. Şaşırıp yüzüme dik dik baktı ve kocaman ağzını açıp kükredi. O kadar korktum ki, kalbim ayakkabılarıma düştü!
Yönetmen “Kes!” diye bağırdı ve derin bir nefes aldım. Ama gerçekten arslanla bağlantı kurabilirdim. Önceki hayatımda arslan ya da kedi ya da öyle bir şey olduğumu hissettim.
“Express Yourself”
♦ Bu şarkının arkasındaki fikir şuydu; eğer kendini ifade etmezsen, islediğin şeyi söylemezsen, onu elde edemezsin. Ve aslında ne istediğini söyleyememe ya da istediğin şeyin ardından gidememe yeteneksizliğin seni olduğun yere zincirler
“Uke A Prayer”
♦ Tutkulu ve ufku açık insanlar, eğer gerçekten yakından İzlerlerse, sanırım videonun çok olumlu bir mesajı olduğunu görürler ve içınde hata bulamazlar. Bence videonun çok olumlu bir mesajı var. İrkçılığın ve doğruyu söyleme korkaklığının üstesinden gelmekle ilgili. Bir suça şahit olan birçok insan olaya karıştırılmaktan korkar çunku onlara yalnızca s.k.nh getirir bu. Bence birçok olumlu mesailer, var. Yani, ırklar arası bir ilişkiye ve kilisede bu çeşit bir neşe
sah,P 0,mal< çok hrtucu bir şeydir demek istiyorum.
BEN
♦ Ancak tanrı kadar ünlü olduğumda mutluluğu tadacağım.
♦ Nazik konuşmalardan nefret ediyorum. İnsanların çevreme oturup “Merhaba, nasılsın?” demesinden nefret ediyorum. Hiçbir nedeni ya da anlamı olmayan sözcüklerden nefret ediyorum.
♦ Hep bir serseri ve bir fahişe ve sonu hep arabanın arka koltuğu olan türden bir kız olarak adlandırıldım.
♦ İşim söz konusu olduğunda aldığım bütün eleştirileri dinlemek zorundayım. Bir şey yaptığımda, eğer odada 100 kişi varsa ve 99’u beğendiyse, yalnızca beğenmeyen insanı hatırlarım.
♦ Yardımcı kadın haftanın üç günü gelir ve diğer günler kendi yatağımı kendim yaparım. Kendi çamaşırlarımı kendim yıkarım ve bunu beni tanıyan herkes bilir.
♦ Günlük yaşamda sessiz ve çekingenim, ev kadını tipi değil ama, sakin ve huzurlu.
♦ Kendime gülerim. Kendimi tamamen ciddiye almıyorum. İnsanların sahip çıkması gereken diğer bir özelliğin de bu olduğunu düşünüyorum… Gülmelisin, özellikle de kendine. Yaptığım birçok şey için kendime gülerim, yaptığım videolar ve konserlerimin çoğuna. Konserlerimde bile durup kendime güldüğüm anlar çok oldu.
♦ Bir orospu olabilirim. İçimin derinliklerinde ben tatlı bir kızım. Üzerimde çok fazla baskı var. Bazen, bazı şeyleri yaptırmak için orospu olmak zorunda kalabilirsin.
♦ Hırslıyım. Ama eğer hırslı olduğum kadar yetenekli olmasaydım, büyük bir canavar olurdum.
♦ Rezalet bir aşçıyım. Oturup birinin beni yemeye götürmesini beklerim. Japon ve Fransız yemeklerini seviyorum.
♦ Çok kararsızım; evet., hayır., evet! Kariyerim konusunda oldukça iyi kararlar alıyorum, ama özel yaşantımda her beş dakikada bir karar değiştirerek ciddi hasara yol açıyorum.

♦ Aniden kendi saçlarıma ve butun bu biblolara dayanamaz hale geldim. Bu imaj tamamen silinmeliydi. Yeni görünüşüm masum, dürüst ve kadınsı.
♦ içinde hareket edebileceğim giysilerden hohlanırım. İnsanlar kıyafetlerine yapışmış gibi durduklarında, hiç hoşuma gitmez.
♦ Gelişirken vücudumdan hoşlanırdım ve hiç utanmazdım. Erkeklerden hoşlanırdım ve onlarlayken kendimi hiç çekingen hissetmezdim. Belki bu, erkek kardeşlerim olduğu ve aynı banyoyu kullandığımız içindi. Bu yüzden lisedeyken oğlanlar benim hakkımda yanlış izlenimlere kapıldılar. Herkesle yatabilirim diye düşündüler. İslediklerini elde edemediklerinde, sana karşı olurlar. Bülün kızların hafifmeşrep olduğumu düşündükleri ve erkeklerin de nemfomanyak (kadınlarda görülen hastalık
derecesinde cinsel ilişki isteği) dediği bir dönem yaşadım. İlk yattığım çocuk, uzun zamandan beri beraber olduğum erkek arkadaşımdı.♦ Kitaplar benim ikinci favorim, sevgilimi öpmekten sonra.
♦ Uyuşturucu kullanm,yorum; hiç de kullanmadım.
♦ Bence kadınlar hirsli, ve rekabetçi kadınlar tamfmdan eziliyor Çunku oyle olmayan kadınlarla ilişki kurmak daha kolay
♦ Seks, güzel ve tahrik ediciyseniz, insanlar bunlardan başka sunabileceğiniz bir şeyiniz olmadan, düşünüyorlar. Kadınlarla ilgili hep bu imaj var insanların kafasında.
DİN
♦ Adımı degiştirseydim, vaftiz adım Veronica’yı kullanırdım. Çünkü Veronica İsa’nın yüzünü silmişti. Bunu çok romantik buluyorum.
♦ Kiliseye gitmiyorum, ama tanrıya inanıyorum. Küçükken hep suçluluk duyuyordum. Tanrının yaptığım her şeyi izlediğinin bilincindeydim. On iki yaşında, şeytanın bodrumda olduğuna inanmaya başladım. Ayağımdan yakalamaması için merdivenleri koşarak çıkıyordum. Yanımda hep teşbih taşırdım. Dedemin bana yıllar önce verdiği turkuaz bir teşbih vardı. Onu kolye olarak takıyordum. Bu bana saygısızlık gibi gelmiyor.
♦ Rahibeleri çok severdim. Çok güzel olduklarını düşünürdüm. Uzun yıllar rahibe olmak istedim. Onları saf, disiplinli ve normal insanlardan daha üstün bulurdum. Yüzleri çok berraktı. Ayrıca rahibeler seksidir.
♦ Tanrı hakkında kendime ait düşüncelerim vardı. Sonra bana empoze edilen düşüncelerim oldu. Tanrıya inanıyorum.
♦ Haç seksidir, çünkü üzerinde çıplak bir adam var.
♦ üzgünsem ya da mutluysam dua ederim. Aşırı bir şeyler hissettiğim zamanlar… Kendimi iyi hissettiğim zamanlar… Bunu
kendi içimde de kontrol etmek ve yaşamın ne kadar iyi olduğunu hatırlamak için dua ederim. Bu aptalca gibi gelebilir, ama o kadar çok boktan şey var ki, memnun olmam gereken şeyleri kendini hatırlatmam iyi oluyor. Nasıl dua ettiğimi anlatamam.
Dinle hiç alakası yok.
ÇEVRE, POLİTİKA VS…
♦ Bugün dünyada birçok dehşet verici olay yaşanıyor. Birçok insanın yardımımıza ihtiyaç, var. Çevreyle ilgili çözülmesi gereken onca sorun var. AİDS’le ilgili etkinliklere mutlaka katiliyorum. Bunun acil ve çok ciddi bir.sorun olduğunu biliyorum.
beş yıl sonra bütün arkadaşlarım ölmüş olacak gibi geliyor.
♦ Peace, man. Make love, not war. That’s ali
MADONNA İNCİLERİ
♦ Öldüğüne inanmıyorum. Ölüm tarihi olarak kabul edilen 16 Ağustos benim doğumgünüm. Fakat ben Kral’ın yaşadığını varsayıyorum, üstelik Michigan’da!
Elvis için
♦ Bılly İdol’la bir şarkı yapmayı düşünüyordum. Herhalde çok iyi olurdu, çünkü ikimiz de beyaz, plastik ve sarışınız.
Billy İdol için
♦ Mıchael Jackson’la çalışmayı ve dans etmeyi çok İsterdim. Ama onun kadınlara karşı bir çekingenliği var. Herhalde benimle dans etmektense ölmeyi tercih eder.
Michael Jackson için
♦ İlk başta Marilyn Monroe’yla karşılaştirmak hoşuma gitmişti. Sonra bu beni rahatsız etmeye başladı. Çünkü hiçkimse sürekli olarak bir başkasıyla birlikte anılmak istemez. Üstelik o bir kurbandı, ben değilimi
Marilyn Monroe için
MADONNA İÇİN İNCİLER
♦ Sanın m birçok insan Madonna tarafından kullanıldığını hissediyor. Ama bir yandan da herkes onudan bir şeyler bekliyor.
Çok arkadaş canlısı olduğu için herkese hemen yakınlaşır. Dan Gilroy, Breakfast Club, eski sevgilisi
♦ Madonna’nın her fotoğrafta farklı bir yerine ben koyması çok hoşuma gidiyor. Ben de yapmaya başladım. Şu anda mememin ucunda bir tane var.
Wayne Hussey, The Mission
♦ Onunla Londra’da bir klüpte karşılaştım. Çok tatlıydı. “Merhaba Madonna, harikasın” dedim. “Evet!” diye düşündüm, “tıpkı benim gibi! Tam benim birlikte olabileceğim bir kız”…
Mark Moore, S’Express
♦ Müziği ve imajı, çok sofistike bir yönde hemen hemen herkese hitap eden gerçek bir dilsizliği karakterize ediyor.
Mick Jagger
♦ Madonna, absürd ve iğrenç her şeye güç veriyor. Dehşet birkadınlık! Madonna, her şeyden daha çok organize edilmiş fahişeliğe yakın.
Morissey
♦ Kokuşmuş gibi duruyor.
Roberi Smith, The Cure
♦ Bence gerçekten güzel. Ama şarkı söyleyebildiğini sanmıyo-
rum.
Ali Campbell, UB40
♦ Madonna’yı Marilyn Monroe ile karşılaştırmak, Raquel Welch ile otobüsün arka tamponunu karşılaştırmak gibi bir şey!
Boy George

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz