Mustafa Kemal Atatürk ve Bilim

0
10

Atatürkçü çağdaşlaşmada bilim

Atatürk devrimi gerçekte bir çağdaş­laşma hareketi, bir yaşam biçimi, bir fel­sefedir. Çağdaşlık yolunda atılacak ilk adımın eğitim olması gereğinin bilincin­de olarak, Türkiye’deki üniversitelerin yeterli ve çağdaş düzeyde olup olmadığı konusu ele alınmıştır. Ortada bir üniver­site vardır İstanbul’daki Dar’ülfünun. Bu üniversite herşeyiyle yetersizdir. Bu ne­denle ilk olarak eldeki bu yapıyı moder­nize etmeye yönelmişler ve bazı önlem­ler almışlardır. Örneğin, öğretim üyeleri­nin maaşları artırılmış ve kendilerine va­kıf mallarına sahip çıkma hakkı tanınmış­tır. 1924 yılında 499 sayılı yasa ile üniver­siteye tüzel kişilik kazandırılmış ve 1928’de de idari ve bilimsel özerkliği sağ­lanmıştır. 1922-1932 yılları arasında üni­versiteye hiçbir şekilde devlet müdahale­si olmamıştır. Bu arada gerçekleştirilen devrimler karşısında Üniversitenin hiçbir tepki göstermemesi, devrimlerin halka maledilmesi konusunda hareketsiz kal­ması yöneticileri, üniversite üzerinde ye­niden düşünmeye şevketmiş ve 1933‘te Dar’ülfünun kapatılarak yeni bir üniver­site oluşturulmuştur. Milli Eğitim Baka­nı da geçici başkan olarak yönetim kuru­lunun başına getirtilmiştir.

Kadro kaynağı, yeni Üniversitenin birincil sorunudur. Öncelikli olarak Dar’ülfünun’dan bazı kadrolar yeni üni­versiteye aktarılmıştır. Diğer yandan Av­rupa’da ihtisas yapan ve Öğrenim gören öğrenciler buraya davet edilmiş, dışarıdan öğretim üyeleri getirilmiştir. Bu öğretim üyeleri 1933 yılında Almanya’da tasfiye edilen musevi hocalardır. İsviçre’de Pro­fesör Schwarz’ın kurduğu “Bilimadamları Yardımlaşma Kurulu” ile iletişim ku­rulmuş ve kendilerinden destek isten­miştir. Aynı zamanda Cenevre Üniversitesi’nden ünlü pedagog Prof. Malche ül­keye davet edilerek, ondan üniversitele­rin durumu ile ilgili bir rapor istenmiştir. Sonuçta çağdaş bir üniversite sisteminin tüm birimleriyle oluşturulması yolunda çok değerli bilimadamları ülkeye davet edilmiştir. Bunlardan bir kısmı kendi is­tekleriyle, bir kısmı da davetli olarak ül­kemize gelmişler ve görevi üstlenmişler­dir. Örneğin John Dawey , Prof. Dr. Alf­red Kühne, Prof Frey ve Leipzig Universitesi’nde pedagoji enstitüsü uzmanı olan Prof. Stichler bunlar arasındadır. Ukrayna Güzel Sanatlar Akademisi Şefi ve Mi­mar Prof. Dr. Ernest Egli, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinin kurulmasında ve organizasyonunda oldukça etkili olmuş­tur.

Ziraat Sanayi Meslek Okulları’nın kurulmasına yardımcı olmak üzere de  Prof. Dr. Omar Buyse, yurda davet edil­miştir. Ziraat Bakanlığına bağlı tarım okullarının ıslahı konusunda Prof. Dr. Ol­denburg yurda davet edilmiştir. Prof. Dr. Falke, Ziraat Fakültesi’nin dekanlık görevini üstlenmiştir. O dönemde Ziraat Fakültesi’nde Eckstein, Rattle, Yessen, Weniger gibi yabancı hocalar eğitim ver­mekteydiler.

Çağdaş boyutta çok sesli müzik et­kinlikleri için de hocalar getirtilmiştir. Örneğin halk müziği incelemeleri için Bela Bartok konservatuar şan bölümünü kurmak ve organize etmek üzere Prof. Paul Lohman, Ulusal müzik ve tiyatro in­celemeleri için Kari Ebert bu isimlerden birkaçıdır.

Ülkemize davet edilerek yardımları rica edilen bu hocalar için elverişli koşul­lar sağlanmış, ülkelerinde alışık oldukla­rı şekilde yaşayabilmeleri ve çalışabilme­leri için ücretler ona göre ayarlanmış, çe­viri yapmaları ve değerli eserleri Türk öğrencilere kazandırmaları için gereken süre kendilerine tanınmıştır.

Onlar sayesinde, bugünkü üniversi­telerin temelleri atılmış, üniversitenin halkla bütünleşmesi için haftalar düzen­lenmiş, halka konferanslar verilmesi teş­vik edilmiştir, iki büyük şehirde kurulan Ankara ve İstanbul Üniversiteleri bugün­kü çağdaş üniversiteler düzeye ulaş­mamızda öncülük etmişlerdir.

avatar
  Subscribe  
Bildir