[Matbaacı] İbrahim Müteferrika kimdir, biyografisi, hayat hikayesi (1674~1745)

0
68

BASMACI İBRAHİM MÜTEFERRİKA (Kolozvar 1674-1745 İstanbul)
Türkiye’de kurulan ilk matbaanın hikayesi.

Bugün kitapsız, matbaasız, yayınsız, bilim ve kültürden söz etmek ne denli saçmalık oluyor ya Oysa dün, ta iki buçuk yüzyıl öncesi, bu toprağın üstü nasıldı acaba ?

Her devrimde ilk bayrağı, her çığırda ilk izi açanlar kimler olur? Elbette yiğitler, kahramanlar Dün’ü anlayamayanların başında, dün’e bugünkü gözlükle bakarak yorum yürütenler gelir. Hele biz kendi koşulları altındaki DÜN’e bir bakalım: Koca Reşid Paşa nın, “Hattı Hümayunla “Tanzimat Fermanı”nı okumak üzere Gülhane Parkında beklendiği günü. O sabah, çoluk çocuğuyla hellalleşerek evinden nasıl çıktığını kim bilebilir ki? Yine Osmanlı ülkesinde Birinci Meşrutiyet Anayasasını ilan edenler var. O yoldan yaşamlarını tehlikeye atarak Mithat Paşa lar geçer öteki niceleri gibi. Karşılıksız millet hizmetini yaşamlarıyla öderler. Toplumlarda bağrıazlık ve küflü gelenekler yemlikleri, çağın getirdiklerini yadırgar. Nice kanlar, terler dökülür, arılar çekilir? örneğin böyle bir ortamda yüzyıllar sonra ilk matbaayı kurmak sıradan bir babayiğit harcı mı sayılmalı? Kimi bir harf devrimiyle tüm bir ulusun tarihsel okumasına yön değiştirir. Acaba bugün kim kendini bu denli güçlü bulabiliyor?

Hani şöyle bir oranlama nereden kalkıp nereye geldiğimizi açıkça belirtmez mi ? Türkiye’de Müteferrika matbaasının açılışından harf devrimine değin geçen iki yüz yılda 20.000 kadar eski yazı kitap basılabilmiş (1929) Oysa harf devriminden sonraki ilk on yılda yeni Türk harfleriyle yalnız 16 bin kitap basılmıştır. Şimdi gelelim bizdeki ilk basılı kitabın başından geçenlere.

Erdel’li Bir Papaz: Bir Müteferrika
Çocukluğu ve ilk gençlik yılları bilinmiyor. Bilinen bir avuç bilgiyi de başka hiçbir kaynak pekiştirmemektedir. Acaba İbrahim kendini hiç anlatmadı mı? ya da yazdığı biyografisi hangi yitiklere karıştı ?
Türklerin Viyana’yı ikinci kez kuşatmalarından daha dokuz, on yıl önceleri.. Macar kökenli gencin yaşam şeridi yer yer sislere, bulutlara karışıyor. Asıl adı bilinmeyen İbrahim Erdel’in Kolozvar (Romanya’da Cluj) şehrinde dünyaya gelir. Doğumu 1674’e yakın yıllara rastlar. Katı dindar, yoksul bir aileden geldiği söylenir. On sekiz yirmi yaşlarına değin, dıştan Kalvinist içten Unitarian olan bir papaz okulunda okuduğu sanılmaktadır. Nice sonrası yazı ve çevirilerinden Latince ve Fransızca dillerini de öğrendiği anlaşılıyor.

Hiç araştırılmadan birbirinden aktarılan öz yaşam öyküleri eksik ve boşluklarla doludur. Yalnız İlahiyat Okulundan uyanık genç bir papaz olarak mezun olduğunu kendisi de kanıtlar. Dönemde bölgeye oldukça güçlü bir Osmanlı Ordusu egemendir. İster tutsak, köle, isterse gönüllü olsun Türklere katıldığı bir gerçek.. (1694) İstanbul’a getirilerek hizmete alındığı ve orada başarılı bir rütbeye çıkarıldığı belli. Müslümanlığı bilinçlice benimsemekle beraber Osmanlıca’yı beceriyle kullanıyor. Böylece hem güven hem de cesaret ve zeka isteyen Müteferrikalıkla (Padişahın özel hizmetlerinin sadık ulağı) görevlendirilir. Hatta Padişahın mektubunu Viyana Sarayına götürür. Ertesi yıl Belgrad’daki görüşmelerde dilmaç olarak bulunur. Pasarofça Antlaşmasından sonra (1718) O’nu Tekirdağ’da görüyoruz. Antlaşma gereği Tekirdağ’da konuk oturan Erdel Beyi Macar Rakoçzi III, nin yanında dilmaç olur.

Müteferrika Osmanli ülkesinde bir kez matbaa kurmayı aklina koymuş olmalı.. Ki onu yakınlarına ve konuk Erdal Beyine açmıs da olabilir Nitekim Rakoçzi giderken çok hosnud kaldığı İbrahim’i Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa’ya salık verir. Hatta Paris elçilik katipliğinden dönen Said Mehmed Efendiyle birlikte ortaklık bir basımevinin kurulmasına girişirler. Bu fikre Sadrazam da katılır. Dahası Yalova’da bir kağıt fabrikasının açılmasına ferman buyrulur. Ancak o hikaye öylesine kolay ve basit değildir.

Basmacılık İzninden öncesi
Doğrusu eski papaz, yeni Müteferrika İbrahim’in fikir mayasında iki tohumun yattığı söylenebilir a) Protestanlığın aşıladığı “Basılmış kitap inancı”, b) Batı uygarlığının, “Uyanış” ın doğurduğu coşkun serüvenci din adamlığı eğilimi. Zaten zamanın çoğu papazları yazarlık, hakkaklık, çevirmenlik, baskıcılık, yayıncılık v.b. işleriyle uğraşmaktadırlar, öteden beri bir “Anti-Teslis” akımı Avrupa üzerinde yayılmıştır öyle ki Zamanın “Tek Tanrı Birliği” inancı için “Hıristiyanlığın Eski Haline Dönüştürülmesi” adlı bazı yasak kitaplar elden ele gezmektedir. Zira yazarı papaz Servetus bu kitabı yüzünden diri diri yakılmıştır da (1553).

Esasen o döneme göre aylar süren ulaklık gezilerine çıkması, bilinmez yabansıl tehlikelere göğüs germesi Müteferrikanın coşkun ve heyecanlı ruhunu simgelemez mi ?

Yoğun öndanışmalardan sonra İbrahim Müteferrika “Vesiletüttıbaa’ (Basımcılığın Gerekçesi), adlı öneri dilekçesini yenilikçi Sadrazam’a sunar. Sanki Rönesansı öğütlercesine önerilerini şöyle sıralar.
1. Pek çok önemli kitabın çoğaltılması halkın, okumuşların yararınadır.
2. Yazarların eserlerini basmak, onların diri kalmasını ve islamlar arasında yayılmasını sağlar.
3. Basma kitabın yazıları tekelden dizilip basılacağından doğru ve mürekkebi silinmeden kalacaktır.
4. Basma san’atı karlı bir iştir. Bir cilt kitap yazma emeyi karşılığı binlercesı basılır ve ucuzluğuyla herkes tarafından okunabilir.
5. Kitapların baş ve sonlarına fihrist konularak aranan konunun kolayca bulunmasını sağlar.
6. Şehirlerde büyük kitaplıklar kurulur. Bilim ve bilgi yeniliklerini öğrenenler çoğalır.
7. Osmanlı Devletini, hem cihat, hem de kitap yayını yoluyla İslamlara hizmete elverişli kılar.
8. Türkçe, Arapça, Farsça kitapların doğru ve nefis basımlarını öncelikle Avrupalilara tanıtmak hızlı ve kolay olur.
9. İslam aleminin muhtaç olduğu kitapların yetenekli usta eliyle basımı devletin şan ve şerefini artıracaktır.”

Bu dilekçe sunulduğu zaman Osmanlı Ülkesinde yalnız türlü yanlışlarla dolu yazma kitaplar okunmaktadır. Hal o ki beride Yahudi, Ermeni, Rum azınlıkları kendi matbaalarını yıllar önce kurmuş, harıl harıl çalıştırmaktadırlar. Yalnız Müslümanlara yasaktır.

Müteferrika Düşünün Gerçekleşmesi
Müteferrika matbaanın açılış iznini koparınca ille de “Vankulu” sözlüğünü ilk kitap olarak basar. Belki de onun ilk piyasaya çıkışıyla ömrünün en yüce düşünü gerçekleştirmiş olur. Kitabın Arapça adı “Sıhahı Gevheri” dir. Kadı Müderrislerden “Vankulu” zade Mehmed Çelebi tarafından Türkçe’ye çevirilmiştir. Birinci baskısı beş yüz adet kadardır. İlk nüshaları velinimet Padişah ile Sadrazama sunulur. Bundan sonra İbrahim’in ününü “Basmacı” ya çıkarırlar. Basmacı’nın ilk baskı kitabını bir sözlük olarak seçmesi bilinçlidir. Okuma-yazmada öncelikle dil birliğini sağlama gereğiyle değerlendirilmelidir.

Az sonra Yirmi Sekiz Çelebi’nın oğlu Said efendi ortaklıktan çekilir. Bütün yükü Basmacı omuzlar. Kendisinin bir ailesi varmıdır Hele çoluk çocuğu, bilmeyiz. Ama o’nun ilk Türk Basım eviyle evlendiğini söyleyebiliriz. Zaten matbaası da onun evinde kurulmuştur.

Ancak bu olay üzerine yobazlar, hattatlar başkaldırılar. Divit ve hokkalarını bir tabuta koyarak İstanbul sokaklarında gösteriye çıkarlar. Yalnız Matbaanın izin fetvasındaki “Dinsel kitaplar basamaz” koşuluyla şom ağızları susturulur. Oysa Gutenberg’in ilk basımı bir İncil olmuştu.

Aslında Müteferrika’nın amacı bilim ve kültür yolunda zor ve uzun sürelidir. Bunu ikinci eserin anlamı belirtir. Türk deniz tarihi ve denizciliğine ilişkin Katip Çelebı’nin “Tuhfetülkibar fi Esrafilbihar’ adlı coğrafya kitabı İlk kez beş klişe haritayı da içermektedir. Üçüncüsü Basmacı’nın Latınce’den çevirdiği “Terceme-i Tarihi Seyyah” zamanın güncel konularını yansıtan bir gazetecilik olayı sayılabilir. Dördüncü kitabı “Garbı Hindistan Tarihi” başlığını taşır. Döneminde iken daha yeni keşiflerden sayılan Amerika Kıt’asını anlatmaktadır. Ardından “Cihannüma” ve “Tarihi Naima” lar v b, biri birlerini izler Ve birinci aşamada “on üç” sayısını bulurlar.

Her Devrim Bir Çatışma Doğurur
Bir yazar olarak da Basmacının uyaklı (kafiyeli) düz yazı uslubunda özel bir yöntemi var. Hatta kendinin kaleme aldığı yazma “Risalei İslamiyesi” ilginç bir belge niteliğindedir. Nedense araştırmacılar üstünde pek durmamışlar.

Bazı Yeniliklerle, bayındırlıkla dolu yirmi yedi yıllık savaşlı, barışlı IIİ Ahmet dönemi sürer. Sürekli saltanat halkın içinde çeşitli birikimlere yol açar. Son on iki yılda matbaanın yanında, Damat Sadrazam Nevşehirli’nin dönemi de özel bir yer tutar. Parıs’den getirilen projelerle köşkler, yalılar yapılır. Kağıthane, “Sadabat” eğlenceleriyle zevku safaya dalarlar. Yönetimdeki değişmezlik toplum katları arasındaki ayırımları uçurumlara dönüştürür. Hele İrandaki kaynaşmalardan uçurulan abartılmış haberler halkı kaygılara sürükler Zaten yer altında hazırlanmış Patrona Halil ayaklanmasını patlatır (1730) Kıyacılar IIİ Ahmed’i tahtından indirirler. Sevgili Damadı İbrahim Paşa gözlen önünde öldürülür. Yakar, yıkarlar Sadrazam’ın Kitaplık Müdürü Beşiktaş’tı Şair Nedim’dir Dönemin “bülbülü-şeyda” Şairi de o patırtılar arasında genç yaşamını yitirir. Ama ortada şaşırtıcı bir görüntü kalır. Kıyacılar Müteferrika’-nın basım evine hiç dokunmazlar!!.

İncil’den Kuran’a Geçis
Biraz da yazarların pek ilgisini çekmeyen Risalei İslamiye” ye dönelim kitap da Müteferrikanın ana düşünceleri su noktaları belirler.
Aslında İbrahim’in okuduğu rahip okulu “Teslis” yanlısı Kalvinist değil. Tanrı Birliğine inananların birlettiği ünitarianism yolunu güder.
2. Genç rahip çok önceleri yasaklanmış eserleri gizlice okuyanlardandı!
3. O gizli okumalar sonucu öz değimiyle “Hidayete erer”, yanı doğru yol öz inancını bulur, ve Teslis teorisi batıldır” der. “Batı’da papalık ilk hırıstiyanlığı aslından saptırmıştır. Hal o ki İncil’in ilkinde bildirilen gerçek dinin, sonraki başka bir peygamber tarafından getireleceğıne inanmaktadır”.

Bu yüzden kalvinistler, unitarian’ları Muhammedilere yaklaşmakla suçlarlar. Bu konunun tartışmaları yıllarca sürer gider, belki hala.

İşte o inanca sapkınlığından dolayı, ola ki gönüllü olarak yeni din ve devletine sımsıkı sarılır. Üstelik yazma kitabı, karşıt dinlere karşı bir saldırı niteliği taşır. Şüphesiz dolaylı olarak Kuranın savunması da olabilir. Her ne hal ise, ama Basmacı’nın yeni din ve dilindeki çaba ve başarıları hiçbir yanıyla yadsınamaz Zira yüzyıllar geçtiği halde kurduğu kurumu ve bıraktığı eserleriyle umursanır tutumunu açıkça belirlemiştir.

Basmacı yılmaz bilinci ve güçlü çabalarıyla basım hizmeti yoluna adeta kendini adar. Ard arda on üç seçkin eseri basarak yayınlar. Hepsi de kitaplığımıza armayandırlar (1735). Ne var ki daha beş yıl sonrasında basım evinin kapanarak işin paydos edildiği kesinleşir. Ayrıca yöneticisinin gündeliği de kesilir. İbrahim ilkin zenginken, sonradan yoksulluğa düşer. Bu sonuç kötü bir alın yazgısıdır. Matbaanın kapalı yıllarında yine Müteferrikalıkla görevlendirilirse de artık yaşlanmıştır, başarılı olamaz. Sarayın ve efendilerinin gözünden düşer. ikinci kez eski san’atına dönmek zorunda kalır (1740).

Harflerini yeniden dizer, mürekkepler, “Feh-rengi Şuuri” sözlüğüyle işbaşı yaparsa da, artık eski gücü tükenmiş, hevesi kırılmıştır. Ondan sonra yorgun Basmacı’nın adı, basılan kitapların üstüne yazılmaz olur. Gittikçe Türk matbaacılığının babası hastalanır, elden ayaktan düşer. Hazin bir sonla son nefesini verirken yine son dileği: ”Doğu ve Batı dillerinden oluşacak büyük hir Türkçe sözlük basmak olur.” Ama…

Bir Şairin Diktiği Anıt
Sonunda yoksul İbrahim Efendiyi Aynalı Kavak mezarlığında garipler örneği kuru toprağa verirler. Belkide başucuna adının yazıldığı bir taş bile konulmaz. Ama zamanın şairi Nevres, kendisinin değerbilir vefalı dostudur. Müteferrikanın ölümünden iki yıl sonra başına kendi eliyle bir taş diker üstünde dostunun eser ve niteliklerini belirten zengin ağıtını kazdırır. Sanki kör bir iktidarın, umursamaz bir toplumun vurdumduymazlığına karşı, sade bir şair duyarlığıyla bir kamu borcunu öder gibidir. Neden sonra zamandan, değeriartanlar geçer; O’nun kabrim de Galata Mevlevihanesinin kuytu bir köşesine taşırlar. Şimdi orada dikili Kavuklu mermer taş üstündeki şiirin son dizesi:

“Basdı İbrahim Ffendi sahnı firdevs kadem” diye biterse de, eserinin değeri acaba bitiyor mu?
(Son dize ebcetle 1158, yazıt tarihi 1160 i gösterir).

YARARLANILAN KAYNAKLAR:
Türk Matbacilgı, S. N. Gerçek, 1939.
Türkiye’de Nesriyat hareketleri tarihine Bir Bakis, S.R İskit – 1939
İbrahim Müteferrika, Faruk Yener, 1945.
İlk Türk Matbaası Kurucusu, N. Berkes – Belleten, S. 104.
Ve ötekiler.

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz