Mahatma Gandi kimdir, biyografisi, hayat hikayesi (1869~1948)

0
102

MAHATMA GANDHİ Kimdir , Biyografisi (1869- 1948)
Zamanın takvimi Yirminci Yüzyıla altı yıl kaldığını gösteriyor. Güney Afrika’da bir İngiliz sömürgesi. Issız bir gece karanlığında. Durban – Pretoria treninden, kara kuru bir adamı kollarından tutup atarlar Adam istasyonun soğuk taşları üstüne boylu boyunca yatar kalır İngiliz memur ve polisi adamın 1. Mevki biletine bakmaz bile., çünkü oturduğu vagona yalnız beyazlar binebilir Kara yolcunun suçu; hakkı olan yük vagonuna binmemektir. Gecenin ayazında taşlar üzerinde uzanan genç adam. Avukat Gandhi’dir. Büyük Britanya İmparatorluğu, böyle olağan, ufacık bir olayın, koca bir Hindistan ülkesine malolacağını nereden bilebilir? Üstelik eski dünya’da İrk-Ayrımı kavgasının ilk tohumlarını atacağını da nasıl kestirebilsin ki ? Moğollara değin çeşitli Han’lar, Hakan’lar gelip geçmiş büyüleyici, efsaneli Hind ülkesinden.. İngilizler On yedinci Yüzyılın tam başında girmişler buraya Hemen de askerleri ve yerel yönetimleriyle bu verimli toprakları sömürgeleştirmeye başlamışlar. Pek engel çıkmamış karşılarına.. Zira Asya’nın bu güney yarımadası insanları, belki bin yıldan beri Buddha’nın, Muhammed’in buyruklarına boyun eğmektedirler. Buddha’nın çocuklarına et, şiddet, türlü tutku, başkaldırı ve benzeri eğilim ve gelenekleri yasaklamıştır. İnsansal zaafları, ya susturulmuş veya küstürülmüşler. İngiliz Hindistan Şirketi, ülkenin toprağını, taşını, ağacını, suyunu, denizini, hasılı canlı cansız her şeyini sömürür. Sanki tüm yarımada, sınırsız zenginlikleriyle sağmal bir inektir; memeleriyse Londra’nın ağzına dayalı, emilir. Buna karşın Kıratlık, Avrupa’da gelişen bilimsel teknik uygarlığı da beraber taşır bu cangıllar ülkesine.. öte yandan ezici baskının altında cahil, yoksul, uyuşuk, pis halk yığınları aymaz uykularını sürdürürler Yıllarca Hind’in sudan ucuz ham maddeleriyle yapılmış İngiliz malları, orantısız değiş tokuş edilirler. Asya’dan götürülen ve Britanya Adalarında dokunan servet atlasını sayısız gemi mekikleri işler durur Esasen faydacı İngiliz’in baş ilkesi: her zaman ucuz almak, pahalı satmaktır örneğin, Hind pamuğunu. Ada fabrikalarında dokur, aşırı karlarla yine Hind pazarlarında satar. Hasılı Sahip-Efendi buyurur, kulları ve köleleri yapar. Hindistan Şirketi ilgilileri, “Her şey Ana vatan için” der. Böylece İngiliz Adaları refahın doruğuna yükselir. Önceki Yüzyılın ortasından henüz on dokuz yıl geçmiş Hind’deki yerli zenginler kastından gelir Gandhi.. On üçünde evlenir, yirmi üçünde Londra’dan avukat olarak döner yurduna. İlk davasını Güney Afrika’da almıştır. İşte o trenden atılma olayı tam orada geçer Ama o utangaç, tutuk avukatın her düğümünü çözüverir Değiştirir O’nu.. önce yurduna, sonra insanlığa karşı bir “görev” yüklenmesi gerekliliğine inanır. O ödev “özgürlük ve Bağımsızlık” olmalıdır. Oysa görünür hiçbir gücü ve silahı da yoktur Sadece inanç, güvenç silahlarını biler. Kutsal görevini gerçekleştirecek görünmez araç ve gereçlerini geliştirir Esasen, onların hepsi kişisel ilkelerinde yatar ve çoğunlukla dinsel ve geleneksel inançlara dayanırlar öncelikle ve sonralıkla O, kesinkes “Şiddet Karşıtı’dır Tıpkı büyüler ve gizlerle dolu Hind ortamı gibi . Halkının ilişki ve çelişkilerini yakından tanır Her zaman, o bilişleriyle yatar, kalkar. Beraberce dua’ya çıkarlar Ruh ve beden eğitiminin başında, tüm maddesel varlık ve hazlardan vazgeçmek, sonra da insanoğlunun yaşam ve gereklerini en aza indirgemek gelir Zengin, uygar ve acımasız sömürgenlere karşı, tek silahı pasif direnmelerden oluşur. Her toplu ve yaygın olaydan sonra “Sahip”leri O’nu tutuklayıp hapse atarlar ömrünün 2333 günü tutuk evi hücrelerinde biter “Efendisi” istese, O’nu bir böcek gibi ezdirir, ama bunu nedense yapmaz Kendisini hapisten kurtaran ünlü oruçlarını tutarken salıverirler Zaten günlük yiyeceği de biraz süt, yoğurt ve hurmadan ibarettir. Bu kişi, yirmi yıl sonra Hindistan’a, yığınları uyandıran bir Mahatma (Ulu Ruh) olarak döner 400 milyonluk ülkede Hindu’yu. Müslüman’ı ve ötekilerini asla birbirinden ayırmaz Yalnız Budha’nın buyrukları, dikenli, çetin “özgürlük” yolunda temel taşı ve nirengilerdir. Cinsel tutkusuyla beraber tüm eğilimlerini de RÂMA’ya (Hind Tanrısı) bağışlar, onları amacı uğrunda yüceleştirir. Her fırsatta yurttaşlarının dinsel dokusuna, insanlık sevgisi kokusunu üfler, zalim emperyalizm kartallarına karşı, yarı çıplak, fakir lider’in mazlum ülkesindeki ilk pasif direniş kampanyası, Mustafa Kemal’in (1920) Anadolu ihtilali günlerine rastlar Ama Anadolu kavgası farklıdır; ulusal, akılcı, bilimci ve eylemci olarak.. Böyle olsa da Anadolu’dan yine sade kurtuluş örneği alan Asya ve Afrika’nın mazlum ulusları birer birer uyanırlar. Fakat oralardaki ulusal kurtuluş savaşları, çeşitli neden ve niteliklerle başlarsa da, değişik akım ve biçimlerle sonuçlanırlar. Mahatma, karma parya yığınlarının hiçbir ayırım gözetmeksizin tek umudu ve bayrağı olur. Bir tek sözüyle Yarımada’da milyonlarca çıkrık “Rama” diye dönmeye başlar. O anda Hind pamuğunu işleyen Avrupa kıyılarındaki fabrikalar durmuştur artık. Böylece çıplak fakirlerin yabancı malına boykotu tutar Yalın ayaklı öncü. Kutsal Savaş yolunda, kendine özgü sabrı, çabası ve kavgasıyla yılmadan koşar, sinik yığınları peşi sıra ayaklandırır. Ardından sömürgelerin “Tuz Tekeli” ne karşı etkin bir boykot daha yürütür. Sonuçta, Rama’nın dediği gibi umduğu “başarıya” kavuşur, da.. Ünlü Churchill’in, “şu yarı çıplak fakir” diye nitelendirdiği zayıf, peştemalli adam, dünyanın en eski ve güçlü İmparatorluğunu dize getirir ikinci Dünya Savaşından biraz sonra ülkesindeki yabancı saltanatı da sona ermek üzeredir. Savaş, o güne kadar yeryüzünde hiç denenmemiş bir takım sessiz silahlarla kazanılmıştır. Fakat neylesin ki Mahatma’nın yolu, kestirilemeyeni bir kavşakta düğümlenir Gandhi, Hindistan’ın “Bütün” ü ve “Birliği” nin asla parçalanmasını istememektedir Halbuki kurtuluş saati gelir, çatar: İngiltere İmparatorluğu, artık “Hindistan’a Bağımsızlığım” 15 Ağustos 1947 günü vereceğini tüm dünyaya bildirmek zorunda kalmıştır. Bu kez de Müslümanlar Birliği Kurucusu Mehmet Ali Cinnah ile Hinduların Sosyalist Nehru’su, Yarımada’nın Pakistan ve Hindistan olarak kesinlikle “Bölünme”sini koşullandırırlar. Hatta Gandhi’nin üçte bir orandaki Müslümanların egemenliğine girmeye bile razı olmasına karşın… İngiliz, Hindu ve Pakistan yanlısı üç köşeli, ardı arkası kesilmez uzun görüşmeler sürer gider. Seri tartışmalara, yapısındaki din, mezhep, ırk, soy gibi etnik veya görecel ayırımlarında gürültülü çarpışmaları karışır Birden Gandhi’nin tek sesli amacı, “Halklara özgürlük” sloganıyla bağrışmalara dönüşür Nihayet kanlı, ölümlü, acılı çatışmalar “Bölünme”yi zorunlu kılar. Ama yaşlı Mahatma, ileriye bakarak hala direnir. Hele parçalanmadan doğacak sonu kestirilemeyen felaketlere meydan vermek istemez. Ama ömür boyu beraber yürüdüğü Nehru gibi yandaşları bile kendisini yapayalnız bırakırlar Artık yaşamını adadığı “Bağımsız Hind” in görkemli düşü birdenbire yıkılır. İngiliz sömürgecileri, tükrük hokkalarına varıncaya kadar her şeyi ikiye böldükten ve geçen 348 yıldan sonra Yarımadayı alın yazısına bırakıp giderler. Ne var ki artık ülkeye “ikilik, bölücülük, parçacılık” bir kez girmiştir. Yanlar, yönler arasındaki türlü vahşi olaylar, savaşlar bitip tükenmez. Çaresiz Mahatma. Rama’sına yine diz çöker ve: “Sevgili Hindistan’ımı sen kurtar”, diye yalvarırsa da, 30 Ocak 1946 günü. Hindularla Müslümanların çekişmelerini protesto etmek için yaptığı bir grevden kısa bir süre sonra, Hintli siyasal düşmanlarından birinin üç tabanca kurşunuyla öldürülür.

Yazar : Halil İbrahim Göktürk

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz