Kopernik kimdir, ne yapmıştır? Kopernik (Nikolaus Copernicus) hayaytı hakkında kısa bilgi

0
28

KOPERNİK (1473-1543)

Düşünce tarihinde etkisi yö­nünden, Koparnik devrimiyle boy ölçüşebilecek pek az dönü­şüm vardır. Son dört yüz yılda, ta­nık olduğumuz bilimsel gelişme­nin astronomide yer alan bu dev­rimle başladığı söylenebilir.

Dinsel bağnazlıkla özgür dü­şünce hemen her dönemde çatışma içinde olmuştur. Or­taçağ düşünce geleneğini kı­ran ilk bilimsel atılımın astro­nomide ortaya çıkması bir bakıma doğaldı. Bir kez, ast­ronomide hiçbir alanda olma­yan bir bilgi birikimi vardı.
Babillilerın göksel nesnelerin devinimlerine ilişkin gözlem­lerini kuramsal düzeyde işle­yen Eski Yunanlıların, astro­nomide büyük ilerleme kay­dettikleri bilinmektedir. 17. yüzyıla gelinceye dek ege­menliğini sürdüren Ptolemy (Batlamyus) sistemi, bu biri­kimin ürünüdür. Sonra, Rö­nesans’la birlikte, astronomi­de ivedi çözüm gerektiren pratik sorunlar ağırlık kazan­mıştı. Bu sorunlardan biri, denizde boylam hesaplan­masına ilişkindi. Bu ise, ön­celikle güneşin izler göründüğü yolun doğru belirlenmesini gerek­tiriyordu. Çözümü aranan bir diğer sorun, takvime ilişkindi. MÖ. 46’da oluşturulan yürürlükteki tak­vim yetersizdi. Örneğin, o takvime göre, bir yıl 365 günden oluşuyor­du (Öysa, şimdi bildiğimiz gibi yı­lın süresi bundan 11 dakika 14 sa­niye daha kısadır).
Ne var ki, bu türden nedenler, doğruluğu söz götürmez sayılan Batlamyus teorisinde köklü bir de­ğişiklik için yeterli olamazdı. Ast­ronomlar, çoğunluk kimi düzelt­melerle yer merkezli sistemin ko­runabileceği inacındaydılar. Ni­tekim, klasik dönemden beri kimi bilginlerce önerilen güneş mer­kezli sistem, onların gözünde saç­ma olmaktan ileri bir anlam taşımıyordu. Yerleşik sistem, nerdeyse bağnaz bir inanca dönüşmüş­tü. Öyle ki, Ortaçağ sonlarına doğ­ru Oresme ve daha sonra Cusalı Nikolas gibi bilginlerin yönelttikleri ciddi eleştiriler, hiçbir etki uyandır­madan kalır. Yeni arayışların baş­ladığı Rönesans’ta bile, sistemin sarsılması kolay olmaz.

Koparnik’in daha öğrencilik yıllarında Batlamyus teorisine kar­şı içine düştüğü kuşku ve doyumsuzlukta kendini önceleyen eleş­tiricilerin, özellikle hocası Novara’nın etkisi büyük olmuştur. Bologna Üniversitesi’nde astronomi profesörü olan Novara, kilisenin o sıra içinde olduğu görecel hoşgö­rüden de yararlanarak Batlamyus sistemine sert eleştiriler yöneltmekteydi.

Biraz önce de değindiğimiz gi­bi Batlamyus sisteminin göksel olguları açıklamaya yönelik salt bir teori olmaktan ileri bir niteliği, din­sel ya da ideolojik bir bağışıklığı vardı. Sistem, Ortaçağ skolastik felsefesiyle bütünleşmiş, nerdeyse resmi bir kimlik kazanmıştı.
Eleştirilerin, ne denli yerinde ve tutarlı olursa olsun, önemli bir et­ki yaratması beklenemezdi. Siste­min sarsılması, Rönesans’ın getir­diği yeni anlayışı, farklı kültür or­tamını bekler. Rönesans, sanatta parlak bir atılım olduğu kadar, so­nunda din, bilim, politika ve eko­nomide de geleneksel katı tu­tumları kıran, dünyaya yeni bir bakış açısı getiren uzun süreli bir dönüşümdür. Kopernik’in şansı, üstün zeka ve güçlü öğrenme tutkusu­nun yanı sıra, her alanda ye­ni arayışların başladığı öyle bir dönemde dünyaya gelmiş olmasıdır.
Kopernik kimdi ve ne yaptı? Yalnız bilimde değil, insanlığın dünya görüşünde de büyük bir devrime yol açan çalışmasının kapsam ve niteliği neydi?

Kopernik (Nikolaus Copernicus), Polonya’nın Torun kentinde, üst-yaşam düze­yinde bir ailenin çocuğu ola­rak dünyaya geldi. On yaşın­da iken babasını yitirdi; bir bilgin-papaz olan amcasının koruyuculuğu altında büyüdü; al­dığı eğitim daha çok teolojiye yö­nelikti. Ancak, Kopernik’in ilgi ala­nı belli bir konuyla şınırlanamayacak kadar genişti. Ülkesinde Cracow Üniversitesi’ni bitirdikten son­ra İtalya’ya gider: Bologna, Padua ve Ferrara gibi dönemin seçkin üniversitelerinde astronomi, mate­matik, hukuk ve tıp dallarında altı yıl süren öğretim görür. Bir süre Roma’da matematik profesörlüğü yaptıktan sonra ülkesine döner, ki­lisede üst-düzey bir görev üstlenir.

Ayrıca, çeşitli devlet hizmetlerini sürdüren Kopernik, bir ara ülkesi­ni dış ilişkilerde diplomat olarak da temsil eder. Ne var ki, onun asıl ilgi alanı astronomi idi. Aralıksız otuz yıl süren bir çalışmanın ürü­nü baş yapıtı Göksel Nesnelerin Dönüşleri Üzerine, arkadaşları­nın ısrarı üzerine yayıma girer. Ki­tabının ilk nüshası Kopernik’e ya­şamının son günlerinde hasta yatağında ulaşır.

Sorumuza dönelim: Kopernik devrimi nedir? Niçin önemlidir?
Kopernik işe koyulduğunda, Ortaçağ dünya görüşüne karşı çıkma gibi bir niyeti yoktu. Aldığı eğitim temelde o görüşe dayanı­yordu. Onun yapmak istediği, çe­şitli yönlerden yetersiz bulduğu Batlamyus astronomisini matema­tiksel olarak daha basit, kendi için­de uyumlu ve açıklama gücü da­ha yüksek bir sisteme dönüştür­mekti. Batlamyus teorisine göre gök yüzü, yıldızların “çakılı” oldu­ğu dönen bir küreydi; dünya bu kürenin merkezinde sabit bir ko­numa sahipti; çevresinde Ay, Gü­neş ve gezegenleri taşıyan iç içe bir dizi kristal küre vardı. “ Tanrısal bir düzen” diye imgelenen bu sistem, ayrıca insana evrenin mer­kezinde olma onur ve gururunu sağlamaktaydı. Ne var ki, salt bi­limsel açıdan bakıldığında sistem, gereksiz yere karmaşık olduktan başka tutarsızdı. Sistemde, birbi­rini tutmayan birtakım varsayım­lar ayaküstü gereksinmelere gö­re oluşturulan açıklamalar vardı.
Benzetme yerindeyse, baş, göv­de, el ve ayak gibi her parçası başka bir yerden derlenmiş bir heykelin acayip görüntüsünü ser­giliyordu.

Kopernik, astronomiyi basit­leştirme ve tutarlı kılma girişimin­de, kökü klasik çağa uzanan bir hipoteze başvurur (MÖ. 3. yüzyıl­da Aristarcus adında bir bilgin, şimdi “ Güneş sistemi” dediğimiz sistemin merkezinde Dünya’nın değil, Güneş’in yer aldığını ileri sürmüş, ancak bağnaz çevrelerin tepkisiyle susturulmuştu). Doğru­su, yalnız yerleşik öğretiye değil, sağduyuya da ters düşen bu hipo­tezin bilim tarihindeki devrimsel sonucunu Kopernik’in öngördüğü kolayca söylenemez. Büyük ola­sılıkla, Aristarcus hipotezi onun gözünde, göksel sistemi geomet­rik uyum sağlayan bir basitleştir­me aracıydı. Nitekim, kitabının ön­sözünde önerilen yeni sistemin bi­limsel doğruluğu değil, salt mate­matiksel geçerliği vurgulanıyordu.
Gerçekten, Kopernik teorisi­nin, Dünya’nın sistemdeki yeni ko­numu dışında köklü bir değişiklik içerdiği kolayca söylenemez. Bir kez, sayılarını azaltmakla birlikte, göksel kürelere ilişkin varsayım­dan vazgeçilmemiştir. Sonra, ge­zegenlerin hareketlerinde düzgün çembersel yörüngeler izlediği gö­rüşü korunmuştur. Üstelik yeni te­ori de gözlemsel verilerle uyum bakımından kimi güçlüklerle kar­şı karşıyaydı. Belki de biraz da bu nedenle, 16. yüzyılın sonlarına ge­linceye dek teori beklenen ilgiyi görmez; Batlamyus sistemi yürür­lükte kalır.
Bilindiği gibi, Kopernik teorisi iki temel varsayım içermektedir:
(1) Gezegenleri taşıyan göksel kü­reler Dünya’nın değil, Güneş’in çevresinde dönmektedir; (2) Dün­ya merkezde sabit değil, kendi ek­seni çevresinde günlük, Güneş’­in çevresinde yıllık dönüşler için­dedir.

Kopernik’i bu varsayımlara en başta gözlemsel verilerin yö­nelttiği kuşku götürmez. Bunun çarpıcı bir kanıtını şu sözlerinde bulmaktayız: Kanımca, ileri sürdüğüm ilke­ler soruna büyük bir basitlik getir­mektedir. Batlamyus sisteminde ol­duğu gibi Dünya ‘yi merkezde sabit varsayma, çok sayıda küre varsa­yımına yol açmış, bu da sorunu içinden çıkılmaz karışıklığa sok­muştur. Önerdiğim sistem ise, ge­reksiz ya da boş varsayımlara git­meksizin, birçok gözlem verisini tek nedenle açıklamaya elveren, gerçeği her yanıyla yansıtan bir sistemdir.
Bu ussal yaklaşım, Kopernik’in çok iyi bilinen cephesi. Onun ço­ğu kez gözden kaçan bir başka cephesi daha var! Aşağıdaki alın­tıda Kopernik’in evreni “ilkel” di­yebileceğimiz büyülü bir dille be­timleme yoluna gittiğini gör­mekteyiz: Evrenin ortasında Güneş taht kurmuştur. Bu görkemli tapınakta, çevresindeki her şeyi bir anda ay­dınlatan ‘ ‘güneş” dediğimiz nur kütlesi için daha saygın bir konum düşünülebilir miydi? Güneş’i evre­nin lambası, bilge yöneticisi diye övenler olmuştur: Hermes Trisme-gutus’un gözünde o ışıldayan tan­rı, Sophocles’in Elektra’sı için her şeyi gören yüce varlıktır. Güneş gerçekten tahtına kurulmuş sultan gibi, çevresinde dolaşan gezegenlen çocukları gibi yönetir.

Kopernik’in bu duygusal ya­nıyla bir tür gizemcilik olan, teo­logların da paylaştığı bir felsefenin (Yeni-Platonculuk) etkisinde oldu­ğu söylenebilir. Ama öyle de olsa, kilisenin resmi öğretiye ters düşen bir görüşü hoş karşılaması bekle­nemezdi. Ne var ki, Bruno ve Galileo’ya gelinceye dek katolik kili­sesi belirgin bir tepki göstermez.

Oysa, protestan liderler daha baş­tan Kopernik’i kınama yoluna git­mişlerdi. “Bu budala” diyordu Luther, “astronomi bilimini alt üst etme sevdasındadır. Oysa kutsal kitap Dünya’nın değil, Güneş’in döndüğünü bize bildirmiştir… Bir yeni yetme astrologa halk kulak versin; olacak iş mi?”

Kopernik mistik eğilimlerine karşın bir astrolog değil, gerçek bir astronomdu. Tarih onu 17. yüzyıl bilimsel devrimine yol açan araştırma tutkusu ve atılımcı kişi­liğiyle bize tanıtmaktadır.

 

avatar
  Subscribe  
Bildir