Konsantrasyon üzerine yapılmış ilginç bilimsel deneyler.

0
122

Okumaya başladığınız bu yazı alışılageldiği gibi yalnızca bilgi dağarcığınızı geliştirmenize veya hoşa vakit geçirmenize değil, aynı zamanda kendi üzerinizde küçük bir deney yapmanıza da olanak sağlayacaktır.
Size şu anda ne yapmakta olduğunuzu sorsak, hiç düşünmeden “okuyorum” diyeceksiniz. Ancak hepsi bununla bitmiyor “Okumak” olarak adlandırdığınız şu andaki eyleminiz aslında tam şu sırada içinizde cereyan etmekte olan olayları da içeren genel bir tanımdır.
Örneğin, şu anda en küçük kan damarlarınızın bile genişleyerek kanı vücudunuzun en dışına, yanı derinize kadar gönderdiğini hissediyor musunuz! Bu nedenle de vücut sıcaklığınızın okumaya İlk başladığınız ana oranla daha yüksek olduğunun farkında mısınız!
İlk satırları okumaya başladığınızda kalp atışlarınız yavaşlamış, soluk alıp verme süreniz uzamıştır. Ayna göz bebekleriniz büyümeye başlamıştır. Yaptığınız iş her ne kadar görsel nitelikli de olsa, sanki okuduğunuz her şeyi duyuyormuşcasına kulaklarınız da devreye girer ve sonuçta beyniniz dalgalar yaymaya başlar. Bu dalgalar eğer beyin cereyanlarını saptayan Elektroansefalograf ile ölçülürse, bu beyin akımlarının “Alfa dalgaları” ile “Beta dalgaları” arasında bir bölgede olduktan görülecektir. Yani açıkçası, “rüya görme” ile “uyanık olma” arasında bir durumdasınız artık. İşte size açıklamak istediğimiz de bu: Yalnız okumuyorsunuz; aynı zamanda konsantre de oluyorsunuz.

İnsanların konsantre olma yeteneklerini tümüyle yitirmeyecek bir yapıya sahip olmaları büyük bir şans. Eğer böyle olmasaydı büyük felaketler doğabilirdi. Böyle bir durumda neler olabileceğini düşünebiliyor musunuz? Çevremizdeki bütün sesler, bütün kokular, görülebilen bütün nesneler, bütün olaylar aralıksız olarak ve aralarında önem açısından hiçbir fark olmaksızın üzerinize hücum edeceklerdi. Sanki bir staddaki 70.000 seyirciyle aynı anda; fakat apayrı konularda kişisel bir söyleşi yapıyormuş gibi olacaktık ve bu durum da bizi delirmeye kadar götürecekti.
O halde beynin yalnız zekayı içeren bir organ olmadığı ortaya çıkıyor. Beyin, aynı zamanda bilgi ve etkilere, gerektiğinde kapılarını kapayan bir organdır.
Araştırmacılar, beynimizdeki şeker göstergesinin konsantrasyon sürecini belirlediğim bulmuşlardır. 1930’lu yıllarda Meskalin gibi haplarla yapılan deneylerde, bu tip halüsinasyon maddelerinin beynin şekerle beslenmesini engellediği saptanmıştır. Şeker eksikliğinde beyin, organizmaya ulaşan bilgi akımı üzerindeki kontrolünü yitirir ve bu durum ardından hayaller, düşler, yanılsamalar ve diğer alüsmasyonların ortaya çıkmasına neden olur.
1908 yılında Amerikalı araştırmacılar R.M. Yerkes ve J.D. Dawson fareler üzerinde konsantrasyon ile başarma zorunluluğu arasındaki ilişkiyi araştırmışlardır. Bu deneyde farelerin görevi, konuldukları labirentten çıkış yolunu bulmaktı, işlerim biraz kolaylaştırmak için çıkış noktasına bir ışık yerleştirilmiş ve onlar bu işi yapmaya yönlendirmek için de ceza niteliğinde hafif elektrik cereyanları devreye sokulmuştu. Yerites ve Dawson, bu küçük elektrik şokunun akım derecesi ile çıkıştaki ışığın şiddetini sık sık değiştirerek, baskının konsantrasyon yeteneğini arttırıp arttırmadığını anlamak istediler.
Elde ettikleri sonuç şöyleydi: Elektrik şoku hafif olarak verildiğinde fareler, çıkıştaki ışık ne kadar parlak olursa olsun, labirentten çıkmak için fazla çaba harcamıyorlardı. Elektrik şoku güçlü olduğu zaman ise, saldırgan hale gelen farelerin, çıkıştaki ışık ister parlak ister sönük olsun, çıkışı bulacak hallen kalmıyordu.
Bugün “Yerkes-Dawson teorisi” olarak tanımladığımız bu buluş, şunu açıkça oruya koymaktadır Konsantrasyon yeteneğimiz belirli sınırlar içindedir. Bu sınırın altında veya üstünde uygulanan baskılar, her iki durumda da başarma gücümüzü olumsuz yönde etkiler.
Alman profesör Kari Mierke 1957 yılında yaptığı bir deneyle. insanlara güçlerinin üzerinde yüklenildiğinde doğacak sonuçlan göstermiştir. Bu iş için, dakikada hatasız 150—180 tuşa vurabilen bir grup daktilo yazıcısını angaje eden Mierke, onlardan daha hızlı yazıp, dakikada 200—220 vuruş yapmalarını istedi. Aynca tşlerini daha da güçleştirmek amacıyla, onlara çok az kullanılan ve okunması güç bilimsel sözcüklerden oluşan bir metin verdi. Sonuçta hiçbir yazıcı istenen başarıyı gösteremedi. Ortaya çıkan tek belirti bu başarısızlık değildi. Yazıcılar kötümser davranışlar içine de girmişlerdi; yenilmiştik ve bitkinlik belirtileri göze çarpıyordu.

Bu labirentin dışından ortasına parmak ya da kalem kullanmadan, yalnızca gözle ulaşabilmenin tek yolu konsantrasyondur.
Demek ki, insanlar konsantre oklukları bir işte aşın yükleme ile rahatsız edilirlerse, psikolojik sıkıntılar doğuyor. Örneğin, bir tekstil fabrikasında hemen hemen tüm dikiciler baş ağrısından yakınırlarken, verimin de buna paralel olarak düşmesi nedeniyle yöneticiler bir psikologu devreye soktular. Psikolog gözlemleri sonucunda işe yeni alınmış olan kısım şefinin makinaları başında çalışanları kontrol etmek için gerekli turtan hep çalışanların arkasında yaptığını belirledi, insanların bir işi yaparken sürekli olarak arkadan kontrol edilmelerinin konsantrasyonlarını bozacağı görüşünden yola çıkan psikolog, kısım şefini bu alışkanlığından vazgeçilip, çalışanların önünde dolaşmasını sağladı. Sonuçta çalışanların baş ağrılan kısa sürede yok oluverdi ve işlerine yeniden konsantre olarak, verimi yükselttiler.
Görüldüğü gibi, küçük bir ayrıntı bile konsantrasyona etki edebiliyor. Örneğin, siz şu satırları okurken her ne kadar konsantre olsanız da, çeşitli faktörler dikkatinizi dağıtabilir Bu etkileyici faktörler arasında günün bazı saatten de yer almaktadır Araştırmacılar öğleden sonra 13 ile 15, sabaha karşı 01 ile 05 saatten arasında insan vücudunun konsantrasyonu güçleştirici bir biyolojik durumda olduğunu gözİçmişlerdir. Aynı şekilde kafanızı kurcalayan herhangi bir şey de, okuduğunuz metine dikkatinizi toplamanızı engeller.
Örneğin, pencereden dışarıya dalarak öğretmenini dinlemediği için azarlanan öğrencinin konsantre durumda olmadığı söylenemez. Aksine, konsantrasyonunu başka bir şeye yöneltmiştir. Bu, öğretmenin istediği yön olmayabilir.
Eski zamanlardaki eğitimciler, çocuklardaki konsantrasyonu yalnızca onlara dikkatlerini neyin üstüne toplamaları gerektiğini söyleyerek sağlayabileceklerine inanırlardı. Günümüz pedagogları için bu yöntem artık geçerli değildin çünkü yalnıza .irade gücü, ne çocuklarda ne de yetişkinlerde, ilgiyi istenilen yöne çekmek için yeterli olmuyor. Belirli bir konuya ilgi duyup, ona konsantre olmada yardımcı tek etken motivasyondur. İnsan yalnıza gerçekten duymak, görmek, bilmek istediği şeylere konsantre olabiliyor.
En yeni istatistiklere göre, okul çağındaki çocukların yaklaşık % 10’unda konsantrasyon bozukluğu bulunmaktadır. Bazı öğretmenlere göre bu oran % 40’a bile ulaşmaktadır. Ancak eğer bir sınıfta öğrencilerin % 10’u kendisini konuya vermiyor, burada hatayı çocuklardan çok, eğitme yeteneği yetersiz olan öğretmenlerde aramak gerekir.
Hiçbirimiz, konsantrasyon yeteneğine tümüyle sahip olarak dünyaya gelmedik. Bu yetenek doğuşta yok denecek kadar az gelişmiş durumda olan merkezi sinir sistemi taraftarından kontrol edilmektedir.
Doğduktan sonraki ilk üç ay içinde birdenbire yanıp sör nen bir ışık, aniden duyulup kaybolan bir gürültü bebeğin dikkatini çeker. Üçüncü ay ile altıncı ay arasındaki sürede, o güne kadar görmediği nesneler ve yenilikler çocuğun ilgisini uyandırır. Bebek altı aylık olduğunda, merakla yeni nesne ve olaylar keşfetmeye çalışırken, edindiği bu yeni bilgileri eski bildikleriyle karşılaştırmaya başlar. Bu eğitim bir yaşına kadar sürer, yaş grubundaki çocuklar genellikle resimlere ve resimli kitaplara meraklıdır. Kitapta gördüklerini, çevrelerinde bulunanlarla karşılaştırırlar.
Henüz çok küçük yaştaki bir çocuğun konsantrasyonu, prensipte hayvanlarınkine çok benzer Yeni nesneleri araştırıp keşfetme deki amaçlan, bu nesnenin kendileri için tehlikeli olup olmadığını öğrenmektir. Kedi ve köpekleri inceleyenler bu durumu kolaya fark edebilirler. “Şartlı Refleks” teorisiyle tanınan Rus psikolog Pawlow, bu tip konsantrasyona “Bu ne acaba—Refleksi” adını vermiştir.
Ancak 1 yaşından sonra, insanlarda konsantrasyon belirli boyutlar kazanıp hayvanlarla olan benzerliğinden uzaklaşır. Yaş ilerledikçe de zekayı yalnıza yeni varsayımlara değil, aynı zamanda zihinsel görevlere de yönelten yetenek gelişir.
5 yaşındaki bir çocukun, zor bir mantık problemim İS dakika çözmek için uğraştıktan sonra yorgunluk belirtilen beklemek doğaldır. 12 yaşındaki bir çocuk ise bu belirtileri ancak 30 dakikadan sonra göstermeye başlar. Eğitim filozofu Pestalozzi’nin “Çocuğun işi” olarak tanımladığı oyunda. 1 yaşındaki bir çocuk tek bir oyuncağın başında en çok 15 dakika durabiliyor. 5 yaşındaki bir çocukta bu süre 100 dakikaya ulaşabiliyor.
Kuşkusuz, konsantrasyonun çeşitli şekilleri var. Bazı insanlar, bir konu üzerinde diğerlerinden daha fazla ve uzun zaman konsantre olabiliyorlar. Bu arada Julius Ceasar gibi, bir mektubu okurken aynı anda bir diğer mektubu yazdırabilen insanları da unutmamak geneledir.


Konsantrasyon üzerine bilgiler, günümüzde yeni teknolojilerin çeşitli uygulamalarıyla oldukça önem kazanmıştır. Silahlı Kuvvetler radar veya kompüter nöbetindeki insan faktörünün ne denli önemli olduğunun bilinciyle, bir insanın ne kadar süre konsantrasyonunu bozmadan durabileceğini bilmek ister. Aynı şekilde sanayi kesiminde de kompüter karşısındaki insanın konsantrasyon süresini ve ekrandaki bilgileri nedenli doğru ve eksiksiz algıladığını öğrenmek gerekli olmaktadır.
insan beyninin bir defada en fazla 4-6 görsel olayla başa çıkabildiği saptanmıştır. Bunu kendi üzerinizde deneyebilirsiniz: Gözlerinizi kapatın ve küçük bir benek canlandırın. Sonra değişik biçimdeki bir ikinci beneği ve ardından üçüncüyü… Beyniniz bu beneklerin hayalını kapalı gözleriniz önünde kaçıncı beneğe kadar’canlı tutabilecek?
Kuşkusuz içimizden pek çoğu, birkaç işi birden aynı anda yapabilir. Ancak buradaki yeteneğin bir şartı vardır. Aynı anda yaptığımız işlerden hiçbiri bir diğerine benzememeli-dir. isterseniz Julius Ceasar’ın yeteneğinin sizde de olup olmadığını denemek için, başkasına bir mektup dikte ettirirken, aynı anda başka bir mektubu kendiniz yazmaya çalışın.
Diğer yandan birçoğumuz araba kullanırken yanımızda oturanla konuşmak için çaba harcamayız. Ya da bu metni okurken bir şeyler atıştırmak veya odanın içinde dolaşmak hepiniz için mümkündür sanırız. Ancak bir de bu metni okurken radyodaki haberleri de dinlemeyi deneyiniz. Zorlanacaksınız!
Bir deneyde, teste tutulan kişilerden kulaklık takmaları ve her iki kulaktan iki ayrı insanın iki ayrı konudaki konuşmalarını anlamaları istenmiş, ikinci kişinin konuşması çok çok basit bir konuda olmasına rağmen, dinleyici için çok yorucu olmuş. Deneyin devamında, ikinci metin o kadar yalın seçilmiş ki, bazı sözcükler 3S kez tekrarlanmaktaymış. Buna rağmen dinleyiciler, duyduklarını hatırlayamamışlar.
Zamanla ve birkaç alıştırma ile, araştırmacıların “gölge metni” diye adlandırdıktan bu basit metinler üzerindeki anlaşılırlık oranı % 8 e çıkmıştır. Bu testi ilk uygulayan araştırmacı ise, aynı deneyi kendi üzerinde yapmış ve prosedüre alışkın olduğu için metnin % 65’ini anlamıştır.
Geçtiğimiz yıllarda konsantrasyon yeteneğini arttırmak için çeşitli teknikler geliştirilmiştir. Ancak hiçbiri bir mucize niteliğinde olmamıştır. Gerçi konsantrasyon yeteneği çok az olanlarda bu yeteneği geliştirebilmişlerdir, ancak iyi bir konsantrasyon yeteneği olanları kusursuzlaştıramamışlardır.
Geçmiş deneyimlerin ışığında, okul çağındaki çocukların konsantrasyonlarına engel olan en önemli unsurun “korku” olduğu anlaşıldığından, öğretmen ve ana—babalar korkunun saf dışı bırakıldığı bir atmosfer yaratmaya çalışmaktadırlar.
Jimnastik terapisindeki deşarj alıştırmaları da, çocuğun konsantrasyonunu gözle görülür biçimde arttırıyor. Ayrıca özellikle Amerika’da uygulanan övgü yöntemi de olumlu sonuçlar veriyor. Dikkatle dinleyen bir çocuk, yaptığı bu işten dolayı övgü ile ödüllendirildiğinde, aynı şekilde konsantrasyonunu sürdürebiliyor.
Yetişkinlere bu konuda yardımcı unsurlar olarak yoga ve meditasyon gösteriliyor. Yoga yapanlarda da meditasyon sırasında tıpkı konsantre olmuş kişilerde ortaya çıkan belirtiler görülür Yükselen vücut sıcaklığı, büyüyen gözbebekleri, kalp atışları ve soluk alıştaki yavaşlama, kan basıncındaki düşüş ve uzmanların “pasif uyanıklık” olarak adlandırdıkları duruma geçiş.
Konsantrasyonu yükseltici en yeni yöntemler “Bio— Feedback” olarak biliniyor. Ancak bu yöntemleri uygulamak için, beyin cereyanlarını, kan basıncını, kas gerilimini ve vücut sıcaklığını ölçen aletler gereklidir.
Bu tekniğin ilgi çekici noktası şu: Alet ve göstergelere bakarak insanda, değerlen kendi iradesi doğrultusunda değiştirme gücü gelişir. Vücut sıcaklığını, kan basıncını ve kalp atışlarını yükseltip alçaltabilirsiniz. Bu aletlerin başında kendini nasıl manipule edebileceğim öğrenen kişi, birkaç alıştırmadan sonra aynı işi hiçbir araç kullanmadan da başarabilecektir. Tabli ki Bio—Feedback yöntemi bir mucize yaratmıyor. Ancak en azından insanın kendi kendini kontrol etmesinde ve konsantrasyonunda önemli bir gelişme sağladığı da yadsınamaz.
Sonunda konsantrasyonunuz üzerinde konuşabileceğimiz noktaya ulaşmış bulunuyoruz sevgili okuyucular. Bu metnin okunması, bir konsantrasyon alıştırması niteliğindeydi. Okuma sırasında yalnıza konsantrasyon üzerine bildiklerinizi pekiştirmekle kalmadınız; aynı zamanda son satıra kadar sabrederek alıştırma da yapmış oldunuz.
Hoşunuza gitti mi?

P.M.’den

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz