Kayıp Şehir Atlantis Hakkında Bilgiler ve Teoriler (Atlantis üzerine her şey)

0
147

Felaket tam iki dakika bile sürmemişti. Bu iki dakika içinde milyonlarca insan ölmüş, hayvan ve bitkiler yok olmuş, geniş bölgeler ortadan kalkmış, dünyanın yüzü ve iklimi bir daha gerisin geriye gelmeyecek şekilde değişmişti.
Bu Atlantis’in battığı ve onunla beraber insan oğlunun dünyada meydana getirdiği o yüksek uygarlığın da yok olduğu gündü. Olay Milattan önce 8498 yılının 6 Haziranında yerel saatle tam saat 19’da meydana gelmişti.

Nereden geldiği belli olmayan yabancı bir göksel cisim birden bire kuzey batı ufkunda belirmişti 30° eğilimli düz bir yörünge izleyerek 1000 metre uzunluğunda bir cisim büyük bir hızla dünyaya doğru geliyordu, ilk önce ufak kayan bir yıldız gibi. 30 saniye sonra bir kuyruklu yıldız kadar büyük. 60 saniye sonra güneş kadar parlak ve yakıcı.
Kuzey batıdan 33 enlem derecesi yüksekliğinde sessizce Kuzey Amerika kıyılarına yaklaşıyordu, burada bugün Güney Karolina eyaletinin Charleston şehri vardır.

inanılmaz bir hızla göksel cisim yoğun hava katmanları içine dalma, sürtünme yüzünden sıcaklığı 20 000 dereceye kadar çıktı. O anda parlaklığı o kadar müthişti ki göğü 100 güneşten daha fazla aydınlatıyordu. Ona bakan gözler bir an içinde kör oluyordu. Fakat zaten görseler de o gözler için yaşayacak fazla bir zaman kalmamıştı, bu yakıcı ışığın ışınları bir kaç saniye içinde yoluna çıkan her şeyi yakıp küle çevirmişti.

İsının etkisi altında göksel cisim 200 kilometre yükseklikte patladı ve binlerce kızgın ateş parçası dünyanın üzerine serpildi, her tarafa ölüm ve yıkım saçarak.
En büyük iki parça ise Porto Riko’nun kuzey doğusunda Atlantik Okyanusuna düştü. 30.000 Hidrojen bombasının patlama gücüne eşit olarak yeryüzünün kabuğunu denizin dibine indirdiler. Trilyonlarca ton kızgın, ağdalı akıcı Magma yeryüzünün içine girdi, buhar haline gelen deniz suyu ile birleşerek atmosfere kadar yükseldiler. Meydana gelen bulutlar 30 kilometre yükseklere kadar çıktılar.
Patlamanın sesi yer küresinin etrafında her yerden işitilecek kadar kuvvetliydi. Göz kamaştırıcı ışık ta 2000 kilometre ilerilere kadar geceyi gündüze çevirmişti. Bin metre yükseklikteki bir dalga denizlerin üzerinden geçti. Kıtaların kıyılarını, adaları suya bastı ve bütün ekili araziyi yok etti, fakat asıl Okyanusun ortasında, efsanelerin adası Atlantis bütün zenginliği, kudreti ve kültürüyle denize gömülmüştü ve insanlığın uygarlık tarihi yeniden sıfırdan başlamak zorunda kalıyordu.


Acaba bu felaketin nedeni neydi ? “Adonis” grubunun küçük bir gezegeni güneş etrafındaki yörüngesinde giderken birden bire dünyanın çekim alanına girmiş ve bunun sonucu olarak da bu feci çarpışma meydana gelmişti.
Tabii bütün bunlar Alman fizikçisi, yüksek mühendis Otto Muck’un Atlantis adasının yok oluşu hakkında ortaya attığı bir hipotezdir.

Otto Muck müthiş hayal gücüne sahip bir adamdı, fakat ona yalnız hayal sever demek haksızlık olur, çünkü o 2000’den fazla yeni buluş yapmış ve bunların patentlerini almış bir adamdır. İkinci Dünya Savaşında denizaltı gemilerini solungaç (Snorkel)’ini de bulan oydu ve Almanların ünlü roket araştırma merkezi Peenemünde de çalışmıştı Otto Muck bütün hayatı boyunca insanları M ö 2400 yılından beri uğraştıran büyük bir muamma ile. Atlantis’in yok oluşu ile ilgilenmişti ölümünden bu kadar yıl sonra Almanya’da Econ Kitabevi ’’Atlantis üzerine her şey” adında bir yapıtını yayınlamıştır.

Herşey, M ö 427’den 347 yılına kadar yaşamış olan ünlü Yunan filozofu Plato ile başlamıştı.
Plato ölümünden kısa bir süre önce “Timaros” ve “Kritıas” adlı iki kitap yazmıştı. İşte bunlarda ilk kez olarak bir Atlantis adasından söz ediliyordu ve bu ada çok eski zamanlarda dehşetli bir felaketin kurbanı olmuştu.

Atlantit — Plato’ya göre— Herkül’ün sütunları önünde idi, bu da o zaman Cebelütarık Boğazına verilen addı. Bu ada Küçük Asya ile Kuzey Afrika’nın toplamından daha büyüktü. Olağanüstü bitek bir ülke idi ve burada senede iki kez ürün alınıyordu. Burada Hindistan cevizi palmiyeleri ve muz yetişiyor, filler, krokodiller yaşıyordu. Başkentin çapı 23 kilometreyi geçiyor ve içinde altınla parlayan saray ve tapınakları bulunuyordu. Plato burada bahar açmış geniş bir kültürden, örnek olacak şekilde konulan ve uygulanan kanunlardan söz ediyordu.

Atlantis adalılarının savaş gücü de önemliydi: 480 000 piyadesi 120 000 süvarisi, savaş arabalarında savaşan 160.000 askeri. 240 000 savaş gemicisi, tüm olarak silah altında bir milyon eri vardı. Sonra birden o müthiş felaketle karşılaşınca ki o Plato’ya göre bir tek gün ve bir tek gece sürmüştü – Atlantis tümü ile denize gömülmüştü.
Atlantis ile ilgili söylenen şeylerin en eskisi Platonun yazdıklarıdır. Bundan sonraki bütün öyküler Plato’nun sözlerinden alınmıştır. Fakat Plato da bu bilgileri ikinci elden almıştır. O bunları bir akrabası olan Kritias’tan işittiğini yazmaktadır. O da büyük babasından, bu ise ünlü Yunan devlet adamı ve kanun yapıcısı Solon’dan işitmiştir, ki Solon Plato’nun doğumundan 100 yıl önce ölmüştü. Solon a gelince, o bu bilgiyi Sais’teki Mısırlı bir tapınak katibinden. Firavunların ülkesine yaptığı bir gezi sırasında öğrenmişti.
Plato’nun 20 sayfalık Atlantit Öyküsünden günümüze kadar 25.000 yayım yapılmıştır. Yazarlar ve bilim adamları, gemiciler ve gaipten haber verenler, bilginler ve şarlatanlar hep bu batan esrarengiz Atlantis adasını aramış durmuşlardır.
Bulanlar da olmuştur Adriyatik’te, Spitzbergen yakınında. İsveç’te, Seylan adası önünde. İspanya kıyıları önünde, Britanya’da. Pomeran-va’da, hatta. Büyük Sahranın ortasında
Alman Papası lürgen Spanuth Atlantıs’in Helgoland ile eşit olduğunu ortaya atarak epey bir heyecan uyandırmıştı.
Başka araştırmacılar da, Atlantis’in batışının aslında Girit adasındaki Minoik kültürünün, yaklaşık Milattan 1500 yıl önce yıkılışından başka bir şey olmadığını iddia etmişlerdir.
O zaman Ege Denizindeki volkanik Santorin adası birkaç kuvvetli patlama ile havaya uçmuştu ve 100 metre yüksekliğinde bir met (gel) dalgası yakınında bulunan Girit adasının kıyılarını çöle çevirmişti (Bilim ve Teknik bu hipotezden iki yazı halinde 2, cildinde söz etmiştir).
Amerikan dalgıçları Atlantis’i Andros’un kıyıları önünde bulduklarını (Bahama adası) sanmışlardır. Onlar Kristal kadar berrak sularda kiklopik duvar kalıntıları ve sütunlar görmüşlerdir. İşin asıl garip tarafı bu noktanın Amerikan falcısı Edgar Gocey’in 40 yıl önce Atlantis’in 1969 yılında tekrar ortaya çıkacağını söylemiş olduğu yer olmasıydı.
Batmış kıtaların dünyanın birçok yerlerinde izlerine rastlarımaktadır. O bakımdan bu o kadar hayret verici bir şev değildir. Son buz devrinin sonundan beri, yaklaşık M Ö. 7000. Avrupa’nın geniş kısımları üzerine yayılan buz örtüsünün eriyen suları, su düzeyini 200 metre yükseltmişlerdir. Bu yüzden o zaman alçakta bulunan kıyı Şeritleri ve ülkeler deniz tarafından su altına alınmıştır, bunların arasında üzerinde insanların oturduğu karalar da vardır örneğin İngiltere o zaman daha bir ada değildi, Kuzey Denizi karaydı. Taymış, Ren’in bir koluydu, İtalya bir kara parçasiyle Kuzey Afrika ile birleşikti.
Daha sonra bin yıl da birçok kara parçalar denize düştüler Hollanda’daki Zuidersee 13, yüzyılda bir deniz basması yüzünden meydana geldi. Almanya’da Wilhelmshaven’deki İade Körfezi 1511 yılina kadar sürülen bir arazi idi. Helgoland’ın 1649’da yapılmış bir haritası, ileriye doğru çıkan kum kıyısının o zaman ona ada ile bağlı olduğunu gösterir.
Bütün bu denize batan yerler ve karaların ortak bir tarafı vardır, hepsi kıtaların kıyı bölgelerinde sığ denizlerdedirler. Atlantis ise —Plato’va göre— uzakta Okyanusun ortasında idi. “Oradan” —o böyle yazıyor— öteki adalara gidilebilirdi ve onlardan da karsılarındaki kıtaya geçilebilirdi.

“öteki adalar” denince herhalde Karibi adaları ve Bahamalar, “kıta” denince ise Amerikan kıtası söz konusu olacaktır öyleyse Atlantis Amerika ile Avrupa arasında olmalıdır, bugün Azor adalarının bulunduğu yer de. Azorlar Atlantik Okyanusun içinden kuzeyden güneye uzanan muazzam denizaltı dağ sırtlarının denizden dışarı çıkan en yüksek sivrilerinden başka bir şey değildir.
Azorlar bölgesinde dağlar 500 kilometre geniş ve 1000 kilometre uzun bir düzlük halinde genişler. Bu düzlük denizden yalnız 3000 metre derinliktedir, oysa Atlantik Okyanusunun iki yanında 7000 metre kadar bir derinliği bulur
Otto Muck’a göre bu sırf bir zamanlar batmış olan Atlantis adasıdır. Kozmik bir felaket, dünya ile Adonis Grubundan bir Planetoid’in çarpışması onun yok olmasına neden olmuştur. Bununla ilgili olarak o daha bir çok kanıtlar ileri sürer.

1931’de Güney Karolina Eyaletinin havadan fotoğrafları alındığı zaman, değerlendiriciler kökenlerini bir türlü anlayamadıkları 3000’den fazla krater saptadılar. Bunların arasında 100 taneden fazla çapı 1.5 kilometreden fazla olan huni vardı. Bu huni “tarlası” 156.000 kilometre karelik bir alanın üzerine dağılmıştı, ki bu örneğin Almanya’da Bavyera eyaletinin iki katında bir yüz ölçemdir. Merkez Atlantik kıyılarındaki Charleston bunların yakınlarında bulunuyordu, artık muazzam bir meteroit çarpmasının bunlara sebep olduğu su götürmez derecede doğru idi. Porto Riko bölgesinde olağanüstü büyük iki derin deniz çukuru Planetoidin iki muazzam parçasının çarpmasından ileri gelmişti. Muck’un hesaplarına göre bu parçaların en azından 10 kilometrelik bir çapı olmalıdır.
Bu parçalar yeryüzünün kabuğunu delmişler ve bunların o muazzam çarpışı ile kabuk bir fermuar (zırzır) gibi ikiye açılmıştı. Meydana gelen çatlak hemen hemen Atlantis adasına kadar erişmişti.
Sıvı ateş halinde kayalar yerin içinden atmosfere fırlayınca bir boşluk meydana geldi ve çatlağın iki tarafında yer kabuğu 3000 metre derinliğe oturdu Atlantit denize gömülmüştü. Bunu bir dizi felaketler izledi. Yükselen lav külleri ve buhar haline gelmiş olan deniz suyu 30 kilometre yükseklikte bir bulut duvarı oluşturdu, bu da Alize rüzgarları tarafından doğuya Avrupa’ya, Afrika’ya ve Asya’ya doğru sürüldü
İşte Tufan başlamıştı
“40 gün ve 40 gece” diyordu. Kutsal kitap, durmadan yağmur yağdı ve “150 gün” su yeryüzünde kaldı ve canlı ne varsa, hepsini öldürdü. Otto Muck’un, hesaplarına göre bu oldukça güvenilebilir bir süre idi.
Aynı zamanda öldürücü muazzam bir gaz bulutu da yeryüzünü sardı ve yerin içinden gelen gazlarla o bölgelere erişenleri havasızlıktan öldürdüler.

Burada dünyada eski zamanlardan beri çözülmeyen bir muammanın çözümünün de bulunduğu sanılmaktadır Sibirya’daki Mammut fillerinin mezarlığı.
Orada sonsuz donmuş bir zemin üzerinde zamanımızda bulunmayan bu eski çağlara ait hayvan devleri bulunmuştu, bunlar soğuktan o binlerce kilometre yol için o kadar iyi konserve olmuşlardı ki, sanki daha dün öldüklerine inanılabilirdi.
Bu muazzam hayvanların bu ani ölümlerine ne sebep olmuştu ? Bu hayvanlar uzmanlar tarafından incelendi. Tanı Hepsi havasızlıktan boğularak ölmüşlerdi. Herhalde ölüm herhangi bir dış yaralanma meydana getirmeden ani olmuş olmalıydı. Hayvanların karnında son yedikleri yemeyin kalıntıları vardı Sivri uçlu çam yapraklarıyla kızılağaç yaprakları.
Fakat bu ağaçlar hayvanların bugün bulunduğu yerde yoktu. Onlar 3500 kilometre daha güneyde bulunan bölgelerde çok daha mülayim olan bir iklimde büyüyorlardı. Eğer mamutlar orada ölseydi, cesetleri çok geçmeden tefessüh edecek ve biz yalnız iskeletlerini bulmuş olacaktık.

Burada iklimi bir sanat içinde bu kadar değiştirebilen bir şey olmalıydı.
Muck, bunu da açıklayabilmektedir Planeoid’in yeryüzüne o şiddetli çarpışı, dünyamızın ekseninin yerinin değişmesine sebep olmuş. Kutup noktası yerinden oynamış, ve 3500 kilometre uzaklara gitmiştir. Onun eskiden bulunduğu yerde bugün manyetik kutbu adını verdiğimiz kutup noktası bulunmaktadır. Sonuç Bunun üzerine iklim bir an içinde değişti ve zehirli bulutların etkisiyle boğulan mamutlar aynı zamanda doğal bir buzdolabında konserve oldular. Yedikleri şeylere gelince felaketten önce bu bölgelerde tabii çamlar, kızıl ağaçlar ve daha başka ağaçlar vardı.
Otto Muck hayret verici kanıtlarının zincirine başka bir halka daha ekler. Bu da Golfstream’dir. Gerçek şudur ki. Batı Avrupa mülayim iklimini her şeyden önce bu doğal “sıcak su kaloriferinden” almaktadır. Böylece İngiltere Adaları yaklaşık olarak 10°C’lik ortalama bir yıllık sıcaklığa sahip olur. Oysa Okyanusun aynı kuzey enlemde bulunan ve sıcak bir su akım ile iklimi ılıklaşmayan Labrador’un yıllık ortalama sıcaklığı 0°C’dir.

Şimdi Muck soruyor? Acaba neden Golfstrime rağmen yaklaşık M Ö 7000 yılında bitmiş olan buz devri, İngiliz adalarının, Kuzey Almanya’nın, İskandinavya’nın daha geniş kısımlarını sonsuz buzla örtebilmiştir?
Onun cevabı şaşırtıcıdır: Çünkü o zaman Golfstrim Avrupa’ya kadar gelemiyordu Meksiko Körfezinden çıkan, bu akıntı yarı yolda geçemeyeceği doğal bir duvarla karşılaşıyordu: Bu 1000 kilometre uzun ve 500 kilometre genişliğinde Atlantis Adası idi.
Akıntı batı kıyısına çarpıyor ve oradan sonsuz bir dolaşım yapmak üzere, geldiği yere, Karibi’lere dönüyordu Ancak Atlantit’in batması üzerine Golfstrim’in Avrupa’ya doğru yolu açıldı. Bu ısıtıcı deniz akıntısının etkisi altında. İngiliz Adalarında ve Kuzey Avrupa’da buzlar erimeye başladı, bu binlerce yılı içine alan ve bugün bile hala tamamıyle bitmiş sayılamayan bir olaydır.
Avrupa kıyılarındaki yılan balıklarının bile o garip gezileri Muck’un kuramına hayret verecek derecede uygun gelmektedir. Bilindiği gibi bu yılan balıkları Sargasso Denizinde çiftleşir ve yumurtlarlar, burası Batı Atlantik Okyanusunda etrafını Golfstrimin dolaştığı ve üzeri yoğun bir deniz yosunu kitlesi taralından örtülmüş bir deniz yüzeyidir. İşlerini bitiren yılan balıkları Golfstrimin sıcak sularıyla kendilerini Avrupa’ya doğru sürdürürler Avrupa’ya erişince orada küme parçalanır. Erkekleri denizde kalırken dişileri nehirler boyunca içerlere girerler ve cinsel olgunluğa erimeleri için ihtiyaç gösterdikleri 5 yıl süreyle tatlı sularda kalırlar.
Sonra erkekleriyle beraber, çiftleşmek ve yumurtlamak için Sargosso denizine doğru o uzun ve tehlikeli dönüş yolculuğuna girişirler.
Aslında binlerce mil uzakta olan Avrupa’ya gelmeleri anlaşılmaz ve kavramsız gibi görünür. İ akal Otto Muck bunun da cevabını bilmektedir Eskiden yılan balıkları uzak Avrupa’ya doğru sürülmüyorlardı. Golfstrim onları çok daha yakın olan Atlantis kıyılarına getiriyordu
Atlantis battıktan ve Golfstrim yolunu Avrupa’ya doğru çevirdikten sonra yılan balıkları da içgüdüsel olarak onu izlediler ve bugüne kadar da Atlantis’i unutamadılar “İçgüdüleri binlerce yıl sürdü ve onları hala böyle anlamsız bir şekilde davranmalarına zorlar”, diyor Muck. Kozmik felaketin bir sonucu olarak havaya karışan muazzam lav ve kül yığınları. Muck’un hesaplarına göre. 2000 yıl süreyle Avrupa’yı karanlığa boğmuştur.
İşık yüzü göremeyen bitkiler renk pigmentlerim kaybettiler ve soldular. Çok az açık ışığa çıkan insanlar gibi Muck’un düşüncesine göre kalıntılarını Güney Fransa’daki mayaralarda bulduğumuz ve bugünkü soluk benizli Avrupalıları meydana getiren aslında kızılderili olan bir ırk da olabilir.
Felaketin tarihini Otto Muck şöyle hesap etmiştir o ilk önce Plato’nun verdiği bilgileri ele almaktadır ki, bunlara göre Atlantis 8500 yıl önce batmıştır. Sonra o bu tarihi Orta Amerika’nın Maya uluslarının takvimiyle karşılaştırır. Bu takvim tam bir sıfır günüyle başlar ve bunu kesin olarak saptamak kabildir M.ö 6 Haziran 8498.
Bu Atlantıt’in battığı gün müdür? Muck tarihlerin birbirine benzemesinin bir rastlantı olamayacağı fikrindedir. Sonra o bu tarihe göre astronomik bir konstellasyon hesap ettirir. Bu dünya, Venüs ve Ayla ortak olarak Konjönksiyon (kavuşma konumu) adı verilen bir hesaptır. Kaba şekliyle bu 3 gök cisimleri tam bir çizgi üzerindedirler ve Planetoid grubu Adonis de dünyanın yakınında bulunmaktadır.
Dünya, Venüs ve Ayın Konstellasyonu tek bir planetoid’i normal yörüngesinden ayırıp dünyanın çekim alanına çekmeye yeter mi? Pek olanaksız da değildir.
Buna benzeyen birçok, gerçi daha küçük “karalar” dünyamızın başına gelmiştir.
30 Haziran 1908’de sabah saat 7’de bir meteor Sibirya’ya düşmüş ve 20 000 metre yüksekliğinde bir ateş sütunu göğe fırlamıştır. Bu ışık görüntüsü 500 kilometre uzaklardan görülmüş, çarpmanın gürültüsü ise 1500 kilometre mesafeden işitilmiştir 650 kilometre uzaklıkta bulunan insanlar ve atlar hava basıncının şiddetiyle yere yuvarlanmışlardır.
Buna rağmen bu meteor Atlantis’in ortadan kalkmasına sebep olan Planetoid’in yanında bir cüce kalmaktaydı
Tabli Âtlantis’i yalnız Plato’nun uydurduğu bir saçma olarak kabul etmek isteyen birçok insanlar da vardır. O altın damlardan ve gümüş tanrı heykellerinden söz ederken, onlar şöyle diyorlar; Yeni araştırmalara göre Avrupa’nın ilkel sakinleri yaklaşık M.ö 4000 yılina kadar
madenin ne olduğunu bilmemişlerdi.
Atlantis ordüşünun 70.000 savaş arabasından bahsedilirken de atların ancak M.ö 1000 yıllarında savaş amaçları için kullanıldığını ileri sürerler M.ö 8948 yılında Avrupa’da ilkel Neanderialer’ler yaşayanlardı ve bunlar alet olarak yalnız kemik ve aynı zamanda taşlardan faydalanıyorlardı.
Fakat Plato yalnız Avrupa’nın kültürünü değil, Atlantis’in kültüründen söz etmektedir. Eğer bu Atlantis 24 saat içinde insanları, atları ve arabalarıyla batıp ortadan kaybolmuşsa, şiddetli bir kozmik felaket dünyanın yüzünü ve iklimini tamamiyle değiştirmişse, tabli bu yüksek kültürün izlerini bulmaya imkan olmayacaktır.

O zaman Kutsal Kitabın tufandan önce iddia ettiği şeylerden başka bir şeyi ispat etmeye de olanak olmayacaktır. İnsanlığın bir kere daha baştan başlamak zorunda kaldığını Atlantis’in gerçekten yaşayıp yaşamadığını güvenilir bir şekilde öğrenemeyeceğiz. Eğer yaşamışsa, kalıntıları deniz yüzeyinin 3000 metre derinliğinde sular tarafından alınıp götürülmüş ve yok edilmiştir.
Esaslı olarak bildiğimiz bir şey varsa, o da pek hoşa gitmeyen bir gerçek olarak Adonis gezegen grubunun 10.500 yıl önceki gibi, güneşin çevresinde olağanüstü düz ve canımızı sıkacak kadar yeryüzüne yakın bir yörünge ile dolaştığıdır.
Son olarak dünyamıza Şubat 1936’da en yakın gelmişti 300 000 kilometre kadar, ki bu dünyaya Avdan daha yakın demektir. Belki bu sefer dünya, Venüs ve Ay arasında bir konjenksiyon olmamıştır ve bugünkü uygarlığımız için büyük bir şans olmuştur.

Atlantis Hakkında Daha fazla bilgi için: https://aaspot.net/atlantis-tarihi-atlantis-gercek-mi-ve-nasil-yok-oldu/

Verlay für Sammler.
QUİCK’ten

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz