Karaçay (Saklıkent) kanyonu nerede? EŞEN OVASI

0
14

KARAÇAY (SAKLIKENT) KANYONU

Antalya Körfezi ile kuzeyindeki Göller Yöresi ara­sında ani bir dirsek yaparak ters V şeklinde yön kazanan ve birbirine koşut uzanımlı yüksek dağ sı­ralarından oluşan Batı Toros Dağları arasında, oluk şekilli alüvyal dolgu çukurlukları yer alır. Bu derin ve uzun çukurluklar, Akdeniz’e ulaşan büyük akarsu­ların ya da kapalı göl havzalarının yerleştiği, genel­likle iki yanı kilometrelerce uzunlukta kırıklar ve dik yamaçlarla sınırlanmış olan tektonik gelişimli çöküntü ovalarıdır.

Fethiye Körfezi doğusundaki Eşen Çayı’nın (Ksantos), kuzey-güney uzanımlı Akdağlar sırasına koşut olarak yerleştiği Eşen Ovası oluğu, bu tür tektonik çöküntü ovalarının en güzel örneklerinden biridir.

EŞEN OVASI
Doğusundaki Akdağ (3024m) ile batısındaki Ba­badağ (1975m) yükselimlerinin sınırladığı, yaklaşık 50 km uzunluktaki Eşen Ovası, kuzeyden-güneye doğru alçalarak Eşen Çayı’nın Akdeniz’e döküldü­ğü kıyıda son bulur. Doğusu ve batısı, çoğunlukla Torosların Mesozoyik yaşlı kalın kireç taşları, ofiyolitler ve Eosen yaşlı fliş kayalarıyla sınırlanan Eşen Ovası oluğunda, üst Neojen yaşlı tortullar ve kuvaterner yaşlı alüvyonlar çökelmiştir.
Eşen Ovası, Akdeniz iklimi etkisinde önemli bir mikroklima alanı oluşuna ve son derece verimli alüvyal toprakların varlığına bağlı olarak Likya, Roma ve Bizans dönemlerinde, bölgedeki önemli kentleri ba­rındırmıştır. Bu antik yerleşmelerden en önemlileri, günümüze kadar süregelen depremler etkisinde bir­kaç kez yıkıma uğradıklarını gözleyebildiğimiz TLOS, KSANTOS ve PATARA kentleridir.

Ova ve çevresinin su, iklim ve toprak kalitesi yö­nünden zenginliği, yörenin her dönemde öncelikli yerleşme alanı olarak seçilmesini sağlamış, deprem zararları hep göz ardı edilmiştir. Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de sürmekte olan en önemli dep­rem etkinlikleri, Kayadibi Fayı olarak adlandırdığımız büyük kırık zonu çevresindedir. Eşen Ovası’nın ku­zey bölümünde yer alan Girmeler Kaplıcası’nın ter­mal kaynakları da, ova kenarındaki aktif kırık yapılarının ova alüvyonları altında örtülü olarak bu­lunduğunu belirlemektedir.

KARAÇAY (SAKLIKENT) KANYONU
Eşen Çayı’nın en güçlü kolu olan Karaçay’ın oluşturduğu vadi, akarsuyun, Akdağ güneyindeki yüksek plato yüzeyini adeta bıçak gibi keserek yer­leştiği, yaklaşık 9 km uzunlukta çok dar ve derin bir kanyondur. Kalınlığı bin metrenin üzerinde olan Ak­dağ kireç taşlarını kesen bu olağanüstü güzellikteki kanyonun derinliği 300 ila 700 m arasında değişir.
Kanyonun taban kesiminin ise, ülkemizde ender rast­lanan darlıkta olduğu, yer yer 2-3 metreye kadar dü­şerek dev bir çatlağı andırdığı gözlenir.

Vadi boyunca sık sık basamaklanarak çok sayı­da çağlayan dikliklerine yer veren bu dar vadi taba­nı morfololojisi, kanyondan çok “ kısık” ya da “kapız vadi” özelliğini ortaya koymaktadır.
Kanyonun yukarı ve orta kesiminde yaz boyun­ca cılız akışlı olan Tocak Deresi, vadinin Eşen Ovası’na açıldığı ve Saklıkent olarak adlandırılan büyük karst kaynakları ile çağlayanların bulunduğu en alt kesimde Karaçay adını alır. Burada aniden bir ırma­ğa dönüşüveren karaçay, yaklaşık 10m3/sm lik güç­lü akışıyla biraz ileride kanyonun Eşen Ovası’na dö­nük Kayadibi fayı duvarında açılmış, dar V şekilindeki bir kapıyı andıran ağzından çıkarak, birdenbire genişleyiveren yayvan vadi tabanında yaygın örgü­lü akışa geçer.

Karaçay’ı oluşturan büyük kast kaynaklarının bu­lunduğu alt kesimin gerisindeki derin ve dar kanyonun, yalnızca yağışlı mevsimlerde (kış ve bahar ayları) akış kazandığı, kanyon duvarlarındaki çamur kalıntılarından anlaşılır. Kaynak çıkışı görülmeyen bu bölümdeki akış, yağmur ve kar sularıyla beslenir. Yaz aylarındaki zayıf akışı nedeniyle vadide gezme ola­nağı tanıyan dere, ilkbaharda karların erimesi ve ar­dından gelen sağanak yağmurların getirdiği sularla bir anda kabarıp yükselerek, inanılmayacak boyut­ta selli akışlara sahip olmaktadır.
Vadinin yamaçlarında farklı yüksekliklerde çok sayıda (10 dan fazla) irili-ufaklı doğal mağara ağzı gözlenir. Bunların en büyükleri, kanyonun en geniş olduğu giriş bölümünde (Saklıkent), genellikle de bü­yük kaynakların üstünde yer almaktadır. Bunlardan sol yamaçtaki büyük mağara, yaklaşık 100 m uzun­lukta dar bir galeri şeklindedir. Sağ yamaçta yer alan daha geniş ağızlı bir mağara galerisi ise 30 m uzun­luktadır. Yatay tipte gelişmiş olan her iki mağarada da su yoktur. Yüksekte kalmış olan bu doğal karstik gelişimli fosil mağaralar, vadi tabanından çıkan bü­yük kaynakların eski çıkış ağızlarına aittir; bir başka deyişle, bugünkü kaynakların atalarıdır.

Kanyondaki büyük kaynakların hemen tümünün, bu girişteki genişleme bölümünde yer aldığı ve eski­-yeni tüm kaynak ağızlarının, genellikle yine bu ke­simde yoğunlaşan kırık ve çatlak yapılarını izlediği görülür. Bunun nedeni, karstik yer altı suyu sistemi­nin bu tür yapılarda kireç taşı çözülmesini daha ko­lay ve hızlı bir şekilde sürdürebilmesidir. Bu zonda gelişen kaynaklar, Kayadibi fayının, geçirimsiz killi kayalardan oluşan karşı bloğunun, karst kaynakla­rının çıkış yaptığı geçirimli kireç taşı kütlesi önünde doğal baraj oluşturması nedeniyle, aynı çizgi üze­rinde topluca yüzeye çıkarlar. Kanyon ağzının dışın­daki Gökçesu kaynakları da, aynı fay üzerinde ve ana fay düzlemi boyunca sıralanmaktadır.
Bu kaynakların yıl boyu sürekli beslenmesini sağ­layan, kilometrelerce uzunluktaki karstik boşlukla­rın kireç taşı platosu yüzeyine açılan ağızları, yüzey suları ile kireç taşının çözünmesi sonucu açılmış olan değişik boyutlardaki düden, dolin ve uvalatürü karst çukurluklarıdır. Bir bölümü, kireç taşındaki kırık ve çatlak çizgileri boyunca sıralanan bu karstik erime şekilleri, plato yüzeyinde yaygın olarak gözlenir. Bu çanaklar, doruklardan plato yüzeyinde yaygın ola­rak gözlenir. Bu çanaklar, doruklardan plato yüze­yine sel dereleriyle inen kar ve yağmur sularını adeta bir sünger yüzeyi gibi çekerek, derindeki karst ga­lerilerine iletirler.

Kanyon tabanının genişlediği Saklıkent bölümün­de vadi yamacının altından çıkış yapan gür kaynak­lar, günümüzde aktif olan karstik mağara sistemi içerisinde çok uzun yollar katettiğinden yıl boyu çok az değişen sıcaklık ve verime sahiptir. Vadi yama­cında asılı kalmış olan mağara ağızları, kanyonun bu­günkü derinliğine ulaşmadan önceki karst sisteminin taban düzeyine (eski vadi tabanı) göre çıkış yapmış ve daha sonra, vadinin akarsu tarafından derinleştirilmesiyle yüksekte kalarak fosilleşmiş olan eski kaynak çıkışlarıdır.
Kanyonun kireç taşından oluşan tabanı ve du­varları, genellikle cilalanmış gibi kaygan yüzeylidir.
Bu yüzeyleri yontup-törpüleyerek aşındıran kayalar, vadi tabanının birikim yerlerinde görülen, yer yer in­san boyunu aşan büyüklükte, köşeleri sürtünerek yu­varlaklaşmış dev çakıllardır. Çevredeki dağlık alandan kireç taşı platosuna inerek, kaya ve çamur yüklü ağdalı bir sel şeklinde, birçok koldan kanyo­nu dolduran sular, özellikle vadi tabanının çok da­raldığı kesimlerde su kütlesinin ani sıkışması sonucu yükselerek İlerler. İçindeki yoğun katı gereçlerle bir­likte, suyun sürtünerek aşındırma gücü büyük ölçü­de artış gösterir. İşte bu tür güçlü akışlar sırasında, kanyon tabanı ve duvarlarında, yontulma sonucu, cilalanmış gibi pürüzsüz, kaygan yüzeyler oluşur. Bu nedenle, su birikintileri ve dev kazanları ile çağla­yan dikliklerinde kayıp düşme riski çok fazladır.

Vadiyi dolduran su kütlesinin yatay salınımları, çok yerde kanyon duvarlarının altının oyulmasına, dolayısıyla da ters yönde eğim kazanmasına yol açar.
Bu tür sellenmeli güçlü akışlara İlişkin çamurlu su izleri, kanyonun en dar kesimlerinde vadi tabanın­dan 4-5 m yüksekte yer alır. Kanyon tabanında sıra­lanan irili-ufaklı su dolu havuzların, vadide ilerledikçe giderek direnleştiği görülür. Kanyonun, daha ileri­de karanlık tünellere dönüşen derinliklerini görebil­mek için çok sayıda derin soğuk su havuzunu ve bu havuzların gerisindeki çağlayan dikliklerini geçmek gerekir. Birer “ devkazanı” morfolojisi gösteren ve derinliği, gerisindeki çalayan dikliğinin yüksekli­ği ile doğru orantılı olan bu havuzlar, dik ve kaygan olan kanyon duvarlarıyla sınırlandığından, suya gir­meden çevresinden dolaşıp geçme olanağı yoktur.
Çoğunlukla boyunuzu aşan derinlikteki bu kazan şe­killi havuzlar, akarsuyun taşkın akışları sırasında çağ­layan basamaklarından suyun yüksek enerjili düşüşünün sağladığı oyma-aşındırma ile gelişmiştir.
Gün boyunca güneş ışınlarının çok yerde doğ­rudan giremediği bu dar ve dik basamaklı bölümler­de, kanyon yamacının üst kesimlerinden koparak ya da sellerle taşınarak gelmiş olan dev kaya blokları, vadi tabanını köprü şeklinde örterek, karanlık ma­ğara galerilerini andıran olağanüstü güzellikte ilginç görünümler kazandırmıştır.

avatar
  Subscribe  
Bildir