İklimlerin insan psikolojisi üzerindeki etkileri.

0
67

GÜNEŞ VE LEKELERİ

Güneş ışınlarının hayat olaylarına aydınlatma ve ışıtmayla olan etkileri bir tartışma konusu olamaz; zira bunlar olmadan hayat düşünülemez. Sonbahar sonuyla Kışın, hayat fenomenlerinde yavaşlama; ilkbaharla yaz esnasında ise fizik ve ruhsal canlanma vardır. Sebze ve meyveların çoğu güneşin bol olduğu mevsimde oluşurlar, özellikle kışın, aylarca kar altındaki ufak evlerde yaşamak zorunda kalan güneşten yoksun olan insanlarda, birçok organsel ve psikolojik sıkıntılar görülür.

Atasözü boş yere: “Güneşin girdiği yere doktor girmez” dememiştir. Güneşin zayıf uzunlukta olan mor ötesi ışınları görünmezler ve biyolojik özellikleri daha ziyade mikrop öldürücüdür. Bundan sonra mordan kırmızıya doğru giden ışık verici dalgalar gelir ve nihayet bunun ötesinde de uzun dalga dağılarak kırmızı ötesi ışınlar tamamıyla ısıtıcı niteliktedir.

Stratosfere varan güneş enerjisinin %40’ı uzaya aks eder. Dünyamıza bunun bir faydası yoktur; % 17’si atmosfer tarafından emilir; % 43 de dünyaya varır. Ancak sisli havalarda ve özellikle baca dumanlarıyla kaplanan şehirlerde bu azalma % 10-30’a düşer. Bu ışınların azalması önemli sonuçlar doğurur.

Gündüzün değişik saatlerinde bile güneş değişik etkiler gösterir. Sabah ilkbaharı; öğle yazı; akşam sonbaharı temsil eder. İnsan çok ince laboratuvar incelemelerine tabi tutulsa, bu saatlere göre organizmasında ve sayılarında az çok biyolojik farklar görülür. Bazı insanların sabah başlayan ve sonra hafifleyen yarım baş ağrıları ve ağrıları güneşin tesirlerine bağlanmaktadır.

Güneş ışınlarının ısrarlı etkisi altında bulunma, yüzey dolaşım sistemini değiştirir, ufak damarcıkların sayı ve çapları artar, devamlı bir damar genişlemesi olur. Nitekim güneşte tedavinin hikmeti de budur. Güneş banyoları, güneş ışınlarının müspet fizyolojik ve biyolojik özellikleri ve dolayısı ile insan sağlığına faydaları olmakla beraber, bir moda alışkanlığı ve özentisi olarak sınır ve zaman tanımıyanlarda çok ciddi organsel bozukluklar yaratır; hatta güneş vurmasına bağlı şiddetli baş ağrıları, sinir huzursuzlukları ve hatta menenjit taklitleri olur.

GÜNEŞ LEKELERİNİN ÖZEL ETKİLERİ

Güneşin insan organizmasını etkileyen önemli bir fenomeni de “Güneş Lekeleri” dir. İlk defa Galile tarafından belirtilen, uzun bir süre gök bilginleri tarafından inkar edilmiş olan bu lekeler, son zamanlarda kozmik etkileri nedeniyle önem kazanmıştır. Bazen çıplak gözle de farkedilen bu lekelerin uzunluğu 100.000 Km. yi bulur. Zaman zaman bunlar, güneşte daha aktif bir faaliyet, bir püskürme faaliyeti gösterirler. Bu görüntüleri esnasında, çok önemli kuzey kutup kızıllıkları, mağrıetik kasırgalar, toprakta çok kuvvetli tellurjik akımlar oluşur.

Ünlü astronom A. Moreaüx’nun zaman zaman zevkle bir bilim hikayesi olarak okuduğum “ilmin Bilmeceleri” adlı eserinden birkaç satırı aynen alıyorum:
“Hayatımın bir kısmı öğretmenlikte geçmiştir. Genel olarak büyük mağrıetik sapmanın olduğu günlerde cezalar çoğalmaktaydı ve güneş lekeleri yalnız pusulayı sarsmıyordu ; duyarlı çocukların organizmalarını da sarsıyordu. Güneşe bağlı atmosfer elektriğinin karakterimizi, değişik mizacımızı, davranışlarımızı müteessir ettiği bir gerçektir; ve hatta politik ilişkileri ve hatta savaşları ilgilendirir. Yarım asır içinde kuvvetli ordulu Almanya’nın Avrupa’da diğer memleketlerle yaptığı savaşların güneş krizleri zamanına rastlaması dikkati çeker.”

“Naturisme” denilen doktrının Hippocrate’dan sonra yeniden kurucusu olan ünlü doktor Carton, “Tabiatın Ritmleri” ni incelemelerinde, güneş lekelerinin en az veya en azgınlıkları zamanlarına göre, insan hayatında duraklama ve çöküntü aksine, sinir kamçılamaları ve olayları tespit etmiştir. Hatta daha ileri giderek, güneşin aşırı faaliyetleri dönemleriyle sosyal, milli ve uluslar arası hırçınlıklar ve ayaklanmalar arasında, bir tesir ilişkisi kurmuştur. Buna karşılık güneş lekelerinin sükünet zamanlarında dünyada genel bir huzur görülmektedir. Carton birçok savaşlara ait örnekler vermektedir. Birçok yetkili doktorların, güneş lekelerinin en yüksek faaliyetleri esnasında, birçok kronik hastalıklarda tespit ettikleri azgınlıklar, dikkate değer.

AY DÖNEMLERİ VE İNSAN RUHU

Yıldızlara ait akımlar yani kozmik ışınların etkileri son;zamanlarda bir “Cosmobiologie” dalı olarak ilerlemeler kaydetmektedir. Bu dar sütunlarda bunu bir tarafa bırakarak, daha ziyade dünyamıza en yakın bir yıldız olan ve en eski zamanlardan beri hakkında çok şeyler yazılmış bulunan Ay’ın etkileri hakkında bir özetleme yapmakla yetiniyoruz.

Eskilerin ay dönemlerine, bağladıkları tesirlerden bir kısmının boş inançlardan ibaret olduğu bir gerçektir. Ancak bunlardan bazıları bilimsel kontrollere ve denemelere dayanmaktadır, özellikle geçen asrın sonlarında ünlü fizikçi Arthenius bu problemi ciddiyetle ele almış ve ay seyrının kasırgaların dağıtımında, arz mıknatısının bozukluklarında, kadınların ay başlarında, sara nöbetlerinde düzenli bir tesiri olduğunu meydana çıkarmıştır. Görüşün esası, atmosfer elektriğinde ay dönemleriyle bu çeşitli fenomenler arasındaki ara faktörü bulmaktı. Halen atmosferik cisimler ve dünyamızdan 10 Km, yükseklikteki gaz cisimleri arasındaki hava sınırları, “Atmosferik zamanlar”, bu görüşü doğrulamaktadır. Ancak kutuplara ait yüksek atmosfere bağlanan gerçek ve objektif elektromağrıetik fenomenlerin oluşuna rağmen zamanımız bilimi bu hususta henüz aydınlanmış sayılamaz.

Hekimlikte bilimin kabul ettikleriyle, halk inançları arasında bir boşluk vardır ve doğrudan doğruya bilimin ispatlamadığı esrarlı olaylar mevcuttur. Ayın insan ruhu üzerindeki tesirleri 2 ayrı kutupta toplanmaktadır.

Eskiler özellikle büyücülüğün hakim olduğu devirlerde, bazı ruhsal bozuklukları ayın tesirine bağlar ve bu gibi insanlara “Lunatie” derlerdi. Uykuda oldukları halde uzak yerlere gidip dolaşanların mağrıetik olarak ay tarafından çekildikleri ve yataklarından çıkıp ona doğru yaklaşmak zorunda kaldıklarına inanılırdı. Bu bir ay hastalığı idi ve bu seyahat esnasında uykunun devam ettiğine ve uyandırılmanın tehlikeli olduğuna da inanılırdı.

Bunun gibi sara gibi diğer bazı devri bozukluklar ay hastalığına bağlanırdı. Şüphesizki gece vaki olan birçok devri hallerin ay fenomenleriyle bir ilgileri yoktur ve bunların etkenleri başka ve değişiktir. Ancak bazı vakalar, özellikle ay dolgunluğu zamanında daha çoktur. Bunların da ay ışığının bollukla yatak odasına girmek suretiyle uyuyanın rüyasını etkilemesine bağlanmıştır. Nitekim bu gibi vakalarda ışıktan korunma, gece dolaşmasını engeller. Her halde bu gibi insanlarda bir “İşığa Eğilim” vardır ve nitekim yüzlerine yakın lamba yaklaştırılmak suretiyle bu aynı hal uyarılmıştır.

Bütün bunlar beriaraf edildikten sonra ay devreleriyle ilgili bazı bozuklukların mevcut olduğunu kabul etmekle beraber, bilimsel bir aydınlanmaları yoktur. Ancak bazı sara nöbetleriyle ay dönemleri arasında yakın ilişki olduğu günlük müşahedelerimizdendir. Bazı saralar yeni ayın başlamasından ewel belirirler.

Dünyanın birçok yerlerinde, halk inancına göre, ay dönemleriyle insan üremesi ve tarlaların bereketleri arasında ilişki vardır. Sevdalıların hatıralarında yer alan ay tesirleri, yalnız şairlerin tasvir ettikleri ve ilhamlar veren mehtaba ait değil, bu yıldızın kozmik özelliklerine de bağlıdır. Fizik sevgi dolunaya ait bir dürtü kabul edilmektedir. Bazı memleketlerde bazı tanınmış kadın doğum uzmanları, dolunay ve yeni aydan önce veya sonraki günlere göre, kadın ay başlarındaki değişikliklere ait dolgun istatistikler yayınlamışlar. Bazıları da ay dönemlerinin ilkbahar mevsimindeki krizler gibi cinsel içgüdü fonksiyonuyla bir ilişkisi olduğunu belirtmişlerdir.

avatar
  Subscribe  
Bildir