[Fizikçi] Paracelsus biyografisi, hayat hikayesi, buluşları (1493~1541)

0
17

Basel şehri ve Basel Üniversitesi çok kalıpçı bir yaşayışa sahipti. Halk, Allah ve Kilise korkusu içinde idi Profesörler, kitaplarda gösterilen her şeyi kesinlikle doğru kabul ediyorlardı. Aristo ile Galen’in fikirlerinden hiç şüphe edilmiyor, doğruluğu araştırılmıyor, aksine kesin doğrular olarak kabul ediliyordu. Bu duruma bir etken, eğitim dilinin Latince olması idi. Almanca ilim ve felsefenin derinliklerine inebilecek, onların tartışılmasının yapılabileceği bir dil değildi Halk ise latinceyi pek anlamıyor, bu dilde tartışmalara giremiyordu.

1526 yılı yaz mevsiminde. Basende merakla meşhur bir doktorun gelmesi bekleniyordu. İn sanlar aralarında, bu adamın ne yenilikler getirebileceğini tartışıyorlardı. Tedavi usulü hakkındak’i raporlarının ünü kendisinden önce Basel’e ulaşmıştı. O, mucizevi İşler yapıyordu. Ya Tanrının emrinde çalışan birisi idi veya kendisini yaratan Tanrının büyük lütfuna uğramış ender insanlardandı. Dedikodular devam ederken. Paracelsus geldi. İlk bakışta çok kuvvetli, dayanılmaz bir adamdı. Başında kadife bir şapka vardı. Uzun saçları, canlılık dolu yüzünü çevreliyordu. Gözleri çok koyu ve derindi. Gayet geniş omuzlu, heybetli bir görünüşe sahipti.

Yürüyüşünden, kendisinden emin, neyi, ne için yaptığını bilen bir insan olduğu anlaşılıyordu. Yanından sarkan kılıcı ve rüzgardan uçuşan pelerini ile büyük bir doktordan ziyade bir orta çağ şövalyesine benziyordu. Her hali ile mükemmel bir insandı. Profesörler ve şehrin ileri gelenleri hayretle ve hayranlıkla onu izliyorlardı. Paracelsus konuşmaya başladığı zaman dalgınlıklarından silkindiler. Sesi de çok etkili, büyüleyici, ahenkli ve dostane idi. Bu sesi İle Paracelsus dost ediniyor, toplumu arkasından sürüklüyor, kırmışı yanaklı Alman kızlarının yüreklerini hoplatıyor ve pek çok karışık durumda kendisini savunabiliyordu.
Bu özellikleri ile çalama hayatında sıkıntı çekmiyordu. Bürosunda çok meşguldü. Henüz çok genç. 36 yaşında olmasına rağmen başarılı bir doktordu. Ayrıca sempatikliği nedeni ile de çok
çabuk ve kolay dost ediniyordu. Bütün yetkililer ona destek oluyordu. Kısa zamanda herkesle dost oldu, kendini sevdirdi ve kabul ettirdi. Bunun sonucu üniversitede ders vermesi istenildi.

Bu konferansları Avrupanın eğitilmesi ve Tıp bilimi açılarından çok faydalı oluyordu.
Paracelsus üniversite kapısına konferanslarının ilanım bizzat aşmıştı. Ancak bu İlan normal bir duyuru değildi. Kendisi bazı açıklamalarda bulunuyordu iyi eğitilmiş, büyük adam, Aurlolus Thecphrastus Bombastus von Hohenheim, Galen’in ve Arap bilgini ibni Sina’nın fikirlerini tekrar etmiyordu. Kendi araştırmalarına ve çalışmalarına dayanarak hazırladığı doğa kitabından edindiği bilgileri aktaracaktı.

Bu küstahlik sayılabilecek duyuruyu o denli hazırlamıştı ki, konferans salonu tıklım tıklım dolmuştu. Sonra, herkese sırıtarak Almanca olarak konferansa başladı. Bu inanılmayacak bir durumdu. Öğrenciler çok memnun oldular, fakat profesörler hayret ettiler, bu o zamana kadar alışılagelmemiş bir olaydı ve bu onlar için sadece bir başlangıç idi.

Paracelsus doktorlara ve aksi süratlı profesörlere hücum ederek konuşmasına başlamıştır. Kalıpçı insanlardan nefret ettiğini, onları küçümsediğini söylemiştir. Kitaplar ölü cisimlerdir. Doğa ise canlı idi, cazipti ve doğrularla doluydu. Kitapları yalnız yalanlar ve hatalar kaplamıştır. Kitap okuyanlar kendi kendilerini tatmin etmektedirler. Paracelsus, kendi açısından hiç kitap okumadığını, ancak diğer doktorların toplam bilgilerinden daha fazla bilgiye sahip olduğunu iddia etmiştir. Kendisini dinleyenlere Tıp ve Kimya konularında onların hayal bile edemedikleri hususları anlatmıştır.

İlk konferansından sonra kendisine gösterilen ilgi son derece artmış ve o zamanının büyük adamları sınıfına sokulmuştur.

Paracelsus etrafına, öğrencilerine empoze ettiği, profesörlerin kafalarını karıştırdığı bu bilgileri nereden ve nasıl elde etmişti? Doğal bir olayla, kalıtım yoluyla kendisine geçen zekasından.

Babası çok iyi bir aileden gelmekte idi ve doktor olmak için eğitilmişti. Annesi ise Eins ede’n hastanesinin en başarılı hasta bakıcısı idi. Wllliam Bombastus von Hohenheim, yani Paracelsus’un babası ite tanışıp evlenince görevinden ayrılmış ve bir doktor hanımı olarak evinde işlerine dalmıştı.

Böyle bir anne ve babadan. Paracelsus 1490 yılında İsviçre’nin Schwys kantonu. Einsiedsln şehrinde doğmuştu. Küçük yaşında babası ile birlikte tıp tahsil etmiştir. Babası eski bilgilere inanıyordu ve oğlundaki kendi kendine araştırma yapma kabiliyetine sahip değildi.
Paracelsus 16 yasına gelince, 20 sene sonra profesör olarak ders vereceği Basel üniversiteline öğrenci olarak girmişti Henüz 16 yasında olmasına rağmen okulun monotonluğu onu sıkmış ve ayrılmıştır. Oradan. J Trithemius ile kimya çalıştığı, Sponheim’e gitmiştir. O sıralarda kimya bilimi henüz bilinmiyordu. Halen eski kimya, simya geçerli idi. Bütün laboratuarlarda amaç filozof taşım (Basit madenleri altına çevirebileceğine inanılan, ancak kimsenin bulamadığı büyülü bir taş yaratabilmekti.

Paracelsus’un bu konuda ne düşündüğün-kimse bilmemektdir. Fakat o kimya ilminden bir şeyler öğrenmiş ve bunları bütün ömrü boyunca kullanmıştır. Bu meraklı çocuk Sponhçim’da da Bssel den daha fazla bir şey bulamamıştır. O, do gayı derinlemesine araştırmak istiyordu. Kendisi araştırma yapabileceği, yeni bir şeyler bulabileceği bir hayat istiyordu. O sıralarda böyle bir yaşantı Tirol madenlerinde bulunabilirdi. Bu madenler, zengin Fuğger lerin malıydı. Ailesinin forsu saye sinde Paracelsus oraya gidebilme imkinim bulmuştur.

Orada aradıklarına kavuşmuş madencilerin arasında pek çok yeni şey öğrenmiştir Maden İşçilerinin nasıl ezildiğini, dövüldüğünü, öldüğünü görmüştür Kazaya uğrayanlara, yaralananlara yardım yolu’ini araştırmış yani kısacası Tirol’de doktorluk yapmayı öğrenmiştir.
Orada kitap okumanın faydasızlığnı, meşe lelere direkt temas edilmesi gerektiğini kesinlikle görmüştür. Bundan sonra daha derinlemesine araştırmacı olmuştur. Ona göre cinsen doğa kitabını okumalı ve yaprakları üzerinde yürümelidir. Uzun yıllar Avrupada çeşitli araştırmalarda bulunmuştur, hatta doğuya gitmiş Suriye ve Hindistanda denemeler yapmıştır. O sıralarda «Cahil serseri» lakabını almıştır. Cahil kelimesi kendisine pek yaktşmamakla birlikte, gezginci bir doktor olarak az para kazanan, fakat lüks yaşantıları seven, giyime ve içkiye fazla para harceyan bir insandı.

Böylece kasılarak, kendisinden emin bir halde Avrupa’yı dolaştı Esasında bir şair ve bir öğrenciydi. Gittiği her yerde bilgi topluyordu. Hafızası mükemmeldi Kafasındaki bilgileri sınıflandırmasa bile bu bilgiler heran kullanılmaya hazırdı. Çeşitli ülkelerde, insanları tehdit eden belli başlı hastalıkları incelemiştir. Her yerde mahalli etkenleri araştırmış ve onlar üzerinde çalışmıştır. Benimsediği prensip şuydu »Kendi halkımı bilmek bütün insanlığı bilmek demektir.

Mesleğine çok düşkündü. Ona göre doktorlar. İnsanlığa hizmette hiç bir fedakarlıktan kaçınmamalıydılar. Şereflendirmek ve yükseltmek istediği bu mesleği, küstahliga varan üstünlük iddiaları ile maalesef alçaltıyordu. Bunu fark edince üstünlük iddialarından nefret etmiştir. Ayrıca dar kafalı, amaçsız yaşayan insanlardan da nefret ediyordu. İçi sonsuz bir ihtirasla, adeta bir kruvazorun ateşi ile doluydu. Düşmanlarını zayıflatarak, kendisine, yenileştirme faaliyetini yerleştirebilme amacı için zafer kazandıracak noktaları ve gerçekleri arıyordu.

Paracelsus, Basel’de, konferansları esnasında kendisi ile birlikte fikirleri Almanca tekrarlatan, doktorlara karşı çıkan adamdır. Fakat yaptığı bir hareketle halk üzerindeki bütün sempatisini bir anda yitirmiştir.

Bir gün üniversite bahçesinde öğrenciler bir bayramı kutlamak için toplanmış, ateş yakarak, dans edip eğlenirken, kapıda her zamanki haşmeti ile Paracelsus görünmüştü. Elinde iki kitap tutuyordu. Bunlardan biri Galen’e, diğeri İbni Sina’ya aitti. Bunları herkesin göreceği şekilde basının üzerine kaldırmış sonrada »Eskinin ölümü, yeninin doğuşu» diye bağırarak kitapları ateşe atmıştır »Böylece bunların içindeki hatalar ve insanları yanlış yola sevk eden fikirler yok olacaktır, içlerinde gerçek varsa zaten yok edilemez» demiştir.

Bu hareketi yaparken tamamen ruhsuz, çılgın bir adamdı. Sadece gerçeği arıyordu. Tıp biliminin Tanrılarına karşı yapılan bu denli bir hakaret Basel de nefret uyandırmıştı. Kendi öğrencileri bile çok şaşırmıştılar. Onu sevmeyenler şimdi güçlü duruma geçmişler, ondan korkanlar, şimdi toplumun ona karşı yöneliminden cesaret alarak hücuma başlamıştırlar. Derhal sahte doktor, şarlatan olarak nitelendirildi. Karakteri küçümsendi. Doktorluk diplomasinin varlığını ispat etmesi istendi. Sözleri, metotları reddedildi, yalancılıkla itham edildi Bütün popülaritesi bir gecede yok oldu Paraceisus, bir şehir dolusu düşmana karşı tek başına kaldı.

Fakat, halen doktorlar hakkında düşündüklerini söylüyor, sağlık uzmanlığı görevine devam ediyordu. Herkes ona karşı idi, ancak onu durduramiyorlardı, o savaşına devam ediyordu. Yenik düşmüştü, fakat tıbbın kurumuş kemiklerini sarsa bilmişti. Bir ateş yakmıştı ve bunu devamlı körüklüyordu. Paracelsus’dan nefret edilmesine rağmen cesareti nedeni ile takdir ediliyordu. O bir kabadayı, sevilmeyeni bir adamdı, fakat görevini biliyordu. Bir hadisede diğer doktorlar tedavi yolu bulamadılar ve bu şarlatana başvurulmak zorunda kalınıldı. Piskopos Cornellus von Lichtenfels ölüm döşeğinde iken bütün doktorlar hayatından ümidi kesmişlerdi. Piskopos kendisini bir tek kişinin kurtarabileceğini biliyordu ve Paracelsus u çağırttı. Piskopos böyle bir dönüş yapmak istemiyordu, ancak yaşamak da istiyordu. Paraceisus geldiği zaman hastaya şöyle bir bakmış ve onu iyileştirebileceğini söylemiştir. Ancak bir düşmanla karşı karşıya olduğunu biliyordu. Bu nedenle her şeyden önce ücret konusunu ele almış ve oldukça yüksek bir ücret istemiş, «İyileştirirsem bana ödemede bulunursunuz» demiştir. Cornelius hiç düşünmeden bu teklifi kabul etmiştir. Zira o anda hayatını satın alıyordu.
Paraceisus onu tedavi ederek, iyileştirmiştir. Sonrada parasını almak istemiştir. Fakat Cornellus onun yüzüne kahkahalarla gülerek, bunun çok fazla olduğunu, bunu mahkemede bile ispat edebileceğini, ancak isterse miktarın yarısını vermeye hazır olduğunu Söylemiştir. Paraceisus bu teklifi reddetmiş, kendisinin şerefi ve meslek gururu kırıldığı için mahkemeye müracaat etmiştir. Mahkemede hakimler maalesef tarafsız davranmamışlar, şarlatan olarak nitelenen Parace’suşa had dini bildirmek için iş birliği yapmışlar ve Piskoposun yanında yer almışlardır. Paracelsus’un müracaatı geri çevrilmiştir. Büyük bir hakarete uğradığının farkında olan Paraceisus, Cornelius hakkında, hiç de hoş olmayan düşüncelerini her önüne gelene söylemiş, tabi bu ona fayda yerine zarar getirmiştir. Düşmanları tek cephede birleşmiştir.
Paraceisus Basel’de iki seneden az kalmış, ilk önce son derece fazla itibar kazanmış, sonrada bunu yitirmiştir. Etrafında kendisini savunan ve yardım eden çok az insan kalmıştı.
Piskopos, doktorlar, profesörler, hekimler, hepsi onun karasındaydılar. Bir araya gelip bu karışıklık çıkaran, problem yaratan insandan kurtulma çareleri arıyorlardı. Büyük bir çoğunluk onun doğrudan doğruya sihirden kovulmasını istiyordu, birkaç tanesi ise öldürülmesine taraftarı idi. Paraceisus kendi yabanı metodu ile bu insanları, atalarım ve çocuklarını küçümsemiş, onlara hakaret etmişti.

O sırada adalet mekanizması bağımsız olarak işlemiyordu. Devrin ileri gelenleri yargı organlarını istedikleri gibi kullanıyorlardı. Bu doktoru sakat etmek veya öldürmekle sukuneti sağlayacaklarına inanıyorlardı. Bir dostu bu gelişmeleri haber almış ve Paracelsus’u uyarmıştı.
Doktor korkak değildi, ancak düzinelerle insana karşı da mücadele edemezdi. Bu nedenle derhal kaçtı. O denli ani kaçmıştı ki, kendisine ait hiç bir şeyi yanına almamıştı. Acele ile bir gece, bir daha dönmemek üzere Basel’i terk etti. Çok az olan dostları, kitapları, araçları ve hatta giysileri orada kalmıştı. Tek başına, uzun yıllar araştırma yaparak dolaşmış, hiçbir zaman doğru dürüst evi olmamış, ancak Basel’den aleyhine yükselen sesleride dindirememişti.

Devamlı olarak kurtulmak için direniyordu. Yine fikirlerini savunuyor, geçmişteki bulguları kötülüyordu Colmar, Nurenberg, Appenzell onun sesini duyan şehirlerdendi. Ancak her gittiği şehire kısa bir süre sonra Basel’dan haberler uçuşuyor ve bu tip peygamberini başka yerlere sürüklüyordu. Gittiği her yerde skandal çıkıyor, birkaç aydan fazla barınamıyordu, ihtiyaç ve sefalet içinde idi, birkaç vakaya bakabiliyordu. Deney yapacak laboratuvar kuracak, yazılar yazacak imkan bulamıyordu. Göçebe bir araştırmacı idi. Böylece Zurlh’l, Pfeaffers’i, Middleheim’i, Meran’ı, Vlllach’ı Augsburg’u gördü.

Bu denli üzüntü, sıkıntı içinde bir dehaya rastlamamıştır. Uzun yolculuklar, zor yaşama şartları yeni çağ ilmindeki bu Protestanı yaşlandırmış, çökerimişti. Fakat hiç bir zaman susmamış, bildiği gerçekleri bütün dünyaya haykırmıştır.

Basel’den kaçtığında 39 yaşında idi. En sonunda kendisine İltica hakkı tanındığında ise 50 yasını geçmişti. 10 seneden fazla bir zaman Avrupanın her yanını dolaştı. Yanlızlık ve anlaşılamamak onu İçin İçin yitip bitirmiştir. Kendi, kendi bilgisinin, dehasının değerini, bulgularının gücünü biliyordu. Fakat hiç kimse onu dinlemiyor, ona inanmıyordu. 1541 de Salzburg başpiskoposu Emst bu gezginci araştırmacıyı evine davet etti. Paraceisus son derece mesut bir şeklide on, ya gitti Uzun zamandır istediği imkanları bulacaktı, bir laboratuvar, üzüntüden arınma, sakin bir yaşantı Artık düşüncelerini yazabilecek, kuramlarını deneyecek, bütün planladığı, hayal ettiği binlerce şeyi gerçekleştirebilecekti. Tabi bütün bunlar için zaman lazımdır.

Fakat zaman çok kısa İdi Salzburg onu sadece birkaç aydır tanıyordu. Nasıl olsa, tam Pareçelsus kendini emniyette hissederken Dasel’den bir haber gelebilirdi. Oysa Paracelsus artık sakin yaşamak İstiyordu, masumdu ve bir dost bulmuştu.

Paracesus her zamanki hali ile, rüzgarda uçuşan pelerini, yanında şakırdayan kılıcı, ağarmış saçları ve muntazam şapkası ile yola koyuldu. O uğursuz 24 Eylül 15 günü Paracelsus o eve neden gitti. Bir skandal avcısının eline mi düşmüştü, yoksa sadece konuşup bir kadeh bir şey içmeyemi? Amaç, ne olursa olsun o odaya girdiği anda, ölüm onun omuzlarına çöreklendi. Ancak ölüm nedeni karışıktır. O odada bıçaklanmış olabilir veya bir diğer iddiaya göre; şehiri ve çok sevdiği doğayı seyretmek üzere çıktığı yürüyüş esnasında bir uçurum kenarına gelmiş, akşam güneşi yüzüne vururken uzaklarda kayaların üzerinden akan suların kıyımdaki kumlar parıldıyor ve bu büyük adam güven içinde geleceğinden emin, geçmişte ziyan olmuş zamanım değil, gelecekte yapacağı çalışmaları düşünüyordu. Bu ara, arkasında bir kıpırdanma oldu, bir nefes sesi duydu, elini kılıcına götürdü, geç kalmıştı. Arkasındaki şahıs onu itmişti bile. Paracelsus uçurumdan aşağıya düşerek ebediyen sustu. Tarihte bu olayın kesin suçlusu bilinmemektedir. Ancak kendisi unutulmamış, St. Sebastian kilisesinin bahçesine gömülmüş sonrada adına bir heykel yapılmıştır. Paracelsus Spinoze. Galile, Hervey, Lister, Faraday küçük asi topluluğuna dahildi.

Paracelsus yaratıcı bir dahi değildi. Sadece tanrılaştırılmış şahıslara karşı gelen biri idi. Doğayı yükseltmeye çalışmış, kalıplaşmış kitapları yakarak insanları devamlı olarak araştırmaya yöneltmek istemiştir. O yorulmayan, yılmayan, engel tanımayan bir hakikat arayıcısı idi.

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz