[Fizikçi] Galileo Galilei Biyografisi (1564~1642)

0
117

Galileo Galilei’nin hayatı ve buluşları.
Galileo Galilei nin yaptığı çalışmalar.

Gaille, soyadından çok adı ile anılır. Eski bir geleneğe göre ad, soyada ses bakımından uyumlu bir sözcük olarak türetilir ve en büyük erkek çocuk için kullanılırdı.
Michelangelo’nun Gaille’nin doğumundan üç gün önce ölmesi, elden ele geçirilen bayrak gibi sanatın bilime “el vermesi” biçiminde yorumlanmaktadır.

Gaile’nin geleceğini babası saptamaya uğraşıyor, zamanla yitirdi varlığının eriyisim matematik uğraşısına bağladığı için oğlunu matematikten bilerek uzaklaştırıyor ve hekim olmasını istiyordu. O zamanlar (belki bu gün de) bir hekimin kazancı matematikçinin otuz katı kadardı. Galile’nin yalnız matematik, fen ve hekimlik değil, o zamanki yeniden doğuş (rönesans) insanlarının çoğu gibi müzik yetenek de vardı. Kısa sürede lavta (ud çeşidi bir müzik aleti) ustası oldu. Hatta bir ara ressamlığa yönelmeyi düşündü. Müzisyen ve matematikçi babaya göre, Galile elbise ticaretinde de başarılı olabilir, soylu aileyi fakirlikten kurtarabilirdi. Fakat bu uğraşıları soyluluk İle bağdaştıramadı  Sonuçta Piza’da tıp eritimi yapması kararlaştırıldı.

Resim, müzik hatta o zamanların akla gelebilecek her uğraşısında başarı gösteren Galile, babasının arkadaş toplantılarına da katılıyor ve bu sayede çeşitli konulardaki bilgisi hızla genişliyordu. Babasının matematikçi arkadaşlarından biri öğretmen Ricci İdi. Ona yaptığı ziyaretlerden birinde, öğrencilerine ait teoremlerini nasıl canlı ve inandırıcı bir biçimde isbat ettiğini gördü ve babasının karşı çıkacağını bile bile bol matematik dersleri aldı .Derslerin ilerlemesiyle birlikte Arşimed’in çalışmalarını da öğrendi.

Yıllar geçtikçe yalnız başkalarının yaptıklarını öğrenmek ya da olayları gözlemek yetmez oldu. Eski bilginler gibi “taş neden yere düşüyor” sorusunun değil, “taş nasıl yere düşüyor” sorusunun cevabını bulmalıydı. Bunun için olayın tamamı parçalarına ayrılmalı ve daha da önemlisi bu parçalar herkesin kabul edeceği bir kesinlikle ifade edilmeliydi Bunun tek yolu ölçmeler yapmak, yani matematiği kullanmaktı. Fakat parçaların ayrı ayrı ölçülmesi olayın tamamı hakkında bilgi vermiyordu. O halde bu ölçmeler birbirleriyle ilişkilendirmeliydi. Bugün bu yaklaşım “model kurma” adıyla bilinmektedir. Gerçi Galile yeni bir yöntem bulmuş değildi fakat hayran olduğu Arşimed’in on sekiz yüzyıl önceki uygulamalarını çok daha iyi anlaşılacak biçimde canlandırıyordu. Galile aynı zamanda çok iyi bir yazar olduğu için, anlattıklarını okuyanlar olayları sanki onun deneylerine katılmış gibi yaşıyorlardı. Bu kalem gücü hem adını geniş bir çevreye tanıtıyor hem de deneyciliği vazgeçilmez bir düzeye çıkarıyor ve sevdiriyordu.

Bu deneylerinden birincisini, daha 17 yaşında bir tip öğrencisi olduğu yıllarda yaptı. Sabah ayini için gittiği kilisede büyük bir avize açık pencerelerden giren rüzgarın hızına bağlı kalarak bazen az, bazen çok sallanıyordu. Avizenin düşeyden ayrılışı (açılımı) ne olursa olsun, açılım zamanı değişmiyordu. O zamanlar kolunda veya cebinde saati bulunmayan Galille, zamanın değişmediğini nabız atışlarını sayarak anladı. Eve döndüğünde aynı boyda iki sarkaç yaparak farklı açılımlarda salınmalarını sağladı. Açılımların birlikte olduğunu görerek kilisedeki gözlemini doğruladı Buradaki temel sorun, zamanın doğru ölçülmesiydi. Nabız saymanın yeterli olmadığın görerek bir kaba damla damla boşalan suyun binken miktarıyla küçük zaman aralıklarını saptamaya çalıştı. Fakat bu yöntem de yeterince duyarlı bir sonuç vermiyordu. Zamanın saptanması Galile’nin çözemedi bu sorun olarak kaldı. Fakat işin şaşılacak yönü, ölümünden sonra Galile nin sarkaç saslırıtlarını kullanan Huygens in saati yapmasıydı. Gallie, sıcaklığın ölçülmesi için bir de Termoskop yaptı. Bu gazın genleşme ve büzülmesine dayanan bir termometreydi. Fakat bu alette güvenilir ölçümler yapılamadı ve sıcaklık ölçmelerinin duyarlı bir biçimde yürütülmesi yüzyıl sonra gelecek Amontos’u bekledi Bu ve benzer ölçme yöntemlerinin yeterli olmaması bilimsel gelişmeleri büyük ölçüde engelledi.

22 yaşında hidrostatik terazi adlı küçük bir kitabının yayınlanmasıyla bilim dünyasının dikkatini çekti, özellikle düşen cisimler haklarındaki bulgular eski inanıştan tamamen değiştirdi. O zamanlar hemen herkes Aristo geleneğini izleyerek, bir cismin ne kadar ağır olursa o kadar kısa zamanda yere düşeceğine inanıyordu.
Galile yaptığı çeşitli deneylerle bunun yanlışlığını kanıtladı .Tüy, yaprak gibi cisimlerin ağır ağır yere düşmelerinin nedeninin, bu cisimlerin hava ile sürtüşen geniş yüzeyleri olduğunu gösterdi. Ayrıca havasız bir ortamda bütün cisimlerin aynı hızla düşeceklerini öne sürdü, fakat o zamanlar böyle bir ortam oluşturacak teknik imkanları yokluğu yüzünden iddiasını kanıtlayamadı. Ama, sonraki yılların ilerleyen tekniği vakumu oluşturduğunda, Galile’nin haklı olduğu anlaşıldı.

Aktıkları farklı iki cismin aynı anda yere çarpacaklarını göstermek için, biri diğerlerinden on kez daha ağır iki top güllesini Pizza kulesinden aynı anda attığı söylenirse de, aslında bu deneyi Galile’den birkaç yıl önce Stevinüs yapmıştır Deneyi kim yapmış olursa olsun, düşen cisimler hakkında Aristo mantının yanlışlığı ve Aristo fiziğinin tutarsızlığı Galile zamanında anlaşılmıştır.

Zamanı yeterli duyarlılıkla ölçememesi sonucu “Galile. “yer çekimi” kavramını biraz deştirerek cisimlerin hareket ilkelerini eğik düzlemlerde gösterdi. Böylece, düşme hızının cismin ağırlığına bağlı olmadığını ispatladı. Yine aynı düzlem üzerinde hareket eden bu cismin hızının giderek ve sabit bir miktarda arttığını göstererek, kendisinden yüz yıl önce bu gerçeği fark eden takat açıklamayan Leonardo da Vinci’nin gözlemini ortaya çıkardı.
Böylece, yıllardır tartışılan bir soruna da çözüm bulmuş oluyordu. Aristo, bir cismin Hareketini sürdürebilmesi için, sürekli olarak bir gücün etkisinde kalması gerektiğini söyleyip durmuştu. Buna dayanan Orta çağ düşünürleri, gök cisimlerinin devamlı hareket etmelerini, ancak meleklerin bunları durmadan itmeleriyle açıklıyorlardı. Hatta bu gibi akıl yürütmelerle Tanrı’nın varlığını gösterdiklerine inananlar bile vardı. Buna karşılık Buridan gibi aynı çağın kimi düşünürleri, hem sabit hareketlerin oluşması için bir ilk hareketin yeterli bulunduğunu öne sürdüler işte Galilenin deneyleri bu ikinci oorusu destekliyordu. Düşen cismin hem yer çekiminin etkisiyle gittikçe artıyor, hem de aldığı mesafe zamanın karesiyle doğru orantılı olarak çoğalıyordu. Galile, cisimlerin iki ayrı gücün etkisiyle de hareket edebileceklerini gösterdi. Namlunun ağzından çıkan bir top güllesi barut gazinin itici etkisiyle yatay harekete geçiyor, fakat yer çekimi etkisiyle de düşey hareket ediyordu. iki hareket ayrı ayrı olmuyor ve birbirlerini etkiledikleri için top güllesinin havada İzlediği yol bir parabol biçimini alıyordu. Bu düşüncelerle Galile topçuluk bilimine başlangıç yaptı .Bir cismin birden çok gücün etkisiyle hareket edebilmesi kavramı, havanın, kuşların ve atılan taşın neden hem dünyanın dönüşüne bağlı kaldığını, hem de kendi hareketini yaptığını açıklıyordu. Hatta Köpemik’e karşı çıkarak Dünya’ya İyice tespit edilmemiş cisimlerin uzaya fırlayacağını söyleyenler, neden hiçbir şeyin bu duruma gelmediğini anlamış oldular.

Galile’nin elinde, ne cebrin geomotriye uygulaması olan Descartesin analitik geometrisi, ne Newton’un türev yöntemi olmamakla birlikte, ispatlarını eskilerin geometri yöntemleriyle yürütmesi mekanik biliminin başlangıcı oldu ve ilerki yıllarda Newton un hareketin üç yasasını bulmasını sağladı.

Mekanik üzerine yazdığı kitabında çeşitli cisimlerin dayanıklısını da inceledi ve bu bilim dalını kurdu. Bu cismin dayanıklılığının her yönde artmasının, genel dayanıklılığın azaltacağını gösterdi. Ulaştığı bu sonuç bugün “kupkuk yasası” olarak bilinmektedir. Bir cismin doğrusal uzayan boyutlarına karşılık hacmi onların küpü kadar büyür, takat dayanıklık artışı ancak kareleri kadardır. Cüsseli hayvanların küçük vücutluların ayaklarına oranla daha büyük ayaklı olmadan bu yasanın gereğidir. Örneğin bir geyiğin vücudu filinki kadar olsa, takat ayakları da aynı oranda büyüse, hayvan ayakta duramayıp yere yıkılacaktır. Ayakları daha büyük bir oranda olmalıdır.

Galile ve Newton gibi izleyicililerinin tüm hareketleri cisimler arasındaki karşılıklı “itme” ve “çekme” güçleriyle açıklamaktaki basanları, her türlü hareketin dışlı ve manivelalarla açıklanabileceği kanısını uyandırdı. Evrenin bu mekanik düzende ele alınması alışkanıığı 300 yıl kadar sürdü ve durumun bu görüştekilerin sandığı kadar basit olmadığı anlaşıldı.
Aristo fiziğini altüst eden düşüncelerini uzun süre açıklamayan Galile, 1604 yılında Kepler tarafından gözlenen yeni bir yıldızın doğuşunu kullanarak Aristo’nun uzayın değişmezliği kavramını, dolayısıyla fiziğini eleştirdi. Bu, adının yayılmasını ve daha iyi mevkilere gelmesini sağladı Kazancı da eskisinden daha İyi olmakla birlikte borçlarının arkası gelmedi. Evren hakkındaki görüşleri nedeniyle de üst düzey yöneticileriyle her zaman başı derde giriyordu.
Kepler e yazdığı mektuplarında Köpemikin kuramlarına inandığını yazıyor, fakat Aristo İnanışında olanların başka türlü düşünenlere yaptıklarını görerek, gerçek düşüncelerini açıklamıyordu.

1609 yılında Hollanda’da cisimleri büyüten bir tüpün (teleskop) yapıldığı haberini aldı. Bu yeni alet üzerinde çalışarak altı ay içinde cisimleri 32 kez büyüten kendi teleskopunu yaptı. Tersten baktığında çok küçük canlıları da görüyor ve dürbününü mikroskop olarak kulanıyordu. Fakat asıl amacı gökyüzünü incelemekti ve böylece “teleskop astronomisini” başlattı.

Teleskobu ile Güneş ve Ay yüzeylerini İnceledi. Birincisinde lekeler, ikincisinin yüzeyinde engebeler saptadı. Bu bulgular bir kez daha gökyüzü cisimlerinin kusursuz, sadece Dünya’in pürüzlü olduğu Aristo inancını değiştirdi. Güneş üzerindeki lekeleri tek tek izledi ve Güneş’in kendi ekseni etrafında 27 günde bir dönme yaptığını saptadı. Güneş üzerindeki bu çalışmaları gözlerine oldukça zarar verdi ve Galile yaşlılığında gözlerini tamamen kaybetti.
Teleskopla baktığında nokta gibi görünenlerin yıldız, parlak küreler görünümünde olanların ise gezegen olduklarını saptadı. Yıldızların bu görünümü, çok uzak olmaları sonucuydu. “O halde” diyordu Galile, “evren düşünülemeyecek kadar büyüktür”
Gökyüzünde sayısız yıldız olduğunu, hatta parlak bulut gibi görünen Samanyolu’nun çok sayıda yıldızdan oluştuğunu buldu. Jüpiter’in dört uydusunu saptadı ve birkaç hafta çalışarak, Jüpiter etrafında dönüş sürelerini hesapladı. Daha sonra Kepler bunlara “Galile uyduları” adını verdi. Jüpiter ve uyduları, Kopernik düzenine iyi bir örnek oluşturuyorlardı, bir büyük cisim çevresinde dolanan uyduları çekim gücü İle sistemleştiriyordu.
Bundan ayrı olarak Venüs’ün de Ay gibi safhaları bulunduğunu sapladı. Bu, Köpernik kuramının doğal bir sonucuydu Batlamyus ise Venüs’ün her zaman “hilal” öldüğünü öne sürmüştü. Venüs’ün de safhalarının olması güneş ışıkıarını yansıttığının en kesin kanıtı oldu.
Galile buluşlarını “Sidereus Nunçtus (Yıldız Habercisi)” adli yayında açıklayarak hem okuyucularını heyecanlandırdı, hem de eskiye bağlılıklarını kopamayanları kızdırdı. Avrupa’nın en iyi teleskop yapımcısıydı. Bunları her yana göndenyor, ilgililenlerin teleskoplarını kullanmalarını (bir tanesi de Kepler e ulaşmıştı) sağlayıp, kendi buluşlarını doğrulamalarını bekliyordu.

1611 yılında Roma ziyareti sırasında iyi karşılanmasına rağmen, evrenin mükemmel olmadığı, Dünya’nın evrenin merkezinde bulunmadığı yolundaki düşüncelerinden dolayı düşmanlarının sayısı artmıştı. Bunlar Papa Pius V’i de ikna ederek Köpernik’in dinsiz olarak ilan edilmesini sağladılar ve Galile’yi susturmayı başardılar.

Daha sonra papa Urban VIII’in yeni fikirlere açık olduğu düşüncesiyle bulgularını bir temel eserde yayınladı. Bu eserde biri Batlamyus, diğeri Köpernik yanlısı iki kişinin tartışmaları veriliyordu. Papa. Batamyus’u temsil eden kişide kendinin gülünçleştirildiği izlenimini edindi. Durum tehlikeliydi Çünkü hem kitap çoğunluğun okuyabileceği dilde (İtalyanca) yazılmış, hem Çince dahil çoğu dillere çevrilmişti.

Bu durum Galile’nin dinsizlikle suçlanıp Engizisyon Mahkemesi önüne çıkarılmasına neden oldu. Yaşı yetmişe yaklaşan bilgin yorgundu ve geçmişte düşüncelerinden dolayı öldürülmüş Bruno vardı. Bunun için görüşlerinin yanlışlığını kabul etti. Mahkeme kararını diz çökmüş vaziyette dinleyip doğrulurken bir fısıltı halinde “Eppur si müove” (ne derseniz deyin Dünya dönüyor) dediği söylenir. Gerçekten bilim dünyasının kararıda boyieydl. ömrünün geri kalan son birkaç yılında böylece susturulmuş olmasına rağmen, çalışmalarını bırakmadı. Çeşitli başarılarına rağmen kutsal mezarlıkta gömülmesine bile izin verilmedi.
“Dialog” adli yapıtı Roma Katolik Kilisesi’nce yasaklanan kitaplar arasına alındı. Bu durum 1835 yılına kadar sürdü. Fakat Papa Paul Vİ 1965 yılında Piza’yı ziyaretinde Galile’den sitayişle söz ederek, çoğu konularda kilisenin büyük hatalar yaptığını yüzyıllar sonra da olsa ilan ediyordu.

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz