[Filozof] Sokrates biyografisi, hayat hikayesi, sözleri.

0
23

Bir filozof öğretmen ki hala anıldığı yeryüzünde bir tek kitap bırakmamış .., ama hem bir dostu, hem de bir öğrencisi “yarın”lara. “geleceklere anlatmış O’nu. Bizden öncekilere ulaşanlarla, şimdi elimizde bulunanlar işte bu ‘ikinci Elden’ aktarmalardır. Şu anda, O’nun hakkında tüm bildiklerimizi. “Anabasis” yazarı Ksenofon ile, hayran öğrencisi ve vefalı dostu Eflatun’a borçluyuz. Keşke her öğrenci “Hoca” sini böylesine yaşatabilseydi ., acaba dünyamızda daha nice değerlere sahip olamaz mıydık?
Açık hava – Yeşil bahçe dersleriyle ünlü “Hoca” bu gün de yine öğretilerini sürdürür gibi nedense.

İsa’dan önceki 500’üncü yıldan otuz bir yıl sonrasıymış. Eski Atina’da bir heykelcinin gürbüz bir çocuğu doğar. Oğul’un anası ebe’dir. Rahat bir yaşam ortamının meyvelerini toplayarak gelişir. Zamanın düzenli temel bilgilerinden oluşan öğrenimini tamamlar. Savaşta yiğit kişidir, önceleri babası gibi heykel için mermer yontarsa da kendini Filozof öğretmenliğe adar. Böylece insanlara, “Düşünceyi öğretmek” baş kaygısı olur. Ona göre ‘düşünme işlemi’ sormayla, sorguyla başlar.. Kaldı ki okul çağına yaklaşmakta olan her çocuğun uyanan “bilinç”inin ilk belirtisi de ilk sorusu değil mi ? Ayrıca tek, tek “Parça” dan “Bütün”e varım üzerinde sıkı bir dirençle durmuş “özel durum”lara uygulanan doğru bir ilkenin “Genel Durum”lara da uygulanabileceği kaidesini ortaya atmıştır öğretim metodu ise, “diyalogos” demlen “karşılıklı konuşmalardan oluşur. Bu diyaloglarda ele alınan malzeme öylesine geniş ve yaygındır ki işlendikçe bitmez ., zira yordam, ataların saygıdeğer düşün kalıntılarını yeniden ve zamanın ışığında gözden geçirmektir. Geçerli kavramları, eylemleri ve yöntemleri titizlikle inceler, eleştirir ve her birini yeni tanımlamalara, açıklamalara kavuşturur. Yani bir bakıma doğma’ya şüpheyi sokar. Alışılmışlığa, bağnazlığa baş kaldırır. Nitekim, “Her kötülük bilgisizlikten gelir, hiç kimse istiyerek kötülüğe sapmaz.” der ., ve “tek”lerden yola çıkarak “Tümevarım”ın kurucusu olur. Amacı, gelenekçiliğin, donmuşluğun ve değişmezliğin tersine, eskimiş değer yargılarını aklin ve deneylerin süzgecinden geçirmektir. Öylece de bambaşka bir aydınlığa varmayı hedef alır. Dahası, düşündükçe söyler ve söyledikçe düşünür ., ardından “Hiç bir şey bilmediğimi biliyorum.” diyerek insanoğluna öğrendikçe cahilliğinin derecesini anlatmak ister ötekilere karşın, Sokratesçi Okulların hepsi, insan yaşamındaki en son hedefin “Bilgiyle varılan erdem” olduğu yolundaki Sokrates’in görüşünde birleşirler.

Çiçekli kırlarda, açık hava meydanlarında, çevresine toplanan öğrencilerine, ağır ağır gezinerek dersler verir. Yine böyle dalgın bir ders sırasında, öfkeyle çileden çıkmış karısını karşısında bulur ve “Burada boşu boşuna laflar edeceğine, alacaklılar kapıya dayandı Borçlarını öde ” dersini de sessizce alır. Ne var ki Sokrates alçak gönüllü, gösterişsiz bir insandır ., parayı, rahatı, güzel giyinmeyi hor görür. Ama yeni dünya görüşleriyle aydınlanma çağının bir öncüsüdür de… Dersler ilerledikçe, yeni kanıtlar, taze fikirler ortaya sürülür. Geleneksel Çoğulcu Tanrıları kabullenmekle beraber evreni, bir tek Kudretin düzene koyduğuna inanır. Sıradan kişilerin, alışık inançlarını, töresel eylemlerini didik didik eleştirir. Böylece de yürüyen düzene ve çağına ters düşüp onun dışına çıkar. Adı, gençlerin ahlak bozucusu ve toplumun düzen bozguncusuna çıkar. Hele Tanrılar yerine Tek Tanrı yı önermesiyle kızgın bir din düşmanı sayılır. Çağın insan kanunları seri ve kesindir. Filozof, insanların koyduğu kanunları. Tanrıların buyruklarından da daha üstün tutar. Tutuklanır ve ünlü savunmasını yapar ama Atina mahkemesi, kendisini baldıran agusuyla ölüme mahküm eder. Yakınlarının öğütlerine uyarak kaçmayı veya sözlerini değiştirmeyi asla benimsemez. İnançlarının doğruluğuna geçici varlığını kanıt koyarak insanlık tarihinde ölmezliğe ulaşır oysa Atina mahkemesinin yargıçları gibi adı, sanı unutulup gitmişti bile.

İsa öncesi 4’üncü yüzyılından bir yıl geçen hüküm gecesindeyiz kendisini zındanda ziyaret eden öğrencilerine bir ders daha verir. Baldıranı içme saati gelmeden, öğrencilerinden birinin elinde bir saz görür. Sazın nasıl çalınacağını öğrenmek ister öğrencisi: “Üstadım, az sonra ağu içeceksiniz. Çalmaya vaktiniz olmayacak. Bir zevk duymayacaksınız ” deyince “Hoca”, son dersini verir
— “Asıl zevk, sazı çalmakta değil, çalmayı öğrenmektedir”.

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz