Fal nedir, doğru mudur, falın tarihçesi.

0
105

İnsanlar varolduğundan beri zor kararlar öncesinde çeşitli belirtilerin anlamlarını çözme ve böylece kendilerine bir çıkar yol bulma yöntemine sığınırlar. Bu yöntem onlara bir şey sağlar mı acaba?

Bu makaleye, burç kitabımın bana önerdiği şekilde, Venüs saatinde başladım. Kitabıma göre, bu saatte daha bilinçli, uyumlu ve huzurlu bir ruhsal yapıya sahip oluyormuşum. Aynca insanları hoşnut etme çabalarım da, yine ancak bu saatte başarıyla sonuçlanabilirmiş.
Daktilomun başına geçmeden önce de bazı fallara başvurmuştum. Amacım, araştırmalarımı inandırıcı bir şekilde kağıda dökerken önüme çıkabilecek engelleri saptayıp saptayamayacağımı anlamaktı.
Şurası bir gerçek kı, kehanet üzerine makale yazabilecek İdeal bir yazar olup olmadığımı bilmiyorum. Bu kuşku İki nedenden kaynaklanıyor. Birincisi, kendi kendime sorduğum “acaba fala gerçekten inanıyor muyum?” sorusu. Diğeri ise, falımın bana gerçekten kusursuz öğütler verdiğini varsaysak bile, acaba ben bu mesajları doğru algılıyabıllyor muyum?
Birkaç tozlanmış cildin sayfalarını karıştırdıktan sonra bildiğim tek şey, kehanet konusşunun en azından çekici olduğu. Çeşitli anketler, Alman vatandaşlarının yaklaşık üçte ikisinin günlük burç fallarını okuduklarını ve bunların yarısının da burçta yazılanlara inandıkları sonucunu veriyor.
Bu tip gazete astrolojisi, geleceğim görebilmek için in-sanların başvurdukları birçok yöntemden yalnızca biridir. Burçlarla ilgilenmeyen, el falına baktırmayan veya iskambil falı açmayan birçok insan bile, bazan çeşitli İşaretlerin anlamlarını araştırıp yorumlamaktan kendini alamıyor Yoksa şimdiye kadar hiç şöyle bir düşünce oyunu oynamadınız mı kendi kendinize?- “Trafik lambasına gelmeden önce yeşil ışık yanar ve ben hiç durmadan yoluma devam edersem, şu and; kafamı kurcalayan sorundan kurtulacağım demektir!”
Amerikalı davranış bilimcisi B.F.Skinner’e göre bu alandaki birkaç başarılı deneyim, insanların fala olan güvenini arttırıyor. Bilimsel olarak açıklamak gerekirse, bu inanç ve güven, sonradan şartlı reflekse dönüşüyor.
Psikanalizin babası Sigmund Freud, batıla inanmaya eğilimli oluşumuzu, düşüncemizdeki özlemlere dayandırırdı. İyi veya kötü, ama mutlaka somut bir şeyler vaadedllmesını isteyen bir yanımız vardı ve fala inanmamızın kaynağı da buydu.
Hollandalı filozof Baruch Spinoza’ya göre ise, eğer inşalara sürekli bir mutluluk güvencesi verilmiş olsaydı, hiç kimsenin batıl inancı olmazdı, Kuşkusuz birçoğumuza, şans yaşam boyunca yardım etmiyor ve bu yüzden de gelecek İçin bazı sözler veren fala inanmak çekici geliyor
İnsanlık tarihinin elde kalan en eski kitaplarından biri, bir Çin falı kitabı olan “İ Ching-Değişimler”dir. Çin li tarihçiler, bu kitabın yaklaşık 3000 yıllık olduğunu savunuyorlar. İmparator Ch’in Shih-Huang-Tİ, M.ü. 215’te büyük çapta bir kitap yakma eylemine girişmişse de, bu kitap günümüze kadar ulaşabilmiştir.
“İ Ching” büyüleyici bir kitap. 17, yüzyılda Jesuit’ler tarafından Avrupa’ya getirildiğinde Alman dahi Gottfried Wil-helm Leibnız’in eline geçmiş. Leibniz bu kitabın düzenlenişini bir süre inceledikten sonra, kendi geliştirmiş olduğu Bi-nary matematik sisteminin yapısına tıpatıp uyduğunu saptadı Bilindiği gibi, bu sistem bilgisayarın Binary yapıtaşını oluşturmuştu
“İ Ching” Yın ve Yang adlı iki güçten kuruludur. Bu iki güç, doğada bulunan tüm karşıt, ancak birbirini bütünleyen kavramları sembolize ediyor. Dişil ve erkil, karanlık ve aydınlık, zor ve basit gibi.

GERÇEKTE FAL VE KEHANET NEDİR?
Fala ve kehanete olan inanç ve güven çok eskilere dayanıyor. Babil’de, Hltitler’de, Elrüsk’lerde. Yunanlılar’da ve Romalılarda bu iki kavram yaşamın en doğal parçalarından biriydi öyle ki, bundan 30 yıl öncesine kadar Tibet’te medyumluk resmi bir meslekti Trans halindeki bir keşiş gelecek için kehanette bulunurdu.
Eskiden birçok şey fal niyetine kullanılırdı Başlan bulutların şeklinden, şimşeğin oluşturduğu görüntüden veya gök gürültüsünün oluşundan bir şeyler çıkarırdı. Kimisi yaprakların hışırtısına, kimisi rüyalara çeşitli yorumlar getirirdi. Bunların yanı sıra bazıları kurban hayvanlarının karaciğerlerinin durumuna veya kuşların uçuşlarına anlam verirlerdi, örneğin Kelleler’de tam anlamıyla vahşi bir yöntem uygulanırdı: Bir tutuklu, diyaframına sokulan keskin bir aletle öldürülür ve olayı izlemekte olan bir rahip, tutuldunun ölürken yere düşüş biçiminden organlarının titreşimlerine kadar tüm aynntı-ları değerlendirerek kendince bir yorum yapardı.

Tabli bunun yanı sıra zararsız (allar da var Örneğin gelecek yılin bize ne gibi acı ve tatlı sürprizler hazırladığını öğrenebilmek için yılbaşı geceleri baktığımız kahve veya kurşun dökme falları. Sıvı kurşun soğuk suya döküldüğünde hemen donuyor ve ortaya çıkan şekil yorumlanıyor Örneğin bir yılana benziyorsa, msanı zorlu günler bekliyor demektir. Kartal şöhreti, kedi hırsızlık tehlikesini simgeliyor. Pare şekli ise gizli bir aşkın habercisi olarak yorumlanıyor Ancak bu fallar daha çok bir eğlenti niteliği taşıyor. Buna karşılık eski devirlerde kurşun dökme işi ciddi bir uğraşıydı. Örneğin Almanya’da bu fala bir kadının lanetlenip lanetlenmediğini anlamak için bakılırdı. Eğer dökülen kurşun ince bir iğne kılığında katılaşırsa, bu falına bakılan kadının lanetlenmiş olduğu anlamına gelirdi.
Şimdi gelelim en önemli soruya: Fallar yaşanacak olay-lan bildirmede gerçekten etkin mi? Yanıt, sizin konuya olan yaklaşımınıza bağlı. Aslında medyumluğun tüm bu sistemleri belirgin bir temele dayanıyor: Rastlantı.

Okülistler ve fal sanatının taraftarları ise bunu kesinlikle yadsıyarak, gerçeğin rastlantı gibi şeyleri kesinlikle tanımadığını belirliyorlar. Onlara göre bizim rastlantı olarak nitelendirdiğimiz şey, gerçeği başka bir ortamda tekrar yansıtan doğa yasalarının bir ifadesinden başka bir şey değil Bunlar dayanak olarak genellikle C.G. Jung’un “Senkronisite” teorisini kuüamyortar (June bu teorisini açıklanamayan rastlantı ve uyuşmaları açıklamak amacıyla geliştirmişti.) Yani gerçekte rastlantı diye bir şey olmadığım ve rastlantı gibi görünen bazı olaytann da kesinlikle bir açıklaması olduğunu savunuyorlar.
Araştırmacılar ise sorunu başka gözle görüyorlar. 17 yüzyılda Pascal ve Fransız matematikçi Pıerre de Ferma! gibi büyük araştırmacılar tarafından geliştirilip uygulanmaya başlayan olasılık hesaplarına göre, olasık dışı bir şey yalnızca hayaldir. Eğer yeterli süre tanınırsa herşey ve her olayın olabilme şansı eşittir Yalnızca kısa sürelerde bazı oluşumlar istatistik olarak daha büyük bir şansa sahip olabilirler.
Ancak bu durumda da insan bilincinin matematiği yadsıdığı noktaya geliyoruz. Fala başvurmayı kural haline getirmiş olanlar, yalnızca falın verdiği mesajlara uyan gelişmeleri anımsıyorlar. Fala ters düşen olaylan ise hemen unutuveri-yorlar. Araştırmacılara göre bu durum insan belleğinin ele-yici özelliğinden kaynaklanıyor. Ve eğer, tutsun veya tutmasın, falın mesajlarını aynı değerde incelersek, falın olasılık hesaplan şemasına uymaya başladığını kolayca görebiliriz.
Diğer yandan, Nobel ödüllü Alman bilim adamı Werner Heisenberg “Atom fiziği ve kausal yasa” adlı araştırmasını hazırlarken, mikro evrende zaman ve yer kavramlarının yok olduğunu saptamış. Heisenberg’e göre deneyimler belirti süreçlerin gözle görülür biçimde zıt oluştuğunu göstenyor.
Başka bir deyişle, evrenin düzeninde herşey aslında olması gerektiği gibi değildir. Örneğin bir “döja vu” olayını ele alalım (yaşamakta olduğumuz bir olayı sanki daha önce tüm aynntılanyia yaşamış olduğumuzu sandığımız durum.)

Psikolog, Profesör Мах Lüscher taralından geliştirilen “Lüscher Renk Testi”ne de bir göz atarsak, burada da psikologların insanların duygu, düşünce ve iç çatışmalarını renk seçimiyle saptamaya çalıştıklarını görürüz. Bu teste katılan kişi, Rorschach sistemine göre gelişigüzel dizilmiş kartlan kendi zevkine göre bir renk sırasına sokar Bu falın dayanak noktası, kültürel farklılıklara karşın renklerin insanlarda değişmez anlam ve çağrışımlan olduğu varsayımıdır. Örneğin genelde mavi huzuru, san canlılığı, kırmızı ise saldırganlığı simgeler.
Bu yazıya başlamadan önce Lüscher testine de başvurmuş ve şu yanıtı almıştım: “Etki alanını genişletmek zorunluluğu var. Bu yüzden de ısrarla ve bıkmadan beklentilerin üzerine gitmek gerekiyor.” Biraz da olsa daha önce baktığım falların savaş mesaili sonuçlarına uymuyor mu?
Son olarak denediğim fal ise 78 iskambil kağıdıyla bakılan “Tarof’tu. Kağıtların dizilişi, dizenin geleceği için belirli anlamlar veriyor Tarot falından aldığım sonuç, tehlikeli bir yolculuğa çıkmak üzere olduğum ve yolumun “mahkeme” işaretti bir kart tarafından kesileceği idi Tarot kurallarına göre bu kart aynı zamanda “adalet” veya “ön yargı” anlamını ıja taşıyahjjjyor. Başka bir deyişle, bu makaleyi yazarken Önüme çıkabilecek en büyük engel benim adalet anlayışım veya ön yargılarım olacak. Kartlarım beni ayrıca özenil çalışmadığım takdirde amacıma ulaşmada düş kırıklığına uğrayacağım konusşunda uyardılar. Ve bu arada çevreme “kule’ işaretli bir kart egemendi. Benim durumumda bundan tutsak olduğum anlamı çıkarılabilir. Peki ben neyin tutsağıydım? ün yargılarımın mı? Yoksa sonuç ne olursa olsun lala olan ilgimi hala yitirmemekte akimli olmaya mı?
Sonuçta Tarot falı bana çok kısıtlı bir başarı vaadedı-yordu. Kartlan tek tek yorumladığımda ise, yalnızca düş kırıklığı ve başansızlık. İşte falların en büyük çıkmazı! Onları açıkça yorumlayabilmek olanaksız. Ve bu sonuç, falların herhangi bir gerçek yanı olup olmadığını düşünmekte olan beni iyice inançsızlığa sürüklüyor.
Okültik çevrelerde “İ Ctıing” ve “Tarot” gibi falların, duyu ötesi alanında ancak İkinci sırada kullanılabilecekleri teorisi geçerli Bu teoriye göre fal, gizil medyumluğu içeren ve koruyan bir yöntemdir ve dışarıdan bir oyun izlenimini bırakır
Oyun da olsa, halife alınarak her yerde uygulanacak bir yöntem olmadığı da kesin. En azından lalı gerçek dışı olarak nitelendirsek bile, ona körü körüne inanan bir kişiyi kolaylıkla yanlış yönlere sürükleyebileceğini unutmamak gerekir.
Buna karşın türü ne olursa olsun, falla İlgilenenler şu görüşte birleşıyorlar. Tüm kararsızlık yaratan özellikleriyle fal, kendine güveni olmayan insanları kendi sorunları üzerinde kafa yormaya ve onları çözmek için uğraşmaya zorluyor. Çünkü fala bakıp mesajını anlamaya çalışan bir kişi, sorunlarına farklı yönlerden yaklaşabilme olanağını buluyor böylece. İşte belki de bu yüzden birçok İnsan, fallara İnanmanın ve birtakım belirlileri yorumlamanın kendilerine doğru karar vermede yardımcı olduğu kanısında.
O halde artık falın neler yapabileceği falına bakmayalım da, insanları fala inanmaya çeken şeyin ne olduğu sorusu üzerinde duralım isterseniz. Yanıt olarak, insanın dünyada gizemli güçlerin bulunduğunun farkında olmasını verebiliriz. Antropologlar bu durumu “Animizm ‘ olarak adlandırıyorlar. Doğayla içıçe yaşayan birçok İlkel toplum da bu büyülü evrenin içinde sürdürüyor yaşantısını. Ancak bu gelişmiş toplum-ların kültüründe Animizm’in olmadığı anlamına gelmez, özellikle çocukların dünyasında.
Amerikalı parapsikolog J.D.Rhine 27000 yetişkin ve 12500 çocuk arasında yaptığı araştırma sonucunda, çocuk-ların sihirli nesnelere yetişklhlere göre çok daha yatkın ol-duklarını saptamış.
Bunun falla ne ilgisi var diyeceksiniz. Şöyle: Falla içimizdeki çocuk konuşmaktadır Fallar çocuklar gibi irrasyoneldir Akılcı düşünen bir insan için fal, kendi mantıklı düşünüşüne ve bildiği dünya imajına ve gerçeğe bir saldırı yönteminden başka bir şey değildir
Sonuçta şu yargıya varmak bilmem çok mu abartılı olacak: Bazen öyle anlar gelir ki, yetişkinler içlerindeki irrasyonel çocuğu ister istemez konuştururlar. Özellikle güvensiz ve yardımsız kaldıkları anlar…

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz