Dünyayın energi kaynağı-Güneş

0
12

Güneş tanrı­sı

İLKÇAĞLARDA insanlar için güneş gündüzleri onlara ışık ve ısı veren, gece­leri ise doğudan batıya uzanan gizemli geçit­lerde yaptığı yolculuk boyunca kendilerini terkeden en güçlü ve yardımsever tanrıydı. Güneş tanrı­sına her uygarlıkta farklı isimler verilmişti. Güneşin insanlar için önemi binlerce yıldır hep aynı kal­mıştır. Bu önemli yıldızın gücünü ilk olarak dini teorilerin dışına çı­karak açıklamaya çalışanların çaba­ları bugün ulaşılan bilgi düzeyinin ilk basamakları olmuştur. M.O. 433’de Anaksagoras güneşin yeryü­zünün sadece 6400 km üstünde ha­vada yüzen, yaklaşık Peloponez ya­rımadası büyüklüğünde bir ateş to­pu olduğu tezini ileri sürmüştü. Bu tezini matematiksel olarak da açık­layan Anaksagoras’ın temel önermesi dünyanın düz olduğu varsayı­mına dayandığından yanlıştı.

Güneşle ilgili bilgiler o günler­den bu yana çürütülen tezlerin ileri sürülmesi ve yerlerine yenilerinin önerilmesi gibi uzun bir süreç so­nunda biriktirilmiştir. Dünyamızın enerji kaynağı, bütün canlıların ya­şamlarını borçlu oldukları bir yıldız olan güneş üzerine yapılan araştır­ma ve incelemeler sürdükçe bu ko­nuda yeni tezler onaya atılması ka­çınılmazdır. Tanınmış fizikçi ve başarılı popüler bilim yazarı George Gamow’un bize güneşi anlattığı bu kitabı yazmasından bu yana da yeni gelişmeler kuşkusuz olmuş­tur. Ancak bu gelişmeleri kapsamı dışında bırakması kitabın bilimsel değerini etkilemiyor. Güneşin ya­pısını ele alırken atomları, ışığı, x- ışınlarını, ultraviyole ve radyo dal­galarını, kuvantum teorisini, atom çekirdeklerini, nükleer reaksiyon­ları, çağdaş fiziğin pekçok önemli araştırma konusunu kitabı okurken öğreniyoruz.

Yıldızların nasıl oluştuğunu, değiştiğini ve başka yıldızlara dö­nüştüğünü de bize anlatan yazar konuyla ilgili güzel şiirlere de yer vermiş:

Kaynaşır alev dalgaları orada,
arayan, ama hiçbir zaman bir kıyı bulamayan;
söner ak kor rüzgarlar orada
çok eski çağlarda olduğu gibi, ama çok;
taşlar su gibi kaynar orada; ve yağar
krvılam yağmurları herşeyin üstüne sonsuza dek.

Kitabın sonunda da Puşkin’in öğrenciyken yazdığı şu dizeleri okuyoruz:
Göklerin kutsal kralı bir sabah doğmuş batıdan İnsanlar kederlenmişler, “Ne yapacağız” demişler “Yatağa mı girelim, kalkalım mı ataktan”

avatar
  Subscribe  
Bildir