Doğa ve insan etkileşimi. İnsan ve çevre ilişkisi

0
27

İnsan ve çevre arasındaki ilişki

Sonumuzu çevremizle olan ilişkimiz belirleyebi­lir. Bunun nasıl olabileceğini adım adım, belli düşün­celer geliştirerek inceleyelim.

Evrenin tarihi hakkında yeterli bilgimiz olmasa bile, insan türünün oluşumundan önceki ve sonraki dünya tarihinin önümüze sunduğu belgelere daya­narak çevre-insan ilişkisi konusunda görüşler ge­liştirebiliriz. Dünyanın oluşumundan bu yana geçen süre içinde, canlılar aleminin ortaya çıkışıyla, birçok canlı türü ortadan kalkmış, dönüşmüş, evrime uğramıştır. İnsan türü de varlığını sürdürebilmek için, çevresine uyum sağ­lamak, çevresinin ortaya çıkardığı sorunları çözmek zorunda kalmış. Çevresini yenmiş, düzenlemiş, değiştirmiş. Çevresi onu, o çevresini etkilemiş Hayatı sürdürebilmek, çevremizle olan karşılıklı etkileşimi kavrayıp, düzenleyebilmek, belli ölçüde denetleye­bilmekle sağlanıyor.
Çevremizle aramızda bir etkileşme olduğunu söyledik. Doğa bizi etkiliyor: Neyi yiyeceğimizi, ne­yi giyeceğimizi, nerede oturacağımızı. Örneğin, bit­ki örtüsü, yer yüzü şekilleri, avlanacak ve yenilecek hayvanların dağılımı ve iklimiyle belirliyor. Biz de bu belirlenme içinde çevremizdeki doğayı değiştiriyo­ruz. Bu değişim ve etkileşim sureci önce, tekniği ve onun bilgisini ortaya çıkarıyor.

Etkileşim, bir haberleşme olarak da sürüyor. Çevremizle haberleşiyoruz, iletişime geçiyoruz. Çev­remiz bize “işaretler” gönderiyor, çözülmesi gerekli “iletiler”, mesajlar. Rüzgarın, bulutun, dumanın, ate­şin, yıldızların ne anlama geldiğini yorumlamaya ça­lışıyoruz. Deprem oluyor, yanardağ patlıyor, ırmak­lar taşıyor, bütün bu doğa olaylarını yorumluyoruz. Önce efsanelerle, tanrılarla. Buna karşı törenler dü­zenliyor, kurbanlar kesiyoruz. Doğrusu, efsane ya­şayan toplumlarda binlerce yıl öncesinden bu yana sürüp giden bir iletişimden söz ediyorum. Şimdiler­de iklim değişikliklerini denizlerdeki akıntıları, kara­ların hareketini, enerji kaynaklarının azalmasını, bi­limin ve teknolojinin verileriyle yorumluyor, buna göre önlem alıyoruz. Çevremiz bize kendim anlatıyor. İle­tiler, mesajlar gönderiyor, durumunu bildiriyor. Biz de, doğanın bu seslenişini ne kadar anlıyorsak, an­layışımızın sınırları içinde gerekil karşı iletiyi gönde­riyor, doğaya karşı tavrımızı ortaya koyuyoruz. Do­ğa bize ormanlarımızın tükendiğini, tükenmekte olduğunu, erozyona, iklim değişikliklerine, kimi canlı türlerinin yok olmasına, oksijen azalmasına yol aça­rak haber veriyor. İşte doğanın sesini anlayıp, yorumlayarak, önlemlerin alınması dünyaya bir seslen­me oluyor. Sanki ona, “ey doğa, ben senin bir parçanım, bütünüm seninle, sen de evrenle bir bütün­sün, bana ilettiğin şifreleri çözdüm. Karşılığında şun­ları sağlıyorum sana, sana karşı davranışlarımla beni anla, seni anlamama da izin ver, seninle haberle­şelim, iletişimimiz tam olsun seninle. Çünkü, benim söylediğimi sen anlamıyor, senin söylediğini de ben anlamıyorsam, aramızdaki iletişim kopukluğu seni benden alır, sana uzak düşer, yabancılaşırım. Sen benim bir parçamsın (bedenimle), ben senin bir par­çamın. Sana yabancılaşmam, kendime yabancılaş­mam demektir Kendimden uzak düşerim böylece. Yaşayışımdan uzak düşerim. Görünüşte yaşıyorumdur, canlıyımdır, ayaktayımdır, bedenim ortadan kalk­mamışın ama, ne kendi sesimi ne de senin sesini duyamadığım için, yaşayışıma karşı sağırımdır. Böylesi bir yaşam, insan türüne yakışır mı? Bırakın İn­san türünü, herhangi bir canlı türüne yakışır mı? Beni iletişimsiz bırakma, doğa! Seni anlayayım Kendimi anlayayım. Diğer insanları, toplumu, toplumun tari­hini, kültürünü, yer yüzünde oluşan, oluşmakta olan olayları. Dünya gezegenini, gezegen sistemini. Gü­neş sistemini, galaksimi, galaksimin yer aldığı ev­rendeki diğer galaksileri kavrayıp, yorumlayabileyim” diyoruzdur.

İşte bu sesleniş, yeterince anlaşılmaz, doğanın verdiği karşılık gerekli ve yeterli biçimde yorumla­namazsa, iletişimsizliğin yarattığı bir yok oluş ku­yusuna düşeriz. Bu durum, insanın üzerinde gerek­tiğince düşünmediği bir kıyameti, bir sonu hazırlar Değişen çevresiyle gerektiği biçimde haberleşememek, Çevremizle olan muhabbetin, sevgi ve ilgi do­lu söyleşmenin eksikliği, insanın başına pek de ak­lına getirmediği büyük bir bela açar. Sonumuzu ha­zırlayabilir. Eski dönemlerde, aynı sokakta, bitişik ev­lerde oturan hanımlar bırbirleriyle “hu komşu!” di­yerek haberleşmeye geçerlermiş. Biz de doğayla söyleşiye “hu doğa, sana söylüyorum” diye başla­yabilir miyiz?

avatar
  Subscribe  
Bildir