Doğa ve inovasyon, doğanın mucizeleri. insanların yaptığı icatlarların çoğu doğadan.

0
87

Birici Dünya Savaşında düşman orduları son çare olarak birbirleri üzerine zehirli gaz püskürttükleri zaman, bunun çok yeni bir buluş olduğu sanılmıştı. Fakat insan, soydaşlarını öldürmek için Çakmak tasıyla ateş alan tüfekler bulmadan çok Önce tabiat yaratıklarından bir çoklarını kimyasal bir savaş ‘Çin lüzumlu bütün inceliklerle donatmıştı. Bu hususta bilgi sahibi olmak isterseniz, çevrenızi bir parça dikkatle araştırmanız gerekir. Özellik’ le nemli yerlerde, taş ve kayaların arasında işiteceğiniz hafif bir hışırtı dikkatinizi çekebilir. İşte o zaman yakınınızda küçük bir böceğin etrafına mavımtrak bir duman bulutu yayıldığını görebilirsiniz. Böcek, tabiattaki düşmanlarından biri tarafından taciz edilince, bu gaz bulutu onun biricik korunma vasıtasıdır, kimseyi yanınaa yaklaştırmaz ve kendisi de göze görünmeden kaçar, bir yandan da düşman hareketsiz kalır. Bu yeteneğinden dolayı hatta ona-bombardıman böceği adı bile verilir. Bazı karınca türleri de asit saçıcı bir cihazla donatılmıştır. Hücuma uğradıkları zaman başlarını kaldırırlar ve ağızlarından karınca asidi denilen keskin bir sıvı püskürtürler, bu 12-13 santimetre kadar ileride bulunan bir noktadaki düşmanım kaçıracak veya öldürecek kadar kuvvetlidir.
İmanlara özgü bir buluş olarak yay ile oku, kurşunla silahları saymak bile aslında doğru değildir. Bunu da tabiat ondan çok Önce bulmuştur. Bir çok bitkiler ve bazı hayvanlar düşmanlarına mermi gibi katı bir cismi atarak bu öldürme ve yakalama usulünü pek güzel kullanırlar. Belki bunlar arasında en hayret verici Hindistan’da yaşayan balığın av tüfeğidir. Toxotes Jaculator diye tanınan bu atıcı balığın temel besin maddesini su yüzeyine yakın yerlerde bulunan bitkilerin yaprakları üzerinde dolaman böcekler teşkil eder. Balık, onların arkasından konamaz, bundan dolayı onları uzaktan vurmak zorundadır, nasıl ki avcı da, avını koşup yakalayamadığı için, çiftesiyle uzaktan vurmak için uğraşır. Balık, su yutar ve ağzını içeri çekerek öyle büyük bir kuvvet ve emniyetle bu suyu püskürtür ki, gözüne kestirdiği böceğin bu kurşundan kurtulmasına imkan yoktur.
Arılar, eşek arılan ve bazı karınca türleri aynı şekilde iğnelere sahiptirler ve bunlar başka böceklere batırılınca onları öldürürler, insanlarda ise hoşa gitmeyen ağrı ve sisler meydana getirirler.
Tabiat, bizim sonradan bulduğumuz bir çok buluşları önceden geliştirmiş olmasına rağmen, İnsanın herhangi bir yeni buluşunda tabiatı örnek olarak aldığı çok nadirdir. İlk defa olarak Londra’daki meşhur Kristalpalas’ın yapımında tabiat insana yeni bir buluş yapması için tam bir fikir vermiştir, bilindiği gibi yanan bu bina, bugün bir çok fabrika, yüksek bina ve demiryol istasyon inşaatında kullanılan bir yapı seklinde, tamamiyle çelik ve camdan yapılmıştı.

1851 milletler arası fuarı için Londra’da büyük bir binanın yapılması kararlaştırılmıştı, fakat hiç bir mimar istenilen bütün koşullara uyacak bir proje ile ortaya çıkamıyordu. Birdenbire Joseph Paxton adında bir bahçıvan yepyeni bir prensibe dayanan bir ön projenin kaba hatlarını kapsayan bir teklif ile jürinin karsısına çıktı. Paxton, Victoria RegTa adındaki bir bitkinin dev yapraklarım çok yakında*-incelemişti, bu su bitkisinin yaprakları, üzerinde küçük bir çocuğu taşıyacak kadar kuvvetliydi. Paxton, bu yaprakların sırrını araştırdı ve buldu. Yapı raklerin arasında kaim ve kuvvetli damarlar, kirişler vardı ve o ince yeşil kısımları bu kadar kuvvet lendiren de onlerdı. Akıllı bahçevan onları aynen kopya etti, yaprak damarlarının yerini çelik kirişler ve aralarını da bahçesindeki limonluklar, serlerden alışık’olduğu cam levhalar aldı. Böylece Kristal Palas meydana gelmiş oluyordu. Bu orijinal düşüncesi sayesinde tanınmayan, adı bile işitilmemiş bir bahçivan, çağının büyük bir mimarı oldu.

Herkes, sıkıcı bir yaz gününün birdenbire gelen bir fırtınanın getirdiği yağmurdan sonra serinlediğini bilir. Fizikçiler de bunun sebebinin, sıcaklığın, yağmur halinde düşen su damlacıklarının buhar haline gelmesi sırasında kullanılması olduğunu ve bu yüzden havanın soğuduğunu söylerler. Amonyak ve karbondioksit gibi bazı maddeler buhar haline gelmek için suya oranla daha fazla ısıya ihtiyaç gös terirler, bu yüzden de ondan çok daha fazla serinle tici bir etkiye sahiptirler. İste bu gerçekten, bugün gerek endüstride ve gerek evlerde kullanılan buz dolaplarındaki suni buz üretiminde faydalanılmaktadır. Tabiat ise çok daha Önceden buharlaşan karbondioksitle, buhar haline gelen suyun bu serinletici etkisinden, Hindistan’da yeti$en tırmanıcı bir bitkide faydalanmıştır. Bu bitki havadan kendisine lüzumlu suyu alabilmek için bir nevi buzdolabından faydalanır. Yapraklarından bazılarının şekli, bir sürahiye benzer. Bu sürahinin boynundan dibine doğru uzun vs birkaç dallı bir kök uzanır. Sürahinin ıç kısmı etrafa su ve karbondioksit yayar, bu serinletici karıyım buhar haline gelir gelmez, sürahinin içindeki sıcaklık derecesi düşer ve bunun bir sonucu olarak da havanın nemliliği sürahinin içinde bulunan kökün üzerinde toplanır, tıpkı içinde buz bulunan bir bardağın dıyında biriken su damlacıkları gibi. Bu nemlilik, sürahinin dibinde birikir ve bitki de kendi ihtiyacı için bu sudan faydalanır.
Her marangoz, yapacağı bir kutu veya sandığın kenarlarını en kuvvetli şekilde birleştirmek gerektiği zaman onları kırlangıç kuyruğu şeklinde keser ve alıştırır. Böylece tahtalardan birinin dolu kısımları ötekinin aynı şekilde açılmış boy kısımlarına girer, tıpkı parmakları birbirinin arasına sokulmuş iki el gibi. Bu metot da, daha birçok iyi yapı kuralları gibi, gene ilk önce tabiat tarafından bulunmuştur. Kafatasının birbirine ne şekilde geçtiğini incelemek bunu anlamak için yeter, bu kuvvetli bağlantı tamamiyle kırlangıç kuyruğu seklindedir.
Bugün yapılan bütün tiyatro, fabrika ve maden kuyularının. İyi bir havalandırma tesisine sahip olmaları tabidir. Bu havalandırma şiltemi modern mimarlığın yakın zamanlarda geliştirdiği bir buluştur, oysa bunun esas prensibi çok daha önceden arılar tarafından bulunmuş ve uygulanmıştır. Onların arı kovanlarında elde etmek istedikleri şeyle insanların yapmak istedikleri şey arasında hiç bir fark yoktur, yalnız elektrikle işleyen vantilatörlerin yerine arılar kanatlarıyla gerekli hava akımını sağlarlar. Kovanın girişinde düzenli uzun bir sırada toplanan arılar, sürekli vızıldamalarla beraber kanatlarını çırparlar ve nemlilik düşünceye kadar havayı harekette tutmaya devam ederler.
İnsanların herhangi yeni bir buluşu nekadar orijinal olursa olsun, muhakkak tabiat onu çok daha önceden bir yerde düşünmüş ve uygulamıştır. Bu yüzden bugün bilim, araştırıcılara tabiatı incelemelerini, onun mekanik düzenlerini meydana çıkarmalarını, sonra bunları taklit ederek insanlara yararlı alet ve makinalarda kullanmalarını tavsiye etmektedir.

Die Aminse’den

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar