Çevre Nedir? ÇEVRE SORUNU NEDİR?

0
24

Çevremizi yeterince koruyor muyuz

Çevre sorunu, tüm canlıların, hatta tüm var olan­ların sorunudur. Temelde bir etkileşme ve haberleş­me sorunudur. Canlı türü çevresiyle, kendini doğa­da var edecek biçimde etkileşip, haberleşemezse, bunun yol açtığı sağlıksız, hastalıklı durumda, varlı­ğını ortadan kaldırmaya yönelik tehditler altında ya­şıyorsa çevre sorunu var demektir.

Şu anda nasıl yaşıyoruz çevre sorununu? Hava kirleniyor, sular da, denizlerde yaşam tehlike altın­da, ozon tabakası delindi, nükleer ve kimyasal atık­lar ve bu atıkların yeniden kullanılamaması sıkıntı­lar yaratıyor diye düşünüyoruz; gürültü, nufus artı­şı, enerji kaynaklarının azalması sorunlarının insan psikolojisi üzerinde yarattığı gerilimi yaşıyoruz. Çevre kirliliğinin, doğal kaynakların insanlarca aşırı sömürülmesinin insanın sonuna yol açabileceğine inanıyoruz. Çevremizi temiz tutmak, doğayı bu haliyle ko­rumak, şu anda var olan bitki ve hayvan türlerinin yok olmamasını istiyoruz. Nüfus artışından yakınıyo­ruz. Çarpık kentleşme rahatımızı kaçırıyor. Çeşitli çevreci gruplar “yeşil’in korunması için politik bir savaş veriyor. Sokakların, piknik yerlerinin, akarsu­ların, denizlerin, havanın temiz tutulması çevreci bir “ mücadele” olarak görülüyor.

Yine de bu “çevre koruma” uğraşında, temel yanılgıların, ye­terince düşünülmemiş noktaların olduğunu görüyor, üzülüyorum.Öncelikle, çevre hareketinin dayandığı düşünce temeli yeterince işlenmemiştir, eksik ve özürlüdür.
Neden mi? Çok basit. Çevre sorunları yalnızca mü­hendisliğin, teknolojinin ve bazı bilim dallarının ça­balarıyla çözümlenecek sorunlar değildir. Bunu iyi anlamak gerek. Çevre sorunu bir yaşama sorunu­dur. Çevreye bir anlam verme, onunla iletişime geç­me sorunudur. Bu da “çevre” kavramını irdelemek­ten geçer.

Nedir çevre? Çevre denince yalnızca top­rağı, suyu, havayı, fiziksel öğeleri anlıyoruz. Oysa, salt fiziksel açıdan baktığımızda bile, bu anlayış eksiktir. Yalnızca dışta değildir çevremiz, içtedir de Bedenimiz bir çevredir bize. Bedenimizle ilişkimiz, ruhumuzla ilişkimizi düzenler. Doğa biziz, bizdedir.
Çevre biziz, bizdedir. Unutuyoruz. Kimi düşünürler, çevremizi bedenimizin bir uzantısı olarak yorumlu­yorlar. Haklıdırlar.

Sonra, çevremiz yalnızca fiziksel değildir, mane­vidir de. Ruhsaldır. Duygularım, fiziksel çevremle iliş­kimde, sürekli hazır olan bir ruhsal çevredir. İnanç­larım da öyle. Düşüncelerim. Kültürüm. Ahlak anla­yışım. Toplumum. Demek ki, biz insanlar tek bir çev­rede yaşamıyoruz. Birçok çevremiz var. Doğal, top­lumsal, kültürel, ahlaksak bireysel, teknolojik, bilgi­sel, bilimsel, ekonomik, siyasal, duygusal, sanatsal, tarihsel… çevrelerde yaşıyoruz. Çevremizi yalnız fi­ziksel doğamız olarak algılamayalım. Büyük bir ya­nılgıya düşeriz.

Bundan dolayı, çevremizin başımıza açtığı sorun­lar, yalnızca, mühendis ve bilim adamlarının çözüm önerileriyle ortadan kaldırılamaz. Çevreyi oluşturan çok yönlü ilişkiler ağını kavrayabilecek kültür adam­larına, çevre düşünürlerine gereksinimimiz vardır.

Çevre felsefesine zorunluyuz. Yazık ki, ülkemizde­ki gidişe baktığımızda böyle bir duyarlılığı yeterince göremiyoruz. Çevre sorununun bir kültür sorunu olduğunu unutuyoruz. Çünkü çevremiz yaşama alanımızdır. Yaşayan insanlar salt “doğadan” iba­ret değildir ki! insan kültür yaratan bir varlıktır. Top­lumu, sanatı, inançları, tarihi, duyguları… olan bir canlıdır. Bir yetkili bana, “ çevre felsefesine ihtiyacı­mız yok” demişti (Felsefeyi boş gevezelik sanan, felsefe özürlü bir arkadaşımızda anlaşılan). Oysa, bu anlayış da bir felsefe içeriyordu, çevremizi, dünya­da egemen olan yöntemlerle düzenleyebileceğimiz inancını taşıyan bir görüş:  Do­ğanın sesini, kendimizce, kendi kültürümüze göre duymamızı engelleyen, dolayısıyla çevremizle sağ­lıklı etkileşim ve haberleşmeye ket vuran bir bakış tarzıdır bu. Bence, kıyametten kurtulmaya çalışırken, farkına varamadığımız bir kıyameti çıkarıverir karşı­mıza. Doğa kendi sesini dinlemeyeni, dinlemez çünkü.

avatar
  Subscribe  
Bildir