[Cerrah] Şerafeddin Sabuncuoğlu biyografisi, hayat hikayesi (1385~1468)

0
93

Yabancı dilde yazılmış pek çok bilim veya tıp tarihi kitabına göz atarsanız çoğu zaman içinde “ŞERAFED-DİN” adında bir Türk Hekiminin eserinden yapılmış alıntılara rastlarsınız ve duygulanırsınız. Onun yaptığı cerrahi resimler, bugün Amerikan Cerrahi Demeyi’ni süslemektedir. Yazdığı cerrahi eserlerin tıpkı basımı 1962 yılında Fransızca olarak yayınlanmış ve kısa sürede tükenmiştir. Yabancı bilim ve kültür çevrelerinde yeteri kadar tanınan Seraleddin Sabuncuoğlu kendi ülkesinde. üstelik de eserlerini Türkçe yazdığı halde, ne yazık ki yeteri kadar tanınmıyor. Hatta çoğu zaman Sabuncuoğlu soyadı onun çağdaş bir hekim olduğunu düşündürüyor. Çağımızda yaşamamış, fakat çağdaş düşünce yapısına sahip, oblektil bir bilim adamı olan Şeraleddin’i bu yazıyla kısaca tanıtmaya çalışacağız.

Şerafeddin Sabuncuoğlu 1385 yılında Amasya’da doğmuştur. Kitaplarında verdiği soy kütüğüne göre, babasının adı Ali, dedesinin de ilyas’tır Sabuncuoğlu Hacı ilyas Çelebi 1408-1421, babası Ali Çelebi de 1421-1451 yıllarında hekimbaşılık yapmış,ünlü hekimlerdi.
Şerafeddin, devrin ilk ve orta okulunu bitirdikten sonra, 17 yaşında hekimliğe başlamıştır. Bundan sonra da hayatını okumaya, araştırmaya ve denemeye veren Şerafeddin son eseri olan Mücerrebname’yi yazdığında 85 yaşındaydı.

Şerafeddin Sabuncuoğlu eserlerinde Amasya Darüşşifası’nda 14 yıl hekimlik yaptığını iftiharla belirtir. Hekimliğin usta çırak usulüyle dükkanlarda yapıldığı dönemde bir Darüşşifada çalışabilmek gerçekten çok güçtü ve böyle bir hizmet, ancak liyakat sahibi üstatlara veriliyordu. Sabuncuoğlu’nun tıp ve cerrahi ile ilgili bildiğimiz üç esen vardır. Bunlardan ilki Akrabadin Tercümesidir. II Beyazıt 1446’da Amasya’da Vali iken, hekimbaşısı ve diğer hekimlerin ricası üzerine. Şerafeddin Zeyneddin bin ismail-ül-Cürcani’nin Zahire-i Harzemşahi’sinin Akrabadin bölümünü Türkçe’ye çevirmiş, aynca kendisi de eserin sonuna iki bölüm eklemiştir
Eserde ilaçların özellikleri, hazırlanması, gargara, yağlar, merhemler., anlatılmakta, ayrıca kusturucular, müshiller, ağız, dil ve damak, diş, göz ilaçlarına ve lavmanlara yer verilmektedir Esenn sonuna, kendisinin eklediği Arapça. Farsça, Türkçe sözlükte önerdiği Türkçe tip terimleri, incelemeye değerdir.
Şerafeddin Sabuncuoğlu’nun tanınmış ikinci eseri Cerrahiyet al-Haniye’dir. Bu eserin bilinen üç kopyası vardır ve bunlardan ikisi İstanbul’da, birisi de Paris Bibliotheque National’dedir. İstanbul’da bulunan Fatih Millet kopyası ile Paris kopyası, yazarın kaleminden çıkmıştır. Fatih Sultan Mehmet’e takdim edilen ve içinde III. Beyazıt’ın vakit mührü bulunan kopya, eserin kapağındaki kayda göre Tanzimat Meclisi Üyesi Yasine Zade Mehmet İlmi Efendi tarafından. Aralık 1860 ta Fransız hekimi Birjuven’e armayan edilmiş, böylece eser, 9 Haziran 1871’de Bibliotheque National’e girmiştir. 409 sayfa olan ikinci kopya itina ile hareketlenmiş, Türk neshi ile yazılmış olup 138 resim ve 168 alet resmi içermektedir.
ikinci kopya. İstanbul’da Fatih Millet Kütüphanesi Alı Emin Kitapları. 79 numara da kayıtlıdır Bu kopya da Türk neshi ile yazılmıştır. Ancak 47 resim ve 169 alet resmi ile Paris kopyasına göre eksiktir. Üçüncü kopya İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi kürsusündedir.
Şerafeddın Sabuncuoğlu’nun asıl önemli eseri olan Mü-cerrebnamenin İstanbul kütüphanelerinde birçok kopyası vardır. Mücerrebname. Şerafeddin’ın bizzat denediği ilaçlardan oluşan, özgün bir eserdir. Eserde yaptığı hayvan denemelen ve bizzat kendi üzerinde yaptığı deneyler sonucu önerdiği bazı ilaçlar anlatılmaktadır.

Eski kaynaklarda Şerafeddin’le ilgili bilgilere rastlarımamasının nedeni eserlerinde o dönemde bilimsel ve teknik kitapların yazıldığı dil olan Arapçayı kullanmaması ve Türkçe’yi tercih etmesine ve devrinin diğer hekimleri gibi öteki bilim dallarına ilgisiz kalması ve sadece tıbbi alanda eserler vermesine bağlanabilir.
Elimizdeki kaynaklara göre, Sabuncuoğlu’nun bilim alemine ilk defa tanıtılması 1920 yılında İKDAM gazetesinde Rusçuklu Doktor Hakkı Uzel tarafından yayınlanan bir makale ile yapılmıştır. Daha sonra, Bursalı Mehmet Tahir (1925), Dr. Osman Şevki Uludağ (1926). Ali Canip Yöntem (1927), Süheyl Ünver (1930) yılında bu konuda araştırmalar yapmışlardı Şerafeddin’in eserlerinin tam metin halinde yayınlanması ise henüz yapılmamıştır.
Şerafeddin’in günümüzde de örnek alınması gereken meziyetleri vardır. Şimdi biraz da bu özelliklerinden söz edelim.

Türk tıp tarihinde, kendi denediği ilaç ve tedavi metotlarını derleyen ilk eser Şerafeddin tarafından yazılmıştır. Mücerrebname adını alan bu eserden iki deneyi kısaca anlatalım. Aktaracağımız ilk deney yılan sokmasına karşı kendi hazırladığı antidotu kendisinde denemesine ilişkindir Önce tiryak adını verdiği bu antidotu içmiş sonra sol elinin orta parmağını yılana ısırtmıştır. Kendi deyişine güre “Ne parmağı şişmiş ne de vücudunda bir belirti gözlenmiştir.” ikinci deney de. Türk tıp literatürünün en eski ve ilginç örnekleri sayılır. Bu deney de yılan zehirinin etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Bunun için bir horoz deney hayvanı olarak seçilmiş, hayvanın bir budunun tüyleri yolunarak çok çok zehirli bir yılana çıplak derisinden ısırtılmıştır. Sonra, daha önce hazırlanan ve zehirin etkisini yok eden tiryak horoza içirilerek hayvan kontrol altına alınmıştır. Ertesi gün deride yeşilimtrak bir yara görülmüş ve yeniden tiryak verilmiştir, ikinci gün bu belirti de kaybolmuş ve hayvan eşleriyle birlikte gezinir halde bulunmuştur.
Şerafeddin orijinal gözlem ve deneylere cerrahi eserinde de yer vermiştir. Bunlardan diş ağrısında akupunktur kullanması, trakeotomilı bir hastada yaptığı estetik cerrahi girişimi ve boğaza kaçan cisim çıkarılması hakkındaki yöntem en ilginçlerindendir.

Sabuncuoğlu, yılan zehirine karşı hazırladığı ilacın etkisini deney hayvanında araştırıyor (Dr./.UZEL tarafından çizilmiştir).
Şerafeddin Sabuncuoğlu eserlerinde tedavi metodlarını en ince ayrıntılarına kadar anlatır. Cerrahi teknikleri çok açık bir dille herkesin anlayacağı şekilde açıklar ve alet şekillerini verir. Ona göre tedavi başarısız olursa cerrahi yol denenmelidir. Ayrıca ameliyat sonrası bakıma da çok önem verir. Denediği İlaçlarda görülebilecek yan etkileri belirtmiştir.
Gerçekten iyi bir derleyici, öğretici ve aktarıcı olan, eser verebilecek düzeyde hekimler yetiştiren Şerafeddin, doğunun bilim dillen olan Arapça ve Farsça’yı bildiği halde. Cerrahi-yet al-Haniye’nin önsözünde “Bu kitabı Türkçe yazdım, şu nedenle ki Anadolu halkı Türkçe konuşur, zamanımızın cerrahlarının çoğu okuma yazma bilmezler, bilenler de ancak Türkçe yazılmış kitapları okuyabilirler” demektedir.
Akrabadin’in önsözünde ise: …”Otuzüçüncü babda kitaptaki terimler için bir sözlük hazırladım, çünkü eğer yalnız Türkçe yazacak olursa/л Türkçe kısır bir dil olduğundan kelimelerin ahengi kalmaz ve tıp dili bozulur” demektedir. Yani eserlerini Türkçe yazarken Türk dilinden çok Türk ulusunu düşünmüştür. Yıllardan beri birikimini taşıdığı Arapça ve Farsça’dan ve onların kültüründen bilerek ve isteyerek sıyrılmış, bilimsel eserlerinin kolayca anlaşılabilmesi için yaşayan halk dilini kullanmıştır.
Şerafeddin’in kendi eliyle yazdığı eserleri elimizde olduğu için, onun yalnızca bilimsel ve kültürel içeriğini değil hat ve resim sanatı açısından da değerini irdeleyebilmekteyiz. Ce-rahiyet al-Haniye’de. “…Benden hat dersi alan bir medrese öğrencisi vardır. Sağ yanağında bir uru vardı, yardım çıkardım” demesinden onun bir yazı hocası olduğunu anlıyoruz.
Türk tıp tarihinin tespit edebildiğimiz ilk deneysel çalış-malarını yapan, eserlerini Türkçe kaleme alan, böylece halkına ve meslektaşlarına hizmet amacını güden Şerafeddin, • Türkçe de tıp dilimizin yerleşmesine çalışmıştır.
• Tıp dışındaki diğer bilimlerle ilgilenmediği için bu alanda derinleşmiş ve kalıcı nitelikte eserler vermiştir.
• İlk Türkçe cerrahi eseri o kaleme almıştır. Üstelik bu eser taşıdığı özellikler nedeniyle tıp ve bilim tarihi açısından büyük ilgi uyandırmıştır.
• Meslektaşlarıyla olan ilişkilerde örnek bir aydın olarak görülmüştür.
“Bir işi hor görüp adının kötüye çıkmasına neden olmamalısın. Paraya tamah edip kendini halk katında saygın İken aşağılatmamalısın. insafının, hırsından ve rağbetinden fazla olması gerekir.” Cerrahiyet al-Haniye’de yer alan bu sözler, onun tıbbi deontolojiyi ne güzel anladığını gösteriyor.

Doç.Dr. İlter UZEL

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz