Canlılığın Kökeni Nedir?

0
35

Benim başarım, zamanın ve düşüncenin basit ekonomisi arasında yer alır.
Charles DARWİN

Bilim alanında en büyük buluşlar, aradan yüzyıllar da geçse uygulanabilirliğini yitirmeyenlerdir. Biyoloji alanında Gregor Mendel. Charles Darwin gibi üstün kişilerin kendilerine ve bulgularına duyulan saygının yıllar geçtikçe, yeni buluşlar yapıldıkça artmasının nedeni budur.
Gerçekten, 1859 yılında Charles Darwin tarafından ortaya atılmış olan ‘Doğal seçilim” kuramı, bugün gelişmiş canlı bir hücre içinde yer alan küçük büyük tüm moleküllerin evrimini açıklayabilmektedir.
Canlı sistemlerle ilgili yeni buluşlardan sonra, evrim konusşu ile ilgilenen bilim adamları, eskiye dönerek canlılığın kökenine yeni bulguların ışığıyla yeniden bakmaktadırlar ve bugüne değin hiçbir buluş, canlılığın kökeni kuramında kuşkuya yol açmamıştır.

Canlılığın Kökeni Nedir?
Bugün yer kürede bulunan canlılar İncelendiğinde, en basit yapılıdan en gelişmişine kadar tümünün;
a) cansız sistemler İçin geçerli olan termodinamik kurallara tümüyle uydukları,
b) yer kürede bulunan cansız maddelerin yapısındaki elementleri ve molekülleri içerdikleri,
c) birbirleriyle son derece ortak organik moleküllerden oluştukları görülmektedir.
Yukarıda da belirttiğim gibi, moleküler biyoloji alanındaki her buluş, bu görüşlere bir yeni kanıt eklemektedir. Şu halde, en basitinden en karmaşığına kadar tüm canlılar arasında ve canlılarla çevrelerindeki cansızlar arasında ortak kimyasal ve enerjetilk prensipler söz konusudur. Su gerçek, canlının ilk kez ortaya çıkışında söz edilen prensiplerin en önemli rolü oynadıklarının kanıtıdır.
Canlılığın kökeninin araştırılmasında araştırıcıların dikkatini ilk çeken konu, canlının yapısını oluşturan başlıca organik moleküllerin (Nükleik asitler, protein, karbohidrat, lipid gibi) birkaç ana elementten kurulmuş olmalarıdır. Gerçekten, biyomoleküllerin canlı yapısında bulunan organik moleküller başlıca: Karbon (C), hidrojen (H), oksijen (O) ve azot (N) atomlarından yapılmış oldukları bulununca, ilkel atmosferin (yer küreyi çevreleyen ilk atmosfer) amonyak (NH2) , metan (CH4), su buharı (H2O) ve hidrojen (H2) den oluşan yapısı ile bu elementler arasındaki uyum, çarpıcı bu biçimde ortaya çıktı. Acaba atmosferin yapısında bulunan bu gazlar arasında o zamanın koşullarında meydana gelen tepkimeler ile ilk organik moleküller ortaya çıkmış olabilir miydi?
Urey ve Miller adlı araştırıcılar, geliştirdikleri kapalı bir sistemde NH3, CH4, H2 gazları üzerinden sıcak su buharı geçirerek (ilk yer kürede sıcaklığın bugünküne kıyasla yüksek olduğu kuramsal olarak biliniyor) ve ilkel atmosferdeki elektriksel olayları karşılamak üzere, gazların bulunduğu kabın içinde tungsten elektrodlar aracılığıyla elektrik şarjı sağlayarak, organik moleküllerin sentezini denediler. Gazları yoğunlaştırdıklarında (ilkel atmosferde sıklıkla görüldüğü düşünülen yağmurlar gibi), glisin alanin gibi bazı amino asitlerin (protein öncüleri) oluştuğunu gösterdiler. Böylece, ilkel atmosferde sıcaklık ve elektriksel değişmelerin etkisi ile organik moleküllerin oluşabileceği ve bunların yağmurlarla yeryüzüne inerek su birikintilerinde toplanabileceği kanıtlarımış oldu (Oparin 1938).
İlk küçük organik moleküllerin, birleşerek daha büyük moleküller oluşturabilecekleri de çeşitli araştırıcılar tarafından gösterilmiştir, örneğin Sidney Fox, sadece ısıtıp soğutma İle aml-no asitleri tüp içinde birleştirerek protein elde etmeyi başardı. Görülüyor ki, canlının evriminden önce bir kimyasal evrim süreci geçirilmiştir.

Organik moleküllerin ilkel yer küre koşullarında kendiliğinden oluşabileceğinin kanıtlanmasından sonra, ilk canlı hücrenin nasıl ortaya çıkmış olabileceği konusunda kuramlar ortaya atılmıştır. Organik moleküllerin farklı hidrofilik (su moleküllerini bağlayıcı) ve hidrofobik (su molekülleri ile bağ yapamama) özellikleri, onların sulu ortamda belirli yapı almalarına neden olur. Polimerler (büyük organik moleküller) insulu çözeltilerde çevresi su ile çevrili küçük kürecikler şeklini aldıkları görülür. Şu halde, organik moleküller yönünden son derece zengin olan ilkel denizlerde (ki canlılığın ilk kez denizlerde başladığı biliniyor), polimerlerin tek tek, ya da guruplar halinde küçük kürecikler oluşturdukları söylenebilir. Bugünkü hücreden yalnız organizasyon yönüyle farklı olan bu küreciklere. Koaservat adı verilmektedir.
Koaservat yapısında organizasyonun nasıl sağlandığı, İlk hücrelerin nasıl oluştuğu sorusunun yanıtı, termodinamik kuralları ile ve Derwin’ln doğal seçim kuramı İle verilebilmektedir. Hücre düzeyinden en küçök bir moleküle, hatta atom yapısına inildiğinde, tüm sistemlerin enerji açısından en dengeli durumu aradıkları görülür. Şu halde enerji faktörü, canlı bir hücre içerisindeki moleküllerin uyumlu ve dengeli çalışmalarında en etkin rolü oynamaktadır.
Bugün, canlı bir hücre moleküler düzeyde in, celendlğlnde, kendi İçinde ve çevresi ile insan zekasının zor kavrayabildiği bir uyum ve organizasyon sağladığı görülür. Bu kadar mükemmel bir orgğanizasyon ise ancak karşılıklı etkileşim, çeşitlilik, adaptasyon (çevre koşullarına uyum) ve sonuçta en iyi uyum sağlayabilenin seçilmesi, yani doğal seçilim ile mümkündür.

Dr. Meral SAKİZLİ

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz