[Biyografi] Mazhar Osman Usman (1884-1951) – röportaj ve icraatları.

0
30

Mazhar Osman Usman (1884-1951)
Türkçedeki “delikanlı, yahşi efkarlı” gibi bazı sözcüklerin tam karşılığını yabancı sözlüklerde boşuna ararsınız. Tıpkı “Mazhar Usman” deyiminin bize özgü yankılanımı ve çağrışımları gibi. Bu iki ad bir deyiş olmuş, işitildiği zaman dudaklarda karışık gülümsemeler uyandırır. Nice tatlı anılara, türlü korkulu kuruntulara yol açar. Çok kez halk içinde renkli bilim adamlarının adı sıkça dolaşmaz, kltlelerce benimsenmedikçe.
Bir kişilik ki kendisine şehirler arası bir mektup yollanır. Zartın üstünde sadece “Adı-ls-tanbul” yazılı.. Mektup adının sahibini nasılsa kolayca bulur? Bir otorite ki aklın simgesi olurken, akılsızlığın, zıvanasızlığın sınırlarını saptamaktadır. Ademoğlunun ölçüsüz tutkuları, dayanılmaz acıları, özünden ayrılamaz. Ama bunların sonu bazen bir bilinç sizlik vadisinde boşluğa çıkıverirler, adına delilik, çılgınlık, üşütmüşlük deyip çıkarlar işin içinden..
O’nun dünyamızdan göçüşü üstünden 66 yıl geçti. Ama genç kuşaklar bile hala birbirlerine takılmak İçin:
Mazhar Osman’a gönderelim“, yahut ‘Tam Mazhar Osmanlık-‘ gibi deyimleri hala kullanırlar. Yıllardır kimileri de sanki kendi akıilarının üstünlüğünü. O’nunla kanıtlamaya çabalarcasına yineler dururlar.
İşte, bir hekim bunca yaygın ve etkili olunca, kendisinde bazı olağanüstü özelliklerin varlığı doğaldır. Nitekim bir ülkeye sığmayan bu nam ulusal sınırlardan ötelere, bilim odaklarına taşar.

MERİÇ ÖZERİNDEKİ KÖY
Sofular, Dedeağaç (şimdi Yunanistan’da) Meriç Irmağı üzerindeki köylerinden biri..Osman’ın köyü orası, 1884 de doğmuş. Beş çocuklu bir köylü Türk ailesinin çocuğu.. Küçük yaştayken anasından Öksüz kalmış. Hem aynı yılda doğmuş Ömer Seyfettin ve Yahya Kemal gibi edebi kişiliklerden habersiz. Yanısıra ‘Canlıların Kalıtım Yasalarını’ bulan Avusturyalı bilimci Gregor Mendel’se aynı takvimde yeryüzünden göçmektedir.
Küçük Osman ilk ve orta öğrenimini Kırklareli’nde yapar Sonra Üsküdar’da Liseyi birincilikle bitirir. Oldukça zor ve sıkıntılı geçen bir çocukluk dönemi yaşar. Çeşitli nedenlerden dolayı hiç bir okula giremez. Sonunda İstemeyerek Askeri Tıbbiye sınavlarını kazanır.
Askeri doktorluk mesleğini seçeneksiz seçmek zorunda kalır, istemeyerek girdiği Tıbbiye’den tam yirmi yaşında. Tabib Yüzbaşı olarak birincilikle çıkar (1904). Gülhane Uygulama stajından sonra Asabiye ve Akliye asistanı seçilir.., se de “kimsesizlik ve kayırmalar” yüzünden atlatılır. Zoraki Dahiliye Uzmanı olur. Düpedüz kader, arzusunu ardından sürükler. Ruh ve Asabiyeye geçmesi için fırsatlar doğurur. Nihayet genç Tabib Yüzbaşıyı Akliye bölümünde vekil öğretmenlikle görevlendirirler.
Bir gün 32 yıllık yıkılmaz sanılan yönetim devrime uğrar. III. Meşrutiyet, ülkedeki eski düzen, değer yargısı ve yasakları alt-üst eder. Tabib Yüzbaşının tutumluluğu ve biriktirdiği biraz parası vardır. Bu kısıtlı kendi parasıyla Almanya’ya gitmesine izin verirler. Münih’de zamanın tanınmış hekimi Kraepelin’in yanında bir sömestır çalışır. Parası tükenince hemen geri döner. Bu staj süresince Avrupa’nın psikiyatri dalında ulaştığı gelişim ve oluşumları incelemiştir. Oysa ülkesinde bu tıp dalı ilkel, verimsiz ve içler acısı bir yara olarak kanamaktadır. Yani akıl hastaları, varsa tımarhanelere, yoksa evlerin izbelerine kapatılır. Zincirlere vurulurlar, kendi pislikleri içerisinde.. Kısaca umarsız yazgılarıyla baş başa bırakılırlar.
Trablusgarp Savaşından öncesi yine Almanya’ya gitme fırsatı bulur. Bu kez Berlin’de Charitee Klınığinde Prof. Ziehen ve Oppenheim gibi ünlü hocaların yanında çalışır. Dönüşte Prof Wieting Paşa eliyle Gülhane Askeri Uygulama Okulu kurulur. Mazhar Osman’ı okula Akliye ve Asabiye Elektroterapi hocası olarak atarlar. Bir süre sonra nedense bu ders, programdan kaldırılır. Genç hekimi de askerlikten izinli sayarak Haseki Hastanesi Müşahedehanesi baş tabibliğine getirirler. Artık bundan sonraki yaşamı Şişli Fransız Hastanesi, Üsküdar Top taşı Timarhanesi ile Bakırköy arasında zikzaklar dokuyarak geçip gidecektir. Ayrıca bilimsel öğretilerinde, herkese açık üniversite derslerinde hastaları getirerek örnekler veren ilk hoca adını alacaktır.

YAZGISINI KENDİ ÇİZEN HEKİM
Gerçi geniş zaman kipinde olayların çekimi bir düzüye sıralanır. Ne var ki insanoğlunun alın yazgısı bu çekime pek uymaz. Türlü zikzaklar oynaşır o çizginin boylu boyunca..
Doğu’nun beş kez feryadını gökler işitmezken. Batı hızla ilerler Freud’ler, Jung’lar, Kraep lin’lerin araştırma ve geliştirmeleri aralıksız sürer. Batı uygarlığı akıl yoksunluğuna, ruhun çöküntü bunalımlarına insancıl şifalar arayıp bulmaktadır. Fakat berideki Osmanlı topraklarında bu çaresiz zavallılar zincirlere vurulmaktadır. Üstelik Top taşı Tımarhanesi ile Manisa Tımarhanesi onları topluca sergiler. Oysa Yirminci Yüzyılın başları, bilim ve teknikte büyük gelişmeleri gerçekleştire dursun.. Anadolu yarımadasında iki buçuk bin yıl geride kalmış bir kent vardır; Sağlık Yurdu-Tapınak ile Bergama.. Bu eski Asklepyon’nun yaşam belirtileri hala duruyor. Örneğin binlerce deriliye şifa dağıtmış “Hayat Suyu” çeşmesi yine şırıl şırıl akıyor. Kırık dökük dehlizleriyle “Rüyalar Vadisi” geçmişi düşler gibi.. Işıklı kubbesiyle bülbül sesli “Telkin Odası” ayakta durmaktadır. İlle de kuş cıyıltıları, su şırıltıları dingin, harap duvarlarda yalnız uzakları yankılandırırcasına mahmur ve utangaç..

OLMAZİ OLUR YAPAN DOKTOR
işte bu çelişkili, şefkat ve sevgi yoksunu ortamda ilk kez o korkulu zavallılardan Dr. Mazhar Osman korkmaz Onlara bilgiyle, ilgiyle ve içtenlikle yaklaşır. Sabırla, bilinçle, anlayışla konuşur, sonuçta duyanları ürküten şangırtılı çürük zincirler çözülür. Bilek bukağıları söktürülür atılır. Böylece akıl hastaları, gün yüzüne, açık havaya kavuşurlar.
Dönem padişah Abdülhamid saltanatı, toplumda geleneksel, yanlış bir kanı yaygındır. Konu, acısını, ağrısını, şikayetlerini söyleyemeyen çaresizlerin sorunudur. Yıllardan beri akıl hastalıklarının iyileşmeyeceği kanısı yerleşiktir. Hatta padişah bile aynı gerekçeyle tahtın ön sahibi ağabeyi Sultan V. Murad’ı Çırağan Sarayına kapatmıştır. Artık kimse durumun tersini söyleyemez. Ama bu genç doktor ilk bayrağı açar.. Ve cesaretle apaçık bilimsel kanısını bildirir. Genellikle teşhisi şudur insanın akıl sağlığı ya kalıtım yoluyla bozulur, ki buna “kan borcu” derler.. Yahut da yaşamın ters ve seri vurgularıyla çatışarak çığırından çıkar ve çeşitli ruh bunalımlarına dönüşür. Üstelik bu kabaca saptamanın ardından bilimsel kanısını uygar çıkışla açıklar “… Delilik de diğer hastalıklar gibi iyi olabilir.” Belki bu sözleri ilk duyanlar padişahın hışmından nice titremişlerdir, kim bilir?
Birinci Dünya Savaşının patlamasıyla Fransızlar da ötekiler gibi ülkeden savuşur. Şişli
Hastanesini de rahibe hemşireleriyle Mazhar Hoca ya bırakırlar. Yenik savaşın “Ateş Kes-iyle birlikte kurum eski sahiplerine geri verilir. Giderek bu hastanenin demirbaş hekimlik görevini yıllarca sürdürecektir.

Cumhuriyet döneminde Toptaşı Tımarhanesini, sağlık yurdu haline getirerek herkese uzmanlığını kanıtlar. Öncü Hoca, (ki en çok hoşlandığı unvanıdır) Bakırköy’deki yıkık Reşadiye kışlalarının buyruğuna verilmesini ister. Önerisi resmi makamlarca uygun görülür. Başhekim kendi olanak ve çabalarıyla bu harap kışlaları düzeltir, onarttırır. Üsküdar’daki 720 hastayı buraya taşırlar. Derken, bina ve pavyonların çevresindeki geniş topraklarda elverişli hastalar çalıştırılır Kısacası bu “iş ve uğraş” yöntemiyle bir tedavi sistemidir. Yurtta ilk kez uygulanır ve şaşırtıcı sonuçlar alınır. Toprak, hava ve güneşle hem hastalar düzelir, hem de sitenin çevresi kısa sürede yemyeşil üzüm bağları, sebze ve meyve bahçeleriyle donanır. Ektirir, biçtirir ve üretir. Kurumun giderlerine önemli katkılarda bulunur. Temelde toprakla uğraşan, didinen derililer, derilerini, kaygılarım unutur, düşünemez olurlar. Gitgide sağlıklarına kavuşurlar. Gerçekten bu hizmetin maddi ve manevi bilançosu acaba çıkarılmış mıdır? Devlete katkısı nedir? Her başarı cücelerin kıskançlığını çeker. Hoca’yı en zayli yerinden tutarlar. Hani bir kişilik ki hem aklin, hem de akılsızlığın simgesi olmuş.. Artık yoktan bir bayındır site ve sağlık ocağı kurmuş ya.. Orada kendi yöntemlerini uygulamış.. Yani ayrıntıya aldırmaz Bugün süpürge ödeneğiyle, daha gerekil olan ampul alınmasını emredebilir. Neylersin ki yasalar bu hatayı hoş karşılayamaz Cücelerin babaları tutar. Yönetim ters eylemlere girşir. Yapıcı Hoca’yı 40’lı yıllarda Bakırköy’ün Baştabibliğlnden alırlar. Ama..

ÜSTÜNE HOŞ ANILAR DİNLERİZ
Mazhar Osman’ı, Üniversitenin 1933 reformunda Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği profesörü görüyoruz Nöro-Psikiyatriyi artık uzmanlık dalı seçmiştir. Neredeyse akıl ve sinir hastalıklarıyla adını bütünleştirir. Doğrusu odağı çevresinde kişiliğine özgü bir Mazhar Osman ekolu kurabilmiştir. O eylemin yurdumuzda başka bir örneğini henüz görmedik, duymadık.
Kimilen O’nun bilimsel bulgu ve yöntemlerin) askerlik otoritesiyle uzlaştırmasını beğenmezler. Hatta şöyle bjr fıkra anlatılır ki doğrudur. Mazhar Hoca’nın alışılmadık sivrilen tutumu ve özgün davranışlarına karşı bazıları. “Bırakın şu deliyi canım ” derler. Bu sözler yenip yutulmadan uzman’a ulaştırıldığı zaman karşılık ilginçtir. “Onların bana deli demeleri önemli değil, bir anlam taşımaz. Ama ya ben onlara deli dersem. Hiç bir makam değiştiremez.”
Yine bir fırsatla sağlığında görüştüğümüze göre Hoca’nın duruşu konuşması, kararları kesin ve katı idi. Ama peşi sıra gelen şaşırtıcı esprileri ve çevresine saçtığı güven ve teselli asla unutulamaz. Hocanın benek yetenekleriyle yaşamının her aşaması bir kitap olmaya değer, bunu görmeyenler bulunsa bile.. Acaba Hoca, neden ısrarla bu dalı seçmekte direnmiştir?

İLGİNÇ BİR RÖPORTAJİMİZ VAR
O’nun yaşam çizgisinden hala izler sürerken, Dr. Ercüment Baktır adlı meslektaşı tarafından yapılan ve 1947 yılında Tıbbiyeli dergisinde yayınlanan bir röportajdan bazı ilginç pasajlar sunuyoruz:
• “Nasıl meşhur oldunuz?”
• Ben meşhur olduğumu bilmiyorum, dedi Herhangi bir şubede sebatla yarım yüzyıl uğraşan her Kimse benden fazla meşhur olabilir.

• Hayatınızda en değer verdiğiniz olay nedir?
• Diploma aldığım gün Bir de oğlumun dünyaya geldiği gün

• Allah hakkında ne düşünüyorsunuz?
• Allah’ı tanımayan var mıdır ki?

• Güzel sanatların hangi dalından hoşlanırsiniz?
• Edebiyat ve Musikiden.

• Bir günlük yaşamınızı anlatır mısınız?
• Makina, dedi. Sabah altıda kalkar, sekizde hastaneye yetişirim. Eskiden 6 idi Hafta ıştıra hal dahi etmez, cuma tatillerinde bile klinikte çalışırdım. Şimdi son yıllarda pek erken gıdemiyorum. Resmi tatil günlerinden yararlanarak dinlendığim oluyor. Klinikte çalışırım. Akşam altıya kadar hasla kabul ederim. Saal 6 da ulak bir kahvaltı, 6.30 da ya sinemaya veya odamda dinlenmeye giderim. On ikiye bire kadar okur, yazarım.

• En çok sevdiğiniz hayvan?
• Hiçbir hayvandan hoşlanmam insanların hayvanlarından bile..

• Delilerden korkmaz mısınız? Onları semi misiniz?
• Delilerden korkmam, akıllı geçinenlerden korkarım.. Delileri saygıyla severim, zira onlar velinimetleridir..”

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz