BİTKİLERİN ÇOĞALMALARINI SAĞLAYAN HÜCRELER SPORLAR ve POLENLER

0
19

Birinci jeoloji zamanından (Paleozoik) günümüze kadar, yeryüzünde çeşitli bitkiler yaşamıştır. Bunlardan bir kısmi’ nin nesilleri sönmüş, bir kısmı da, günümüze dek nesillerini devam ettirebilmişlerdir. Paleontoloji verilerine göre, bitki olsun hayvan olsun, her tipin jeoloji çağlarında bir doğuş, bir gelişme ve bir de sönme devirleri vardır. Bu süre içinde canlı neslini devam ettirebilme çabası ile çoğalır. Bitkilerde çoğalmanın bir unsuru sporlar ve polenlerdir.

Çiçeksiz bitkilerde (Talli bitkilerle Kara yosunları hariç), dal uçlarında veya yaprak alt yüzeylerinde, spor keseleri yahut sor’lar bulunur. Spor kesesinin çatlaması ile sporlar dağılarak, uygun ortam bulurlarsa ön çimi meydana getireceklerdir.
Çiçekli bitkilerde ise, androkeum’un çatlaması ile dışarı atılan polenler, rüzgarlarla (anemofili), su ile (hidrofili), böceklerle (antomofili), kuşlarla (ornitofili) veya hayvanlarla (zoidofili) tozlaşarak, dişi organ tepeciği üzerine taşınırlar. Döllenme sonucu embriyon oluşacaktır.
Görüldüğü gibi, çiçeksiz bitkilerin üremelerini sağlayan hücrelere spor, çiçekli bitkilerinkilere de pollen adı verilmektedir.

Polenlerin boylan çok küçüktür, 10-200 mikron arasında değişir (1 mm. = 1.000 mikron). Spor boylarının 10 mikron ile 2*3 mm, arasında değişmesi, mikrospor ve megaspor terimlerinin doğmasına neden olmuştur. En çok 200 mikron boyunda olanlar için mikrospor. 200 mikrondan büyük olanlar için de megaspor deyimleri kullanılır.
Sporlar genellikle yuvarlak, üçgen, oval veya fasulye biçiminde olurlar, ilk iki şekilde, daha çok trilet sporlarda rastlanır (Şek. 1). Sporun yassılaşma düzleminin değişik olması halinde, oval şekiller de görülebilir. Spor kabuğu (eksin) ince ise, sporun kıvamlanması sonucu, düzensiz poligon şekilleri de oluşabilir, üçgen şekillilerde, üçgenin köşeleri, çoğu kez yuvarlaktır, kenarları da düz. iç veya dışbükey olabilirler. Monolet sporların genel şekilleri, oval veya fasulye biçimidir.

Bir spor kesesinin içi spor tetradları ile doludur. Kesenin bir hücresi üst üste iki kez bölünerek, birbirine yapışık dört spor oluşturur. Buna tetrad adı verilir. Sporların tetraddaki yapışma şekillerine göre de, yüzeylerinde yapışma izleri bulunur. En çok görülen yapışma izi tipleri. Y şeklinde (trilet sporlar, Şek. 1) ve tek bir çizgi halinde (monolet sporlar, Şek. 2) ola olandır.

Polenler daire, oval, üçgen, dörtgen, beşgen, altıgen ve hatta yedigen ve sekizgen olabilirler (Şek. 3 ve 4). Çamgiller pol-len şekilleri ise özeldir. Bunlar Monosac-cat (tek hava kesecikli), Bisaccat (iki hava kesecikli) ve Paleozoik polenlerinde görülebilen Polysaccat (ikiden çok hava kesecikli). Pollenler androkeum içinde, tetradlar halinde oluşurlar. Yapışma izleri genellikle, tetrad dağılıp pollen bireylerine ayrılınca silinirler.

Spor ve polenlerin çimlenmesi, «çimlenme aygıtları» yardımıyla sağlanır. Sporlardaki yapışma izleri, aynı zamanda çimlenme aygıtlarıdır. Polenlerin çimlenme aygıtları porus (delik) ve colpa (çizgi) şeklindedir. Bazı polenlerde çimlenme aygıtı yoktur (Şek. 3 b ve c). Tek porus’lu, pol-lenin çokgen şekline göre (Şek. 3 d), 4. 5, 6 (Şek. 3 e), 7, 8 ve nadiren daha çok porus’lu, tek colpa’lı (Şek. 3 a), 3 colpa’lı (Şek. 4 a ve b) polenlerin yanında, porus-colpa kombinezonu bulunanları da vardır. Porus’lar pollenin ekvatoruna dizilmişlerdir. Kuzey güney yönlü colpa’ların her biri, bir porus’u keser veya çevreler. Şekil 4 c ve d’de 3 porus + colpa’lı polenler görülmektedir. Bazı polenlerde de, polenin yan veya tüm yüzeyine, düzensiz konumlu porus’lar sıralanmışlardır (Şek. 4 f).

Spor ve pollen kabuğu (eksin), çok çeşitli şekillerle süslüdür. Süs elemanlarının çok sayıda ve değişik olmaları nedeniyle, birkaç örnek vermekle yetineceğiz: Süs-süz (laevigat) eksin örneği. Şekil la, 2a ve b. 3 a, b, d ve e. 4 c, e ve fde görülmektedir. Bu spor ve polenlerden bazıları çok hafif noktalamalı (infrapunetat) olmakla beraber, süs elemanlarından yoksun addedilirler. Şekil 1 b’de birbirini kesen iki yönlü kanallar halindeki cicatricose, 2 c’de, eksin üzerine düzensiz bir şekilde dağılmış küçük, yuvarlağımsı çukurlardan meydana gelmiş foveolat. 3 c’de, küçük petekler şeklindeki microreticulat. 4 a’da, buruşuk bir deriyi andıran chagrinat. 4 b’de, düzensiz küçük çıkıntılı infrarugulat ve 4 d‘de, topuz biçiminde olan baculat süs şekilleri izlenebilmektedir.

Jeoloji zamanlarında, özellikle anemofili yoluyla dağılan spor ve polenler, karalara ve deniz kıyılarına düşerek, bakterilerin etkisi ile çürümüş ve yok olmuşlardır. Oksijence fakir yerlere bataklık, lagün vb.) düşenler fosilleşme olanağını bulmuşlardır. Fosilleşen bu hücrelerin protoplasmaları tahrip olmuş, fakat az otsuz bir kütin olan eksinin dayanıklılığı, bize bugün onları inceleme olanağını bahsetmiştir.

Fosil spor ve polenler, karalarda oluşmuş katmanlarda bulunurlar. Mikroskop altı incelemeler için, spor ve polenlerin, içinde fosilleştikleri kayaçta bulunan karbonatlı, silisli ve organik unsurları eritmek gerekir. Karbonatlar hidroklorik, silisler de hidroflüorik asitle eritilir. Organik unsurlar, önce potasyum klorat ve nitrik asit karışımı ile oksitlenir, sonra potasyum veya sodyum hidroksitten geçirilir.

Mikroskop altı incelemede, 100, 200 veya 1.000 bireyin bağlı oldukları türler saptanır. Elde edilen tablo, o numunenin (kayaç numunesi, bal vb.) «spor ve pollen spektrası»dır.
Spor ve polenleri konu edinen bilim dalı Palinoloji’dir. Henüz genç olmasına rağmen Palinoloji, günümüz spor ve polenlerinin incelenmesiyle tarım, tıp ve balcılık alanlarında, fosil olanların incelenmesiyle de Jeoloji’de faydalı olmasını bilmiştir.
Günümüz spor ve polenlerinin incelenmesi ile, her bitki türüne ait spor ve polenlerin tanımlanması yapılmaktadır. İklim, bitkilerin coğrafi dağılımı ve evrimi.
tiplerin göçü konularında değerli sonuçlara varılmıştır.
Anlar çok miktarda poleni çiçeklerden toplayıp, ürettikleri bala taşırlar (Şek. 5). Melissopalınoloji adı verilen bal polenleri incelemesi, iyi kalitede bal üretiminde faydalı olmaktadır. Kovan delikleri arıların anca geçebilecekleri darlıkta yapılırsa, an gövdesine yapışmış bir miktar pollen, kovan altına yerleştirilmiş kaba düşerek biriktirilebilir. Pollenler, değerleri paraca da yüksek besin maddesidir. Bal polenlerinin incelenmesi ile, o balın cinsi de anlaşılır, çam balı, çiçek balı gibi. Hiçbir değeri olmayan şeker balından alman küçük bir damla, bir lam üzerine konularak mikroskopta bakılırsa, şeker balı olduğu kolaylıkla anlaşılır. Çünkü böyle bir balda pollen bulunmaz. Arılar, her zaman belirli çiçekleri dolaştıklarından, o bölgenin ekoloji koşullan değişmedikçe, balın pollen spektrası her yıl aynı kalır. Az miktarda değerli bal ile, çok miktarda değersiz balın karıştırılarak değerli bal fiatma satılması halinde, yapılan hile, hakiki ve hileli balların pollen spektraları birbirine uymayacağından kolaylıkla anlaşılabilir. içinde bulunan bazı pollen türleri nedeniyle yenmesi zararlı olan zehirli veya acı balların tanınmasında, mikroskop altı inceleme gereklidir. Güzellik kremleri, çocuk, hasta veya yaşlılar için hazırlanmış özel beslenme unları gibi içinde pollen bulunan maddelerin, pollen derişiklik dereceleri kontrol edilebilir.
Acropalinoloji (Atmosfer palinolojisi), atmsoferdeki pollen türlerini ve yüzdelerini saptayarak, tıp ve tarım alanlarında faydalı olmaktadır. A.B.D, gibi ileri ülkelerde, her bölgede bir Aeropalinoloji istasyonu kurulmakta ve bölgenin günlük, haftalık, aylık ve yıllık polen spektraları veya pollen takvimleri çıkarılmaktadır.

Bir bölgenin polen takviminde görülen asalak mantarlara bağlı spor sayısının ani bir artışı, bunların neden olabilecekleri bitki hastalıklarına karşı önceden korunma çarelerini de araştırmamızı gerektirecektir.

Kültür ağaçlarındaki döllenme olaylarının tanınmasında, polenlerin yayılma yeteneklerinin bilinmesi büyük önem taşımaktadır. İtalya’da bir tür zeytin üzerinde yapılan araştırmalarda, tozlaşmanın anamofili yoluyla olduğu ve döllenme şansının, yalnızca rüzgarların polenleri sürükleme olanaklarına kaldığı görülmüştür. Erkek çiçeklerin dişleri yanına taşınarak her ağaçta döllenme sağlanmış ve zeytin üretimi arttırılmıştır. Bu tür çalışmalar, meyvasından faydalanılan her tip bitkiye uygulanabilir. Bir bitki türünün, pollen üretimi ile tane verimi arasında sıkı bir bağıntı vardır. Aynca bu verim, her tür için periyodik olarak değişir. Bu olay, bitki türlerinin verim derecesini önceden kestirmemizi sağlar.

Tıp alanında, bazı alerjilerin kökeninde sporlar ve polenler bulunmaktadır, deride görülen kırmızılıklar, astım, spasmo dik trakeit, ckzema, kurdeşen vb. Göz ve burunda yanma ve kaşıntı ile başlayıp, burun akıntısı, titreme ve ateş yapan saman nezlesi, her zaman çiçek açma mevsiminde başlar. Yazlan ve daha seyrek olarak sonbaharda da, tozlaşma devam ettiği için hastalananlar görülür. Her bünyenin hassas olduğu tip ayrı olduğundan, değişik zamanlarda hastalıklar meydana çıkar. Fakat bir birey için hastalanma zamanı, her yıl ayni tarihlere rastlar. Hastalık krizleri, hasta açık havada dolaşıp bitkilerle yakın ilişki kurdukça ağırlaşır, şehir hayatında ise hafifler. Binalardaki elektrosta tik çekim nedeniyle sokaklarda az pollen bulunur. Alerjiyi yapan tipi, hastanın yaşadığı bölgedeki bitkiler arasında aramak yeterli değildir. Rüzgarların uzak yerlerden allergen tipleri bir bölgeye taşıyabilen çeklerini unutmamak gerekir. Bu nedenle, bölgenin pollen takvimi hastanın kriz tarihleri ile karşılaştırılır. Sorumlu tutulabilecek belirli sayıda pollen türlerinin listesi hazırlanır. Listede bulunan tiplerin her birine karşı hastanın hassasiyeti ölçülür. Hastanın yaşadığı bölgede sorumlu tipin bol olduğu zamanlar hastayı, aynı tipin az veya hiç bulunmadığını bildiren palinoloji istasyonunun bulunduğu bölgeye göndermek, en etkili alerji ilacından daha büyük fayda sağlar.

Bir çok ülkelerde yapılan araştırmalar sonucunda, her bir bölge için allergen bitki listeleri saptanmıştır. Çınar (Platanus), dut (Morus), leylak (Syringa) ve zeytin (Olea) birinci derecede allergen bitkiler olarak tanımlanmaktadır. Funda (Erica) ve gül (Rosa) polenleri antomofili yoluyla tozlaştıkları halde, bol bulundukları bölgelerde alerji yapabilmektedirler. En çok alerji yapan bitkiler ise buğdaygiller (Graminae) ve otumsu bitkiler (Hcrbacae)’dir. Çiçek tozlaşmasına bağlı alerji olaylarının yansından buğdaygiller sorumludur. Bun-
lar arasında, karamuk, çayır otu, ayrık otu, karaçayır, yulaf ve çavdar sayılabilir.
Sporlar, daha seyrek alerjiye neden olurlar, örnek olarak kibrit otlarını gösterebiliriz.
Mantar sporlarının da, tozlaşma zamanı dışındaki nemli dönemde alerji yaptıkları görülmüştür.

Fosil spor ve pollenler günümüzdeki-lerden, jeoloji çağlarında eskiye doğru gidildikçe farklılaşırlar. Bu şekil ayrılığı yanında, bilinen çeşitli bilimsel nedenlerle, bugünkü botanik sınıflandırma fosil spor ve pollcnlere uygulanamamaktadır. Palh noloğlar onlan, morfolojilerine (dış yapı) dayanan bir sınıflandırma çerçevesinde incelerler.
Kuatemer turbalıklarında yapılan çalışmalarla, buzulların güneye doğru hareketleri, iklim değişiklikleri ve paleocoğrafya konularında bazı gerçekler saptanabilmektedir. Türkiye’de yapılan bir inceleme ile, Adana dolaylarında, daha önce Karadeniz ikliminin egemen olduğu anlaşılmıştır.

Alp’lerdeki, özellikle Trias yaşlı tuzlu katmanların spor ve pollenlerinin incelenmesiyle, Alp tektoniğin de bugüne dek karanlık kalmış sorunlara çözüm bulunabilmiştir. Asfalt ve bitümlü katmanların oluşum, göç, gözeneklilik ve geçirgenlik konularındaki sorunlarına da Palinoloji çözüm yolları gösterebilmektedir. Petrol araştırmalarında spor ve pollen incelemeleri, günümüzde çok geçerli ve aranır duruma gelmiştir.

Spor ve polenler, en iyi kömürler içinde fosilleşebilmişlerdir. Bu nedenle linyit ve taş kömürü işletmelerinde Palinoloji’dcn büyük yararlar sağlanır. Türkiye’mizin Batı, Orta, Marmara ve Doğu Anadolu Bölgelerinin linyit kömürünce zengin oldukları göz önünde tutulursa, bunların araştırılması ve bulunanların rezerv saptamalarında ve daha sonra işletme sorunlarının çözümünde, Palinoloji’nin ne denli önem taşıdığı anlaşılır. Batı Karadeniz Bölgesinde bulunan Zonguldak havzası, yurdumuzun tek taş kömürü üretilen kömür havzasıdır. Bu havzada, kömür damarlarının linyit kömür havzalarına oranla sayıca daha çok ve teknotiğin daha karışık olması nedenleriyle Palinoloji, maden mühendisinin baş vuracağı en büyük ışık olmaktadır. Açılmış galerilerde bulunan kömür damarlarının jeolojik yaşlan ve bilinen damarlarla karşılaştırılmaları ve açılacak galerilerin yön saptamaları, spor ve pollen incelemeleriyle yapılabilmektedir.

avatar
  Subscribe  
Bildir