Beyin ve konuşma, Konuşma bozuklukları, Beyinde sol ve sağ yarım kürenin farklılıkları

0
37


Yarıklarla beyin yarım küresinin dört loba ayrıldığını ve sol yarım küre üzrerinde ki lisan bölgesini (renkli) görüyoruz. Lisan bölgesinde üç kısım ayırt edlliyor. A, konuşma ile ilgili hareketler merkezi (Broca bölgesi) B: İşitilen kelimelere anlam veren merkez (Wernicke bölgesi) C : Görülen kelimelere anlam veren merkez (açısal kıvrım).

Doğanın yalnız insanlara tanıdığı bir ayrıcalık olan konuşma, bugün bile beyindeki konuşma merkezleri ve bunlarda geçen hayatsal olaylar bakımından çeşitli sorunların çözümünü bekliyor.
Konuşma bozukluktan üzerindeki uzun süreli gözlemler konuşma ile ilgili sinirsel olayların araştırılması için gerekli temel bilgileri sağlamış oldu; özellikle afazi diye bilinen konuşma yeteneğini yitirme çok önemli araştırmalara konu olmaktadır.
XX, asrın başlarından beri konuşma merkezlerinin beynin neresinde bulunduğu tartışılagelmiştir; bugün için bu tartışma yatışmışa benziyor. Konuşmanın başlıca beynin sol yarım küresinde ki merkezler tarafından kontrol edilmesi acaba beynin iki yarım küresinin doğuştan farklı oluşuna mı bağlıdır, yoksa çocuk büyüdükçe kazanılan bir özellik midir ? İşte sinirsel hayat olayları ile uğraşan bilim adamları bu gibi sorulan cevaplandırmaya çalışıyorlar.

Her iki dünya savaşı sırasında beyin yaralanmalarının çok görülüşü afazi (söz kaybı) vakaları üzerindeki çalışmaları hızlandırmıştı.
Konuşma insana özgü davranışlar içinde en önemlisidir. Hayvanlar dünyasında, belki şempanzeler bir yana, konuşabilen tek canlı varlık insandır; işte konuşma ile ilgili hayatsa] olaylar üzerindeki bilgimiz bu bakımdan bir dereceye kadar eksik durumdadır. Hayvanların beyninde açlık, susuzluk ve cinsel birleşme için ayrı ayrı merkezler bulunduğu halde tabi ki konuşma merkezi yoktur. Konuşma ile ilgili temel bilgileri insanlardaki konuşma anormal tiklerini inceleyerek elde etmek zorundayız ki bu da bu konudaki bilgilerin oldukça yavaş birikmesine sebep olmaktadır. Afazi’ler, yani dil, dudak, gırtlak vs, gibi ses ve söz yapıcı organlar ve bunlara gelen sinirler sağlam olduğu halde beyindeki konuşturucu merkezlerin bozulmasına bağlı olan söz kayıpları, ancak XIX, asrin sonlarında keşfedilmişlerdir, işte düşündüğünü tam anlatamamak, heceleri birbirine eklemede zorluk çekmek, bir kelime yerine başka anlamda bir kelime kullanmak, bir kelimeyi değiştirerek söylemek ve söylenen sözleri anlayamamak gibi çeşitli konuşma bozukluktan üzerindeki araştırmalara ancak bu tarihten sonra başlanabilmiştir.

Söz kaybı üzerindeki belli başlı çalışmalar 1861’de başladı; bu tarihte Paul Broca beynin belli bir bölgesindeki hastalığın o bölgeye özgü bir konuşma bozukluğu yapabileceğini gösterdi. Broca’nın hastası senelerden beri kendisine söylenenleri bir dereceye kadar anlamakla beraber yalnız bir tek hece söyleyebiliyordu : tan. Hastalığı beynin sol alın lobunda idi; bu lobun arka kısmı ve özellikle en alt kıvrımı normal görevini yapamıyordu. P. Broca bu merkezin heceleri birbirine ekleyerek konuşmayı sağlayan merkez olduğu sonucuna vardı .

1865’de Broca önemli bir keşifte daha bulundu: beynin ancak sol yarımında ki merkezlerin hastalanması konuşma bozukluğuna sebep oluyor, beynin sağ yarımında bunlara karşılık bölgelerin hastalığı ise hiçbir konuşma bozukluğu yapmıyordu. Konuşmanın sadece beynin sol yansı tarafından kontrol edildiğini daha sonraki gözlemler de doğruladılar.

1874 de C. Wemicke’nin bir buluşu bu konuda yeni bir çığır açtı. Wernicke gene beynin sol yansında ikinci bir konuşma merkezi bulunduğunu gösterdi; bu ikinci konuşma merkezi en üst şakak kıvamının arka ucunda idi; bu merkezin bozulması halinde hasta Broca’nın hastası gibi heceleri birbirine eklemede zorluk çekmiyor, fakat kelimeleri unutmuş gibi davranıyordu. Hakikaten Broca merkezi hasta olanlar güçlükle ancak birkaç hece söyleyebildikleri halde Wernicke merkezi bozulmuş olanlar aksine çok konuşuyorlar ve heceleri pekala birbirlerine ekleyebiliyorlardı. Fakat söylediklerinden bir anlam çıkarmaya imkan yoktu. Böyle bir hasta söylemek istediği kelime yerine tamamen başka anlamda bir kelime kullanıyor, bir kelimeyi harflerinden bazılarını değiştirerek söylüyor ve kelimeleri birbiri içine sokarak (teleskopaj yaparak) konuşuyordu. Broca ve Wernicke tipi söz kayıplarını birbirinden ayıran diğer önemli özellik ile şudur : Wernicke merkezi çalışmayan bir insan işittiği veya okuduğu kelimeleri anlayamaz. Bu sebeple Broca merkezi hastalanınca «söz söyleyiş bozukluğu» (motor afazi). Wernicke merkezi hastalanınca «söz anlayış bozukluğu» (sensoriyel afazi) görülmektedir. (Wernicke merkezi beyin kabuğundaki işitme algısı merkezine çok yakındır).

Sağ elle yazan 214 kişide beynin sol yarım küresinde ki hastalığın konuşma bozuklukları üzerindeki etkisi, a) tek lob hasta b) iki lob birlikte hasta c) üç lob birlikte hasta
1) heceleri birbirine ekleme zorluğu
2) konuşurken ikide bir duraklama
3) işitilen kelimeleri anlama zorluğu
4) görülen eşyaların İsmini söyleme zorluğu
5) kelimeleri tekrar etme zorluğu
6) okuma zorluğu
7) yazma zorluğu.

a: tek lob hasta olunca konuşma bozukluğu hasta lob şakak (x) veya yan (y) lob ise en belirgin.
c: her üç lob hasta ise konuşma bozukluğu maximum oluyor. Beynin arka tarafı hastalanınca (z) – şakak, yan ve artkafa loblarının hastalığı heceleri ekleme zorluğuna çok az rastlandığı anlaşılıyor.

1881’de Exnor sol orta alın kıvrımı hastalanınca hastanın yazı yazamadığını gösterdi. (agrafi = yazı yazamamak). Kussmaül 1876’da Wernicke tipi söz anlama bozukluğunda iki şekil ayırt etti: kelime sağırlığı ve kelime körlüğü. Kelime sağırlığı olanlar kelimeleri işitirse de bunlara bir anlam veremez, kelime körlüğü olanlar ise yazılı kelimeleri görür fakat anlayamaz; yani kelime sağırlığı olanlar bilmedikleri bir yabancı dili dinleyen, kelime körlüğü olanlar ise bilmedikleri bir yabancı dilde kitap okuyan insanlara benzerler. Kelime sağırlığına sebep olan merkez kelime körlüğüne sebep olan merkezden farklıdır. 1892’de Döjerinc ilk defa olarak şakak lobunda ki açısal kıvrım hastalığının kelime körlüğüne sebep olduğunu gösterdi.

Bu söylediklerimizi toparlarsak şu sonuca varıyoruz: sol alın lobunda söz ile ilgili iki merkez var: Broca’nın heceleri birbirine ekleme merkezi ve Eitner’in yazı yazdırma merkezi; sol şakak lobunda söz ile ilgili iki merkez daha var: birinci kıvrımın arka ucunda işitileni anlama, ikinci kıvrımın arka ucunda, yani açısal kıvrımda ise görüleni anlama merkezi bulunuyor; bütün bu merkezler sinir lifleri ile birbirlerine bağlanmış durumdadır.
Fakat şunu da söylemek gerekir ki 1900-1920 seneleri arasında beyinde ayrı ayrı konuşma merkezleri bulunduğu görüşüne karşı bir tepki doğmuş ve belli merkezlerin bozulmasının belli tipte konuşma bozukluğu yapabileceği kabul edilmekle beraber sinir sisteminin daha çok bir bütün halinde çalışarak konuşma, okuma ve yazmayı sağladığı üzerinde durulmuştur. (Pierre Maric ve diğerlerinin çalışmaları).

Konuşma Merkezlerinin Varlığını Doğrulayan Diğer Gözlemler:
XIX, asrın ikinci yansında Broca ve Wernicke gibi bilim adamları ancak bir beyin damarının tıkanması sonucunda beynin belli bir kısmının ölmesine bağlı söz kayıplarım araştırıyorlardı; çünkü boyle bir hastanın otopsisinde beynin hangi kısmının ölmüş olduğu kesin olarak söylenebiliyordu, fakat ne yazık ki vak’a sayısı pek fazla olamıyordu. Birinci ve ikinci Dünya savaşları sırasında beyninden yaralanıp da yaşayanlar üzerindeki çok sayıda incelemeler konuşma merkezleri hakkındaki bilgileri doğruladı. Bu gözlemler beyin dokusundaki yaranın büyüklüğü ile buna bağlı konuşma bozukluğunun ağırlığı ve devamı arasındaki ilişkilerin araştırılmasına da rakam verdi. Nihayet bütün bu gözlemler istenen kelimenin istendiği zaman hatıra gelmeyişi şeklinde seyreden bir söz kaybına (amnestik afazi yani bellek kaybına bağlı afazi’ye) sebep olan merkezlerin beyin kabuğunda dağınık bir halde bulunduğunu da doğruladı; bu çeşit söz kayıplarında hasta kendisine gösterilen eşyalardan bazılarının ismini söylemekte güçlük çekmekte ve konuşurken bazı kelimeleri atlamaktadır.

Beyin cerrahisi de beyinde konuşma merkezleri olduğunu doğruladı. Sarı hastalığının beyin cerrahisi ile tedavisi sırasında Penfield ve Roberi beyin kabuğunun bazı bölgelerini uyararak söz kaybı meydana getirebildiler. Bunlardan elde ettikleri sonuçlar ve saraya sebep olan beyin nedbelerini ameliyatla çıkartmak sırasında kazandıkları bilgiler yardımı ile Penfield ve Roberi konuşma merkezlerinin her birinin söz bakımından önem derecesini belirte bildiler: en önemli merkez şakak-yan loblarının arka ucunda idi; bundan sonra Broca merkezi geliyordu; en önemsiz olanı alın lobunun iç yüzündeki yedek konuşma merkezi idi: fakat diğer merkezler çalışamaz duruma gelince yedek konuşma merkezi önem kazanıyordu.

Beyin cerrahisinden istatistiklere
Angelergue ile beraber sağ elle yazan ve sol beyin yarım küresinde (beyin tümörleri ve yaralanmaları başta olmak üzere) çeşitli hastalıklar bulunan 214 hastayı inceledik. Beyinde hastalanan kısmın yeri ve büyüklüğü ile konuşma arasındaki ilişkiyi araştırdık; konuşmanın birçok bakımlardan bozuluşu en fazla şakak ve yan lobların hastalığında görülüyordu; buna karşı şakakart kafa, yan-art kafa ve şakak-yan-art kafa loblarının birlikte hastalanması yalnızca söz anlama bozukluğuna sebep oluyordu. Alın lobunun hastalığı hecelerin birbirine eklenmesini engelliyor, yan ve art kafa loblarının birlikte hastalanmasında hasta yazı yazamıyor (agrafi) ve şakak-art kafa loblarının hastalığında ise hasta okuduğunu anlamıyordu, (aleksi). Görülen bir şeyin ismini doğru olarak söyleyebilme güçlüğü beynin her kısmının hastalığında olabiliyorsa da hastalanan kısım ne kadar genişse bu güçlük o kadar artıyor, hele şakak lobu hasta ise bu hal çok daha belirgin oluyordu. Bu çalışmaların da belirttiği gibi çeşitli konuşma, yazma ve okuma bozukluktan ekseri yalnız olarak değil bir arada bulunuyorlar.

Beynin iki yarım küresini ortada birleştiren kısımları keserek meydana getirilen split brain (ortadan ikiye bölünmüş beyin) deneyleri.
Üstte: Taşitoskop ile (yani çok kısa bir süre için) görme alanının sol yansından A, sağ yansından B harfi gösteriliyor. Beyin yarım kürelerini ortada birleştiren nasırsı cisim keslimiş ise hasta yalnız sağdan gösterilen (yani sol yarım küreye karşılık olan) 8 harfini görüyor. Fakat İşin garibi su: kendisine soldan gösterilen A harfini sol eli ile yoklayarak bulması söylenince (sağ yarım küreye karşılık olarak) hasta bu A harfini görmediği halde yoklayarak bulabiliyor. Simdi kendisine sol elle hangi harfi buldun diye sorulunca sağdan aksettirilen harfin İsmini söylüyor. Yani hasta yalnız B yi görüyor. A yı görmeden elle buluyor ve bulunca de onun B olduğunu sanıyor.
Altta: Hastaya soldan somun kelimesi gösteriliyor, bunu okuyup anlıyor, fakat anladığın kelimeyi söyle deyince söyleyemiyor. Bu kelimeye karşılık olan cismi (somunu) sol eli ile yoklayıp buluyor, fakat bulduğun neydi diye sorunca gene cevap veremiyor; somunu sağ elle asla bulamıyor.

Demek ki dört çeşit komışma bozukluğu olabiliyor:
a — Anlatış bozukluğu (söz söyleme ve yazı yazmada güçlük) beynin ön tarafındaki Broca merkezinin ve Rolando yarığı önündeki kıvrımın alt ucunun hastalığına bağlı.
b — iletim bozukluğu (kelimeleri tekrar etme zorluğu, konuşurken bir hecede takılmak, yazı yazma zorluğu; söyleneni anlamak normal) yan-şakak loblarının arka kısmının hastalığında meydana çıkıyor.
c — Anlama bozukluğu : (söylenen kelimeleri anlama zorluğu, bir kelime yerine bir başka kelime kullanmak, birbirleri içine geçmiş kelimeler söylemek, okuma ve yazma zorluğu) Wernicke merkezi yani üst ve orta şakak kıvrımlarının arka tarafı, hastalanırsa ortaya çıkmaktadır; hastalık ne derece art kafa lobuna yayılmışsa okuma zorluğu o derece belirgindir.
d — Kelime unutmak : (görülen bir cismin ismini söyleme zorluğu, konuşur iken bazı kelimeleri atlamak) ekseri diğer üç çeşitle beraber görülüyor ve beynin her lobunun hastalığında meydana çıkabiliyor, tek başına görülmesi şakak lobunun arka kısımlarının hastalığına karşılık oluyor.

Söz kayıpları tek başına görülebilir mi?
Bugün artık herkes beyin yarım küresi üzerindeki söz bölgesinin bir zamanlar Dcjerine’in tarif ettiği bölge olduğunu kabul ediyor: ön ve arka kutuplan, üst ve alt kenarları bir yana bırakılırsa sol beyin yarım küresinin tüm yüzeyi söz bölgesidir, belki, üst kenardaki yedek konuşma merkezi de bir rol oynamaktadır. Buna rağmen söz kayıplarının çeşitli şekillerinin tek başlarına görülüp görülemeyeceği üzerinde tartışılmaktadır.

Yazı yazma güçlüğü ve heceleri ekleme güçlüğünün tek başına görülebileceği çok şüpheli ise de bu konuda kesin bir karara varmak için yeterli vaka yoktur. Buna karşı söylenen sözleri anlama güçlüğü nadir de olsa tek başına görülebiliyor; bu gibiler de hastalık her iki şakak lobunda olabileceği gibi tek bir şakak lobunda da olabilir ki bu son halde daima sol şakak lobu hasta bulunmaktadır.
Konuşma ve yazı yazma tamamen normalken okuma yeteneğinin kaybolabileceği herkesçe kabul edilmektedir. 1892 de Dojerine’in bildirdiği, kelimeleri gördüğü halde anlayıp okuyamayan hasta bu gruptandı (saf kelime körlüğü veya aleksi); bu hastalarda art kafa lobunda ki görme merkezi ile (ki gözden gelen sinir burada son bulur) görülen kelimelerin hayallerinin saklandığı açısal kıvrım arasındaki sinir yollarının bozulmuş olması gerekiyordu. Bu hastanın beyni ölümden sonra incelenince iki beyin yarım küresini ortada birleştiren nasırsı cismin arka ucuna yakın bir hastalık bölgesi bulundu. Son zamanlarda N. Geschwind de nasırsı cisim hastalığının kelime körlüğü yaptığı üzerinde durdu, öyle anlaşılıyor ki bu durum birleştirici sinir liflerinin kesilmesinden doğmaktadır. Bu saf kelime körlüğü olan hastada sol görme merkezi işlemez durumda olduğu için bütün görme uyarılan sağ artkafa lobundaki görme merkezine geliyordu; böylece hasta kelimeleri görüyordu, eğer nasırsı cisim sağlam olsaydı uyanlar sol tarafta açısal kıvrımda bulunan «görülen kelimeleri anlama merkezime de ulaşacak ve böylece görülen kelimeler tanınacak ve anlaşılacaktı; nasırsı cismin arka ucundaki her iki artkafa lobunu birleştiren lifler çalışmaz durumda olduğu için artık bu mümkün değildi. İşte bundan dolayı hasta kelimeleri görüyor fakat bir anlam veremiyordu.

Konuşma ile ilgili hayatsa! olaylar tize-rinde çalışanların zihnini iki soru daha kurcalıyor: beynin derinliğinde bulunan gri çekirdeklerin (talamus, çizgili cisim vs, gibi) ve bir de sağ beyin yarım küresinin konuşmada ne rolü olmaktadır ?
Beyin çekirdeklerinin konuşmadaki rolü stereotaksi metodlan sayesinde anlaşıldı. (Stereotaksi uzayda 3 buutlu olarak yer belirleyen ve bu sayede beynin içinde tam istenen noktalara erişmeyi mümkün kılan bir metottur, beyin cerrahisinde kullanıldığı gibi beynin istenen noktalarına uyarıcı veya alıcı elektrod’lar sokulmasına da yaramaktadır). Hakikaten Ojemann ve arkadaşları beynin sol talamus çekirdeğini uyardıkları zaman o kimsenin gördüğü eşyaların ismini söyleyemediğini buldular. Böylece beyin gri çekirdeklerinin konuşmada önemi olduğu anlaşılmaktadır. Bu hipotez daha önce Penfield tarafından ileri sürülmüş, fakat beynin gri çekirdekleri hastalanınca söz kaybının olmayışı bu fikre karşı gibi görülmüştü. Beynin gri çekirdeklerini devamlı bozan çeşitli hastalıkların söze başlama, sözlerin akışı ve bir kelimenin defalarca tekrar edilmesi gibi olayları etkilediği bildirildi. Beyin çekirdeklerinin beyin kabuğu ile bağlantıları ve hayatsa! olaylardaki rolleri üzerinde araştırmalar devam etmektedir.

Beynin sağ yarım küresi “Fakir bir eve beyin”
1865 de Broca sağ elle yazanlarda konuşmayı beynin sol yarım küresinin kontrol ettiğini, beynin sağ yarım küresinin ise konuşmada rolü olmadığını bildirmişti; o zamandan beri buna karşı bir görüş ileri sürülmedi. Solaklarda ise konuşmayı beynin sağ yarım küresinin kontrol ettiği kabul edilmişti. H. Jackson. P. Marie ve hatta Goklstcin gibi bilim adamları daha sonra beynin sağ yarım küresinin de konuşmada rolü olduğunu ileri sürdüler; fakat bu rol sol yarım küre hastalanınca sağ yarım küredeki konuşma merkezlerinin görevi devralmasından ileri gitmiyordu; o zaman bile sağdaki konuşma merkezleri soldakilere göre çok daha az çalışıyordu; normal halde sağdaki konuşma merkezlerinin hemen hiç rolü olmadığını onlar da kabul etmişlerdi.

Çaprazlama söz kaybı sağ elle yazan bir hastada beynin sağ yarım küresi hastalanınca görülen söz kaybıdır. Bu hal çok enderdir. Sağ elle yazıp da beynin sağ yarım küresi hastalanmış olan 239 kişiden ancak bir tanesinde söz kaybı gördük (0,38 4ş) Buna karşılık sağ elle yazıp da beynin sol yarım küresi hasta 366 kişiden % 63 ünde söz kaybı vardı.
Sağ elle yazan bir insanda ameliyatla beynin sol yarım küresinin çıkartılması bu konuda çok değerli bilgiler verecektir. Fakat bu gibi ameliyatlar tabi çok seyrek yapılmaktadır; bu ameliyat ancak çevresine çok yayılan habis beyin tümörlerinde uygulanmaktadır. Bu gibi ender vak’a-lardan biri A. Smith’in izlediği hastadır. Sağ elle yazdığı kesin olan bu hastada beynin sol yarım küresi ameliyatla çıkartılmıştı; ameliyattan bir süre sonra hastanın konuşması normale yaklaştı, cümleler kurabiliyordu; ameliyat dan 6 ay sonra kendine söylenenlerin belli bir kısmını anlamaya başladı. Buna karşı bu hastanın tekrar yazı yazmaya başlaması çok daha zor oldu.
B. Milner’in Wada testi ile elde ettiği sonuçlar şöyledir; Wada testi boyun atar damarına bir uyku ilacı olan sodyum amital verilmesinden ibarettir; verilen ilaç atar damarın bulunduğu taraftaki beyin yarım küresini 2-4 dakika için görev dışı hale getirmektedir.) 95 saralı ve sağ elle yazan hastanın sağ boyun atardamarına amital verilerek sağ beyin yarım küreleri uyutuldu, bunlardan ancak 7 sinin konuşma yeteneğini kaybettiği görüldü.
Beynin sağ yarım küresinin hastalanması soldaki gibi çok belirli konuşma bozukluğu yapmıyor. Beynin sağ ön kısımlarının hastalığında bazen heceleri birbirine ekleme güçleşiyor; beynin sağ arka kısımlarının normal olmayışı halinde bir kelimeyi tekrar tekrar kullanmaya eğilim beliriyor (perseverasyon); sağ şakak lobu hasta ise cümle kurulamıyor. Bütün bunlar enderse de sağ yarım küre hastalığında yazı yazma güçlüğü sık ve belirgin olarak görülür. Bu hastalarda okuma ve yazmanın uzay durumları bozulmaktadır (yalnız soldaki yazılan görememek ve yazamamak, kelimelerin iki veya daha fazla parçaya bölünüşü, yazarken yokuş aşağı, yokuş yukarı veya dalgalı satırlar meydana getirmek); bazen de yazı yazarken bir harfin veya bir harf bacağının tekrar tekrar yazıldığı görülmektedir (yazıda perseverasyon).

Ortadan ikiye bölünmüş beyin
Bazı saraların tedavisinde beynin iki yarım küresini ortada birleştiren köprülerin (nasırsı cisim, ön birleştirici cisim) kesilmesi gerekiyor. Sperry. Gazzaniga ve Bogen bu ameliyatı geçirmiş hastalarda sağ beyin yarım küresinin konuşmadaki rolünü incelediler. Bunun için beyin yarımk ürelerinden yalnız birini uyarabilmek imkanlarını aradılar; bunu iki şekilde yapabiliyorlardı : taşitoskop ile (taşitoskop çok kısa süren görme uyarıları veren bir aygıt) görme alanının yalnızca bir yarımında uyan meydana getirmek veya yarım kürenin aksi taraftaki ele dokunma uyarılan vermek (yani beynin sol yarım-küresini uyarmak için sağ eli uyarmak ve ya bunun aksi).
Bu metotlarla gösterdiler ki bu ameliyatı geçirmiş hastalarda beynin sol yarım-küresi konuşma ve sözleri anlama görevini normal yapmakta, sağ yarım küre ise dilsiz gibi davranmakta ve dış dünya ile ilişkisini sözden başka şeylerle sağlamaktadır. Gene biliniyor ki beynin sağ yarım küresi bir dereceye kadar sözleri anlamaktadır; fakat anladığı sözleri tekrar edememekte, bu sözleri anladığını ancak yaptığı bir hareketle belli etmektedir. Gözlemci hastanın önüne çeşitli cisimler koyar ve bunlardan birinin adını söyleyerek deneğe «falanca cismi al» emrini verir: hatta cismin ismini söylemeden ne olduğunu tarif ederek hastaya bu cismi bulup almasını emreder; denek emre uyarak söylenen cismi sol eliyle bulur (beynin sağ yarım küresi vücudun sol yansını kontrol ettiği için sol elini kullanması istenir.) Beynin sağ yarım küresi yazılı kelimeleri de anlayabilir; bunun için yazılı kelime hastanın görme alanının sol yansında tutulur ve hasta gördüğü kelimeye uyan cismi sol eliyle bulup alır. Fakat sağ yarım kürenin anlama gücü çok sınırlıdır, bu metotla verilen en basit emirleri bile yerine getiremez: sağ yanm kürenin kelimeleri doğru sıralama gücü de çok zayıftır: sadece olumluyu olumsuzdan ayırt edebilir (Gazzaniga’nın deneyleri).

Bu gibilerdeki en son araştırmalar (Levy. Nebes. Sperry) sağ yarım kürenin az buçuk yazı yazdırma yeteneğine de sahip olduğunu, fakat sol yarım küre yazı yazdırma işine karışır karışmaz sağ yarım küredeki yazı yazdırma merkezlerinin stop ettiğini gösterdi. Konuşma işi tamamen sol yarım kürenin kontrolünde idi.
işte böylece anlaşılmış oluyor ki sağ yarım kürede de sözle ilgili merkezler var, fakat konuşmayı yaratan hareketleri (gırtlak, dil dudak vs.) kontrol eden sol yarım küre merkezlerine göre çok daha zayıf: yani iki yarım küre arasında konuşmayı kontrol için bir yarış var ve bu yarışı daima sol yarım küre kazanıyor.

Ancak sol konuşma merkezleri tamamen çalışamaz duruma gelince sağ konuşma merkezleri konuşturma görevini yapmaya başlıyor.

Solaklarda durum başka; onlarda konuşma merkezinin yeri bu kadar kesinlikle söylenemiyor. Broca 1865 de solaklarda konuşma merkezinin beynin sağ yarım küresinde olduğunu söylemişse de bugünkü araştırmalar solaklarda konuşma merkezinin her iki yarım kürede olabileceğini gösteriyor, özellikle ebeveyninden biri de solak olan solaklarda durum böyle.

Buraya kadar anlatılan veriler hastalardan elde edilmişti. Deneysel ruh bilim (psikoloji) duyumlarla kazanılan bilginin yarım kürelerden yalnız birinde saklanması olayını normal insanlarda da incelemeye imkan verdi.
Kullanılan metot Broadbent’in çift dinleme metodu idi: sol ve sağ kulağa birbirlerinden farklı uyanlar eş zaman olarak veriliyordu. D. Kimura 1961 de şunu buldu : her iki kulağa farklı sözler eş zaman olarak verildiğinde denek sağ kulağa gelen sözleri daha iyi duyuyordu, (işitme yolları-nın da büyük bir kısmı karşı yarım küreye geçmek üzere çaprazlaştığından sol yarım küre sesleri daha iyi işitiyor demekti.) Daha sonra sağ kulağın anlamlı olsun olmasın bütün sözleri sol kulaktan daha iyi işittiği, buna karşı sol kulağın (yani sağ yarım kürenin) gürültüleri ve melodileri duymakta sağ kulağa üstün olduğu bulundu. Taşitoskop metodu ile gözlere sağdan ve soldan eş zaman olarak veya birbiri arkasına harfler gösterilince sağ taraftan gösterilen harflerin daha iyi görüldüğü de anlaşıldı; demek ki beynin sol yarım küresi hem işitme, hem de görme bakımından sağ beyin yarım küresine göre üstünlük gösteriyordu; bu üstünlük görmede işitmeden daha az belirgindi.

Söz söyleme ve sözleri anlama sırasında beynin içinde ve beyin yarım küreleri arasında geçen hayatsal olayları araştırmada en yeni bir metot da (çok zor olmasına rağmen) beyin çalışması sırasında meydana gelen elektrik akımlarını kaydetmektir. Beyindeki hastalık bölgesine karşılık olan konuşma bozukluğunu araştıran eski metotla bu yeni metodun sonuçlan arasında fark yoktu. Bu önemli bir aşamadır, çünkü şimdiye kadar konuşma ile ilgili bölgelerin beynin sol yarım küresinde bulunduğu ancak otopsi bulguları ile hastalık belirtilerini karşılaştırarak saptanıyordu. Şimdi hiç hasta olmayan ve yaşamakta olan bir insanda da aynı şey ispatlanabiliyor.

Beynin sol yarım küresinin konuşmayı yönettiğini anladık. Şimdi şu soru akla geliyor : acaba beyni kesip baksak sol ve sağ yarımları arasında bir fark bulur muyuz ? İşte 1968 de Geschwind ve Lewi t ski sinir hastalığından başka bir hastalıktan ölmüş olan 100 kişinin beynini bunun için incelediler. Gerçekten böyle bir fark vardı : beyindeki Sylvius yanğının üst ve arka kısmına karşılık olan bolgedeki Wernicke konuşma merkezinin bir parçası oluyor % 65 vak’ada solda sağa göre daha büyüklü; % 24 vak’ada bu bölgelerin büyüklüğü solda ve sağda eşitti; % 11 vak’ada ise bu bölge solda daha küçüktü.
Acaba bu eşitsizlik doğuştan beri mi vardı ? Wada ve Teszner’in çalışmaları yeni doğmuşlarda ve hatta karındaki çocukta bile bu bölgenin solda daha geniş olduğunu gösterdi. Fakat iki yaşından önce başlayan beyin hastalıkları söz kaybı gibi bir sakatlık bırakmamakta, çocuklar söz kaybından çabuk ve oldukça tam iyileşmekte ve yine çocuklarda sağ yarım küre hastalığına bağlı söz kayıpları daha sık görülmektedir. 0 halde kabul etmek gerekiyor ki sol yarım kürenin yapısı doğuştan ona bir üstünlük sağlıyorsa da sol yarım küre konuşmayı yönetmeye ancak sinir sistemi olgunlaştıktan sonra başlamaktadır. Görmüştük ki erişkinde sağ yarım kürede de konuşma bölgeleri vardı; fakat sağ konuşma merkezleri normal halde sol yarım kürenin kontrolü altındadır. Ancak ameliyatla beyninin sol yansı çıkartılmış olanlarda sağ yanm küredeki konuşma merkezleri canlanarak konuşma işini yönetmeye başlıyor, fakat bu görevi hayat boyunca sol merkezler kadar ustalıkla beceremiyorlar.
LA RECHERCHE’den

avatar
  Subscribe  
Bildir