Atlantis tarihi, Atlantis gerçek mi ve nasıl yok oldu?

0
125

“Timeus” Dialoğunda Plato, Milatdan 350 yıl önce şöyle diyordu: “Bir zamanlar, Cebelitarık Boğazı’nın iki tarafında yükselen kayaların (Herkül Kayaları) ötelerinde, Küçük Asya ve Libya’nın toplam yüzölçümünden daha büyük bir ada şeklinde kıta vardı. Atlantis denilen bu ada üzerinde görkemli, büyük bir krallık hüküm sürüyordu”. Bir başka konuşmasında; “Criteas”da da Atlantis’i şöyle tanımlıyordu “Yüz ölçümü takriben 400.000 kilometrekare, tahmini nüfusu 20 milyon olan yarı tropikal bir ada idi bu. Kuzeyde dağlarla çevriliydi ve bu dağların en yücesi üzerinde, Atlantis’liler, Tanrılarının ürkütücü bir yalnızlık içinde yaşadığına inanırlardı.

Sıcak su kaynakları boldu, filler ve diğer Afrika cinsi hayvanlar ormanlarda başıboş dolaşırdı. Verimli ovaları baştan başa kateden kanallar yılda iki kez yapılan hasat için bol su sağlar, ürünlerin taşınmasını kolaylaştırırdı. Ünlü Poseidon tapınağının bulunduğu Başkenti, bronz kaplı muazzam bir duvar çevirirdi. Saraylar ve tapınaklar altın ve gümüş kaplamaları ile pırıl pırıl parlardı. Asırlar boyu (M.Ö. 12.000 – 9.000) diyordu. Plato Dialoğlarında, Atlantis’liler, sınırları Mısır ve İtalya’ya kadar dayanan bir Akdeniz imparatorluğunu sürdürmüşler, evrenin kendi yarılarında eşsiz bir medeniyet kurmuşlardı. Başlıca manevi değerleri kardeşlik ve iyi ahlak olan bir ulus yaratmaya çaba göstermişlerdi. Gün geldi, maddi kazanç ve hırsa yenildiler, bütün Akdeniz ülkelerini zaptetmeye kalkıştılar ve de yenik düştüler. Platoya göre “Korkunç tek bir gün ve tek bir gece içerisinde” Atlantis’i deniz yuttu.

Plato’nun ölümünden sonra Atlantis bir öykü olarak bir yana bırakıldı. Ama tarihten hoşlananlar, bilinmeyene merak saranlar için Atlantis büyüleyici olmaya da devam etti. Kuramcılar Atlantis’i, yer olarak, İsveç, Güney Afrika, Girit Adası, Bahama Adaları, Sri Lanka içlerine bile yakıştırdılar. Bu konu üzerinde belki 10.000 kitap ve makale yazıldı, en ilginci de Otto Heinrich Muck’in “The Secret of Atlantis”idir.

Kendi adına en az 2.000 patent kayıtlı olan bir Viyana doğumlu mühendis, Muck, denizaltıların haftalarca su altında kalmasını sağlayarak. II Dünya Savaşında sorutı kurtarmacılığına yenilik getirmiş olan ‘şnorkel’ aletini geliştirmişti. Alman V-1 ve V-2 silahlarını geliştiren roket araştırma ekibinin de bir elemanıydı. Muck’ın jeofizik ve tarih incelemeleri onu Atlantis bilmecesini çözmeye itti. Bu işe bir matematikçi olarak becerisini, modern bilimler hakkındaki ansiklopedik bilgisini kattı.

Sonuç, ölümünden 20 yıl sonra basılan ve Almanya da 1970 yılının en yüksek satış rekorunu kıran kitabı oldu. Muck’ın ileri sürdüğü teorilerden çoğu uzmanlar tarafından tartışıldı, fakat kitabın kritiğini yapanlar onu kayıp bir kıt’a hakkında insanlık tarihince eski bir bilinmeyene, heyecan verici bir hipotez diye nitelediler. Muck kitabına cüretli bir giriş ile başlar; ‘Plato’nun Atlantis’i tarifi her yönü ile gerçek olarak kabul edilmelidir !” Ve hemen sonra da, Plato’nun tahminlerini desteklemek ve hiç değilse ona karşı çıkmamak için bir düzine bilimden yararlanıp deliller bulmaya çabalar.

Plato Atlantis’in, Herkül Kayaları ötesinde yer aldığını söylemişti, Muck bunun, bizim bugün Cebelitarık dediğimiz boğaz olduğundan emindir. Böylece Atlantis, Avrupa’nın Batısından 1.200 kilometre ötedeki Azor Adaları civarına düşmektedir. Arkeoloğlar, Atlantis’in kolonilerinin bulunması muhtemel Avrupa’nın bu yöresinde ileri bir medeniyet işaretlerinin bulunması gerekliğini ileri sürüyor. Halbuki o devirde Orta Avrupa’da iskeleti bulunan ve kaba taş çağında yaşamış ilkel insan ırkına ait kaba toprak kaplar ve silahlar bir taş-devri kültürüne işaret ediyordu. (Neanderihal adamı) Muck ise tarih öncesi Fransa’da yaşamış olan bir kavmin (Cro-Magnon) üzerinde durmaktadır. Cro-Magnonlar, Neanderihallerden daha uzun boylu, daha tecrübeli idiler, İspanya ve Fransa’da mayaralarda bulunan kızılderili insanlara ait güzel resimler Cro-Magnon adamını yansıtmaktadır. Süs eşyası, silah ve diğer el sanatları Neanderihallerinkinden çok çok üstündür. Cro-Magnonlara ait mezar kalıntılarından Muck onların Batıdan, Atlantik Okyanusuna akan nehirlerin yukarılarından geldikleri sonucuna varmaktadır. Muck, Cro-Magnonların Atlantis’li oldukları kanısındaydı. Neanderihallerin basit yaşam yolları ile ters düşen Cro-Magnon kültürünün kökenini arkeoloğların bulamadıklarını ileri sürüyordu.

Şunu unutmamalıdır ki, Atlantis bölgesinde Avrupa’nın büyük kısmı kar ve buz ile kaplıydı. Buzullar Milattan önce 11.000’de gerilemeye yüz tutmuştu. Şimdi Avrupa’nın kıyılarını ısıtan Coltstrimi mümkündür ki Atlantis bloke ediyordu. Okyanusun bu büyük akıntısı, Muck’in tahminlerine göre Atlantis’te yüksek bir medeniyetin doğup gelişmesine ılımlı bir akım sağlıyordu.

Muck’a göre, Avrupa yılanbalıklarının çiftleşme içgüdülerindeki acayipliğin cevabı Atlantis ile Golfstrim arasındaki bağlantıdadır. Azorların Güney-Batısındaki Sargasso denizinde (Atlas Okyanusunun su yüzeyinde çok yosun bulunan kısmı) bulunan bu balıklar, yolları üzerindeki her çeşit avcıya yem ola ola, üç yıl süren bir yolculuktan sonra Golfstrim ile Avrupa’ya sürüklenip, tatlı su ırmaklarına ve akarsulara kavuşuyorlar, bir on onbeş yıl sonra da yavrulamak üzere Sargasso’ya dönüyorlar. Niçin böylesine tehlikeli bir yol tutturuyorlardı? Çünkü diyor Muck, içgüdüleri şekillendiği zaman Atlantis’in tatlı suları sadece kısa bir mesafede idi ve onlara Okyanustaki düşmanlarından kaçıp sığınacak yer sağlıyordu Atlantis battıktan sonra dahi, onlar bu kör içgüdülerinin etkisiyle Golfstrimdeki yolculuklarına devam ettiler.

Birömeklik
Muck, Amerika ile Eski Dünya arasında, muhtemelen Atlantis’in yaratmış olduğu bağlantılar görmektedir. Bunların en şaşırtıcısı da Mısır Piramitleri ile Merkezi ve Güney Amerika’daki piramitlerin benzerliğidir. Aynı derecede şaşırtıcı olanı da, İspanya’nın Baskları ile, Yeni Dünyadaki piramitlerin çoğunu kurmuş olan Maya- Kızılderililerin arasındaki benzerliklerdir.

Baskların da Mayalıların da kartal burunlu profilleri vardır. Bask dili eşsiz sayılırken, Muck bir Bask misyonerinin, Guatemala’da hiçbir yer ve kimse ile ilişkisi olmayan Mayalılar tarafından anlaşıldığını yazmaktadır. Basklar ve Mayalılar tohum ekmeden önce toprağı ayni tip sopa kullanarak altüst ediyorlardı. Bask milli oyunu olan Pelota küçük seri bir topla iki kişilik ekipler halinde oynanırdı. Bu oyun Meksika kızılderililerinin de başlıca sporu idi.

Platonun yazdığı şekilde eğer Atlantis’i deniz yuttu ise, acaba herhangi bir kimse dalgaların altında kalıp adayı araştırmış mıydı? Muck bu yönde düşünmeye devam etti. Şükürler olsun ki oseanografi sayesinde bugün bizler Okyanus tabanının kapsamlı resimlerine sahibiz: Atlantik Okyanusu Kuzeyde İzlanda’dan Güneyde Antar- tika yakınlarına dek uzanan 3.000 metre yüksekliğindeki kabartma ile ikiye bölünür.

Azor adaları civarında bu kabartma bir çıkıntı halını alır ve doğusundan batısına eni 410, uzunluğu 960 kilometredir ve kuzey kısmında denizaltı volkanik dağları bulunur. (Tepelerden bazıları denizden dışarı yükselir ki işte bunlar Azorlar’dır). Bu denizaltı Azorları’nın büyüklüğü ve biçimi Plato’nun Atlantis’i tarifi ile şaşırtıcı derecede birbirini tutmaktadır.

Beklenmedik Darbe
Muck kitabında bizleri Güney Carolina sahiline, Charleston yakınlarına sürükler 1930’da havadan alınmış bir resim tıpkı bir savaş alanı gibi gözükmektedir.

Yuvarlak ve oval şekilli 3.000 kadar krater araziyi noktalamaktadır. Hepsinden önemlisi bütün bu çukurların güney-doğu kenarlarında toprağın duvar gibi yükselmesidir ki bu Roket’çi Muck’a göre çukurları açan iri kaya parçalarının gökyüzünün Kuzey-Batı tarafından geldiğinin kanıtıdır. Carolina’daki bu çukurlar, sahilin daha ötelerindeki iki çok derin uçurum ile karşılaştırıldığında küçük kalmaktadır. Puerio Rico Trench diye bilinen bu uçurumlar 10.000 metre derinliğinde ve 450.000 metre genişliğindedir. Deniz tabanındaki bu son derece büyük oyuklar ile daha az büyüklükteki binlercesini yapan ne olabilir? Plato “Yıldızların yörüngelerindeki sapmalar ve yeryüzündeki her şeyin ateş ile yok olması” şeklinde yorumlamıştı. Muck’in vardığı sonuç da şu Yörüngesinde sapma olan yıldız muhtemelen bir asteroid yani Mars ile Jüpiter arasında, teleskopla görülebilen ve mümkündür ki Adonis grubundan, küçük gezegenlerden biri Yıldız, tehlikeli bir dış merkezli daire çizerek güneşin etrafında dönmektedir. Muck buna Asteroid A demektedir. Gökyüzünün Kuzey-Batı tarafından Asteroid A bir dev roket gibi fırlar. Deniz altındaki kraterlerin büyüklüğüne bakarak da Muck bu uzay devinin on kilometre çapında olduğunu saptamaktadır.

400 kilometre yükseklikten Asteroid A, yanan hidrojenin kızıl parıltısını yaymaya başlar Ardı da, yanan gazların oluşturduğu 30 veya 50 kilometre uzunluğunda bir kuyruğu vardır. iki dakika içinde atmosferin en yoğun kısmına girer ve patlar Kuyruk ve gövde, her biri yüz milyonlarca ton ağırlığındaki bu iki dev kısım denize dalar ve Puerio Rico Trench böylece meydana gelmiş olur. Daha küçük parçaları ise Carolina’da araziyi kalbura çevirir.

Muck’in tabiriyle “Büyük Darbe” çok yaygın bir patlamayı tutuşturmuştu. Asteroid A’nın diğer iki büyük parçası yer kabuğunun en duyarlı noktalarından biri olan Orta-Atlantik kabarıklığından yıldırım gibi geçip, yolu üstündeki volkanları zincirleme tutuşturdu.

Muck’in çizdiği görüntü dehşet verici şiddetli depremler Atlantis’i bir salıncak gibi salladı, evler de tapınaklar birer yığın haline dönüştü. Tüm ada bir ateş çemberi ile çevrildi diye yazıyor. Muck “Kızıl sıcak magma (yer kabuğunun altındaki, erimiş madenlerden oluşan akıcı kısım) derinliklerden yüzeye fışkırıp Atlantik’in sularına yayıldı. Hortumun okyanusdan kaldırdığı su sütunları, mantar şekilli bulutlar troposferin çok ötelerine yayıldı. Kıta büyüklüğündeki buhar ve kül bulutları bütün bölge üzerinde şekillendi”.

Atlantis’in Yutuluşu:
Fışkıran magma içinde Atlantis ufuk çizgisinin altına doğru batmaya başladı. Muck’a göre Adanın, ardında lavlarla kaplı konik yüce tepeleri sonradan Azor denilen adalar bırakarak gözden kaybolması hemen hemen 24 saat içinde oldu. Plato’nun da yazmış olduğu gibi “Korkunç tek bir gün ve korkunç tek bir gece” içinde Atlantis ortadan silınıp süprüldü.

Asteroid A’nın darbesi evrensel olmuş, depremler hemen tüm kıtaları harabeye çevirmişti. Muck’ın vardığı sonuç, Günev-Amerika’nın Kuzey-Doğu köşesinin Atlantik Okyanusu içine doğru meylettiği, Kuzey-Batı köşesinin ise Pasifik Okyanusu üzerinde yükselip tapınak ve şehirleri, deniz seviyesinden bugünkü Andların yüceliğine eriştirdiği yolundadır. Bu arada öldürücü gazlarla yüklü bir görkemli kara bulut şiddetli esen rüzgar önünde sürüklenip, alçaldığı her yerde insanların ve hayvanların boğulmalarına neden olmuştur.

Delil olarak Muck Sibirya’da yaşamış olan Mamutların ortadan silinmesini ele alır. Dünyanın en iri cüsseli hayvanı olan Mamutlar, o zamanlar buz yüzü görmemiş. Sibirya’da on binlerle yaşıyordu. Muck işte bu iri yaratıkların, daha yedikleri son yemler midelerinde hazmolmadan, böylesine öldürücü bir bulutun etkisi ile yokolduklarını ileri sürmektedir. Bu hayvanların o zaman beslendikleri bitki türleri Sibirya’da günümüzde bulunmamaktadır. Sibirya’yı bugünkü dev bir buzdolabı haline ve fillerin kürklü kuzenleri olan Mamutları “aniden buza dönüştüren” beklenmedik soğuğu Muck kimsenin inanılır biçimde açıklayamadığı kanısındadır, Muck’a göre, Asteroid’in anı darbesi, yeryüzünün eksenini sallamış, Kuzey Kutbu’nun havaya kalkmasına ve bu anı iklim değişikliğine yol açmıştır. Kül ve buhardan oluşan ve her yanı kaplayacak büyüklükte olan kara bulut, din kitaplarının “Tufan diye bahsettiği, büyük hacimde su taşıyordu Platonun da bahsettiği “çamur denizi” çok uzun süre için Cebelitarık Boğazı Ötesindeki deniz taşımacılığını imkansız kılmıştı. Tufanın yaptığı tahribat, Atlantis’in anısının kaybolmasının en iyi nedenidir Muck Asteroid A’nın çöküntüsünden kurtulmanın insanoğluna 3.000 yıla mal olduğu kanısındadır. Bu sürenin çoğunda da volkanik kül yüklü koskoca kara bulut Kuzey Avrupa’nın üstünde asılı kalmıştır. Tutandan kurtulabilenler için hayat, bu bulutun altında yaşamlarını devam ettirebilecek kısa ve vahşi bir mücadele olmuştu ömürleri güneşin soluk bir kırmızı parlaklık olarak arasından göründüğü siyahımsı kahverengi bir bulut altında geçmiştir. İnsanlık, medeniyet kırıntılarını tekrar bir araya getirmege başladığı zaman ki M.Ö 4.000’e rastlar. Atlantis artık sadece bir isimden ibaretti Atlantis’in tüm bilim, sanat ve dili silınıp gitmişti. Muck’in, okyanusun derinliklerini incelemesine ve Atlantis’i yokeden yolundan sapmış yıldızları uzayda belirlemesine yararlı olan bilgiyi insanoğlunun tekrar elde etmesi ise bir diğer 6.000 yıl daha gerektirmiştir.

Atlantis Hakkında Daha fazla bilgi için: https://aaspot.net/kayip-sehir-atlantis-hakkinda-bilgiler-ve-teoriler-atlantis-uzerine-her-sey/

READER’S DİGEST’den
Çeviren : Ruhsar KANSU

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
wpDiscuz