Ali Kuşçu kimdir? Ali Kuşçunun hayatı ve eserleri

0
39

Osmanlı devletinin ilk matematik ve astronomi hocası

Babası Horasan ve Maveraünnehir bölgesinin hükümdarı Uluğ Bey’in kuşçubaşı (doğancıbaşı) olduğundan, daha çok bu adla meşhur olan Ali,XV. yüzyılın başlarında dünyaya geldi. Doğum yeri ise Maveraünnehir bölgesinin Semerkant şehri ka­bul edilmektedir.

Küçük yaşta astronomi ve matematiğe büyük il­gi duyan Alı Kuşçu, ilk öğrenimini Uluğ Bey’in hü­kümdarlığı sırasında doğum yeri olarak kabul edilen Semerkant’ta tamamladı. Hükümdar ve çağın ünlü bilgini Uluğ Bey’den, Kadızade Rumi, Gıyasüddin Cemşid ve Muinüddin Kâşi’den astronomi ve mate­matik derslerini aldı. Daha sonra gizlice Kirman’a gidip öğrenimini orada tamamladı. Kirman’da Ay’ın ev­relerine ilişkin yazdığı Risale-i Hallü’l-Eşkalü’l-Kamer adlı incelemesini, kaçışını affettirmek için dönüşün­de Uluğ Bey’e sundu. Bunun üzerine Uluğ Bey, Ali Kuşçu’ya Kadızade Rumi’nin ölümü nedeniyle bo­şalan Semerkant Rasathanesi (gözlemevi)’nin mü­dürlüğü görevini verdi. 1449’da Uluğ Bey, oğlu Rüknettin’in başlattığı bir ayaklanmada öldürülünce Ali Kuşçu Tebriz’e gidip, Akkoyuntu hükümdarı Uzun Hasan’a sığındı. Bir süre sonra Akkoyunlularla Os­manlılar arasındaki barış görüşmeleri için İstanbul’a gelip Fatih Sultan Mehmet’le görüşen Ali Kuşçu, Fa­tih’in teklifi üzerine elçilik görevini tamamladıktan sonra ailesi ve yaklaşık yüz kişiden oluşan yakınları ile birlikte İstanbul’a geldi. Burada Fatih’in büyük il­gisini gören Ali Kuşçu, Ayasofya Medresesi (bugün­kü anlamıyla üniversite)’nde verdiği derslerle bilim tarihinde adları saygı ile anılan Mirim Çelebi, Sarı Lütfü, Sinan Paşa gibi değerli bilginler yetiştirdi. 6 Aralık 1474’te de arkasından birçok eser ve yukarı­da adları geçen bilginler gibi birçok bilgin bırakarak dünya hayatını tamamladı. Mezarı İstanbul’da Eyyüb Sultan türbesindedir.

BİLİME KATKILARI
Ali Kuşçu’nun bilime katkılarını sıralamadan ön­ce, özellikle onun yalnız telif eserlerle değil, eğitim-öğretim ve yetiştirdiği bilginlerle çağını aşan bir bil­gin olduğunu belirtmekte yarar vardır. Bu hususu or­taya koyduktan sonra, Ali Kuşçu’yu evrensel bilim adamlığı unvanına kavuşturan etkenin Semerkant Rasathanesi’nde çalışması ve Zic-i Uluğ Bey (Uluğ Bey’in Yıldız kataloğu)’e katkıda bulunması olduğunu da belirtmemiz gerekir. Bilindiği gibi Zic-i Uluğ Bey ya da Zic-i Gürgani olarak adlandırılan yıldız kataloğu, başta Uluğ Bey olmak üzere Gıyasüddin Cem­şid, Kadızade Rumi ve Ali Kuşçu’nun rasathanede yaptıkları ortak çalışmanın bir ürünüdür. Eserin ha­zırlanması sırasında önce Gıyasüddin Cemşid’in arkasından Kadızade Rumi’nin ölmesiyle yanda kalan katalog, Ali Kuşçu tarafından tamamlandığından, özellikle onun esere büyük katkısı oldu ki, Uluğ Bey eserin önsözünde Ali Kuşçu için “ değerli oğlumuz’’ sözünü kullanarak, hem bir öğrenciden çok dost ve evlat muamelesi ettiğini hem de esere büyük katkı­sını ortaya koymaktadır. Bu nedenle Zic-i Uluğ Bey’e Ali Kuşçu’nun bir eseri olarak bakılabilir. Bu düşün­ceden hareketle sözünü ettiğimiz eserin astronomi­ye katkısını belirtmeye çalışalım ki bu, aynı zaman­da Ali Kuşçu’nun da bilime yapmış olduğu katkılardır. 1018 yıldızın konumunu içeren Zic-i Uluğ Bey dört bölümü kapsar. Birinci bölüm farklı kimseler ta­rafından kullanılan değişik kronoloji sistemlerini, ikin­ci bölüm pratik astronomi, üçüncü bölüm yer mer­kezli evren sistemine göre gök cisimlerinin görünen hareketi konularını kapsar. Dördüncü bölüm ise ast­roloji konusundadır.

Astronomi ve matematik konusunda ortaya koy­duğu eserlerin yanı sıra bilime yaptığı katkılardan bir diğeri ise, Fatih’in teklifi üzerine İstanbul’a geldik­ten sonra başlattığı bilimsel çalışmalardır. İstanbul’da Ayasofya Medresesi (üniversitesi) müderrisliği (pro­fesörlüğü)’ne getirildikten sonra, Osmanlı Devleti’nin ilk matematik ve astronomi hocası ünvanını ka­zanan Ali Kuşçu, bilhassa astronomi ve matematik konularında çağının sınırlarını aşacak kadar önemli eğitim ve öğretim çalışmalarında bulunmuş ve üni­versitesinin programlarını yeniden düzenlemiştir.

ESERLERİ
Ali Kuşçu’nun matematik ve özellikle astronomi kitapları, Osmanlı medreselerinde Batı bilim anlayı­şının yerleşmesinden sonra da uzun süre okutulmuştur. Bunlardan müşterek bir çalışma olarak bahset­tiğimiz Zic-i Uluğ Bey’i dışarda tutacak olursak, en önemli kitaplarından üç tanesi şunlardır:
1 – Zic-i Uluğ Bey Şerhi: Zic-i Uluğ Bey adlı yıl­dız kataloğunun açıklaması olan bu eser, Farsça ya­zılmış olup, çağın en ileri kuramsal matematik bilgi­lerini içerir.
2 – Risâletü’l-Fethiye: 19. yüzyılda İstanbul Mühendishanesi (Teknik Üniversite)’nde ders kitabı ola­rak okutulan bu eser. Ali Kuşçu’nun Risale fi’l-Hey’e adlı eserinin Arapçasıdır. Ali Kuşçu bu eserin sonu­na gök cisimlerinin yere uzaklıklarını gösteren bir bö­lüm ile bir dünya haritasını ekleyerek Otlukbeli za­ferinin bir armağanı olarak Fatih’e sunmuştur. Bu eserde Ali Kuşçu ekliptiğin eğimini 23° 30’17’’ ola­rak tespit etmiştir ki bu günümüz modern astrono­mi verilerine de oldukça yakındır.
3 – Risâle-i Muhammediye: Ali Kuşçu’nun Semerkant’ta iken Farsça olarak yazdığı Risale fi’l- Hesab adlı kitabını sonradan Arapçaya çevirerek ge­ne Fatih’e sunduğu bu eser, matematik konusunda yazılmıştır

avatar
  Subscribe  
Bildir