Ağaçın neden halkaları var? Ağacın yaşı nasıl hesaplanır?

0
23

Ağaçların yıllık halkaları ve iklim arasındaki bağ

Çoğumuz, kesilmiş bir ağaç gövdesi üzerinde iç içe geçmiş dairesel halkalar görmüşüzdür. Aca­ba kaçımız bu halkaların bize ne kadar önemli bilgi­ler sunduğunun farkındayız? Son yıllarda yapılan çalışmalar, ağaç halkalarının gelişiminin iklim fak­törleriyle ilişkili olduğunu göstermiştir.

Ağaç halkaların varlığı mevsimlerle yakından iliş­kilidir. İklimin mevsimsel farklılıklar göstermediği tro­piklerde, ağaçlar bütün yıl büyüme özelliğine sahiptir. Bu nedenle, bu ağaçlardaki halkalar belirgin değil­dir. Buna karşılık, mevsimsel farklılıkların bulundu­ğu kuzey yarıkürede büyüme sürekli olmayıp, ilkbaharla birlikte hızlanır, yazın azalmaya başlar, kı­şın ise tamamen durur. Tüm bitkilerde olduğu gibi ağaçlarda da büyüme, önce toprak suyunun alınma­ya başlamasıyla ivme kazanır. Bu, halk arasında “ağaçlara su yürümesi” diye bilinen olaydır.
Gerçekte büyüme, en başta su ve sıcaklığa bağlı olan son derece karmaşık fizyolojik ve biyokimya­sal olayların bir sonucudur. Daha hızlı büyüme, da­ha çok su tüketimi demektir. Odunsu bitkiler ve ağaçlarda topraktan alınan suyun asıl kullanıldıkla­rı yer olan yapraklara iletimi, odun dokuları (ksilem) adı verilen elemanlar aracılığı ile gerçekleşmektedir.
Bunlar, kabukla odun arasında bulunan ve kambiyum adı verilen dokunun iç kısma doğru oluşturdu­ğu elemanlardır.

Su gereksiniminin fazla olduğu ilkbahar mevsi­minde oluşan odun dokuları ince bir çeper ve geniş bir boşluğa sahiptirler. Buna karşılık, büyümenin ya­vaşladığı, dolayısıyla su gereksiniminin azaldığı yaz mevsiminde oluşanlar ise, kalın bir çepere, dar bir boşluğa sahiptirler. Bu nedenle, kesilen bir ağaç göv­desi üzerinde ilkbaharda oluşan odun açık renkli, ya­zın oluşan odun ise koyu renkli halkalar şeklinde görülür. Bu durumda bir açık ve bir koyu renkli hal­ka bir yıllık büyümeye karşılık gelmektedir. Yıllık hal­kalar diye bilinen bu halkaların sayısı, ağacın yaşını vermektedir. Ancak halkaların bize sunduğu bilgiler, ağacın yaşı ile sınırlı değildir. Zira bunlar, arkeolojik kalıntıların tarihlenmesi özellikle son bir yıl içinde gerçekleşen erozyon ve çökelim hızının belirlenme­si, radyoaktif karbon yoluyla saptanan yaşların doğ­rulanması, önemli orman zararlarının veya yangınlarının gerçekleştiği tarihlerin anlaşılması, geç­mişte yaşanan iklim değişikliklerinin ortaya konma­sı gibi konularda son derece aydınlatıcı bilgiler sunarlar.

Çok genel olarak yıllık büyüme halkalarının yar­dımı ile geçmişte yaşanmış tüm bu olayları belirle­meye çalışan bilim dalı dendrokronoloji veya ksilokronoloji (Yunanca dendro = ağaç. ksilo = odun) olarak bilinmektedir. Dendrokronolojinin sadece geç­mişteki iklim değişimleri ile uğraşan bölümü ise dendroklimatolojidir. Özellikle ağırlaşan çevre sorunlarının iklim değişimlerini de gündeme getirdiği gü­nümüzde dendroklimatoloji daha büyük önem kazanmaktadır.

Çeşitli bulgular iklimin sabit olmayıp, jeolojik de­virler boyunca sürekli değişim geçirdiğini göstermek­tedir. Örneğin, son 2,5 milyon yıl içerisinde kuzey yarıküre dört kez buzulların istilasına uğramıştır. Buzul devirleri arasında ise, iklimin ısınması ile karakterize olan buzullar arası dönemler ya­şanmıştır. Son buzul dönemi 10000 yıl önce sona ermiştir. Yaygın görüşe göre şu an, bir buzul arası dönemde bulunmaktayız ve yarı­küremiz bir buzul dev­rine doğru gitmektedir. Yani, iklim doğal olarak soğuma eğilimindedir.
Buna karşılık, başta ar­tan CO2 miktarının ya­rattığı sera etkisi olmak üzere, birçok çevre sorununun iklimde ısın­maya yol açacağı, bu­na bağlı olarak kutup bölgelerindeki biriken buzların erimesi ile pek çok yerin sular altında kalacağına dair görüş­ler de mevcuttur. Bu görüşü savunanlar özellikle son çeyrek yüzyılda yaşanan kuraklaşmayı, bu durumun bir sonucu olarak göstermektedirler.

Kuşkusuz, bu görüşlerin ne derece haklı oldu­ğunun anlaşılması, en başta yakın geçmişte iklimin geçirdiği değişimleri bilmekle olasıdır. Bu değişim­leri ise, en iyi sayısal ölçümlere dayalı meteorolojik veriler gösterir. Oysa bu veriler İklimin uzun süreli seyrini izlemeye olanak verecek ölçüde değildir. Her ne kadar termometre 1590’larda, barometre 1654’te keşfedilmişse de bunların standartlaşması ve sağ­lıklı meteorolojik şebekelerin gelişmesi ancak XIX. yüzyılın ikinci yarısına rastlamaktadır. Sonuç olarak elimizdeki sağlıklı meteorolojik veriler alınmaya baş­laması daha sonraları başlamıştır. Gerçek anlamda meteorolojik veriler, sadece son 150 yıla aittir. Bu da hiç kuşku yok ki, uzun vadeli iklim değişimlerini belirlemek için yetersiz kalmaktadır.

Bu durumda bilim adamları göl dibi çamurları vb. çökellerden buzullara değin birçok veriden faydalan­maya çalışmışlardır. Tüm bu veriler değerlendirile­rek, son bin yılın iklimini nispeten ayrıntılı olarak or­taya koymak mümkün olabilmiştir. Buna göre bu dö­nem içerisinde, “küçük buzul devirleri” diyebilece­ğimiz soğumaların ve aşırı kurak dönemlerin yaşan­dığı anlaşılmaktadır. Nitekim, Herodot tarihinde tavla dışındaki tüm oyunların şarklılar tarafından bulundu­ğu, bundaki amacın da, oyuna dalarak yemek va­kitlerini unutmak suretiyle yaşanan uzun süreli ku­raklığa bağlı kıtlığın etkilerini azaltmak olduğunun ya­zılışı, bu görüşü desteklemektedir.

Geçmiş devirlerde yaşanan iklim değişimlerini gösteren verilerin başında, ağaçların yıllık halkaları gelmektedir. Yıllık halkaların genişliği ise, normal şartlarda yaşla ters orantılı olarak azalmaktadır. Nor­mal eğriden sapmalar ise büyük oranda iklimle bağ­lantılıdır. Halka genişliği başlıca yağış, sıcaklık ve ışık faktörlerinin etkisi altındadır. Genel olarak kurak bölgelerde yağış, soğuk bölgelerde ise sıcaklık belirle­yici faktör olmaktadır. Ayrıca, halka genişliğinde gü­neş lekelerinin de önemli rol oynadığı anlaşılmıştır.
Konuya ilişkin ilk çalışmalar K. Amerika’da Kali­forniya’nın dağlık kesiminde yetişen ibreli ağaçlar üzerinde gerçekleştirilmiştir. Sadece yıllık halka ge­nişliklerinin ölçümüne dayanan bu çalışmada, son 800 yıllık döneme ilişkin iklim değişimleri ayrıntılı bi­çimde ortaya konabilmiştir. Ülkemizin de içinde yer aldığı ılıman kuşakta halka genişlikleri bir yıldan diğerine çok az değişmektedir. Bu nedenle, sadece halka genişliği ölçülerek iklimdeki dalgalanmaları be­lirlemek oldukça güçtür. Bu durumda odun borula­rının çeper kalınlıklarına oranı olarak tanımlanan “odun yoğunluğu” dikkate alınır. Bu yöntem halka genişliğine nazaran, aylık değişimleri bile göstere­bilen daha sağlıklı bir yöntemdir. Nitekim bu yöntem­le yapılan çalışmalarda %95 gibi yüksek başarı oran­larına ulaşılmıştır.

Ağaçlarda halka genişliği, iklimsel parametrenin yanı sıra başka faktörlerin de etkisi altındadır. Bu ne­denle sonuçların güvenirliğini artırmak için, bir yan­dan örnekleme sayısı çoğaltılmalı, bir yandan da iklim dışındaki faktörler elimine edilmelidir.

Yapılan çalışmalar, en sağlıklı sonuçların alt ve üst orman sınırlarından elde edilebileceğini ortaya koymuştur. Zira bu sınırlar, ağaçlarda iklime karşı duyarlılığın arttığı yerlerdir. Hem alt hem de üst or­man sınırında görülen geniş yıllık halkalar nemli sı­cak bir iklimin göstergesidir. Üst sınırda geniş alt sınırda dar bir halka sıcak ve kurak koşulları yansı­tırken, tersi bir durum ise soğuk ve nemli iklim ko­şullarının bir sonucudur. Her iki ortamda da dar halkalar hem serin hem kurak iklimin göstergesidir.

Orman alt sınırındaki halka genişlikleri büyük oran­da neme bağlılık göstermektedir. Buralarda İlkbahar ve sonbaharda görülen yüksek yağış miktarı, kısa süren yaz mevsimi süresince geniş bir halkanın oluş­masına yol açmaktadır Bu mevsimlerde yaşanan yüksek sıcaklıklar toprağın nem oranını düşürece­ğinden net CO2 çözümlemesini azaltır. Bu da, odun elemanlarının oluşumuna yol açan fotosente­zin azalması olduğundan, bir sonraki halka büyümesi için daha az besin depolanması demektir. Sonuç ola­rak halka genişliği ile evapotranspirasyon arasında ters bir orantı olduğu anlaşılmaktadır. Yani belirgin yaz kuraklığının yaşandığı bölgelerde (örneğin, Ba­tı ve Güney Anadolu) oluşan yaz odunu oldukça dardır.

Dendroklimatolojik çalışmalar çam, göknar, se­dir, ladin, vb. ibreli ağaçlarda daha olumlu sonuç ver­mektedir. Ancak bunlar daimi yeşil olduklarından, yaşlı yapraklarda gerçekleşen fotosentez hızı dola­yısıyla da odun elemanlarının oluşumuna yol açan organik madde birikimi daha düşüktür. Öte yandan özellikle orman üst sınırına yakın ağaçlardaki yap­rak uzunluğu yıldan yıla değişmektedir. Yazı sıcak bir dönem, yaprak boyunu uzatırken, serin geçen yaz aylarında oluşan yapraklar İse kısa kalmaktadır. Fo­tosentez olayı hemen hemen tamamen yapraklarda gerçekleştiğinden, yaprak boyu ile halka genişliği arasında doğrudan bir ilişki vardır. Zira yazı sıcak dönemlerde, yaprak boyu artacağından, oluşan hal­ka da geniş olacaktır. Ancak bu ilişki 20-30 yıllık pe­riyotlardan çok, birkaç yüzyıllık periyotlarda anlamlı bağlantılar göstermektir.

Daima yeşil olmalarına karşın, ibreli ağaçların da çok düşük sıcaklıklarda uyku haline geçtiği bilinmek­tedir. Bu nedenle orman üst sınırına yakın yerlerde yetişen ağaçlar, kış süresince yazın sentezledikleri organik maddenin önemli kısmını kullanırlar ve do­layısıyla belirli bir yıla ait sıcaklık rejimi aynı veya bir sonraki yılın halka genişliği üzerinde etkili olmaktadır.
Öte yandan yangın, böcek zararları vb. etkiler de ağaç halkalarının gelişimi üzerinde etkilidir. Normal koşullarda daimi bir daire şeklinde gelişen odun ele­manları, herhangi bir etkilenmede kambiyum doku­su birkaç yıl faaliyet gösteremediği için bu süre içerisinde oluşan halkalar tam bir daire şeklini ala­mamaktadır. Bundan hareketle, yangının veya bö­cek zararlısının etkili olduğu yılı belirlemek olasıdır.

Genelde halkaların sayılması zor olmamakla bir­likte çok sık olduğu durumlarda, büyüteç ve mikros­kop gibi aletlerden yararlanılır. Ayrıca bu durumlarda gövdenin eğik kesilmesi, halka genişliğini izlemede yardımcı olabilir. Eğer bu durumlarda da sonuç alınamıyorsa, kesilen yüzeyi humusla ovmak veya mü­rekkep ya da çivit gibi boyalarla boyamak gerekir.
Ancak, boyama durumunda uygulamayı takiben bo­ya hemen silinmelidir.

Birçok odunda ilkbahar odunu ile yaz odunu ara­sındaki sınır çok net görülmez. Böyle durumlarda, sınır ancak mikroskobik inceleme sonucu ortaya ko­nulabilir. Eğer komşu iki odun borusunun çeper ka­lınlıklarının iki katı, hücrelerden birinin ortasındaki boşluğa eşit veya daha fazla ise bu kısım yaz odu­nu olarak kabul edilir.

Halka genişliklerinin sayım ve ölçümü için ilk akla gelen yol ağacın kesilerek kesik yüzeyin bir zımpa­ra yardımıyla parlatılmasıdır. Ancak pratikte buna ge­rek kalmadan da yıllık halkalar belirlenebilir. Bu amaçla kullanılan “ ağaç artım burgusu” ile çevre­den merkeze değin silindir şeklinde bir çubuk çıka­rılır. Sonra da bu çubuk uzunlamasına ortadan ikiye ayrılarak halkaların incelenmesi mümkün olabilir.

Bilindiği gibi bazı ağaçlar çok uzun yıllar yaşa­yabilmektedir. Ülkemizde de sıklıkla 1000 veya da­ha yaşlı ağaçlar görülmektedir. Bunlar üzerinde yapılacak dendroklimatolojik çalışmalar, ülkemizde yaşanmış olan uzun süreli iklim değişimleri konusun­da çok yararlı bilgiler sunabilecektir.

avatar
  Subscribe  
Bildir