Hulusi Beh­çet kimdir, hayatı ve braktığı eserler

0
36

HULÛSİ BEHÇET HAYATI

20 Şubat 1889’da İstanbul’da doğan Hulusi Beh­çet, tıp öğrenimini 1910’da tamamladı. Bu tarihten sonra 1914 Temmuzu’na kadar Gülhane Askeri Hastahanesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Kliniği’nde asis­tan olarak çalıştı. 1914 Temmuzu’nda Kırklareli As­keri Hastahanesi Başhekim yardımcılığına tayin edil­di. Bir süre bu görevi sürdürdükten sonra Edirne As­keri Hastahanesi cildiye mütehassıslığı görevine ge­tirildi ve 1918’e kadar bu görevde kaldı. Bu tarihten sonra bir yıl kadar Budapeşte ve Berlin’deki hastahanelerde çalıştı. Yurda döndükten sonra 1923 yılı­na kadar serbest hekimlik yapan Hulûsi Behçet, bu tarihte Hasköy Zührevi Hastalıklar Hastahanesi Baş­hekimliğine getirildi. Altı ay sonra da İstanbul Vakıf Guraba Hastahanesi’ne geçti. 1933 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniğine profesör olarak seçildikten sonra 1939 yılında kendisine Üniversite Senatosu’nca “Ordinaryüs Profesör” payeside ve­rilen Hulûsi Behçet, bir kalp rahatsızlığı sonucu 8 Mart 1948’de 59 yaşında vefat etti.

BİLİME KATKILARI
Bilime katkıları nedeniyle 1975’te TÜBİTAK ta­rafından “Bilim Ödülü” ile ödüllendirilen Hulüsi Beh­çet’in bilime yaptığı en önemli katkı, uluslararasında onu büyük bir üne kavuşturan ve bugün bütün dünyada “Behçet Hastalığı” Behçet Sendromu” “Trisymtom Behçet” veya “M orbus Behçet” adıy­la bilinen buluşudur. Birçok sistemi tutan kronik se­yidi ve iltihabi bir özelliği bulunan bu hastalığın Hipokrat’tan bu yana belirtileri bilindiği halde, arala­rındaki ilişkinin dikkati çekmemiş olması nedeniyle çeşitli görüntüler ayrı ayrı hastalıklar olarak düşünül­müştür. Ancak bu düşüncenin aksine olarak Hulûsi Behçet 1924’ten itibaren yaptığı uzun ve detaylı in­celemeler sonunda dikkatle gözlediği bu çeşitli gö­rüntülerin ayrı ayrı hastalıklar olmayıp, müstakil ve tek bir hastalığın çeşitli yerlerdeki semptomları ol­duğu fikrine vararak ilk defa 1936 yılında Türkiye’­de, 1937 yılında ise yurt dışında yayınlayarak tıp bi­liminde önemli bir çığır açmıştır. Bu tarihten tam on yıl sonra ise 13-14 Eylül 1947’de Cenevre’de top­lanan uluslararası tıp kongresi Zürih Tıp Fakültesi dermatoloji hocası Mischer’in önergesi üzerine has­talığı tespit eden Hulüsi Behçet’e izafeten “Morbus Behçet” diye adlandırıp kabul etmiştir.

O günden bu yana başta Japonya olmak üzere İngiltere, Amerika, Fransa ve diğer ülkeler bu konu­da derinlemesine incelemelerde bulunmuş. Özellikle hasta sayısının giderek artması ve bazı hastalarda prognonun çok ciddi boyutlara varması, hekimleri et­kin tedavi arama çalışmalarına yöneltmiş; ancak ne var ki, bugün geriye dönüp baktığımızda bütün çalışmalara karşın 1936’da Hulûsi Behçet’in tanımladığı hastalığın gerek nedenleri ve gerekse tedavisi konusunda pek olumlu ve kesin sonuçlara ne yazık ki varılamamıştır.

Hulûsi Behçet’in bu çok önemli buluşunun yanısıra dikkatleri çeken diğer önemli çalışmaları ise, genel olarak dermatolojinin bütün alanları üzerinde olmakla beraber, şark çıbanı, mantar hastalıkları, ham incir dermatiti ve arpa uyuzu gibi ülkemizde sık sık rastlanan deri hastalıkları üzerindeki araştırma­larıdır. Bunlardan mantar üzerindeki çalışmaları ne­deniyle 1935’te Budapeşte’de toplanan uluslarara­sı dermatoloji kongresinde bir diploma ve plaketle onurlandırılmış; şark çıbanı üzerindeki çalışmaları ne­deniyle dünya literatüründe dikkatleri çekmiş ve ham incir dermatitisi üzerindeki çalışmalarıyla bu hasta­lığın bütün dünyada tanınmasını sağlamıştır. Ayrıca arpa uyuzu üzerindeki çalışmalarıyla da hastalığı ya­pan etkenin türü tespit edilmiştir

ESERLERİ
Tıp bilimini, bireysel şifanın vasıtası olmakla kal­mayıp cemiyet ve insanlığın acılarına el uzatan say­gın bir meslek olarak gören Hulûsi Behçet’in 196 ya­yınının yanı sıra burada özellikle belirtmemiz gere­ken iki önemli eseri vardır. Bunlardan birincisi 1936’ta yayınladığı 324 sahifelik ’’Frengi Dersleri” , diğeri ise 1940′ ta yayınladığı 450 sahifelik “Klinik ve Pratikte Frengi Teşhisi ve Benzeri Deri Hastalıkları” adlı eseridir. Bu ikinci eseri, Hulûsi Beh­çet’in “Önsöz” de kendisinin de belirttiği gibi, özel­likle pratisyen hekimlerin ve yeni mezun olmuş dok­torların rastladıkları herhangi ciddi bir rahatsızlığın frengi ile ilgili olup olmadıklarını anlamak için basit yollardan nasıl hareket edeceklerini gösteren bir reh­berdir.

avatar
  Subscribe  
Bildir